Akademik BakışManşet Haber

Türkiye’de Nasıl Doçent Olunur?

ODTÜ Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.Kürşat ÇAĞILTAY Nasıl Doçent Olunduğunu ve Olunması Gerektiğini Bir Yazısında Değerlendirdi.

 

Profesörlük pozisyonuna ulaşıldığında önünüze gelen görevlerden birisi de Doçentlik pozisyonuna başvuran adayların dosyalarının değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme sürecinin Türkiye’deki tek tipçi üniversite sistemi nedeni ile bol miktarda sorunlarının olduğu biliniyor. Ayrıca, Doçentlik jurilerinin oluşturulması ve jurilerin çalışması da kişiler arasındaki farklılıklar nedeni ile farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Az sayıda/yetersiz akademik etkinliği olan bir aday Doçentlik sürecinde başarılı bulunabilirken, farklı bir juride öbür adaydan daha kuvvetli bir dosyaya sahip aday başarısız bulunabilmektedir. Ayrıca, juri üyelerinin dosya değerlendirme kriterleri belli olmadığı için juri üyesinin objektifliği yani farklı adaylara farklı değerlendirmeler yapıp yapmadığı da bilinmemektedir. Daha da vahim bazı durumlarda, bağımsız değerlendirme yapılması gereken dosyaların değerlendirmesi sürecinde juri üyelerinin birbirlerine kulis yapması, hatta bir üyenin yazdığı raporu diğer üyeye göndermesi ve benzer rapor yazmasını istemesi şeklinde olayların olduğu da bilinmektedir. Dosyaların değerlendirme işlemi zaman aldığı için bu değerlendirme işleminin çoğu ya da bir kısmının asistanlara yaptırıldığı da akademik dünyada zaman zaman dile getirilmektedir.

Doçentlik değerlendirme sürecinin etik değerlere bağlı kalarak, adayın kişisel özelliklerine ya da onu tanıyan kişilerin yönlendirmelerine bağlı kalmadan sadece akademik kıstaslarla değerlendirmesinin önemine inandığım için, bir kaç Doçentlik dosyası değerlendirmesi sonrasında kendi kişisel kriterlerimi herkesle paylaşmak ihtiyacı duydum.

Doçentlik (ya da yurt dışında kullanılan tabirle Tenure) akademik hayatın önemli bir basamağıdır. Normalde bu aşama bir akademisyenin kendisini pek çok yönden geliştirdiğini, bağımsız çalışmayı, araştırma yönlendirmeyi başardığını ve çalışmalarının bir etki yaptığını/yapacağını gösterdiği noktadır. Gelişmiş ülkelerde araştırma ve eğitim ağırlıklı üniversite farkı bulunmakta ve doçentlik değerlendirmeleri Türkiye’deki gibi tek tipçi değil, adayın bulunduğu duruma (araştırma ya da öğretim ağırlıklı olmak) ve kuruma göre yapılmaktadır. Ağırlıklı olarak araştırma yapan bir akademisyen ve ağırlıklı olarak öğretim yapan bir akademisyen arasında değerlendirme kriterlerinde farklılık olmaktadır. Ancak, ülkemiz için bu tür bir ayrım bulunmaması nedeni ile doçentlik payeleri herkes için aynı tür pozisyon durumuna indirgenmiştir. Bu nedenle, ne yazık ki her Doçentlik adayı aynı kriterler ile değerlendirilmektedir. İleride bu konuda gerekli değişikliklerin yapılması gerekmektedir.

 

Yukarıda belirtilen mevcut şartlar altında benim kriterlerime göre adayın özelikle göstermesi gereken performanslar şunlardır:

1. Güçlü bir araştırma yayın kayıdının bulunması,
2. Akademik etkiye sahip olması,
3. Araştırma projeleri (grant funding) yürütebilmesi,
4. Öğretim faaliyetlerinde bulunması,
5. Araştırmacı/çırak yetiştirebilmesi,
6. Topluma hizmet edebilmesi gerekmektedir.

Bazı özel koşullarda, adayın bir alanda zayıf olması durumunda bu açığını diğer alandaki ekstra çıktılar ile kapatması beklenmektedir. Bu bağlamda, tarafıma değerlendirmek için yollanan Doçentlik dosyalarını değerlendirirken aşağıda bulunan kriterlerden yararlanacağım unutulmamalıdır.

