Akademik Personel | 13 Kasım 2018, Salı

Amerika’da Doktora Yapmak – YLSY’nin Sefaleti

Amerika’da Doktora Yapmak – YLSY’nin Sefaleti
       

Siz haberleri takip ediyor musunuz bilmiyorum ancak ben uzun bir süre önce bıraktım. Sosyal medyada maruz kalmak koşuluyla hâlâ neler olup bittiğini görsem de yazacaklarımı, “koyun can derdinde, kasap et” şeklinde yansımasının söz konusu olabileceğinin bilinciyle yazıyorum. Öyle ya, Afrin’de kaybettiğimiz askerlerimiz, tecavüze uğrayarak can veren el kadar bebeler ve daha nice acı, düşünülmesi ve ellerin vicdana gitmesi gereken konu ve haberler varken, bu yazı size “tuzunuz kuru orada, bak bir de hâlâ konuşuyorsunuz” dedirtebilir, biliyorum. Ancak bütün bu acı ve düşünülesi haberlere rağmen “mış gibi yapanlara” ve magazin haberlerine göre daha az “ben”cil ve daha çok bilinçlenme gereken bir konuya değinmek istiyorum bu yazıda: YLSY’nin sefaletine!

Malum, çok değil birkaç ay öncesinde bu yıl için genç arkadaşlar da bu bursa başvurmuş ve kabul edilmişti. Dolayısıyla bu yazı hem onlara, hem de “biz de mi gitsek?” düşüncesinde olup bu bursu kurtuluş olarak görenlere dip not olsun. Çünkü bu yazı, aynı zamanda “neden beyin göçü arttı?” ve “giden niye geri gelmiyor?” sorularına da cevap bulmanıza yardımcı olacak. Geri dönmeyenlerin ya da gidip de geri dönmeye karar verenlerin yaşadığı onca zorluğa rağmen!

YLSY, yurtdışına lisansüstü eğitim için gönderilecek öğrencileri seçme ve yerleştirme programıdır. 1416 sayılı Kanun kapsamında Millî Eğitim Bakanlığınca (MEB) verilen burs ile yurt dışında lisansüstü öğrenim görmeye hak kazanacak adaylar geçmişten bugüne değişim göstermiş çeşitli eleme yöntemleri ile belirlenir ve öğrenciler alanlarına göre belirlenen ülkelerde eğitim almak üzere yurt dışına gönderilirler. Bu bursun geçmişi Cumhuriyet dönemi öncesine kadar dayanır. Bu burs ile yurt dışında eğitim almış pek çok kişi günümüzde hâlâ ülkede çeşitli kurum ve kademelerde görev yapmaktadır. Son dönemlerde burslu pek çok arkadaşın yazdığı yazılar, kurdukları paylaşım siteleri, bloglar soruları ve sorunları paylaşmaya ve bunlara çözüm bulmaya yönelik olmuştur. Ancak pek çoğumuz evrene sesimizi duyurmak modunda “kendimiz çalıp, kendimiz söylemişizdir.” Ben de onlardan biri olarak Amerika’da doktora yapmaya başladığımdan beri Türkiye ile doktora eğitimi ve akademi üzerine farkları kendi gözlem ve deneyimlerime dayanarak paylaşanlardan biriyim. Eski bir 50/d’li asistan olarak da bir bilinmezden başka bir bilinmez olan YLSY yolculuğuna atıldığımı paylaştığım yazılarımdan birinde, her şeyin “size bir, bize iki katı” olduğunu bu bursun yaptırımları nedeniyle dile getirmiştim. Ancak şu anki mevcut durum ve bu yazının konusu bunun çok daha ötesinde. Neden mi? Binlerce YLSY bursiyeri var. Bu genç arkadaşlardan bazıları yurt dışındaki öğrenim süreçlerinin hakkını vermiş ya da vermekte ve karşılarına çıkan fırsatları değerlendirmek isteyip, yurt dışında akademik faaliyetlerde bulunmak istemektedirler. Bazıları yurt dışında evlenip bir düzen kurmayı tercih etmiş ve de dönmemiştir.  Aramızda çeşitli nedenlerle (ekonomi, aile, sağlık, vb.) eğitimini belirlenen sürede tamamlayamayıp geri dönmek zorunda kalanlar olmuştur. Bazılarımız ise okuldan kaynaklanan nedenler (örneğin, doktora programının MEB’in sınırladığı süreden daha uzun olması, danışmanla yaşanan sorunlar) ile “eğitimini tamamlayamama” durumunu yaşamakta ve tazminat ödemekle karşı karşıya kalmaktadır. Sonuçta farklı nedenlerden ötürü de olsa aynı kâsede boğulan ciddi bir kitle söz konusudur. Peki, neden mi boğuluyoruz?

