reklam

Bulunan 1 den 4 - Toplam 4
Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen biophysics

Rektörler Seçilir mi Atanır mı?

Genel Güncel Olaylar Forumunda Rektörler Seçilir mi Atanır mı? Konusunu İncelemektesiniz

Süleyman Yılmaz, Prof. Dr., ASÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Bu yazıya yönelten saik; bizim de içinde ...


  1. #1
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    09-2014
    Mesaj
    43

    Rektörler Seçilir mi Atanır mı?

    Süleyman Yılmaz, Prof. Dr., ASÜ Eğitim Fakültesi Dekanı

    Bu yazıya yönelten saik; bizim de içinde olduğumuz, ülkemizin seçkin ve elit kurumları olan üniversitelerin rektör atamaları süreciyle ilgili teoriler, teamüller, pratikler ve realitelerdir. Üniversitelerin mahiyetini, misyonunu anlamak için biraz eskilere, ta M.Ö. 400. yıllara gitmekte fayda var. Çok mu gerilere gittik? Hayır! Günümüze projeksiyon tutması için bu karşılaştırmayı yapmak ve geldiğimiz noktada vahameti görmek açısından oldukça önem arz ediyor. Yunan felsefesinin meşhur isimleri Aristoteles (Aristo), Platon(Eflatun) ve onların akıl hocaları Sokrates döneminde üniversitenin ne anlama geldiğine bakarsak, günümüz üniversitelerinin profili sanırım daha iyi anlaşılır. Yunanca’da Universitas; “ Hiçbir politik ve dini baskı unsuru olmaksızın, öğrencileri ile felsefi tartışma yarattıkları ortamdan esinlenerek günümüze kadar evrensel ölçekte bağımsız ve tüzel kişiliğe sahip kurumlar ” olarak tanımlanmıştır. Yani üniversiteler, felsefi tartışma ortamında, akıl sürecini duygusal sürecin önüne alarak kişilerin olayları görerek ve tartışarak farkına varmasını sağlayan bilimsel ortamlardır.

    Osmanlı döneminde Sıbyan, Rüştiye ve İdadilerin üstündeki “Darülfünun” ismindeki mektepler de üniversiteye karşılık gelen eğitim kurumlarıdır. Cumhuriyet Döneminde; fen, teknoloji, edebiyat, sanat ve sağlık alanlarını çoğunlukla bir arada barındığı üniversiteler kurulmuştur. Bu kurumlar, ihtilal sonrasında ilk defa merkezi bir yapı altında koordine edilmeye başlanmıştır. Böylece, 4 Kasım 1981’de yayımlanan 2547 sayılı yasa gereğince, 6 Kasım 1981 yılında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) teşekkül ettirilmiştir. Kanunun amacı (madde 1); yükseköğretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek ve bütün yükseköğretim kurumlarının ve üst kuruluşlarının teşkilatlanma, işleyiş, görev, yetki ve sorumlulukları ile eğitim-öğretim, araştırma, yayım, öğretim elemanları, öğrenciler ve diğer personel ile ilgili esasları bir bütünlük içinde düzenlemektir. Yine aynı kanun içinde (madde 13) bugün her fırsatta her kesimin eleştirdiği üniversitelere rektör belirleme süreci yer alır. İlgili maddede rektörlük seçimi; “ Devlet üniversitelerinde rektör, profesör akademik unvanına sahip kişiler arasından görevdeki rektörün çağrısı ile toplanacak üniversite öğretim üyeleri tarafından seçilecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Yükseköğretim Genel Kurulunun bu adaylar arasından seçeceği üç kişi Cumhurbaşkanlığına sunulur. Cumhurbaşkanı, bunlar arasından birini seçer ve rektör olarak atar ” şeklinde belirtilir.