 

1. Güçlü bir araştırma yayın kayıdı

1.1. Uluslararası hakemli dergi makaleleri:

Bu madde en önemli değerlendirme kriterlerindendir. Doçentlik payesine başvuran adayın bireysel ya da ekip ile etkili akademik çalışma yaptığının en temel delili bu başlık altında sunulan makalelerdir. Uluslararası hakemli dergi makaleleri adayı tanıma şansı hemen hiç olmayan, yurtdışındaki hakemlerin değerlendirmesi sonucunda kabul edildikleri için ayrı bir öneme sahiptir. Ancak, burada önemli bir nüans bulunmaktadır. Ülke içinde yayınlanan dergilerimiz uluslararası indekslere girmiş ulusal dergilerdir. Dolayısı ile adayların SSCI, SCI ve diğer indekslerinde taranan Türkiye kaynaklı dergi makaleleri Ulusal dergi yayını grubunda değerlendirilmektedir (Diğer bilim alanlarında istisnai durumlar belki söz konusu olabilir, ancak eğitim alanında halen bu durum geçerlidir).
Bu konu ile ilgili diğer önemli husus, her indeksli derginin de etkili dergi olarak kabul edilmemesidir. Buradaki en önemli kriterlerden birisi ücret karşılığı yayın yapılan dergilerden kaçınılması ve etki faktörü yüksek dergilerin tercih edilmesidir. Dosya incelemesi esnasında her dergi tek tek değerlendirilmekte, yayın ve hakem kurulları incelenmekte ve dergide yapılan diğer yayınlar da dergi yayın kalitesinin anlaşılması için değerlendirmeye alınmaktadır.

 

1.2. Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Prooceedings) basılan bildiriler

Akademik hayatın ve dolayısı ile Doçentlik pozisyonunun olmazsa olmazlarından birisi, yapılan çalışmaların uluslararası platformda alanın önde gelen ve bilinen toplantılarında sunulmasıdır. Adayın Doçentlik başvurusu öncesi yeteri sayıda bu tür konferanslara katılmış ve çalışmalarını paylaşmış olması beklenmektedir. Bu başlık için önemli hususlardan birisi yurtiçinde yapılan ama isminde uluslararası ibaresi olduğu için bu başlık altına konulan bildirilerin bu başlık altında kabul edilmeyeceğidir. Bunlar, uluslararası katılımlı ulusal toplantılardır. Dolayısı ile uluslararası bilimsel toplantı başlığı altında değerlendirilemezler. Keza, yurt içi gruplar tarafından yurtdışında gerçekleştirilen toplantılar da benzer şekilde değerlendirilecektir.
Uluslararası bilimsel toplantılara katılım konusunda akademisyenlerin ciddi bir ön inceleme yapması önerilmektedir. Son yıllarda bazı akademik toplantıların amacı dışında düzenlendiği bilinmektedir. Bu tür toplantılardan özellikle kaçınılmalı, başvurulan alanın önde gelen araştırmacılarının katıldığı toplantılar tercih edilmelidir.

 

1.3.Yazılan uluslararası kitaplar, kitaplardaki bölümler

Doçentlik başvuru koşulları puan listesinde yer alan uluslararası kitap tanımında “Tanınmış uluslararası yayınevleri tarafından yayınlanmış” ibaresi yer almaktadır. Yurtdışında yüzbinlerce yayınevi bulunması nedeni ile sadece belli bir akademik saygınlığa sahip yayınevleri tarafından yayınlanan kitaplar ya da kitap bölümleri değerlendirmeye alınmaktadır. Yüksek lisans ve doktora tezlerini ciltleyip kitap olarak pazarlayan bazı yayınevleri son yıllarda ortaya çıkmıştır. Bu tür girişimlerden de uzak durulması gerekmektedir.

 

1.4.Yazılan ulusal kitaplar, kitaplardaki bölümler

Türkçe kitap/kitap bölümü yazmak ve bu yolla alana önemli katkı olarak değerlendirilmektedir. Dolayısı ile adayın bu tür yayınlarının bulunması olumlu olarak değerlendirilmektedir.

 

1.5.Ulusal Hakemli Dergilerde Yayımlanan Makaleler

Yukarıda da belirtildiği gibi uluslararası indekslere (SSCI de dahil) girmiş ulusal dergiler bu başlık altında değerlendirilmektedir. Ulusal dergilerde yapılan yayınlar sadece nicelik olarak değil nitelik olarak da irdelenmektedir. Hakem değerlendirme sürecinin sağlıklı işlediğine dair bilgilerin dergide bulunmasına değerlendirme esnasında dikkat edilmektedir.

 

1.6.Ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitaplarında basılan bildiriler

Yurtiçinde ya da yurtiçindeki grupların yurtdışında gerçekleştirdiği toplantılar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi toplantının adında uluslararası ibaresi olması konferansı uluslararası bir etkinlik yapmamaktadır. Ulusal toplantılarda da bildiri değerlendirme sürecinin sağlıklı işleyip işlemediği değerlendirme esnasında dikkate alınmaktadır.

 

2. Akademik Etki

Adayın yaptığı çalışmaların sayısı kadar yarattığı etki de önemlidir. Bu nedenle yapılan yayınların ve diğer akademik çalışmaların yarattığı etki de değerlendirme faktörü olarak ele alınacaktır. Diğer araştırmacılarca çalışmalara yapılan atıflar ve adayın ilgili akademik veri tabanlarındaki görünürlüğü de değerlendirme kapsamında dikkate alınmaktadır.

