reklam

Bulunan 1 den 1 - Toplam 1

Çağdaş Zulüm “Mobbing”

Mobbing ve Çözümleri Forumunda Çağdaş Zulüm “Mobbing” Konusunu İncelemektesiniz

Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Şimşek, “en çağdaş zulüm modeli” olarak tanımladığı ...


  1. #1
    Ordinaryüs Profesör Doktor
    Üyelik Tarihi
    05-2011
    Nerden
    Ankara, Turkey, Turkey
    Mesaj
    6.376

    Çağdaş Zulüm “Mobbing”

    Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Şimşek, “en çağdaş zulüm modeli” olarak tanımladığı “mobbing”in akademi dünyasında iyice yaygınlaştığını belirtti.

    Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Şimşek ile “en çağdaş zulüm, mobbing”i konuştuk. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı da yapmış bir akademisyen olan Prof. Dr. Şaban Şimşek, “en çağdaş zulüm modeli” olarak tanımladığı mobbing’in akademi dünyasında iyice yaygınlaştığını belirterek, özellikle vakıf üniversitelerinde durumun vahim olduğunu söyledi.

    Son yıllarda sayıları mantar gibi çoğalan, her işadamının vakıf maskesi altında açtığı bir kısım özel üniversitelerde işin cılkının çıktığını ifade eden Prof. Şimşek, “tacir” olarak nitelendirdiği mütevelli heyet başkanlarının, sahibi oldukları üniversiteleri “eğitim köyünün ağası”pozlarıyla “tam bir monark anlayışla” yönettiklerini kaydetti. Bu tür üniversitelerde mütevelli heyet başkanlarının rektör, yardımcıları ve dekanları “kahya”; öğretim üyeleri ve diğer çalışanları ise “maraba” gibi gördüğünü söyledi ve bu düzene direnç gösterinin anında kapı dışarı edildiğini kaydetti.

    ADINA DİPLOMA DENİLEN İŞE YARAMAZ KAĞIT PARÇASI

    Bu üniversitelerin giderek kalifiye eleman sıkıntısı çekeceklerini ifade eden Şimşek, mezun olanların da bunca yıl sonra, ellerinde, adına ‘diploma’ denilen işe yaramaz bir kâğıt parçasıyla sokakta kalacaklarına dikkat çekerek, devlete “Allah rızası için bir el atın, bir düzen getirin artık şu üniversitelere” çağrısında bulundu. Şimşek’in www.habervaktim.com’daki köşesinde de paylaştığı “mobbing”le ilgili düşünceleri üzerine yaptığımız söyleşi şöyle:

    -Daha birkaç yıl öncesine kadar bihaberdik bu kavramdan. Şimdi dillerden düşmezken, Habervaktim.com’daki “mobbing” yazılarınız hayli dikkat çekti. Hocam, önemine binaen konuyu en baştan yeniden ele almak isterim. Söyleşimize mobbing’in tarifiyle başlayalım mı?

    Aslında ezen- ezilen, kayırılan-kovulan, bizimki-öteki, yar-ağyar, beyaz-zenci, ağa-maraba gibi nitelendirmelerdeki soyut; Musa-Fravun, Hüseyin-Muaviye, Flistin-İsrail, Çin-Sincan, Rusya-Çeçenistan vb. isimlendirmelerdeki somut anlamlarıyla hiç mi hiç yabancımız değil mobbing. İngilizce ‘To mob’ (topluca saldırmak, başına üşüşmek, çevresini sarmak, serseri grubu) sözcüğünden türetilmiş. İlk defa sosyal psikolojinin bir yan dalı olan ‘kitle psikolojisi’ ile ilgili araştırmalarda kullanılmaya başlanmış, daha sonra, seksenli yıllarda, özellikle İskandinav ülkelerinde, çalışma psikolojisi alanına girmiş.


    EN ÇAĞDAŞ ZULÜM: MOBBİNG

    -En belirgin yöntemleri nelerdir?