Baskı, stres ve boğulma bizlerin yurt dışına gönderilmesinden önce, iki kefil bulup onlara yüz binlerce döviz (bulunduğunuz ülkeye göre para birimi değişiyor tabi) tutarında senet imzalatmayla başlıyor. Bir dakikanızı ayırın ve düşünün lütfen: Eşiniz, dostunuz, akrabanız, arkadaşınız dediğiniz kaç kişiyi aradığınızda yüz binlerce dolarlık (Euro ya da sterlinlik) bir senede imza attırabilirsiniz. İki kişiniz varsa şanslısınız! Sonunuzu, gelecek 10 yılınızı siz bile bilmezken başkalarının omuzlarına da yüklediğiniz sorumluluğun sizde yaratacağı ağırlığı bir düşünün lütfen. Ama biz bunu lisans öğrencisiyken de yapmıştık, öyle ya! O zaman da senet imzalamıştık öğrenim kredisi almayı seçmişsek. Sonuçta yapılan bu karşılıklı sözleşmeye kimsenin itirazı yok elbette. Sonraki aşamaları ve stres faktörlerini, yurt dışında eğitim hayatı süresince yaşanan zorluklar ve sıkıntıları geçiyorum. Çünkü onu da yine yaşamayan bilmediği için anlatmak bir şey ifade etmiyor. Zaten konumuz süreç değil, sonuç! Diyelim ki yukarıda belirtilen nedenlerden herhangi biri ile tazminata düştünüz ya da düşürüldünüz, bu durumda devlet size yapmış olduğu masrafı bir liste olarak size çıkartıyor ve o tutarın ödenmesini bekliyor. Buna da kimsenin itirazı yok. Ancak burada hesaplama şöyle gerçekleşiyor: Size harcanan döviz ve/veya Türk lirası olan tutarların toplamına ilaveten öğrenime başladığınız tarihten itibaren tazminata düştüğünüz ve tazminatınızı ödemeyi tamamlayacağınız sürenin sonuna kadar borcunuza (her bir para birimi için ayrıca) faiz işliyor. Örneğin, 8 sene önce Amerika’ya burslu geldiniz. Öğrenim süreciniz boyunca da devlet size hem aylık maaş (burs demeye dilim varmıyor!) hem de yıllık okul harcınızı verdi – ki bazılarımız asistanlık alıp onu da devlete ödetmiyoruz. Sonuçta toplamda 200 bin dolar borcunuz var ve herhangi bir nedenle tazminata düştünüz ve bu parayı ödemek durumunda kaldınız. Bu durumda devlet, bu paranın 4 yıl içinde ödenmesini talep etmekte ve 5’inci yılda da biriken faizlerin ödenmesi istemektedir. Yüzbinlerce dolar/Euro/sterlin olan borçlarımızın görmüş olduğumuz öğrenim süresinden daha kısa bir süre olan 5 yıl gibi bir surede ve faiziyle ödememizin şart koşulması son derece acımasız ve adaletsiz bir durumdur. Sizce değil mi?

Geçmişte bu bursla yurt dışında öğrenim görmüş bursiyerlerin benzer durumlarda karşılaşması halinde daha makul yaptırımlarla tazminatlarını ödemeleri mümkün kılınmış 2006, 2011 ve 2014 yıllarında çıkan yasalarda birikmiş borçlara faiz affı çıkmıştır. Biraz daha geçmişe, 90’lı yıllara gidildiğinde bursiyerlerin tazminata düşmeleri halinde döviz olan borçları fiilen harcamanın yapıldığı günün efektif satış kuru üzerinden Türk lirasına çevrilerek yapılmıştır. Zira, bu uygulama günümüzde MEB tarafından öğrencilere ödenen maaşlar için yapılmaktayken, öğrencilerden bu borcu döviz olarak ödemeleri ve buna da faiz ödemelerini beklemek son derece mantıksızdır. Bursiyerlerin, ülkeye döndüklerinde yurt dışında görülen öğrenim süresinin iki katı kadar hizmet etmesi beklentisinin adaletsiz olduğu kadar doktora öğrenimini tamamlayamadan geri dönmek zorunda kalmış bursiyerlerin (2015 yılında çıkan bir yönetmelikle yüksek lisans eğitimlerine karşılık gelen borçlarını ödemeleri zorunlu görevle mümkün kılınmışken) doktora süresince yapılan harcamaların görev istemelerine rağmen görev taleplerinin reddedilmesi ve geri ödenmesinin beklenmesi de büyük haksızlıktır. Dolayısıyla, bu koşullar altında bu bir burs değil, FAİZLİ KREDİdir. Sadece kendi hayatımızı ipotek etmediğimiz bu “burs” görünümlü faizli kredi için tazminata düşülmesi halinde de yaşanan zorluklar ve psikolojik baskılar oldukça derindir. Ayrıca bu durum, devletin yüzbinlerce dolarlık yatırım yaptığı, çeşitli disiplinlerde yetişmesini ve ülkeye destek vermesini beklediği “geleceğin akademisyenleri”nin üretkenliğini bu ve benzeri “atanmamak” gibi zorluklarla sınırlandırmakta “neden beyin göçü?” verildiğini de açıklamaktadır. Bu sebeple bu bursu kurtuluş olarak gören genç arkadaşların bu durumları göz önünde bulundurmaları tavsiye edilir. Ben ve benim gibi bu durumu yaşamakta olan pek çok bursiyerin dilek ve beklentisi 2006, 2011 ve 2014 yıllarında çıkan yasalarda olduğu gibi faiz affı çıkmasıdır.

Saygılarımla,

Sinemissinem

Amerika’da Doktora Yapmak – 1

Amerika’da Doktora Yapmak – 2

Amerika’da Doktora Yapmak – 3

Amerika’da Doktora Yapmak – 4

Amerika’da Doktora Yapmak – 5

Amerika’da Doktora Yapmak – 6

Amerika’da Doktora Yapmak – 7

https://sinemissinem.tumblr.com

       

BENZER HABERLER