 

3. Araştırma Projeleri

Bir akademisyenin gerçekleştirmesi gereken önemli etkinliklerden birisi de fonlu ulusal ve uluslararası araştırma projeleridir. Özellikle son yıllarda TÜBİTAK tarafından sağlanan desteklerin çeşidinin ve miktarının çok artması geçmişte yaşanan sorunları ortadan kaldırmıştır. Diğer yandan Avrupa Birliği tarafından sağlanan fonlar da (Leonardo, FP7, vb.) araştırmacılar için önemli imkanlardır. Yayın etkinliği ile doğrudan bağlantılı olan bu başlık yine adayların dosyasında değerlendirme için aranan bir maddedir. Projeler sonunda ortaya çıkan çıktılar da (patent vb.) değerlendirilecktir.
Kurum içi araştırma imkanı olarak sunulan Bilimsel Araştırma Projeleri türü kaynakların araştırma bağlantısının ne kadar güçlü olduğuna yönelik veri aranacaktır. BAP projesi çıktılarının yayına dönüşüp dönüşmediği değerlendirme kapsamında irdelenmektedir.

 

4. Öğretim Faaliyetleri

Akademik çalışmanın olmazsa olmazlarından olan ders verme etkinliği de önemli değerlendirme kriterleri arasındadır. Adayın öğretim geçmişi ve özellikle alanla ilgili verdiği lisans ve lisansüstü dersler irdelenmektedir.

 

5. Araştırmacı Yetiştirmesi

Doçentlik süreci hem bağımsız araştırma yapma hem de araştırma yaptırma etkinliklerini kapsamalıdır. Araştırma yapmak kadar, bilgi ve becerilerin alttan gelen nesle aktarılması da önemlidir. Tez yönetmek, eş danışman olmak ya da tez jürilerinde yer almak Doçentlik değerlendirmeleri kriterleri arasında önemli bir yere sahiptir. Ancak, bazı kurumların lisansüstü programlarının bulunmaması sebebi ile adayın tez yönetme imkanı olmayabilir. Bu tür durumlarda diğer kurumlarda yürütülen tezlerde eş danışmanlık ya da tez jüri üyeliği deneyimi aranacaktır. Bunlarında da olmaması durumunda adayın bu açığını diğer alandaki ekstra çıktılar ile kapatması beklenmektedir.

 

6. Topluma Hizmet/Servis

Bilimsel ve öğretim etkinliklerin yanı sıra bir akademisyenin servis etkinliği yani kurumun çalışmalarına verdiği destek de olumlu değerlendirilmektedir. İdari görev yapmamış olan adayların buna alternatif, topluma hizmet türü uygulamalarda yer almış olması da servis kapsamında değerlendirilmektedir.

 

Etik Hususlar

Akademik performans ve üretkenliğin yanı sıra temel etik kurallara uygunluk yukarıdaki tüm maddeleri kapsayan bir husustur. Adayın sunduğu dosyada etik kurallara aykırı durumların olmaması gerekmektedir. Örneğin, aday bir akademik dergi ya da konferans kurulları içinde yer alıyorsa buradaki yayınlarını etik olarak doçentlik değerlendirmesinde sunmaması gerekir. Ya da tezinde/yayınlarında diğer araştırmacıların yayınlarına eksik referansta bulunmak, daha da kötüsü bulunmamak ciddi etik sorunlar arasında yer alır.

 

Akademik Bakış

İlgili Makaleler

37 Yorum

  1. Merhabalar,
    Çok da dandik olmayan bir üniversitede doçentim. Genç arkadaşların ümitsizliği beni gerçekten üzüyor – ama yazdıkları maalesef çoğunlukla gerçeği yansıtıyor. Ünvanla doğru orantılı bir kibir ve ters orantılı bir tevazu görülüyor çoğu kurumda ne yazık ki. Ancak ben yine de vazgeçmemelerini, mücadele etmeye devam etmelerini rica ediyorum onlardan. Yeni nesil hakikaten bizden çok farklı – çok daha birikimli, çok daha dinamik ve çok daha bilinçli. Şanssızlıkları, çok fazla bürokratik ve ideolojik engelle karşılaşıyor olmaları. Ancak: “yaşlılar” istedikleri kadar uğraşsınlar, gençler eninde sonunda bu köhne sistemi değiştirip çağdaş bir yapının oluşumuna katkı sunacaklardır. Buna yürekten inanıyorum.
    Türkiye’nin yeni nesil akademisyenlere ve akademisyen adaylarına ve onların bu dinamizmine, küresel bakış açılarına çok ihtiyacı var. Umarım asla çalışmaktan ve çabalamaktan yorulmazlar.
    Selamlar.

