reklam

Bulunan 1 den 8 - Toplam 8
Ağaç Şeklinde Aç9Beğeni
  • 7 gönderen pd&r
  • 1 gönderen Ink Bottle
  • 1 gönderen pepsiadam

Üniversitenin Üvey Evladı-2

Sohbet/Muhabbet Konuları Forumunda Üniversitenin Üvey Evladı-2 Konusunu İncelemektesiniz

Geçtiğimiz aylarda forumda “Üniversitenin Üvey Evladı” başlığı ile bir yazı paylaşmıştım. Şimdi yazacaklarım için uygun ...


  1. #1
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    07-2015
    Mesaj
    14

    Üniversitenin Üvey Evladı-2

    Geçtiğimiz aylarda forumda “Üniversitenin Üvey Evladı” başlığı ile bir yazı paylaşmıştım. Şimdi yazacaklarım için uygun başlık bu değil, tam tersi bir durumdan bahsedeceğim çünkü. Ama iki yazının birbiriyle bağlantılı ele alınmasını istediğim için böyle bir adlandırma tercih ediyorum.
    Şu an araştırma görevlisiyim. Evet, gülümsüyorum.
    Belirtmeliyim ki içinde bulunduğu durumu değiştirmek için bir şeyler yapmaya başlamadan önce anlaşılmak istiyor insan. Bir önceki yazım için yaptığınız yorum ya da gönderdiğiniz özel mesajlar, kendi yaşamlarınızdan verdiğiniz örnekler ve iyi dilekleriniz bana hem yalnız olmadığımı düşündürdü hem de anlaşılmış ve mutlu hissettim. Teşekkür ederim. Şimdi ise hem sevincimi hem de mesleğe kabul edilme aşamasındaki deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.
    Yök’ün ilanlarını takip ederken içimde hep bir umut vardı kendi okulumun kadro açmasına dair. İşe bu beklentimi genişleterek başladım. Bölümümün Türkiye’nin herhangi bir şehrinde açacağı tüm kadrolara başvurmaya karar verdim. Bu karar insanlık için küçük, benim için büyük bir adımdı.
    O dönemde hepsi farklı bölgelerde 4 kadro açıldı. Bereketli bir dönemmiş, değil mi? Hepsine başvurdum. ALES puanım fena değildi, YDS puanım barajın biraz üstündeydi. Bir yandan şansımı deneyecek, diğer yandan ALES ve YDS puanlarımı artırmaya çalışacaktım. Bu esnada çevremdeki birçok insanın öğütlerine maruz kalıyordum.
    “Hmm demek üniversitede kalmak istiyorsun… Tanıdığın birileri var mı?”
    “Bu devirde işler böyle, torpilin yoksa kadro bulamazsın.”
    “Torpil gibi düşünme, referans canım…”
    “Bu işin yöntemi bu, herkes aynı şeyi yapıyor.”
    “Rektörün kardeşi eşimin akrabası…”
    Özellikle müracaat etiğim okulların ön başvuru sonuçları ilk açıklananda adımı gördükten sonra etrafımdaki sesler daha da arttı. Hepsine hayır dedim. Madem deli gibi istiyordum bu işi ve madem kendime de yakıştırıyordum, öyleyse yakıştığı gibi hareket etmeliydim. Hak ederek kazanmalı, kendimi kendi gözümde küçültmemeliydim. Şimdi söylemesi kolay, ama o zaman “Sen dürüst davranmaya devam ederken birileri haksız yere önüne geçebilir, biliyorsun değil mi?” diyordu şeytan kılığına girmiş bir minyatürüm hemen sol omzumda. “Bu çok üzücü olur, ama haksızlığa sebep olmak haksızlığa uğramaktan daha kötü.” diye ona ağzının payını verdi melek kılığındaki diğer minyatürüm. Anlaştık.
