Sağlık Bakanlığı’nın, geçtiğimiz günlerde çıkardığı mecburi hizmet harici doktor atama ilanına, ilan edilen kadro sayısının üç katına yakın bir oranda başvuruda bulunulduğu ifade ediliyor. Çok değil, daha sekiz yıl önce, mecburi hizmet yasası yapılırken, hekimlerin kamudan özele geçişi ile devletin çalıştıracak doktor bulamayacağı hususu gerekçe gösteriliyordu. Nereden nereye… Süreç sekiz yılda tam tersine döndü.

Aslında son yıllarda sağlık sektöründe yaşanan en gerçek görüntüdür bu. İçten içe kaynamanın dışa vurumu, bir biçimde gerçeğin ortaya dökülmesidir. Dikkat edin lütfen! Bu atama ilanı, yeni mezun pratisyen ve uzmanların mecburi hizmet görevine atanması ilanı değil. Meslekte belli bir yaşa ve tecrübeye ulaşmış, hatta emekli olmuş, halen kamuda çalışmayan hekimlerin atamasına yönelik bir ilan. Ve bu ilana kadro sayısının üç katına yakın müracaat…

Gerçekten de tablo ibretlik. Ankara’da yaşayan ve kuraya müracaat eden bir doktor arkadaşım, bizzat bana,“gerekirse Beytüşebap’a gideceğim” dedi. Halen İstanbul’da bir özel hastanede genel cerrah olarak çalışan bir başka arkadaşım da “artık bıktım, dayanamıyorum” dedi ve Bakanlığa müracaat etti.
Bu tablo ne anlama geliyor? Hekimler, neden mahrumiyet bölgelerinde çalışmayı, hatta ailesinden ve çocuklarından ayrı kalmayı dahi göze alarak, özel sektörden ayrılıp kamuya geçmek istiyor?
Hiçbir toplumsal olayın tek bir sebebi olamaz. Bu konuda da nedenler birden fazla… Bu nedenleri belli başlıklar altında toplamak mümkün.

Çalışma koşulları ağır
Öncelikle, özel hastanelerde çalışma koşulları çok ağır. Her hastanede bir ya da en fazla iki uzman kadrosu var. İş yükü çok fazla. Cumartesileri de çalışılıyor. Kurum içinde iş paylaşımına dönük bir meslektaş dayanışması da yok. Buna karşın alınan ücretler neredeyse kamuya eşit ya da kamunun çok az üzerinde. Çoğu hekim de bunu mevcut koşullarla çalışmayı değmeyecek bir fark olarak görüyor. Özelden kamuya geçişin en temel nedenlerinden birisi bu…

Sözleşmelerdeki sorunlar

Yine, aslında hekimler özel hastanelerde iş sözleşmesiyle çalışıyor olmalarına rağmen, bazı hastaneler kimi vergi avantajları elde etmek için sanki hekimler hastaneye hizmet satıyormuş gibi kendilerine fatura kesilmesini istiyor. Buna paralel olarak yazılı iş sözleşmelerinde reel ücretler gösterilmiyor. Bu husus, iş sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında bir çok yeni hukuki uyuşmazlığı da beraberinde getiriyor. Hekimin, çalıştığı hastanenin işçisi olmasına rağmen sanki alt işvereniymiş gibi işlem görmesi de haklarını halele uğratan bir uygulama. Yine hekimlerin, sırf çalıştığı hastaneye vergi avantajı sağlamak için hukuka aykırı işlem yapmaları da gelecekte başka hukuki sorunları doğurabilecek bir durum ve hekimler bu durumdan da memnuniyetsiz ve şikayetçi.

Ücret ödemelerinde sorunlar var
Keza, sektörde ücret ödemeleri de sorunlu. Bilindiği gibi çoğu hekim aslında primle çalışıyor ama bazı hastaneler hak edilen primleri ödememek için çeşitli bahaneler uyduruyor. Resmi ödemeler sadece yazılı iş sözleşmesindeki meblağ üzerinden yapılıyor. Hekimlerin sürekli içeride alacağı kalıyor.

Özel sektörde yapısal değişim
Yine, bu eğilimi etkileyen bir başka husus da özel sektördeki yapısal değişim. Son yıllardaki uygulamalarla özel sektör işletmelerinde hekim mülkiyetli işletme sayısı çok azaldı. Bir diğer ifade ile özel sektör işletmelerinin çoğunda artık patronlar hekim değil. Patronların hekim olmaması da çalışanlarla işletme yönetimi arasında iletişimi zorlaştırıyor ve bu da tek başına bir gerilime sebebiyet veriyor. Bu durum da sektördeki kaçısın bir diğer önemli sebebi.

Sağlık sektöründe tekelleşme eğilimi

Diğer yandan, Sağlık Bakanlığı’nın son yıllardaki idari düzenlemeleri ile özel sağlık sektöründe büyük ölçüde tekelci bir piyasa yaratıldı. Bu piyasanın oluşturulmasında en önemli etken Özel Hastaneler ve Tıp Merkezleri Yönetmeliği’nde getirilen “planlama” hükümleriydi. Bu kurallarla sektöre yeni aktörlerin girmesi engellendi. Yatırım maliyetlerinin en önemli kısmını planlamanın getirdiği işletme hakkının elde edilmesi oluşturuyor. Bu gidişle sağlık sektöründe çok yakında kartel yapısı egemen olacak ve bu durum doğası gereği gittikçe azalan serbest rekabeti iyice bitirecek. Bu durum da hekim işgücü piyasası açısından çalışma koşullarını daha da zorlaştıracak. Bir çok hekim en azında sezgisel olarak bunun farkında ve şimdiden tedbirini almaya çalışıyor. Kaçışın bir diğer sebebi de bu…

Sonuç: Özel sektörde çalışmak eski cazibesini yitirdi
Neticede özel sektörde çalışmak eski cazibesini yitirdi. Çalışma koşulları ağır, ücretler düşük, sosyal haklar sınırlı, hukuki güvence yok. Gerçekte çok az sayıda hekim özel sektörde çalışmaktan memnun. Hekimlerin büyük kısmı başka arayışlar içinde. Bunlardan birisi de kamuda çalışma seçeneği. Nitekim bu seçenek gün geçtikçe daha güçlü bir biçimde tercihleri belirleyecek gibi. Sağlık Bakanlığı kadrolarına yapılan müracaatlar da bunun en önemli delili.

Kaynak: Medikalakademi