    1. Çalışmak değilde gereksiz bürokrasi ve üniversitedeki hocaların para hırsı yıpratıyor. Transkriptinde, tezinde, makalesinde dahi konu etmemiş dersleri veriyorlar yada eşine dostuna arkadaşına pazarlıyorlar. Sonra da deniliyor ki senin deneyimin yok. Elbette olmaz tabi. Asla vazgeçmek yok. Hedefe ulaşana kadar çalışmaya devam…

    2. Üniversitede lisansa kaynak önermeyen internetten bakın diyen yrd. Doç. var.Buda liyatsizlik demektir

  2. evet doçentlik kriterleri düzenlenmeli. şunlar olabilir

    1- tüm akademik süre boyunca yapılan bilimsel çalışmaların dikkate alınması
    2- YDS gibi yabancı dil sınavları, doçentlik sınavı, jüri kaldırılmalı
    3- kayırmacılığı engellemek için;sınavların yerine uluslararası indekse giren dergilerde kendisinden ünvanı yüksek yazarlarla özellikle danışman hocası olmadan en az üç yayın yapmak. tabiki dergiler parasız olmalı
    4- uluslararası kitap veya kitap içi bölüm yazarlığı varsa yabancı dili vardır anlamına gelebilir.
    5- patent, bilimsel buluşu haricinde belli bir yıl (en az 10 yıl ) akademik çalışma yapmış olmalı.

  3. Doçentlik kriterleri yeniden gözden geçmeli. Başvuru kriteleri bazı bölümlerde 1 bazı bölümlerde ise 3 yurtdışı SCI yayına bağlı. Günümüz şartlarında bu kriterler çok düşük. Yayın kriterleri yükseltilmeli, öte yandan sözlü sınavlarda jurilerin keyfi kriter geliştirmesi engellenmeli.

  4. arş gör memur nicknameli arkadaşımın dediklerinin benzerine ne tuhaftır ki ben de yaşadım , basit bir kadrosuz yüksek lisans öğrencisi olmama rağmen….Maalesef, benim gibi yolun çok başında olan insanlara bu tarz diretmelerle, bilim yapılacağına; kulis yapma, temizlik yaptırma, ayak işçiliğinin yanı sıra bir de üstüne bayan hoca kompleksleri ”yok topuklu giyme benden uzun görünüyorsun yada niye bu kadar güzel giyindin, hoca mısın” vb. Bu tarz söylemleri olan ezikler sizlere sesleniyorum, üniversite hocası etiketiyle saygı duyulduğunu düşünen zavallılarsınız…Acıyorum sizlere, ilkokul mezunu insanların bile sizlerden bin kat daha fazla özgüveni vardır…..

  5. 2 yıldır araştırma görevlisiyim. Çok idealisttim. Torpilsiz olsun dedim ve hiç alakam olmayan bir şehre gittim. Kendimi geliştiririm hem yeni bir şehir gözlem fırsatı olur dedim. Hem iş doğası gereği araştırma istiyor yani başka bir iş var mıdır sana en sevdiğin şey olan okuma ve araştırma sebebiyle para ödeyecek? Araştırmaların için mesain olan bunun için ekstra zaman yaratman gerekmeyen… Şimdi nasıl biliyormusunuz? Fakülte ve bölümdekilerin ayak işlerini yapmaktan ne araştırma yapabiliyorum ne kendimi geliştirebiliyorum. Fakülten sınav takviminin hazırlanması, bölüm derslerinin çıktı ve amaçlarının hazırlanması, doçentlik dosyalarına rapor yazmak, bölüm hocalarının derslerde kullancakları içerik ve slaytları hazırlamak, öğrencilerin ders seçimleri, staj işlemleri, çiftanadal yan dal denklikleri, sınavların okunması, dilekçe yazılması vb vb. Akşam eve geldiğimde yorgunluktan hiç bir şeye halim kalmıyor. Okulda ise çalışmak ne mümkün ? Bu işte bazen hafta sonları bile okula gelirsiniz neden tezsiz yüksek lisans öğrencilerinin sınavı vardır ve çok değerleri öğretim üyeleri size maille soru gönderir gelmeye üşendiklerinden sınavıda siz yaparsınız.. Plan programınız olması hiç kimsenin umrunda olmaz çünkü “doçentlikte bir şekilde karşılaşabilme ihtimalinizi” kullanırlar. Her fırsatta bununla tehdit ederler. Bazen açık açık geleceğin iki dudağımın arasında derler. Yurtdışında bir kongreye başvurduğunu duydukları gibi benimde adımı yaz imaları başlar ve bir bakmışsınız kendi eserinizde 3. yazar olmuşsunuz. Hatta daha ilginç bir şey doktora başvurunuzu reddetmekle de tehdit edilebilirsiniz çünkü eğer doktora sınavını geçemezseniz yani geçirtilmezseniz işinizden olursunuz…

    Özetle ne yaparsanız yapın, ne kadar iyi olursanız olun doçentlik jürisinde kişisel ilişkilerin kurbanı olabilirsiniz. Ya da tam tersi ne kadar kötü olursanız olun kişisel ilişkiler sizi doçent yapabilir..

    1. bu yazının altını aynen çiziyorum veya mümkün olsa çerçeveletip asardım : ) ….