    Sınava çağrıldığımı öğrenmem ve sınav arasında 1,5 gün vardı. İlk iş lisanstan bir hocamı arayıp bu sınırlı süreyi neye çalışarak değerlendirmem gerektiği konusunda fikir almak oldu. “Bilimsel araştırma yöntemlerine bak, her zaman işe yarar.” dedi hocam. Neyse ki akademik anlamdaki gerekliliğini bildiğim için bu dersin özetin de özeti niteliğinde notlarını çıkarmıştım çok önceden. Hemen kucakladım onları. Beni özlemiş gibiydiler. O gün öğleden akşama kadar çalıştım. 1,5’tan geriye 1 kaldığı sabah yapacak bir başka işim daha vardı: Ne giyeceğime karar vermek. Dolabımda göz gezdirmem uzun sürmedi çünkü benim rahat, spor giysilerimin mülakata uygun olmadığı çok açıktı. Mecburen alışverişe çıkacaktım. Mecburen diyorum çünkü giyim alışverişini zahmetli ve sıkıcı buluyorum. Cinsiyetim buna elvermese de arkadaşlarım birlikte alışverişe çıkmamızı “babalarıyla” çarşıya çıkmaya benzetirler Bu nedenle siyah pantolon, beyaz gömlek, sade ve şık aksesuar arayışımı mesleğimi elde etmek için gösterdiğim en büyük özveriler arasında parmakla gösteririm
    Her neyse, ev ve mağazalar arasındaki yolda da çalıştığım konularla birlikte kendimi sınava büyük ölçüde hazır hissediyordum. Alan bilgimi bu kadar kısa zamanda tekrar etmem mümkün olmasa da başlıca konulara göz atabilmiştim. Derken sınav sabahı geldi çattı
    Hiç beklemediğim bir sürprizle karşılaştım. Mülakat olmadı! Yalnızca yazılı sınavla alım yapılacağını bize açıklayan ve sınav kağıtlarını verdikten sonra sınıfı gözetmene teslim eden bir hocamın dışında bölüm hocalarının hiçbiri adaylarla tanışmaya dahi gelmedi. …Ve evet, bilimsel araştırma yöntemlerinden önemli sorular geldi.
    İki saatlik bir sınavın ardından fakülteden çıkmış, kampüs çıkışına kadar yavaş yavaş yürüyordum. “Hayattan bir şeyler almak istiyorsan, ona bir şeyler de vermelisin.” der en yakın arkadaşım ve hayata verdikleri genellikle alışılmışın dışındadır. Kampüse durup şöyle bir bakar ve orada olmayı ne kadar da çok istediğimi düşünürken hayata, belki de o kampüse o an ne verebileceğimi keşfettim: Su. Çantamdaki suyu kampüsteki ağaçlarla, yüzümdeki gülümsemeyi de güneşle paylaşıp otogarın yolunu tuttum.
    Evde heyecanlı bir bekleme süreci başlamıştı. Hayallerim dua olmuştu, şimdi de gerçek olmasını bekliyordum ve oldu… Kendim için doğru bulduğumu doğru yollardan istediğim için “Aferin sana!” dedim içimden, “Şimdi rüyalarının tam ortasına düştün…Hakkını ver.”
    Biliyor musunuz, şimdi yapmaya çalıştığım tek şey bu; hakkını vermek. Çünkü üniversite ortamında düşlediğimden de güzel insanlar, ortamlar, olaylarla karşılaştım. Umarım akademik hedefleri ve kendine, topluma saygısı olan herkes en az benim kadar mutlu zamanlar geçirir, geçirirsiniz. Durmamaya çalışıyorum, benden istenenle yetinmemeye, elimden gelenin en iyisini ortaya koymaya… Belki üniversitedeki küçük bir ofisin benim için harikalara diyarına nasıl döndüğü ve günlük işleyişin bu masaldaki yeri bir başka yazının konusu olur. Şimdilik sevincim ile sevgimin bu yoldaki değerli arkadaşlarıma ilham olmasını dilemekle yetiniyorum.
    pepsiadam, kyle_x7, beanpole ve 4 diğerleri bunu beğendiler..