    İşleyişin her ne kadar yazılı metinde doğal süreçte gözüküp, uygulamalarda farklı olduğuna somut bazı örnekler vererek konuya açıklık getirelim. Yüksek oyla seçilme üst makamlarca onaylanma anlamına gelmiyor. Seçilmeyle atanma arasındaki bariz krizin yaşayan isimlerden biri Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Safran’dır. Sayın Safran, Kastamonu Üniversitesi’nde yapılan seçimde öğretim üyelerinden en fazla oyu alarak birinci olmasına rağmen, maalesef atanmamıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, Safran’ın yerine 1 (bir) oy alan Prof. Dr. Bahri Gökçebay’ı atamıştır. Sayın Sezer’e yönelik " Sezer, en az oy alanı rektör atadı. Sezer antidemokratik davrandı. Sezer keyfi uygulamalar yapıyor. Üniversiteler Sezer'in çiftliği mi? " şeklinde serzenişler yükselmişti. Bu türden atamalara yapılan itirazlara Danıştay’dan; “ Rektörü istediği gibi seçmek Cumhurbaşkanının hakkıdır ” cevabı gelmiştir. Durum Sayın Sezer’den sonra değişti mi, kesinlikle hayır! Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül döneminde de rektör atamaları eleştirilere konu olmuştur. Günümüze geldiğimiz aslında değişen bir şey yok; yıl 2015 ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne ikinci sıradaki Prof. Dr. Mahmut Ak’ı, Harran Üniversitesi Rektörlüğüne beşinci sıradaki Prof. Dr. Ramazan Taşaltın’ı atayarak yine eleştirilerin merkezine yer almıştır. Sayın Sezer’e atfedilen eleştiriler, aynen Sayın Erdoğan’a da yöneltiliyor. Konunun asıl ironisi, Yükseköğretim Kurulu’nun icraatlarına muhalefetteyken şiddetle eleştirenler iktidarda aynı uygulamaları kendilerinin de sergiler hâle gelmesidir.

    Buradan mevcut işleyişe göre çıkan sonuç nedir? Üniversitedeki seçimler tamamen birer maksadın hâsıl olması hâli, klasik prosedürü tamamlama işleminden öte bir şey değil. Bu, amiyane tabirle şöyle ifade edilebilir; seçimler bir tiyatroyu, adaylar birer figüranı, seçenler ise konu mankenliğini temsil ediyor. Siyasi seçimlerde bile her şey sistematik olarak işlerken yediden yetmişe, her kesimden, her cinsiyetten, her anlayıştan, her kültür seviyesinden halkın millî iradesine saygı duyulurken maalesef ülkemizin saygın kurumu olan üniversitelerde akademik ve kültür seviyesinin farkına rağmen durum çok farklı işliyor. Hele bir yerlerden alınan ipuçlarına (hukuk literatüründe buna ihsas-ı rey denir ve kabul edilemez, akademiya için de öyle olmalıdır) göre deklare edilen adaylıklar hususu var ki, bu durum üniversitedeki akademisyen iradesiyle hiçbir düzlemde kesişmeyen müdahaleden öte bir yaklaşım değildir. Peki, Yükseköğretimin bu şekilde aday belirleme sürecini yönetme çabasının anlamı nedir? Genel kanaat ve konjonktürel gelişen kaygıları göz önünde tutarsak, üniversitelerde misyon adamı belirleme olarak algılanabilir. Bu çerçevede belirlenen isimler durumdan vazife çıkararak bazen bu süreci şirazesinden çıkararak maalesef akademisyenlerin iradesine ipotek koyma eğilimi sergileyebilir, bir ileri adıma olarak kurşun askerliğe bile soyundurabilir. Birer ihtimal olmakla birlikte bunlar mevcut dünyamızdan uzak yaşanmayacak şeyler değildir.

