reklam

Sayfa 1 - Toplam 2 12 SonSon
Bulunan 1 den 10 - Toplam 15

Murat Elbay anısına

Genel Güncel Olaylar Forumunda Murat Elbay anısına Konusunu İncelemektesiniz

Nurettin Abacıoğlu “AKDENİZ Üniversitesi'nde Araştırma Görevlisi 28 yaşındaki Murat Elbay intihar etmiş”... 19 Nisan’da posta ...


  1. #1
    Araştırma Görevlisi
    Üyelik Tarihi
    08-2012
    Mesaj
    647

    Murat Elbay anısına

    Nurettin Abacıoğlu
    “AKDENİZ Üniversitesi'nde Araştırma Görevlisi 28 yaşındaki Murat Elbay intihar etmiş”...

    19 Nisan’da posta kutusuna düşen iletideki başlık aynen böyleydi. Başlığa bakılırsa Murat Elbay artık bir ‘mişli geçmiş’ zaman... Veya başka bir çıkarsamayla, Murat Elbay artık bir istatistik...

    Ne acımasız değil mi? Yaşamını sonlandırma iradesini gösteren birisinin ardından, “istatistik” betimlemesi yapmak. Oysa, bu bile bir akademik çalışma konusu. Bir tarihlerde, Türkiye ölüm istatistikleri içinde, kronobiyolojik olarak “intihar vakalarının mevsimsel bir ritmi olup olmadığını incelemiştim. Yani tam da o çalışmanın sonucuna uyan bir son Murat’ın ki. Türkiye verileri Mart-Nisan aylarında, intihar vakalarında ki artışın, “pik” yaptığını gösteriyor. Bakarmısınız işe; Murat’ın taze haberi 19 Nisan’da da benim posta kutusuna düşüyor.

    Murat Elbay’ı tanımam. Artık tanıma şansım da yok. Şimdi ona dair olanları, onu bilenlerin anlatılarından öğrenerek hikayesini yazmaktan başka elimden ne gelebilir ki...

    Yani haberi okuduğumda veya ÜKD yazışma sayfasındaki gönderileri izlediğimde, hem acının derinliğini öğreniyorum; hem de tamam işte “Perşembe yazısını” (her perşembe bu portala yazılan yazılar) bu konuya ayırmalıyım diye düşünüyorum.

    Sonra kendi kendime duyduğum utanç ve bir isyan. Yani Murat’ı haftanın kapak konusu olarak düşünmek bile yeterince başka bir acı veriyor... Vazgeçiyorum...

    Ta ki 23 Nisan’a değin. SoL Portal’da İlke Kızmaz onun hakkında yazıyor. İlke’de Murat gibi aynı yaşlarda bir genç. İTÜ Asistan dayanışmasının mücadele erlerinden birisi. Murat’ın da ölümüne neden olan, bir dizi üniversite asistan sorunları için ve bu sorunların çözümü için uğraş veren gençlerden birisi. Doğrusu, onu tanıyıp tanımadığımı da hatırlamıyorum. Mart ayında bir akşam karanlığında, YÖK önünde direnişlerini sergilerken yanlarına gitmiştim. Ateş başında dayanışma adına, mücadele adına beraberce söyleşmiştik. Ben de hepsinin fotoğrafları var. Belki de İlke’yle aynı karede ve herşeye karşın hayata gülümsüyorduk. Yani lafı uzatmadan merama dönersem, sonuçta iki gün öncesi İlke’in yazısını okudum. Ne mi oldu? Onun hocalara da bir çağrısı vardı. İşte tekrar bu yazının başına oturdum.

    Bütün ölümler için yazı yazmak, söz söylemek zordur. Genç ölümleri için bu çok daha da zordur. Nihayet ‘birşeyler yaşadı işte’ bile denilemeyecek bir yaşta, bir gencin yaşamdan göçüne tanık olmak, hele ki bunu kendi iradesiyle gerçekleştirdiğini öğrenmek insana daha da derinden bir acı veriyor.

    Tamam da, en acısını, ölürken hayatın bu biçimine derin isyanını, Murat haykırıyor. Geriye ondan kalan son mektupta, "başarılı olduğunu düşünmediğini, iş yerinde mutsuz olduğunu" not düşmüş.