  2. #2
    Editör
    Üyelik Tarihi
    10-2014
    Mesaj
    588
    Alıntı pd&r Demiş ki: Mesajı Görüntüle
    Geçtiğimiz aylarda forumda “Üniversitenin Üvey Evladı” başlığı ile bir yazı paylaşmıştım. Şimdi yazacaklarım için uygun başlık bu değil, tam tersi bir durumdan bahsedeceğim çünkü. Ama iki yazının birbiriyle bağlantılı ele alınmasını istediğim için böyle bir adlandırma tercih ediyorum.
    Şu an araştırma görevlisiyim. Evet, gülümsüyorum.
    Belirtmeliyim ki içinde bulunduğu durumu değiştirmek için bir şeyler yapmaya başlamadan önce anlaşılmak istiyor insan. Bir önceki yazım için yaptığınız yorum ya da gönderdiğiniz özel mesajlar, kendi yaşamlarınızdan verdiğiniz örnekler ve iyi dilekleriniz bana hem yalnız olmadığımı düşündürdü hem de anlaşılmış ve mutlu hissettim. Teşekkür ederim. Şimdi ise hem sevincimi hem de mesleğe kabul edilme aşamasındaki deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.
    Yök’ün ilanlarını takip ederken içimde hep bir umut vardı kendi okulumun kadro açmasına dair. İşe bu beklentimi genişleterek başladım. Bölümümün Türkiye’nin herhangi bir şehrinde açacağı tüm kadrolara başvurmaya karar verdim. Bu karar insanlık için küçük, benim için büyük bir adımdı.
    O dönemde hepsi farklı bölgelerde 4 kadro açıldı. Bereketli bir dönemmiş, değil mi? Hepsine başvurdum. ALES puanım fena değildi, YDS puanım barajın biraz üstündeydi. Bir yandan şansımı deneyecek, diğer yandan ALES ve YDS puanlarımı artırmaya çalışacaktım. Bu esnada çevremdeki birçok insanın öğütlerine maruz kalıyordum.
    “Hmm demek üniversitede kalmak istiyorsun… Tanıdığın birileri var mı?”
    “Bu devirde işler böyle, torpilin yoksa kadro bulamazsın.”
    “Torpil gibi düşünme, referans canım…”
    “Bu işin yöntemi bu, herkes aynı şeyi yapıyor.”
    “Rektörün kardeşi eşimin akrabası…”
    Özellikle müracaat etiğim okulların ön başvuru sonuçları ilk açıklananda adımı gördükten sonra etrafımdaki sesler daha da arttı. Hepsine hayır dedim. Madem deli gibi istiyordum bu işi ve madem kendime de yakıştırıyordum, öyleyse yakıştığı gibi hareket etmeliydim. Hak ederek kazanmalı, kendimi kendi gözümde küçültmemeliydim. Şimdi söylemesi kolay, ama o zaman “Sen dürüst davranmaya devam ederken birileri haksız yere önüne geçebilir, biliyorsun değil mi?” diyordu şeytan kılığına girmiş bir minyatürüm hemen sol omzumda. “Bu çok üzücü olur, ama haksızlığa sebep olmak haksızlığa uğramaktan daha kötü.” diye ona ağzının payını verdi melek kılığındaki diğer minyatürüm. Anlaştık.