    Mobbingin bugünkü anlamı; işverenler tarafından çalışanlar üzerinde, kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama, değersizleştirme, dışlanma, ayırımcılık şeklinde ‘sistematik ve sürekli psikolojik baskı’ yaparak onları işten ayrılmaya zorlamak. Yani insanoğlu var olduğundan beri bu dünyadan hiç eksik olmayan zulmeden-zulüm gören, ezen-ezilen örneklerinden biri, ama çağdaş(!) olanı.

    -Mobbing uygulayıcısına ne denir?

    Mobber. Mobber bunu yaparken davranışlarını alışılagelmiş bir çerçevede tutmaya, hukuksal açıdan sorun oluşturacak bir boyuta taşırmamaya özen gösterir. Yöntemler pek mahirdir.

    -Sonuçları peki?

    Sonuçları insan bedeninde görünmez, iz bırakmaz, maddi mülahazalara yol vermez; neredeyse sanal dünyada olmuş gibidirler! Kama, bıçak, sopa, falaka, işkence-gergef, zindan-ölüm gibi maddi araç ve sonuçlar yerine; çalışanların kendilerini ifade etmesini önlemeye yönelik saldırılar(bağırmak, sözünü kesmek), çalışanın sosyal ilişkilerine yönelik saldırılar(konuşmama, konuşulmasını yasaklama, arkadaşlarından uzaklaştırma), çalışanların sosyal itibarına yönelik saldırılar(asılsız söylenti, alay etmek, ses-mimikle taklit etmek, ahlaktan yoksun cinsel teklifler, olumsuz yakıştırmalar), çalışanların mesleki kariyerine yönelik saldırılar(iş vermemek, önemsiz-anlamsız işler yüklemek, kaldırılamayacak kadar ya da uzmanlığı olmayan işler vermek) çalışanların sağlığına yönelik saldırılar(pis işlerde çalıştırmak, fiziksel saldırı, cinsel saldırı), hal diliyle ya da sözle tehdit-şantaj gibi öncelikle insanı manen yıkan yöntemler geçmiş.

    -En fazla hangi alanlarda görülüyor?


    Mobbing eskiden daha çok, iş dünyasında çalışana tazminat ödemekten kurtulmak için yapılırdı ama şimdilerde, bunun yanında, makam-mevki elde etmek, koltuğunu-menfaatini korumak, yerini bir yâr ile doldurmak üzere iyi bir pozisyonu boşaltmak, normal yollarla kuramadığı otoriteyi zoraki sağlamak, süfli duyguları tatmin etmek ve daha pek çok amaç ve alanlarda yaygın olarak uygulanmaktadır.

    ÜNİVERSİTEDE “MOBBİNG” OLUR MU?

    -Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bürokratlık da yapmış; üniversiteleri, YÖK’ü en iyi bilen akademisyenlerden birisiniz. Üniversitelerde mobbinge rastlanıyor mu?

    Bu soruyla karşılaşıldığında, çoğu insanın aklına gelecek ilk şey; “olur mu canım, bahsedilen yer üniversite, yani okumuş yazmış, her türlü kişisel egolardan arınmış, kendini bilime-insanlığa-ülkesine adamış, toplumun çıkarlarını şahsi menfaatlerinin üstünde tutan, otoriteye-dayatmaya-haksızlığa boyun eğmeyen, adaletten ayrılmayan, liyakat sahibi, özgür düşünceli, bağımsız insanların olduğu yerdir, orada öyle şeyler olmaz” gibi bir düşüncedir herhalde.

    ÇOĞU MÜTEVELLİ HEYET BAŞKANI’NIN DÜKKANI GİBİ

    -Fakat hiç de böyle değil galiba?