  6. İdealizmim 2 senede bitti. 4 sene önce araştırma görevlisi oldum. Dandik bir üniversitenin dandik bir bölümündeyim. Önceleri her sene 2-3 yayın yapayım hevesim vardı. Şimdi üniversitede günü geçirmeye, maaş zamanımın gelmesine bakıyorum. Çünkü araştırma yapılmıyor. Sadece paraya yönelik işler yapılıyor. Utanıyorum ama öyle yani. ÖYPliyim bi de ne acı…

  7. Doçent nasıl olunur:
    1. Sempozyumlarda, kongrelerde profesörlerin yanından ayrılmayıp sağlam bağlantılar kurulmalıdır. Bu durum her sempozyumda rahatlıkla gözlemlenebilir.
    2. Çalışılan bölümde alanınızdan olan bir profesör varsa onunla aranızı iyi tutmalısınız; çünkü onun profesör arkadaşları var, size yardımcı olurlar.
    3. Doçentlik için yayımladığınız kitaplardan alanınızla ilgili büyük hocalara mutlaka göndermelisiniz. İsminiz hafızalarına kazınsın ve sizi unutmasınlar.
    4. Bilimsel yeterlilik ve yayın mı? Onları boş verin, ilk üç madde önemlidir gerisi teferruat ve prosedürdür.

  8. Bu ülkede, yoluna illa ki akademik faaliyetlerle devam etmek isteyen insanlar da mevcut. Bu nedenle, kaleme alınan bu yazı, hem yola yeni çıkmış insanlar için, hem de “Güç olmasın, geç olsun” diyebilecek insanlar için bir öneri niteliğinde gibi görünüyor. Yazıdaki temel kaygının “Akademisyenlik (Doçentlik özelinde) nasıl yapılır? Nasıl yapılırsa kaliteli ve etkili sonuçlar verebilir. Nasıl yapılırsa kişi işinin hakkını vererek yapar ve takibindeki doçentlik ünvanını almak için uygun bir aday olur.” olduğunu düşünüyorum.

    Yukarıdaki yorumların çoğu “Bu şartlarda mı?” gibi retorik sorular içererek “para-pul” mevzuuna kaymış. Bu eleştiri, yukarıdaki yazıdan bağımsız ve ayrı bir yazıda değerlendirilebilecek bir konu. Zira yazı içerisinde, akademisyenlerin maaşına değinilmemiş. Dolayısıyla kimse bu yazı üzerinden maaş konusunda “az” veya “çok” yorumu yapamaz; ve ancak kişiler doçentlik kriterlerini ve genel haliyle “katkı sağlamak için nasıl bir akademisyen olmalı?” sorun ve sorularına cevap vermeye çalışabilir gibi görünüyor.

    “ODTÜ değil mi? Misyoner bozmaları”
    Öncelikle bu yazıyı kaleme alan değerli bir bilim insanı ve çevresinin (öğrenci ve akademisyen arkadaşları vs.), ülkesinin ve bilimin gelişmesinde sadece kendi işini iyi yaparak katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle, “Mason bozmaları” demek araştırma yapmadan, bilgi sahibi olmadan insanları hor görerek, emeği değersizleştirmeye çalışmaktır gibi görünüyor bana.

    Akademik hayat içerisinde pek çok sorun var. Özlük hakları, değerlendirme kriterleri başlıcaları. Bunların daha minor konuları var ve bu yazıda tüm bu konular içerisinde sadece “değerlendirme kriterleri” başlığı altında “doçentlik kriterleri” değerlendirilmiş. Doçentlik kriterlerinin değiştirilmesi ve jüriye giren her doçent adayının benzer bir elekten geçmesi neden retorik sorular ortaya atacak kadar değersiz bir fikir olsun? Bu alanda her konunun kendi içinde konuşulması için bir önceliği varken “Önce bunları konuşalım” demek kafası doğru değil.

  9. soru: Türkiye’de Nasıl Doçent Olunur? . cevap: Türkiye’de mi? sordunuz. Ne önemi var? sekreter kadar maaş verdiğiniz birisinin nasıl doçent olacağını neden irdeliyorsunuz. ilgeliniyorsanız size Amerikada, Almanyada, Japonyada hatta Katar da nasıl doçent olamayacağınızı anlatayım. bizdeki gibi bir tamamen keyfi, subjektif ve sakat bir sözlü mülakatla sizi kimse istese de doçent yapamaz. yıllık, 5 yıllık akademik performansınıza bakılır. dahası elbette var fakat kimin umurunda?

  10. Yorum metinlerini kaleme alanlar eğer akademisyenler ise durum gerçekten vahim. Çoğu derdini makul ifadelerle anlatmaktan hatta bunu geçtim noktalama kurallarına uygun bir metin yazmaktan bile çok uzak görünüyorlar.
    Hocanın belirttiği ölçütler doçentlikten daha önceki aşamalarda düşünülmeye başlasa fena olmaz gibi.
    Saygılar.

    1. güldürdünüz bizi. dil bilimci misiniz? ingilizce yazsınlar isterseniz. malum akademik çalışma dili ingilizce. ülkemizde eğitim dili yarı resmi olmak üzere ingilizce.