    Başarılı olmak; akademide başarı; bilimde, bilimsellikte başarı, başar.., başa.., baş.., ba... Ya işte böyle; Murat gitmeye karar veriyor. Hem de mutsuz olduğunun altını çizerek...

    Akademi işlerinde başarılı olanlar nedir, kimdir? Başarı indeksleri hangi kriterlere göre belirlenmiştir? Kriterlerin içini doldurdukça mutluluk indekslerinde nasıl bir artış ortaya çıkar? Ve işte bu ve buna benzer bir sürü laf...

    Türkiye kapitalizminin akademisinde temel motto, buluşçuluk ve bunun mülkiyetini bilimcinin kendi üzerine tescil ettirmesi, yani patenttir. Bilimsel bilginin, ürüne dönüşebilir olanına prim vermek veya satılabilecek bir mal üretmektir. Zira bunlar olmaksızın, bilimin ancak bir hobi olduğunu ve böyle bilim yapılamayacağını “yeni bilimsel gerçeklik” olarak beyinlere çimento şeklinde dökmektir. Öyleyse akademide başarılı olmak ve mutluluğa erişmek için varını yoğunu satacak birşeyler üretmek veya met’a üretirken, insanın kendisinin met’a haline gelmesini gerçekleştirmek galiba yegâne hedeftir. Yani geriye kocaman bir yabancılaşma ve hiçlik kalmasıdır.

    Murat bunların farkına derinden varmış olmalı ki, bu köleliğe isyanını herkese en acı veya acımasız bir biçimde göstermeyi tercih etti. Söz yanlış anlaşılmasın farkında olup ta, intiharı değil, mücadele tercihi yapanları da çok. Ama ne denebilir ki, o isyanının, çığlığının en keskinini duyurmak isteğini tercih ediyor işte.

    Şimdinin asistanlık işi, bir kölelik rejimidir. Önce iş güvencesini ortadan kaldırmak ve asistana, hayatın yegâne çıkış noktasını, itaatte, biatta ve böylece önünde sallanan havucu kapmakta olduğunu göstermek, bu rejimin temel işleyiş mekanizmasıdır. Bu amorflaştırılan insan tipolojisi, kendi arasında da rekabetçi kılınmaktadır. Yani asistanlar arasında, patron hocanın iltifatına mazhar olmak için yek diğerini alt edip, ötekinin omuzuna basarak yükselme yolunu da açabilmektedir. Kendine torpil koyduranlar, bunun için çalışan çabalayanlar, bilinmez örnekler değildir...

    Murat ÖYP’li. Yani öğretim üyesi yetiştirme programı ile çiçeği burnunda asistan kılınmış ve fakat esaretinin bedeli olarak imzaladığı sözleşme ile eline bir borç seneti de verilmiş. Yani programı bitirmeden işten ayrılmaya karar verirse, kendisine yapılan harcamayı misliyle ödemeye mecbur bırakılmış. Tıpkı gazete haberlerinde ki gibi. Fuhuş sektörüne düşen kadınların, yaşamlarını idameleri nasıl borç senetlerine gömülüyorsa, akademinin köleleri de aynı dertten muzdarip kılınıyorlar.

    İlke yazısınında şöyle diyor: “...çalışma saatleri, iş yükü, angaryalar, mobbing, güvencesizlik, 50 d, ÖYP ve asistanların sırtına yüklenen daha bir sürü şey... 2013 Türkiye'sinde araştırma görevlilerinin payına düşen akademi budur. Ne acı ki Murat'ı ölüme sürükleyen şeylerin bunlar olduğunu düşünmek insanı kahrediyor...”.

    Akademi, dışarıdan bakarsan bir sırça köşktür. Kuşkusuz köşkün, köşklerin sahipleri de vardır; köleleri de... Nimetten pay sahibi olmak, birgün köşkün baş köşesine kurulmak için eza, cefa çekeceksin ki, hayatın kolay olmadığını öğreneceksin. Akademinin önemli şiarlarından birisidir bu saptamalar. Murat bunların hiç birine eyvallah dememiş anlaşılan.