    Sınava çağrıldığımı öğrenmem ve sınav arasında 1,5 gün vardı. İlk iş lisanstan bir hocamı arayıp bu sınırlı süreyi neye çalışarak değerlendirmem gerektiği konusunda fikir almak oldu. “Bilimsel araştırma yöntemlerine bak, her zaman işe yarar.” dedi hocam. Neyse ki akademik anlamdaki gerekliliğini bildiğim için bu dersin özetin de özeti niteliğinde notlarını çıkarmıştım çok önceden. Hemen kucakladım onları. Beni özlemiş gibiydiler. O gün öğleden akşama kadar çalıştım. 1,5’tan geriye 1 kaldığı sabah yapacak bir başka işim daha vardı: Ne giyeceğime karar vermek. Dolabımda göz gezdirmem uzun sürmedi çünkü benim rahat, spor giysilerimin mülakata uygun olmadığı çok açıktı. Mecburen alışverişe çıkacaktım. Mecburen diyorum çünkü giyim alışverişini zahmetli ve sıkıcı buluyorum. Cinsiyetim buna elvermese de arkadaşlarım birlikte alışverişe çıkmamızı “babalarıyla” çarşıya çıkmaya benzetirler Bu nedenle siyah pantolon, beyaz gömlek, sade ve şık aksesuar arayışımı mesleğimi elde etmek için gösterdiğim en büyük özveriler arasında parmakla gösteririm
    Her neyse, ev ve mağazalar arasındaki yolda da çalıştığım konularla birlikte kendimi sınava büyük ölçüde hazır hissediyordum. Alan bilgimi bu kadar kısa zamanda tekrar etmem mümkün olmasa da başlıca konulara göz atabilmiştim. Derken sınav sabahı geldi çattı
    Hiç beklemediğim bir sürprizle karşılaştım. Mülakat olmadı! Yalnızca yazılı sınavla alım yapılacağını bize açıklayan ve sınav kağıtlarını verdikten sonra sınıfı gözetmene teslim eden bir hocamın dışında bölüm hocalarının hiçbiri adaylarla tanışmaya dahi gelmedi. …Ve evet, bilimsel araştırma yöntemlerinden önemli sorular geldi.
    İki saatlik bir sınavın ardından fakülteden çıkmış, kampüs çıkışına kadar yavaş yavaş yürüyordum. “Hayattan bir şeyler almak istiyorsan, ona bir şeyler de vermelisin.” der en yakın arkadaşım ve hayata verdikleri genellikle alışılmışın dışındadır. Kampüse durup şöyle bir bakar ve orada olmayı ne kadar da çok istediğimi düşünürken hayata, belki de o kampüse o an ne verebileceğimi keşfettim: Su. Çantamdaki suyu kampüsteki ağaçlarla, yüzümdeki gülümsemeyi de güneşle paylaşıp otogarın yolunu tuttum.
    Evde heyecanlı bir bekleme süreci başlamıştı. Hayallerim dua olmuştu, şimdi de gerçek olmasını bekliyordum ve oldu… Kendim için doğru bulduğumu doğru yollardan istediğim için “Aferin sana!” dedim içimden, “Şimdi rüyalarının tam ortasına düştün…Hakkını ver.”
    Biliyor musunuz, şimdi yapmaya çalıştığım tek şey bu; hakkını vermek. Çünkü üniversite ortamında düşlediğimden de güzel insanlar, ortamlar, olaylarla karşılaştım. Umarım akademik hedefleri ve kendine, topluma saygısı olan herkes en az benim kadar mutlu zamanlar geçirir, geçirirsiniz. Durmamaya çalışıyorum, benden istenenle yetinmemeye, elimden gelenin en iyisini ortaya koymaya… Belki üniversitedeki küçük bir ofisin benim için harikalara diyarına nasıl döndüğü ve günlük işleyişin bu masaldaki yeri bir başka yazının konusu olur. Şimdilik sevincim ile sevgimin bu yoldaki değerli arkadaşlarıma ilham olmasını dilemekle yetiniyorum.
    Biri okumadım ama buna denk gelince tebrik etmek istedim. Hayırlı olsun, umarım işinizi böyle severek yapmaya devam edersiniz.
    Nazmi bunu beğendi.
    Research Assistant, PhD Candidate (2019)
    Chapter Author @ Springer Publishing Co.