  11. en düşük memur maaşından 300 tl fazla maaş alıyoruz. Nijerya,afrika, Arjantin, 1 milyar nüfuslu Hindistan bile akademisyenine bizden fazla maaş veriyor. akp, akademisyenlere büyük bir zulüm uyguluyor. 12 yıldır iyileştirme yapmadığı gibi 666 sayılı KHK ile sadece ve sadece akademisyen maaşlarını düşürdü. kurumda olunca mühendis 3400 tl alıyor, üniversitede olunca aynı mühendis 2500 tl alıyor. bunu kim yaptı. ben mi yaptım. bu şartlarda doçentliği konuşmayalım. burası muz-ananas cumhuriyeti

  12. Sayın hocama katılmamak mümkün değil. Ancak bunları bu şekilde yazmanın bu adaletsiz sisteme iliskin sorunu çözebileceğini düşünmüyorum. Doçentlik için sözlü sınav yerine bu tarz kriterlerin yer aldığı bir değerlendirme şekli haksızlıkların önüne geçebilir. Tabi bu kriterler ortak olarak belirlenmeli ve herkes için bu şartlar aranmalı. Iki makale ile başvuran daha sonra sözlü sınavda tanıdık eş dost vasıtasıyla doçent olan adayların önüne ancak bu şekilde geçebilirsiniz. Zaten hali hazırda o kadar çok insan bu şekilde doçent oldu ki çok geç kalındığını söylemek mümkün..

    Hocamın yazdığı bu yazının maalesef bizim gibi genç akademisyenlerin paranoyak halde yayın yapmasına neden olacağını düşünüyorum. Yani sürekli o dergi kaliteli mi bu kongreyi Türkler mi yapmış gitsem sonra niye gittin derler mi!!! Ben anlayamıyorum önemli olan yayının niteliği mii yoksa yayınlandığı dergi mi. Bu kadar katı kuralların kimseye bir yararı olmayacağını düşünüyorum. Değerli hocalarımın bizleri bu şekilde korkutmak yerine teşvik etmelerinin ülkemizin gelişmesine daha fazla katkı sağalyacağı görüşündeyim.

  13. Bir şeyi gerçekten merak ettim. Her sene düzenli olarak yabancı bir organizasyon (dernek, kuruluş, grup v.s.) tarafından düzenlenen bir konferans, her hangi bir yıl için Türkiye’de düzenlenirse bu konferansı Ulusal olarak mı değerlendirmek doğru yoksa Uluslararası mı?

    Tabi ki de doğal olarak organizasyon komitesi genel olarak Türkiye’de çalışan akademisyenlerden oluşacaktır ancak bilim komitesi alanında uzaman dünyanın çeşitli yerlerinde görev almakta olan akademisyenlerden oluşmaktadır.

    Bir konferansı uluslararası yapan kriterler sizce düzenlendiği yerden çok, konferans sunum dili, katılımcıların yurt dışından gelen kısmının yüzdesi ve seçici komitenin dünyanın çeşitli ülkelerinde ki üniversitelere bağlı olan akademisyenler olması olmamalı mı? Örneğin bilim komitesinin homojen bir dağılıma sahip olması beklenirken katılımcıların Türkiye’de yapılması nedeniyle %50 civarında Türk olması kabul edilemez mi?

  14. Bu yaziya yotum yapan kisilerin oncelikle hocamizin oz gecmisini bir okumalarini rica ediyorum. Hem onlisans, hem lisans, hem de yuksek lisansini Turkiye’de yapan Kursat Hoca, doktorasini Amerika’da tamamlamistir. Hem de cift doktora yapmistir. Kendisi gerek yurt icerisinde, gerekse de yurt disinda kendi alaninda taninan ve saygi gostrilen bir kisidir.
    ODTU ye gelince, pek cok universite YOK kriterleri ile atama yaparken ODTU kendi citasini daha yuksek tutmakta ve ince bir elemeden gecirmektedir. Lutfen yorum yapmadan once bilgi sahibi olalim ve ona gore yorum yapalim.

  15. Ercan bey, elinde Internet var ki, buraya yorum yazabiliyorsun. Azıcık çabayla google.com adresine girip bu yazıyı kaleme alan kişiyi bir araştırsan böyle boş boş konusmaz, bizi de “biz bu insanlarla aynı havayı soluyoruz” umutsuzluguna gark etmezdin.

  16. Ercan kardeşim adam son derece basit ve sıradan bir değerlendirme yapmış.
    Bu yazıda kötü olan ya da eleştirilecek bir şey göremedim.
    Doçentlik kriterleri olarak saydığı şeyler zaten hali hazırda yürürlükte olan performans ölçütleridir.
    Ancak yazının altında son derece tuhaf yorumlar var. Mesela adamın biri şöyle yazmış: “Türkiye’de profesörlerin büyük çoğunluğu doçentliği 1-2 yayınla alıp 5 yıl bekledikten sonra otomatik olarak profesörlüğe atananlardan oluşuyor.”
    Herhalde bu arkadaş hayatında hiç profesör görmemiş. Ya da onların köyde öyledir. Her camiada olduğu gibi akademik camiada da zayıflar, kötüler vardır ama onların sayıları öyle çok değil.
    Mesela Ama bildiğim kadarıyla siz henüz doktoraya dahi başlamadınız ama sizin bile 10 civarında yayınınız var.