    Artık herkes biliyor ki, 2547’nin yazılı metninde belirtilen bu rutin ifadeler, uygulamada pek de realiteyle örtüşmez ve kümeleşmeler içinde küçük denizlerde fırtınalar estirilir. Âdeta her seçim dönemi bir kutuplaşmaya, bir hizipleşmeye dönüşür, rektör seçilmesiyle de bitmez, yeni seçimlere kadar sürer gider. Her yeni seçilen rektör, en az bir yılını adaptasyonla ve kutuplaşma sürecindeki arızaları tamirle geçirmeye çalışır. Yukarıda belirttiğimiz bu saygın ve elit kurumlarda süreç içinde âdetabel altı savaşlar, gammazlamalar, yıpratmalar, yaftalamalar, etiketlemeler, küskünlükler, kırgınlıklar, vurgunlar, hesaplaşmalar, direnmeler, gard almalar, egale etmeler, ötelemeler, kışkırtmalar, usandırmalar, canından bezdirmeler, kaçırtmalar vs. akla hayale gelmeyen ve akademisyenlikle uzaktan yakından bağdaşmayan bir sürü olumsuzluklar yaşanması ihtimaller dâhilindedir. Üniversitelerin seçim sürecine dönük eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan; " Rektör seçimlerinde öğretim üyeleri altı aday etrafında altıya bölünürken, seçim sonrasında bölünme sürüyor " şeklinde bir değerlendirme yapıyor. Bunun anlamı şudur; her seçim altı başlı kutuplaşma, hizipleşmedir. Oysaki misyonu çok farklı olan üniversite gibi seçkin kurumlar bu hizipleşmeye sahne olmamalıdır.

    Yaşananların bir başka boyutu ise üniversitelerin bulunduğu şehirde yerelde gerçekleşen ve üniversitenin iç işleyişine dönük değerlendirmelerdir. Yerel ölçekte ilgili olan olmayan her birim kendisini üniversitenin iç dinamiklerine müdahale etmeye hem hak sahibi hem de ehil olarak görebilmektedir. Özellikle bu anlayış, hak sahipliliği, üniversiteyi dizayn etme (!) çabası sivil toplum kuruluşlarında bariz bir şekilde kendisini göstermektedir. Üniversitelerin toplumla ve toplumun en etkin unsurları olan sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği, toplumsal konularda akademik ve lojistik katkı vermesi en önemli bir misyonudur. Bu türden yatay ilişkiler bazen ekseninden saptırılabilir. Oysaki yereldeki medyadan sivil topluma, mülki idareden kanaat önderlerine her bir unsur üniversitenin içinde bulunduğu topluma doğrudan veya dolaylı reel katkısını gözetmeli, bilimsel, sanatsal ve kültürel katkısını izlemeli, şehrin gönüllü tanıtıcısı olan öğrencilerin başta barınma, ulaşım, güvenlik ihtiyaçlarını sağlama, huzurlu bir eğitim ortamının oluşmasına destek, tedarik ve sürdürülebilirliği hususunda takipçi olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, hiçbir üniversite mensubu, çevresindeki odalar, dernekler, vakıflar ve kooperatiflerin başkanlık seçimiyle ilgilenmezler. Ancak onlarla nasıl teşrik-i mesai kurabileceğinin yollarını ararlar. O nedenle her kurumun kendi iç işleyişine odaklanmasında mutlak bir kamu yararı vardır. Dışarıdan yapılacak bu türden müdahaleler, üniversitenin ve atanacak rektörün saygınlığına gölge düşürebilir, sağlıklı işleyişi bozabilir.

    Rektörlük seçimlerinin realitesini yakından inceleyen isimler ne diyor, kulak verelim; Çukurova Üniversitesinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş seçim süreciyle ilgili dış müdahaleleri şu şekilde değerlendiriyor; “ Hele işin içine bir de siyasetin karışıyor olduğu izleniminin verilmesi işi iyice güvensizliğe ve verimsizliğe itmektedir. Seçim önemli, ancak seçimin nitelikli olması gerekir. Mevcut h â li ile mahalli idare seçimlerini hiç aratmayan üniversite seçimlerinin anabilim dalından rektör seçimine kadar mutlaka bilimsel liyakat ve ilkelere bağlanması artık kaçınılmaz olmuştur. Üniversite seçimleri en azından niteliğe ve ilkelere bağlı olarak yapılmalı ve seçilen aday da doğrudan atanmalıdır. Bir başka kurumu ve makama yeniden adayın durumu değerlendirilmek üzere gönderilmemelidir. Sonuçlar, YÖK, Millî Eğitim Bakanı ve Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından ancak onaylanabilir ”.