  3. #3
    Araştırma Görevlisi
    Üyelik Tarihi
    12-2014
    Mesaj
    638
    Alıntı pd&r Demiş ki: Mesajı Görüntüle
    Geçtiğimiz aylarda forumda “Üniversitenin Üvey Evladı” başlığı ile bir yazı paylaşmıştım. Şimdi yazacaklarım için uygun başlık bu değil, tam tersi bir durumdan bahsedeceğim çünkü. Ama iki yazının birbiriyle bağlantılı ele alınmasını istediğim için böyle bir adlandırma tercih ediyorum.
    Şu an araştırma görevlisiyim. Evet, gülümsüyorum.
    Belirtmeliyim ki içinde bulunduğu durumu değiştirmek için bir şeyler yapmaya başlamadan önce anlaşılmak istiyor insan. Bir önceki yazım için yaptığınız yorum ya da gönderdiğiniz özel mesajlar, kendi yaşamlarınızdan verdiğiniz örnekler ve iyi dilekleriniz bana hem yalnız olmadığımı düşündürdü hem de anlaşılmış ve mutlu hissettim. Teşekkür ederim. Şimdi ise hem sevincimi hem de mesleğe kabul edilme aşamasındaki deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.
    Yök’ün ilanlarını takip ederken içimde hep bir umut vardı kendi okulumun kadro açmasına dair. İşe bu beklentimi genişleterek başladım. Bölümümün Türkiye’nin herhangi bir şehrinde açacağı tüm kadrolara başvurmaya karar verdim. Bu karar insanlık için küçük, benim için büyük bir adımdı.
    O dönemde hepsi farklı bölgelerde 4 kadro açıldı. Bereketli bir dönemmiş, değil mi? Hepsine başvurdum. ALES puanım fena değildi, YDS puanım barajın biraz üstündeydi. Bir yandan şansımı deneyecek, diğer yandan ALES ve YDS puanlarımı artırmaya çalışacaktım. Bu esnada çevremdeki birçok insanın öğütlerine maruz kalıyordum.
    “Hmm demek üniversitede kalmak istiyorsun… Tanıdığın birileri var mı?”
    “Bu devirde işler böyle, torpilin yoksa kadro bulamazsın.”
    “Torpil gibi düşünme, referans canım…”
    “Bu işin yöntemi bu, herkes aynı şeyi yapıyor.”
    “Rektörün kardeşi eşimin akrabası…”
    Özellikle müracaat etiğim okulların ön başvuru sonuçları ilk açıklananda adımı gördükten sonra etrafımdaki sesler daha da arttı. Hepsine hayır dedim. Madem deli gibi istiyordum bu işi ve madem kendime de yakıştırıyordum, öyleyse yakıştığı gibi hareket etmeliydim. Hak ederek kazanmalı, kendimi kendi gözümde küçültmemeliydim. Şimdi söylemesi kolay, ama o zaman “Sen dürüst davranmaya devam ederken birileri haksız yere önüne geçebilir, biliyorsun değil mi?” diyordu şeytan kılığına girmiş bir minyatürüm hemen sol omzumda. “Bu çok üzücü olur, ama haksızlığa sebep olmak haksızlığa uğramaktan daha kötü.” diye ona ağzının payını verdi melek kılığındaki diğer minyatürüm. Anlaştık.
    Sınava çağrıldığımı öğrenmem ve sınav arasında 1,5 gün vardı. İlk iş lisanstan bir hocamı arayıp bu sınırlı süreyi neye çalışarak değerlendirmem gerektiği konusunda fikir almak oldu. “Bilimsel araştırma yöntemlerine bak, her zaman işe yarar.” dedi hocam. Neyse ki akademik anlamdaki gerekliliğini bildiğim için bu dersin özetin de özeti niteliğinde notlarını çıkarmıştım çok önceden. Hemen kucakladım onları. Beni özlemiş gibiydiler. O gün öğleden akşama kadar çalıştım. 1,5’tan geriye 1 kaldığı sabah yapacak bir başka işim daha vardı: Ne giyeceğime karar vermek. Dolabımda göz gezdirmem uzun sürmedi çünkü benim rahat, spor giysilerimin mülakata uygun olmadığı çok açıktı. Mecburen alışverişe çıkacaktım. Mecburen diyorum çünkü giyim alışverişini zahmetli ve sıkıcı buluyorum. Cinsiyetim buna elvermese de arkadaşlarım birlikte alışverişe çıkmamızı “babalarıyla” çarşıya çıkmaya benzetirler Bu nedenle siyah pantolon, beyaz gömlek, sade ve şık aksesuar arayışımı mesleğimi elde etmek için gösterdiğim en büyük özveriler arasında parmakla gösteririm
    Her neyse, ev ve mağazalar arasındaki yolda da çalıştığım konularla birlikte kendimi sınava büyük ölçüde hazır hissediyordum. Alan bilgimi bu kadar kısa zamanda tekrar etmem mümkün olmasa da başlıca konulara göz atabilmiştim. Derken sınav sabahı geldi çattı
    Hiç beklemediğim bir sürprizle karşılaştım. Mülakat olmadı! Yalnızca yazılı sınavla alım yapılacağını bize açıklayan ve sınav kağıtlarını verdikten sonra sınıfı gözetmene teslim eden bir hocamın dışında bölüm hocalarının hiçbiri adaylarla tanışmaya dahi gelmedi. …Ve evet, bilimsel araştırma yöntemlerinden önemli sorular geldi.
    İki saatlik bir sınavın ardından fakülteden çıkmış, kampüs çıkışına kadar yavaş yavaş yürüyordum. “Hayattan bir şeyler almak istiyorsan, ona bir şeyler de vermelisin.” der en yakın arkadaşım ve hayata verdikleri genellikle alışılmışın dışındadır. Kampüse durup şöyle bir bakar ve orada olmayı ne kadar da çok istediğimi düşünürken hayata, belki de o kampüse o an ne verebileceğimi keşfettim: Su. Çantamdaki suyu kampüsteki ağaçlarla, yüzümdeki gülümsemeyi de güneşle paylaşıp otogarın yolunu tuttum.
    Evde heyecanlı bir bekleme süreci başlamıştı. Hayallerim dua olmuştu, şimdi de gerçek olmasını bekliyordum ve oldu… Kendim için doğru bulduğumu doğru yollardan istediğim için “Aferin sana!” dedim içimden, “Şimdi rüyalarının tam ortasına düştün…Hakkını ver.”
    Biliyor musunuz, şimdi yapmaya çalıştığım tek şey bu; hakkını vermek. Çünkü üniversite ortamında düşlediğimden de güzel insanlar, ortamlar, olaylarla karşılaştım. Umarım akademik hedefleri ve kendine, topluma saygısı olan herkes en az benim kadar mutlu zamanlar geçirir, geçirirsiniz. Durmamaya çalışıyorum, benden istenenle yetinmemeye, elimden gelenin en iyisini ortaya koymaya… Belki üniversitedeki küçük bir ofisin benim için harikalara diyarına nasıl döndüğü ve günlük işleyişin bu masaldaki yeri bir başka yazının konusu olur. Şimdilik sevincim ile sevgimin bu yoldaki değerli arkadaşlarıma ilham olmasını dilemekle yetiniyorum.
    Hayırlı uğurlu olsun hocam , Rabbim utandırmasın
    '' Herşeye Sahip Olmak İsteyen Elindekini de Kaybeder ''