    Birisi çıkar da şimdi sorabilir. Şu yazdıkların bilimselliğe sığıyor mu, nesnel mi diye... Bu da ayrı bir hüzündür işte. Bu kastlaşmanın içinde, “bilim” denilene yakıştırılan ritüelik tabular, akademiyi çoğu kez engizisyondan daha da beter hale getirebilmektedir. Akademide “elit” haline erişmek için, önce “akademi faşizmi”nin işkence tezgâhlarından da geçmek gerekmektedir. Tezgâhlarda kıvrananı, bu memlekette hayli çoktur. Ancak, isyanını canı bahasına duyuran Murat, belki de bu haliyle dünyada tektir.

    Murat Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistandı. Hayatının baharında ve ailesinin, yakınlarının, arkadaşlarının içini yakarak, bu dünyadan kendi iradesiyle gelip, geçti...

    Paylaşım sitelerinde yazılıp, çizilenleri okuduğumda bir yığın genç insanın isyanını görmek kolay oluyor. Hocası Hayrettin Ökçesiz dışında, başka bir ünvanlının yazısı ise ortalıkta yok. Haksızlık olmasın Fakültesi, internet sayfasına zor bulunan bir “acı kayıp” ilanı koyup, ailesine taziye dilemiş. Oysa işte hepsi o kadar. Üniversite veya fakültesinin, işin boyutuna ilişkin irdeleyici gerçek hiç bir sözü yok.

    Murat’ın bu hallere gelmesine onlarca neden sıralanabilir. Tarihi, iktisadi, toplumsal ve psikolojik bir sürü neden çevir, döndür irdelenebilir. Çözüm önerileri geliştirmek ve Murat’ın kendi onuru adına bu işin sahibi olduğu avuntusu içimizi serinletebilir. Ve muhtemeldir ki, Murat’ta aynen böyle yapmış olabilir. Ne var ki, bunların hiç birisi, artık Murat’ın geri dönüşünü sağlamayacaktır. Murat, ailesi ve yakınları için değilse bile, yarından geri, toplumun balık hafızasının içinde silikleşmeye başlayacaktır. Adını unutmadık, unutmayacağız ve seni yaşatacağız sözcükleri de muhtemelen ve giderek grileşen bir devrana duracaktır.

    Tamam da bu işten hiç mi, kıssadan hisse çıkmaz. Kuşkusuz, Murat’ın fedakarlığı öğretici de olmuştur. Yani işte kapitalizmin eşitsizlik ürettiği; insanı kendine yabancılaştırıp, hayatı met’alaştırdığı bir kez daha anlaşılmıştır.

    Hoş bunu anlamak için bir defa daha ve Murat örneğine hiç de ihtiyaç olmamıştır. Zira bu melanet sistem, şimdiye değin bunun gibi nice örneğini gelip gözümüzün önüne dayamıştır. Doğaldır ki anlayana ya da anlamak isteyene...

    Başka Murat’lar olsun istenmiyorsa, akademinin kendi başına bir kurtuluşu olmayacaktır. İnsanı insanlıktan çıkaran, bilimi kendisine kalkan yapan, sonra bunu kendine bir mistifikasyon alanı kılan ve böylece bir yığın akademi canavarını hem yaratan ve hem de ona sahiplik yapan bu kapitalist sistem, mücadele edilmezse ve insanlık adına alaşağı edilmezse, daha pekçok Murat için gözyaşı akacaktır.

    İşte hikayenin sonu budur.

    Acı, yüreğimizi bir kez daha dağlamıştır...

    nuriabaci@gmail.com


    Sen de bir ses ver: Murat Elbay anısına... - Nurettin Abacıoğlu | soL Haber Portalı
    aDNA, edius ve eserikli bunu beğendiler.