    Üniversiteler, akademik başarı ve eğitim sistemi yakından ilgilenen gazeteci Abbas Güçlü, Milliyetteki köşesinde “ Hiçbir yönetim tecrübesi olmayan, bilimsel yeterliliği vasatın da altında olan isimlerin seçim kazanması, o üniversiteyi en iyi şekilde yöneteceği anlamına gelmez ” şeklinde değerlendiriyor.

    Kocaeli Üniversitesinden Prof. Dr. Şükrü Hatun, Radikal gazetesinde Cumhurbaşkanına yazdığı açık mektupta; seçim ve atanma süreci için " Bu sistemde seçilmek isteyen rektörler önce üniversite öğretim üyeleri, sonra YÖK yetkilileri ve YÖK üyeleri, son olarak da Cumhurbaşkanı ve çevresindeki iktidar odakları ile 'pragmatik' ilişkilere girmeye zorlanmakta; üniversiteler değişik düzeylerdeki iktidar odaklarının ağır baskısına maruz kalarak ciddi bir yozlaşma sürecine sokulmaktadır. Günümüzde üniversite üst yönetimleri kadro ve bütçe almak için 'hükümet' ve YÖK ile iyi geçinmeye, YÖK'ün pazarlıkçı tutumuna ortak olmaya, yönetici olmaktan dolayı teknik olarak önemli ama hoşa gitmeyecek görüşleri söylemekten vazgeçmeye, en son rotasyon uygulaması sırasında olduğu gibi öğretim üyelerinin özlük haklarını savunmak yerine bu uygulamayı dolaylı/dolaysız baskı aracı olarak kullanmaya zorlanmaktadır. Uzun zamandır eleştirilen ve ülkemizde üniversite sistemi içindeki yöneticilerinin belirleme şekli olarak dikkate alınmayan seçim yöntemi ve atama şekli artık üniversitelilik bilincine ve kurumların saygınlığına zarar vermektedir. Üniversitelerin, Yükseköğretim Kurumu ve Cumhurbaşkanlığı makamının bu şekilde zarar görmemesi için artık sitemin değişimi ve gelişen çağa uygun olarak yeniden yapılandırılması kaçınılmazdır. Aksi durumda rektörleri iktidardakiler gibi düşünen ama kimsenin gurur duymadığı üniversitelere sahip bir ülke hâline gelebiliriz " diyor.

    Gazeteci Oktay Ekşi üniversite seçimlerini irdelerken, " seçimde iyi, dürüst, çalışkan olmanın yetmediğini " belirtiyor ve şunları ekliyor; “ Maalesef sistem belirli ölçütler getirmediği için herkesin aday olması beraberinde üniversitelerde kalitesi ve üniversitelik bilincinin sürdürülebilirliği sorununu doğurmuştur. Hâlen Türk üniversitelerinin kendi yöneticilerini nasıl belirleyecekleri konusunda kendi içinde bir yöntem geliştirmemiş olması, toplumda üniversiteye ve bilgiye olan inancı zayıflatmıştır ”.