  4. #4
    Araştırma Görevlisi
    Üyelik Tarihi
    06-2012
    Mesaj
    718
    Sonunda kötü bir şey var sandım ama mutlu sonla bitmiş Hayırlı olsun.

    Sent from my XT1033 using Tapatalk

  5. #5
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    01-2016
    Mesaj
    48
    Hayırlı olsun. Başarılarınız daim olsun.

  6. #6
    Yüksek Lisans
    Üyelik Tarihi
    07-2012
    Mesaj
    121
    Kurunun yanında yaşı yakmamak gerektiğini özetler bir yazı olmuş. Ne mutlu size...

    Başarı zaten hallolur, keyifli bir akademik yaşam sürmeniz dileğiyle .)

    Not: 1.yi okumamıştım, bulup okuyorum hemen..

    Edit: Demişsiniz ki,

    Alıntı pd&r Demiş ki: Mesajı Görüntüle

    Cari alımlar elbette denenebilecek bir başka yol ama onda da kendinize olan saygınızı yitirmenize sebep olacak yollara başvurmaya niyetiniz yoksa, yapabileceğiniz tek şey sanırım beklemek. Kadro beklemek. Adaletli bir değerlendirme sürecinden geçmeyi beklemek. Sınav puanlarınızın belirleyici olabileceğini beklemek. Beklemek ve umut etmek.
    Olmuş işte. Söylenen onlarca olumsuz şeye rağmen umudunuzu kaybetmemişsiniz ve kazanmışsınız.

    Yüreğinize sağlık .)
    Son düzenleyen pepsiadam, 17-02-2016 saat 10:35.
    Mahmut Bakır bunu beğendi.

  7. #7
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    07-2015
    Mesaj
    14
    Teşekkür ederim arkadaşlar
    Hepimizin gönlünce olur umarım karşımıza çıkanlar.

  8. #8
    Araştırma Görevlisi
    Üyelik Tarihi
    11-2012
    Mesaj
    570
    Alıntı pd&r Demiş ki: Mesajı Görüntüle
    Teşekkür ederim arkadaşlar
    Hepimizin gönlünce olur umarım karşımıza çıkanlar.
    Ben de bu şekilde giriştim, o yüzden forumda mutlaka deneyin başvuru yapın puanlarınız iyiyse asla pes etmeyin sonunda olacaktır diyorum zaman zaman forumdaşlar kızıyor Hayırlı olsun, inşallah başarılarla dolu bir kariyeriniz olur





Benzer Konular

  1. Üniversitenin Üvey Evladı
    Sohbet/Muhabbet Konuları forum içinde, yazan pd&r
    Cevap: 18
    Son Mesaj: 25-01-2016, 10:46
  2. ÖYP Görevlendirme Yapılacak Üniversitenin Belirlenmesi
    ÖYP Hakkındaki Sorularınız forum içinde, yazan Sosyolog8
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 26-12-2014, 20:05
  3. ÖYP de atanma ama Üniversitenin İstememesi ?
    ÖYP Hakkındaki Sorularınız forum içinde, yazan apekbag
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 26-12-2013, 11:58
  4. üniversitenin görevlendirmeme hakkı,
    ÖYP Hakkındaki Sorularınız forum içinde, yazan cexman
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 15-02-2011, 17:56

Bu Konu için Etiketler

Mesaj Yetkileriniz

  • Yeni konu açmaya yetkiniz yok
  • Cevap yazmaya yetkiniz yok
  • Eklenti yüklemeye yetkiniz yok
  • Mesajınızı düzeltmeye yetkiniz yok
  •  
Yukarı Git