  2. #2
    Ordinaryüs Profesör Doktor
    Üyelik Tarihi
    05-2011
    Nerden
    Ankara, Turkey, Turkey
    Mesaj
    6.376
    Daha çok akmaması için örgütleniyoruz. Hem forum hem de ÖYPDER olarak Mayıs ayı hareketli geçecek. Mükemmel bir haber ve iletişim ağı kurmalıyız. O yüzden öncelikle Bölge Temsilcilikleri, Üniv. temsilcilikleri ve en nihayetinde Fakülte temsilciliklerini oluşturacağız. Mobbing ve diğer hukuksuz davranışlarda anında müdahele edeceğiz. Sadece 10.000 ÖYP li Araş. Gör. arkadaşımız var. Cari 33/a ve 50/d'li arkadaşlarımızla bu rakamlar katlanmaktadır. Birlik olma zamanı. Bize dokunmaya kalkan HUKUK kalkanını karşısında görmeli. Mobberde HocaCIK ta karşısında tek ses olmuş hakkını arayan bir topluluk olduğunu bilmeli. En geç 2014 Mayısında bu yapılanma meyvesini verecektir. MOBBİNGDER de bizimle ortak çalışmaya hazırken durmanın manası yok.
    abd22 bunu beğendi.

  3. #3
    Yüksek Lisans
    Üyelik Tarihi
    06-2011
    Mesaj
    110
    Merhabalar, ben de bu programda bezdirilenlerdenim. Akademisyenlik hep hayalimdi ve ne yazık ki hata ederek cari usule başvurmak yerine ÖYP denen sistemi seçtim. Bu işe girerken de farklı anabilim dalındaki yükseklisans ders aşamam ve 9 aylık avukatlık stajıma son verildi.
    Mezun olduğum okulda yükseklisansa başladıktan sonra 6 ay sonra görevlendirmem geldi ve kabuslar başladı. "Hoca asistanını kendisi seçmeli", "Nasıl yani siz doktora sınavına da mı girmeyeceksiniz?" "Oh valla kendi asistanlarımıza bütçe falan yok siz kitap da alırsınız, bilgisayar da" gibi cümlelerle adım adım bunalıma sürüklendim. (ki 6 ay önce talep ettiğim kitaplar ve bilgisayar hala gelmiş değil ve gelse de kütüphaneye verilecek)
    Bardağı taşıran son damla, bir konferansta kendi anabilim dalımdaki hocamın söz isteyip ÖYP asistanlarını istemediğini alenen beyan etmesi oldu. Devlet bir üniversitesinde hizmet vermesi için bir elemanını yetiştirilmek üzere başka bir üniversitesine yolluyor, hocalara ne oluyor da bu kadar düşmanlar öyp'lilere anlamış değilim. Size verilen astını seçebilme yetkisi elinizden gidince niye dünyanız başınıza yıkıldı?
    Yükseklisans tezim tamamlanmak üzere o bitince kadromun bulunduğu okula gidip geri dönmek istediğimi söyleyeceğim, doktora sınıfları olmadığı için muhtemelen kabul etmeyecekler ve ben o senedi ödemek zorunda bırakılacağım. Sonra dava süreci...
    O yüzden Murat en doğrusunu mu yaptı diye düşünmüyor değilim. Bu kadar şeyle nasıl baş edilirdi ki...
    Kimsenin öyp'linin çektiğinden haberi yok, herkes bizi tepeden inme beceriksiz bir çalışan olarak görüyor. Omzumuzdaki senedin ağırlığı bir yandan, Amerikalı zenci muamelesi görmek diğer yandan üzüyor bizi. Daha kaçımızın intihar etmesi gerekiyor bu sistemin düzelmesi için?
    edius bunu beğendi.

  4. #4
    Ordinaryüs Profesör Doktor
    Üyelik Tarihi
    05-2011
    Nerden
    Ankara, Turkey, Turkey
    Mesaj
    6.376
    Kimse intihar etmeyecek. Sıkıntı olursa irtibata geçin bizimle. O tip HocaCIK lar istediklerini alamadıkları için kızgınlar. Hükümetin yaptığı programa YÖK ün atadığı insanlara zulmetmek neymiş gösterelim. Artık Mobbingderle beraberiz. O hocanız kimse özelden yazın. Biz durumu görüşelim kendileriyle. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama saygı durmak zorunda. Yapılanlara sessiz kalmayalım. Artık farkındalık oluşturmalıyız. Biatla alamadıkları için her işlerini yaptıramıyorlar. Yazık o zihniyeti kuranlara. Saygıda kusur etmesekte aldıkları yalaka asistanlardan kat kat iyi olsakta bizi sevmeyecekler. Ama seve seve saygı duyacaklar... Sıkıntınızı paylaşırsanız dekanlıkle rektörlükle bu konuyu görüşebiliriz. Belki çözüm bulunur bu tip insanların baskılarına.