    Bakın araştırmalar, mobbingin en yaygın olduğu ortamlardan birinin akademi dünyası olduğunu gösteriyor ne yazık ki. Şimdilik isim vermeyelim ve kimseyi gücendirmeyelim ama üniversitelere sadece iş kapısı gözüyle bakılan, herhangi bir dalda doğru dürüst uzmanın bile bulunmadığı yerlerde açılan bazı devlet üniversiteleri ile son yıllarda sayıları mantar gibi çoğalan, her “iş beceren-iş bitiren” iş adamının vakıf maskesi altında (daha çok ticari amaçla) açtığı bir kısım özel üniversitelerde (vakıf maskesi diyorum, çünkü bunların tamamına yakını resmen olmasa da kurucu olan mütevelli heyet başkanının dükkânı gibidir) kelimenin tam anlamıyla işin cılkı çıkmıştır.

    -Büyük üniversiteler peki?

    İlginç olan sadece vakıf üniversiteleri ve yeni kurulan devlet üniversitelerinin değil büyük üniversitelerde de benzer olayların sıkça görüldüğüdür ki asıl üzücü ve ümit kırıcı olan budur.

    KİFAYETSİZLİK MOBBİNG İLE ÖRTÜLÜYOR!

    -Neden mobbing uygulanır ki?

    Üniversitelerde, rektör dâhil diğer tüm öğretim üyesi yöneticiler, hiçbir yöneticilik eğitimi almadan idareyle ilgili bir makama atanır ve binlerce kişinin kaderini etkileyecek maddi manevi işlerin kararını verir. Mobbing uygulamalarının bazıları da işte bu idare etmedeki kifayetsizlikleri örtmek için yapılır. Otoriteyi ancak bu şekilde sağlayabileceğine inanır mobber. Takdir yetkilerini keyfi uygulamalara kadar götürür. Bazı akademisyenler de bilimsel üretim yerine ancak “mobbing uygulayanın yanında yer alarak ya da bizzat idaresi altındakilere mobbing uygulayarak” varlıklarını korumak yolunu seçince üniversite mobbing uygulanan kurumların başını çeker olur. Buna maruz kalanlar tüm enerjilerini, yapılan bu psikolojik saldırıları savuşturmak için harcayınca da üniversitede bir üretim olmaz, kendinden beklenileni veremezler.

    VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE DURUM VAHİM

    -Gelelim vakıf üniversitelerine…

    Pek çok vakıf üniversitesinde mobbing kelimesi de yetmiyor mevcudu izah için; durum “vahim”.

    -Vahim?..

    Çünkü buralarda, “devletin sahipliğindeki kamu üniversitelerinde” dört yıllığına “geçici işletmeci” gibi çalışan rektörlerin yerini, “dükkânın, şeksiz şüphesiz daimi sahibi olan” ve bunu, neredeyse akademik konular da dâhil olmak üzere kimselerle paylaşmayan mütevelli heyet başkanları (“Boss-patron”) alıyor. Kimse gücenmesin, kızmasın ama kurumsallaşmış olan birkaç tanesi hariç, vakıf üniversitelerinde yaşanan gerçeklik tam da budur.


    EĞİTİM KÖYÜNÜN AĞASI POZLU TACİRLER VAR

    Rektörler hiç olmazsa profesör oluncaya ve seçilme aşamasına gelinceye kadar bir memuriyet terbiyesi almış, bir ölçüde de olsa devlet umuru görmüş insanlarken; birçoğu devletin kapısından geçmemiş, üniversite koridorlarında tek adım dahi atmamış bir takım tacirlerin üniversite sahibi olması ve etiketinde“Türkiye Cumhuriyeti” yazan bir yüce müesseseyi “eğitim köyünün ağası” pozlarıyla “tam bir monark anlayışla” yönetmesi akıl alır gibi değildir.

    PATRONLAR 40 YILLIK HOCALARI İÇTİMAYA ÇEKİYOR

    -Ve mütevelli heyet başkanlarının görüşleri üniversite senatosu ve yönetim kurulu kararlarının dahi önüne geçiyor öyle mi?