    1. 2000 yılı öncesi profesör olanların özgeçmişlerine, bilimsel yayınlarına bak ondan sonra yazını yaz. doçentlik jurilerine giren profesörlerin birçoğu adayın yayın sayısına bile erişememiş, son 5 yılda yayın bile yapmamış kişiler.köyü bilmem ama sen bu ülkede yaşamıyorsun anlaşılan. türkiyede 180 üzerinde üniversite var. bunların 20 sini çıkar geriye bişey kalmaz. doktoraya başlamadan 10 yayını olanların sayısı %1 bile değil. doçent olanlardan 10 yayın (SCI,SSCI ineks) yapanların sayısı %25 i bulmaz. öğretim elemanı başına düşen yayın sayısı yıllık ortalama 1 olan üniversiteler kendilerini başarılı sayıyor. sen neden, nereden bahsediyorsun. bu kötü şartlarda çok başarılı akademisyenler yok mu? var elbet fakat bunlar sadece istisna. sistematik bir sonuç değil. yani sistemin başarısı değil bunlar.amerikada birçok profesör ortadoğunun, afrikanın geri kalmış ülkelerinden çıkıp gitmişler. onların başarılı olmaları ülkelerinin geri kalmışlığı gerçeğini değiştirmiyor. akademisyen birşey yazarken, iddia ederken somut gerçeklerden, verilerden yola çıkar. öyle atıp tutarak gerçekleri saptırarak hatta görmemezlikten gelerek varacağın nokta kendini kandırmaktır, ülkeni geri bıraktırmaktır. amerikada çalışmış bir öğretim üyesi olarak türkiyenin oradan nasıl göründüğünü iyi biliyorum. ayrıca türkiyedeki doçentlik sözlü sınavının dünyada örneği olmadığını, amerikada uygulanan doçentlik sisteminin dünyanın gelişmiş birçok ülkesinde aynen uygulandığını da çok iyi biliyorum. sen sarrafları karıştırmışrın anlaşılan. türkiyde sarraf denilince akla rıza gelir. doçentlik sözlü sınavlarında ne dümenler döndüğünü bilemyen kalmadı ancak haberin yokmuş gibi yapman manidar. ağzınla kuş tutsan seni bırakacaklarsa bırakıyorlar. temel kavramlara dahi hakim olmasan seni geçireceklerse geçiriyorlar. daha yazacak çok şey var fakat anlamak isteyene bukadar kafi anlamayana…

  17. şimdi bize yol çizen bu beyefendiler bırakın projeleri vs. bilimsel etkinlikleri, 3-5 yayın bile yapmadan profesör olmuş lişilerdir. şimdi atıp tutuyorlar. türkiyede profesörlerin büyük çoğunluğu doçentliği 1-2 yayınla alıp 5 yıl bekledikten sonra otomatik olarak profesörlüğe atananlardan oluşuyor. bunun yanında doçentten süperman olmasını isteyip gazman maaşına çalışmasını beklemek ise bir başka vahamet. herşey bir yana gelişmiş dünya ülkelerinde öğretim üyelerinin 1-2 uzmanlık alanı veya dersi olur. bizde ise birkaç merkez üniversite dışında özellikle mühendislikte öğretim üyesi sıkıntısı var. halböyleyken bir hoca en az 4-5 farklı derse girmek zorunda kalıyor. bu durumun neticesinde ise projelere, akademik çalışmalara, yayınlara yeterli vakit bulunamıyor. bunlar yetmezmiş gibi bir de çok düşük maaşlar eklenince yukarıdaki yazı komik oluyor. bir yüksek okul yada fakülte sekreteri kadar maaş alamayan öğretim üyesinden, bir polis memuru kadar maaş alamayan bir arş.görevlisinden ne bekliyorsunuz. bu maaşlara çalışacak adam bulursanız bize de gönderin.

    1. Kimse zorla akademisyen olmuyor ki. Maaşını beğenmiyorsa maaşı daha iyi bir iş bulabilir.
      Kürşat Hoca’nın özgeçmişini okumadan kara çalmanın da anlamı yok. Hocayı bir araştırın da yorumu öyle yazın bari, insaf!

      1. akademisyen en azından okuduğunu anlayabilmeli. yazdıklarımdan kürşat beye kara çalma anlamını çıkarman ilginç. bunun yanında hangi mesleği seçeceğimi sana soracak değilim. ilk gününden buyana bu forum sitesini takip ediyorum. dikkatimi çeken şey ne biliyormusunuz. son dönemin yeni nesil akademisyenleri tartışmayı bilmiyor, fikir üretemiyor hep başkalarının fikirlerine alakasız yorumlar yapıyor (yani okuduğunu da anlamıyor). bunun nedenini şuna bağlıyorum. bizler akademisyen olmaya karar verdiğimizde lisans sonrası en dolgun maaş, statü ve tatmin edici mesleklerden biri akademisyenlikti. o yüzden bölüm birincilerinin, derece yapanların ilk tercihi akademisyenlik olurdu. şimdilerde ise polis, kurumda memur, özelde iş bulamayanlar son çare akademisyenliği seçiyorlar. sen de onlardan birisin anlaşılan. öyle olmasaydın “Maaşını beğenmiyorsa maaşı daha iyi bir iş bulabilir” yazmazdın. bilirdinki bundan 10 yıl önce akademisyen maaşları iyi durumdaydı.