    Dünya ülkelerinde rektörler bağımsız kişiliği ile bilimsel, idari ve felsefi olarak yetkin ve saygın kişilerdir. Başta devlet yetkilileri olmak üzere her kesimden insanlar rektöre karşı olan saygınlık; bilime ve bilgiye olan saygınlık olarak algılanmaktadır. Yönetim anlayışında birincil öncelik bilimsel çalışma, liyakat ve yetkinliktir. Avrupa’da yönetim görevlere seçilen isimler akademik çalışmaları sekteye uğradığından dolayı, “ bu görevi birileri yapmak zorunda ” diye teselli edilirler. Hırs ve makama düşkünlük kavramı çok ilkel davranış olarak karşılanır. Ülkemizde, eskisinden pek farklı olmayan pratiklerle üniversiteler farklı unsurlarca üzerlerinde sürekli manipülasyonların yapıldığı kurumlar olarak algılanmaktadır. Bu algı değiştirilmediği sürece üniversitelerde özerklikten bahsetmek mümkün değildir. Özellikle kendine has kaynağı ve bütçesi olmayan bir kurumun iç işleyişine müdahaleler kaçınılmaz olmaktadır. Atalarımız; “para veren akıl da verir” derken konuya açıklık getiriyor. Bu açıdan Mecelledeki “Hüküm zahire göre verilir” anlayışı, akademik dünyada pek de yerini bulmuyor. Kısaca, üniversitelerde primitif anlamda öğrenilmiş çaresizlik sendromu bir türlü aşılamıyor.

    Beklentilerimiz ve ideallerimiz ne kadar yerini bulur, kabul görür bilemeyiz ama akademik sorumluluk çerçevesinde biz yine de söylenmesi gerekenleri yinelemiş olduk. Toplumsal bir kanaattir ki, Yükseköğretim yeniden yapılandırılmalı, merkeziyetçi, buyurgan anlayıştan arındırılarak sadece eğitim süreçlerini koordine eden bir kurul hâline getirilmelidir. Seçilme kriterleri mutlaka nitelik ve liyakate dayandırılmalıdır. Daha nitelikli bilim ve araştırma için akademik özgürlükler ve kurumsal özerklik desteklenmelidir. Üniversite çalışanları dünyadaki meslektaşları eşdeğerinde hak ettiği değeri görebilmelidir. Seçimler adına bu sayılan beklentiler, iyileştirmeler -eğer olmayacaksa- kimseleri uğraştırmadan rektörlerin de yüksek bürokratlar gibi atanması, doğabilecek tüm kargaşaları, yaşanabilecek tüm zararları giderebileceği kanaatindeyim.



    Rektörler Seçilir mi, Atanır mı? - VivaHiba

  2. #2
    Araştırma Görevlisi
    Üyelik Tarihi
    11-2012
    Mesaj
    570
    Seçilmişler arasından atanır
    MonsterMMORPG bunu beğendi.

  3. #3
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    09-2014
    Mesaj
    43
    Alıntı biophysics Demiş ki: Mesajı Görüntüle
    Seçilmişler arasından atanır
    biophysics, yazıyı okumamışsınız sanırım

  4. #4
    Araştırma Görevlisi
    Üyelik Tarihi
    11-2012
    Mesaj
    570
    Alıntı araştırdagör Demiş ki: Mesajı Görüntüle
    biophysics, yazıyı okumamışsınız sanırım

    Yok hayır, başlığa tek cümle ile cevap vermek istedim





Benzer Konular

  1. Ders Almadım ÖYP ile atanır mıyım?
    ÖYP Hakkındaki Sorularınız forum içinde, yazan dincersaral
    Cevap: 5
    Son Mesaj: 18-09-2014, 15:34
  2. Rektörler atama yöntemiyle belirlenmeli
    Genel Güncel Olaylar forum içinde, yazan aDNA
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 10-12-2012, 15:57
  3. Yeni rektörler ve yeni hedefleri
    Güncel Eğitim Haberleri forum içinde, yazan aDNA
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 15-08-2012, 16:15
  4. ÖYP'ye Başvurur Atanır ve Gitmezsem Ne Olur?
    ÖYP Hakkındaki Sorularınız forum içinde, yazan esshera
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 23-07-2012, 21:04

Bu Konu için Etiketler

Mesaj Yetkileriniz

  • Yeni konu açmaya yetkiniz yok
  • Cevap yazmaya yetkiniz yok
  • Eklenti yüklemeye yetkiniz yok
  • Mesajınızı düzeltmeye yetkiniz yok
  •  
Yukarı Git