    Aynen öyle. Patronlar yeri geldiğinde, (tabir yerindedir aynelyakîn biliyorum) kırk yıllık hocaları içtimaya (asker dilinde iştima!) çekiyor, çekebiliyor. Rektörleri, yardımcılarını, dekanları “office boy” veya daha bilinen bir benzetme ile “kahya” ya da askeriyedeki “komutan postası” konumunda kullanıyor, kullanmaya kalkıyor. Öğretim üyeleri ile diğer çalışanların pozisyonu ise kimse alınmasın ama maalesef kelimenin tam anlamıyla “maraba”.

    -Burada kabahat kullananda mı yoksa kullandıranda mı?

    Bu bambaşka bir konu. İşin en kötü tarafı; insanlık onurunu ayaklar altına alan bu psikolojik tacizlerin, özellikle vakıf üniversitelerinde, her kademedeki çalışanlar tarafından sanki kaderleriymiş gibi içselleştirilmesi, evlad-ı iyal bağlamında da olsa yenilip, yutulup sineye çekilmesidir...

    DİRENÇ GÖSTEREN ANINDA KAPI DIŞARI EDİLİYOR

    -Aksi görüş ve davranış gösteren, “ben öğretim üyesiyim, benim de bir hukukum, şerefim var” diyen olmuyor mu?

    Oluyor tabii ama aldıkları cevap açık ve net; anında “muhasebe” denilip hesabı kesiliyor ve kapı dışarı ediliyor.

    -Bu tür üniversitelerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu şekilde nereye varabilirler ki?..

    Şundan eminim ki bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, giderek kalifiye eleman sıkıntısı çekecek, parayla-pulla bir şekilde bu engeli aşsalar bile eğitimin asıl öğesi olan öğrencinin teveccühüne mazhar olamayacak ve gün gelecek “harç bitti yapı paydos” diyecekler. Mezun olanlara gelince… Onlar, maalesef, bunca yıl sonra, ellerinde, adına “diploma” denilen işe yaramaz bir kâğıt parçasıyla sokakta kalıkalıverecekler. Öğrenci perişan, mezun perişan, aileler perişan; kaybeden kaybedene…

    -Devlete, YÖK’e bir çağrınız var mı?

    Devlete sesleniyorum; Hükümet’e, TBMM’ye, YÖK’e vs… Yükseköğretim alanında başıboşluk gemi azıya almış gidiyor. Sayıları aritmetik, sıkıntıları da geometrik hızla büyüyor. Lütfen görün artık bunu … Ve belki üniversitenin evrensel diline uymayacak ama ben yine de ayniyle söyleyeyim: “Allah rızası için bir el atın, bir düzen getirin artık şu üniversitelere.”

    Kaynak: Akit
    Son düzenleyen Gamze, 26-02-2015 saat 01:03.





Benzer Konular

  1. Mobbing
    Araştırma Görevlisi forum içinde, yazan atespare
    Cevap: 20
    Son Mesaj: 08-04-2015, 00:28
  2. Profesörün Mobbing zaferi
    Mobbing ve Çözümleri forum içinde, yazan aDNA
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 31-05-2013, 12:53
  3. Mobbing Anketi
    Tez İçin Anket Çalışmaları forum içinde, yazan leia
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 20-02-2013, 22:13
  4. Üniversitede Mobbing Oranı % 29
    Anasayfa Haberleri forum içinde, yazan Nazmi
    Cevap: 10
    Son Mesaj: 14-02-2013, 16:45
  5. Yargıtay'in Mobbing Sınavı
    Mobbing ve Çözümleri forum içinde, yazan aDNA
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 05-02-2013, 11:19

Bu Konu için Etiketler

Mesaj Yetkileriniz

  • Yeni konu açmaya yetkiniz yok
  • Cevap yazmaya yetkiniz yok
  • Eklenti yüklemeye yetkiniz yok
  • Mesajınızı düzeltmeye yetkiniz yok
  •  
Yukarı Git