  5. #5
    Lisansüstü
    Üyelik Tarihi
    10-2012
    Mesaj
    74
    Yılmak yok, sıkıntıları gidip gereken yerlerle konuşmak var, yalnız değiliz..

  6. #6
    Araştırma Görevlisi
    Üyelik Tarihi
    08-2012
    Mesaj
    647
    hocam lütfen sakin olun; emin olun hepimiz belli kişi ve tavırlar nedeniyle dertliyiz. vahdet hoca da yazmış, onunla bi konuşun.

  7. #7
    sweetcurse
    Misafir
    Öyp'de revize şart. Belki bu ölümün doğrudan ÖYP ile bir ilgisi yok, belki de çok ilgili ama ortalıkta bilgi kirliliğinden başka bir şey yok.
    Resmi bir açıklama yok henüz ortada. Ancak ilişkili olsun ya da olmasın, böyle söylentilere imkan tanımayacak düzenlemeler yapılmalı senetler konusunda.

  8. #8
    Doktora
    Üyelik Tarihi
    07-2012
    Mesaj
    205
    Hocam bu arada öypli y.lisans ve doktorasını başka başka üniversitelerde yapabiliyor gerekirse yöke yazı gönderin doktora kadrosu için başka üniversite istediğinizi (tabi başka üniversitelerde anabilimdalınız varsa) ama lütfen karamsarlığa kapılmayın belki daha zorlu sınavlarımızda olacak...İnş. halledebilirsiniz..
    abd22 bunu beğendi.

  9. #9
    Yüksek Lisans
    Üyelik Tarihi
    06-2011
    Mesaj
    110
    Doktorada gideceğim yerde de daha iyi bir muameleyle karşılacağımı sanmıyorum, bir çok arkadaş pek çok okulda bunları yaşıyor. Bahsettiğim hocanın aynı zamanda anabilim dalı başkanı ve dekan olması, rektörlük ve hükümetle arasının iyi olması da elimi kolumu bağlar durumda. Ancak doktora ders aşamasından sonra tez yazarken kendi üniversiteme gitmem mümkün ama o zamana kadar sabredebilir miyim bilmiyorum...

  10. #10
    Ordinaryüs Profesör Doktor
    Üyelik Tarihi
    05-2011
    Nerden
    Ankara, Turkey, Turkey
    Mesaj
    6.376
    Alıntı abd22 Demiş ki: Mesajı Görüntüle
    Doktorada gideceğim yerde de daha iyi bir muameleyle karşılacağımı sanmıyorum, bir çok arkadaş pek çok okulda bunları yaşıyor. Bahsettiğim hocanın aynı zamanda anabilim dalı başkanı ve dekan olması, rektörlük ve hükümetle arasının iyi olması da elimi kolumu bağlar durumda. Ancak doktora ders aşamasından sonra tez yazarken kendi üniversiteme gitmem mümkün ama o zamana kadar sabredebilir miyim bilmiyorum...
    Allah sabır versin sizlere. Gerçekten Üniversiteler Çiftlik olmuş. Sağ gelmiş sola vurmuş, sol gelmiş sağa. Kimse de empati kurmuyor. Sürünmekten başka yol yok. Ya deveyi alıp gideceksin ya da bu çiftlikte sürüneceksin diyor düzen...





Sayfa 1 - Toplam 2 12 SonSon

Bu Konu için Etiketler

Mesaj Yetkileriniz

  • Yeni konu açmaya yetkiniz yok
  • Cevap yazmaya yetkiniz yok
  • Eklenti yüklemeye yetkiniz yok
  • Mesajınızı düzeltmeye yetkiniz yok
  •  
Yukarı Git