  18. Dosya değerlendirmeye yönelik bu kriterlere katılıyorum. Başka bir sorun da sözlü sınav. Sözlü sınav.adayın bilgisini ölçmekten çok nasıl rencide ederiz dönüşüyor. Bu yüzden sözlü sınavında mantıklı bir prosedüre bağlanması lazım.

    1. iyi kesilmiş bir elmasa hiç bir sarraf laf edemez. o sizin dediğiniz elmasın kalitesiyle ilgili

  19. Ercan’a bir yönden katılıyorum çünkü, yazıda bir samimiyetsizlik var. Yani “Ben iyiyim, sizde olabilirsiniz! (Sıkıyorsa olun.)” der gibi. Diğer yönden yazının içeriği için “önümüzdeki maçlara bakacağız” diyorum, birçoğuna katılıyorum. Katılmadıklarımı yazmak isterimde, RTÜK el koymasın direk bu siteye! 😀

    1. Sn. Ogretim Uyesi,

      Dr. Cagiltay’in bu yol gosterici yazisini Kelebek’in kose yazilariyla karistirmissiniz sanirim ki samimiyetten bahsediyorsunuz. Yazinin asil amaci samimiyet duygusu asilamak degil. Ustune bir de samimiyet tanimini ““Ben iyiyim, sizde olabilirsiniz! (Sıkıyorsa olun.)” der gibi.” sozlerinizle egolastirmaya calismissiniz. Eminim Dr. Cagiltay’in egosuyla ilgili bir sorunu yoktur. Olsa da zaten bu yazinin amaci insanlara yon vermektir. Kendi egosunu tatmin etmek degil.

      1. sayın cagiltay’ın asistanları onu ve öğrencileri savunma içgüdüsüyle sağa sola cevap yetiştirme görüntüsü veriyorlar. herkes fikrini beyan ediyor. kişiselleştirmeye çalışmanın manası yok. doçentlik sözlü sınavı sübjektif. onun da tartışılacak bir yanı yok.

  20. kedi erişemediği ciğere… 🙂
    ODTÜ’ye ancak ziyaretçi olarak girebilecek kişiler,kendileri kadar sığ bir yorumda bulunmuşlar. ODTÜ’deki prosedürün ne denli zorlu, profesörlüğe giden yolun ne denli uğraştırıcı olduğunu bilmeden saçmalamak bu olsa gerek. Gülüp geçmek lazım 🙂

  21. İLGİNÇ

    merak ediyorum bu profesor için doçent olurken bu kriterler uygulandı mı? tahmin ediyorum uygulansaydı bu zat bugün burada profesor olarak ahkam kesemezdi. bunların derdi şu “bizden başkası olmasın” yani “kıskançlık” yukarıdaki kriterlerde kıskançlığı destekler niteliktedir. hem zaten ODTU değil mi? Misyonler bozmaları

    1. Eleştirileriniz mesnetsiz olmuş ve ön yargılı davranmışsınız..

      Size bu tür yorumlar yapmadan önce eleştirdiğiniz kişinin akademik yayınlarına bakmanızı tavsiye ederim. Ben baktım..:)

    2. Sayın Ercan,

      Yorumlarınızda gerekçeleriniz olabilir diye tahmin etmek istiyorum. Ancak dilerseniz bahsettiğiniz hocanın diğer bir ifadeyle yazarın CV’sini inceledikten sonra yazınıza devam ediniz. Zira kendisinin akademik camiaya ve alanyazına hem kuramsal hem de uygulamalı katkıları çok büyüktür. Görüşlerini ahkam kesmekten ziyade şeffaflık, objektiflik ve bu işin olurun ne olduğunu açıklamak amacıyla belirttiğini anlayacaksınız.

      1. inceledim ben de cv’yi tek başına yazdıkları çok az. o kadar çok ortağı olan bir makalede bireysel katkının ne olduğunu nerden bilecez dimi biraderim.

    3. Turkiye’nin onde gelen birkac universitesinden mezun olanlar haric gerisi nedense ODTU mezunlarini hep hor gormeye calisirlar. Sanki ODTU’nun de umrundaymis gibi. Malesef bu tipler kendi ufak dunyalarinda debelene dursunlar, ODTU coktan dunya liginde Turkiye’yi gururla temsil ediyor. Bunu yazarken de isgembeden yazmiyorum. Bizzat gozlemledim.

    4. Kürşat hoca’yı tanıyor olsaydınız bu tür yorumlarda bulunmaktan utanırdınız. Tanıdığım en iyi akademisyen, en iyi araştırmacı ve en mütevazi insanlardan biridir kendisi. Yaptığı çalışmalar ve yetiştirdiği akademisyenler açısından alana ciddi katkıları olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu