Milli Eğitim Bakanı Star gazetesine geniş bir mülakat verdi. Bu mülakatın önemli bölümlerini aşağıya alıntılıyoruz. Sayın Bakanın önemli gördüğümüz açıklamaları kırmzı olarak renklendirilmiştir.

Öncelikle hayırlı olsun 'Bakan'lığınız. Sizi bilen biliyor, çok da seviyor ama kamuoyu yeni Eğitim Bakanı'nı daha yakından tanısın, eğitimlerinden sorumlu olduğunuz çocuklar gençler 'büyüyünce ben de Nabi Avcı olacağım' desinler isteriz. O yüzden en başından, Bilecik'ten, ailenizden, çocukluğunuzdan başlamak isterim: Nasıl bir hikâye sizinki?

Uzun bir hikâye bu! Olay Türkiye'de geçiyor. (gülüyoruz) İlkokulu Bilecik'te, Pazaryeri ilçesinde ve Demirköy'de, ortaokulu ve liseyi Eskişehir'de Maarif Koleji'nde okudum. Sonra ODTÜ'de İdari Bilimler Fakültesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslar arası İlişkiler bölümünü bitirdim. Üniversite öğrenciliğim sırasında Yeni Devir gazetesinde Enes Harman imzasıyla dış politika yazıları yazdım.

ODTÜ'DE MECBURİ MÜSTEAR: ENES HARMAN

Neden müstear isim kullandınız, o yaştaki bir genç, kendi adı bir an evvel duyulsun ister?

Çünkü ODTÜ'de Yeni Devir gazetesi yazarı olmak tehlikeliydi. Müstear kullanmayan bazı arkadaşlarım başka okullardan mezun olmak zorunda kaldılar. Ben ODTÜ'den mezun oldum ve Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimin girişimiyle Kültür Bakanlığı Dış İlişkiler Daire Başkanlığı'nda memuriyete başladım' O zaman Rıfkı Danışman bakandı, Rasim Özdenören bakan danışmanıydı. Bir gün Rasim Ağabey'in doğum günüymüş, Rasim Ağabey 35 yaşına girmiş ve ben ona, sanki çok ileri bir yaştan söz ediyor gibi, 'Ağabey 35 yaşta olmak nasıl bir duygu' diye sormuşum. Ondan sonra Rasim Ağabey bana hemen her karşılaşmamızda 'Nabi, 40 yaşında olmak nasıl bir duygu', '50 yaşında olmak nasıl bir duygu' diye hatırlatır' Sonra Çalışma Bakanlığı'nın ataşelik sınavına girdim, kazandım ve 'Sosyal Yardımcı' olarak Danimarka'ya gittim, Kopenhag Büyükelçiliğinde bir yıl çalıştım. Fakat bir hükümet değişikliği oldu, Ecevit Azınlık Hükümeti kuruldu. Ve beni apar topar Kopenhag'dan Malatya'ya tayin ettiler.

BÜROKRATİK ÜÇKÂĞIT YAPILDI

'Sürdüler' yani...

Evet, çünkü Malatya o tarihte gidilecek gibi değildi. Hamido, rahmetli, bir suikasta kurban gitmişti, Malatya çok karışıktı, gidilemez bir yerdi. İstifa ettim. Çocuğumuz da yeni doğmuştu. Hatta Kopenhag Büyükelçiliğimizden 'bu adamın daha yeni çocuğu oldu, bir haftalık bebek uçağa binemez, doktorlar izin vermiyor, biraz geciktirebilir miyiz' diye yazıldı ama 'hayır, dönecek' dediler. Ve ben istifa ettim. İstifama gelen cevapla bürokratik bir üçkâğıt yapıldığını anladık. Çünkü cevapta 'Ankara Bölge Çalışma Müdürlüğü'nden istifanız kabul edilmiştir' yazıyordu. Halbuki ilk gelen kâğıtta görev yeri olarak Malatya yazıyordu. Meğer asıl tayin yerim Ankara imiş. Ankara yazılsa ben görevime devam edeceğim' Zaten yurt dışından gelen adamları taşraya gönderemiyorlar, merkeze yani Ankara'ya çağırmak zorundalar. Ben de Danıştay'a müracaat ettim. Danıştay, 24 saatte itiraz dilekçemi reddetti. Dedi ki 'Burada dilekçeler iki nüsha yazılır. Siz tek nüsha yazmışsınız'' Bunu Gazi Eğitim Enstitüsü'nde hoca olan rahmetli Alâeddin Özdenören'e anlattığım zaman, dedi ki 'Danıştay bizim yapmadığımız sınavları bile iptal ediyor!'

MEB'TEKİ İLK GÖREV 1987'DE

Akademi maceranız da böylece mi başladı?

Evet. Anadolu Üniversitesinde, daha doğrusu o zaman ki adıyla Eskişehir İktisadi ve İdari Bilimler Akademisinde, o zamanki haliyle iletişim fakültesinde asistan olarak başladım. Açık Öğretim Fakültesi'nin kuruluşunda koordinatorlük yaptım. Bu arada üniversiteden görevlendirmeyle Hasan Celal Güzel zamanında Milli Eğitim Bakanlığında bakan müşavirliği yaptım.

TAYYİP ERDOGAN'A SEÇİM KAZANDIRAN KAMPANYA

Turgut Özal'a da danışmanlık yapmış mıydınız'

Özal ile resmi değildi. Ara döneme denk gelmişti. Turgut Bey cumhurbaşkanı olunca 'Başbakanlık danışmanlığı' Yıldırım Akbulut Bey zamanında resmiyet kazandı. 1990'larda Recep Tayyip Erdoğan Bey'in İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı söz konusu olunca da seçim kampanyası çalışmalarına başladık.

Onunla evvelden tanışır mıydınız?

Ben üniversiteyi Ankara'da okuduğum için çok yakın tanışıklığımız yoktu. Asıl yakın ilişkimiz kendisinin İstanbul İl Başkanlığı dönemindedir. Tayyip Bey seçimi kazandı, ben de üniversiteye döndüm. Fakat 1994'te İstanbul'da bir televizyon yayına başladı. İstanbul'a gidip gelmeye, Kanal 7'nin kuruluşunda yayın danışmanı olarak çalışmaya başladım. Televizyon kuruldu, orada sizinle de çalışmıştık.

KANAL 7'DE NE GÜZEL İŞLER YAPTIK

Evet. Ben Marmara İletişim'den yeni mezun olmuştum, çömezin teki olarak ilk iş başvurumu Kanal 7'ye yapmıştım ve beni işe siz almıştınız?

Ne iyi etmişim... Güzel bir çalışma dönemimiz oldu. Ne kadar namüsait şartlarda ne güzel işler yaptık. Dünyada hiçbir televizyonun yapamayacağı bir şey yaptık ve gece belli bir saate yayın biterken 'Biz şimdi yayınımıza son veriyoruz ama filanca kanalda şöyle bir yayın, falanca kanalda şöyle bir film var. Dilerseniz onları izleyebilirsiniz. Yarın gündüz yine şu saate birlikte oluruz' diyerek, izleyicisini başka televizyonlara yönlendiren, cömert, özgüvenli bir televizyonculuk maceramız oldu. Bu esnada kısa bir dönem Yeni Şafak gazetesinde genel yayın yönetmeni olarak da çalıştım.

YENİ ŞAFAK KISA AMA ÖĞRETİCİYDİ

Yeni Şafak yayın yönetmenliğiniz ayrılırken yazdığınız veda yazısı ve çalışanların çekmecelerine bıraktığınız veda ve teşekkür mektubuyla da efsaneleşmiştir?

Kısa sürünce öyle oluyor. Cevat Çapan'ın 'Ben vedalaşmaların ilmini yaptım' mısraını hatırladım şimdi. Yeni Şafak kısa sürdü ama benim için de çok öğretici bir deneyimdi. Daha sonra Asaf Savaş Akat'ın davetiyle 1998'te Bilgi Üniversitesi'ne geçtim. İki koşulum vardı geçerken; bir, hiçbir idari görev almamak, iki, müstakil oda. 2002'ye kadar iletişim fakültesinde ders verdim. Bilgi'de gerçekten çok seçkin bir akademik ve idari kadro vardı. Çok mutlu ve bereketli bir dönem oldu benim için.

HOCALIĞIM İYİDİR

Öğrencileriniz de çok mutlu olmuşlar. Ekşi Sözlük gibi gençlerin yazdığı mecralarda sizden ve hocalığınızdan coşkuyla bahsediyor, derste stand-up yaptığınızı söylüyorlar'

Hocalığım iyidir (gülüyor) Hocalığı gerçekten severek yaptım. Sonra AK Parti kuruldu. Kuruluşta bilfiil yoktum. Sonra seçimler oldu ve AK Parti kazandı. Bu esnada görüşüyorduk tabi Tayyip Bey ile, bana TRT Genel Müdürlüğünü önerdi, ben de kendisine teşekkür ettim ve idarecilik tecrübem olmadığını, Bilgi'ye de idari görev almamak koşuluyla girdiğimi, idareciliğin ayrı bir beceri istediğini, benim iyi bir danışman olabileceğimi, eğer kendisi başbakan olursa şerefle danışmanlık yapabileceğimi söylemiştim. O zaman Abdullah Bey Başbakan'dı, Tayyip Bey'in yasaklılığı sürüyordu ve herhalde bir seneden evvel de Başbakan olmaz diye düşünüyordum. Ama bir zuhurat oldu, Siirt'te seçimler yapıldı ve Tayyip Bey milletvekili ve Başbakan oldu, benim o sözümün de gereği ortaya çıkınca ben de Sayın Başbakan'ın danışmanı olarak göreve başladım. Bu 2011'e kadar da sürdü. 12 Haziran seçimlerinde Eskişehir milletvekili adayı olarak seçimlere girdim ve iki seneye yakın süre Eskişehir milletvekili ve Milli Eğitim Kültür Spor ve Gençlik Komisyonu Başkanı olarak çalıştım. Bir hafta önce de (Biz röportajı Perşembe günü yaptık. F.Ö.) Milli Eğitim Bakanlığı'na atandım' Dediğim gibi olay Türkiye'de geçiyor.

MEB ZORDUR, SORUMLULUKLARI ÇOKTUR

Evet, bir yanıyla da aslında hep buralarda geçiyor! Kitap defter, kalem, Maarif Koleji, MEB, üniversite, eğitim komisyonu' Şimdi bakan olarak eğitimin başına geldiniz ama burası vaktiyle Osmanlı Maarif Nazırı Emrullah Efendi'ye 'Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim' dedirtecek kadar sıkıntısı bol bir koltuktur. Meseleyi bilmenize, hep buralarda olmuş olmanıza rağmen yüklendiğiniz sorumluluk şimdi bambaşka. Gözünüzü korkutmadı mı?

Zaten hep buralarda olmuş olmama rağmen değil de, hep buralarda olmuş olduğum için ciddi manada gözümü korkutuyor. Milli Eğitim Bakanlığı hakikaten zor bir bakanlıktır. Sadece bakan olarak değil bütün kademeleriyle sorumlulukları çoktur. Başka bakanlıklarda bir şey yaparsınız ve yaptığınız şeyin doğru veya yanlış olduğu çok geçmeden hemen görülür, yanlışı düzeltmek ya da doğruları paylaşmak çok vakit almaz. Oysa MEB'de doğrularınız ve yanlışlarınızla sonuçlar orta ve uzun vadede belli olur, en az 8-10 yıl sonra görürsünüz. Mesela diyelim ki 4+4+4 düzenlemesi gibi. Bugün okula başlayan minikler 12 yıl sonra üniversite öğrencisi olacaklar, 16 yıl sonra üniversiteyi bitirecekler. Dolayısıyla bu çocuklarımızın ne kazandıkları, bu düzenleme yapılmasaydı ne kaybedecekleri 15-16 yıl sonra anlaşılacak. Hatta belki onlar meslek hayatına atıldıktan sonra 'aaa'' diye hatırlayacaklar. O yüzden genellikle siyasi iktidarlar, eğitim alt yapısıyla ilgili bu tür radikal düzenlemelere kolay cesaret edemezler. Belediye alt yapıları gibidir. Belediyeler de alt yapı yatırımlarına seçim zamanı yaklaşırken pek el sürmezler çünkü kazılan yolun ceremesini çeken vatandaş, iki sene sonra yaşayacağı refahı düşünmez, yürürken bata çıka gittiği çamurlu yolları hatırlar ve tepki gösterir. O yüzden yerelde de genelde de siyasi iktidarlar uzun vadeli alt yapı yatırımlarına pek sıcak bakmazlar, bakamazlar.

4+4+4'Ü HALKIN VERDİĞİ GÜVENLE YAPTIK

AK Parti nasıl baktı, 4+4+4 çok ciddi bir değişiklikti?

Ama AK Parti iktidarı, 10 yıllık iktidarın, istikrarın, önünü görebilmenin verdiği güven ve özgüvenle eğitimde 4+4+4 değişikliğine, başka alanlarda da başka yatırımlara el atabildi. Popülist davranmadı. Daha önce seçim ekonomisi denilen bir şey vardı. Seçime giderken kesenin ağzı açılır, nimet dağıtımı başlar. Bizim dönemimizde bu olmadı. Hiçbir zaman seçim ekonomisi uygulanmadı. Hatta düpedüz oy kaybettirebileceği belli olan ama ülkenin geleceği bakımından mutlaka alınması gereken tedbirler ihmal edilmedi. Eğitim dediğim gibi çok daha uzun vadede sonuç verir.

YENİ SİSTEME GEÇİŞ KORKTUĞUM KADAR SARSICI OLMADI

4+4+4 sistemine adaptasyon tamam mı sizce'

Çok şükür, benim başından itibaren, korktuğum kadar da sarsıntılı olmadı geçiş sürecimiz. Eğitim camiamız kısa sürede bu işe adapte oldu. Onun için ben, bütün eğitim camiasına ve bilhassa okul yöneticilerimize, il milli eğitim müdürlerimize, okul müdürlerimize, idarecilerimize ve öğretmenlerimize çok teşekkür ediyorum. Çünkü geçen 4+4+4 uygulamasına kazasız belasız geçebilmek için bütün bir yazı, meslek-içi eğitimlerle, okul düzenlemeleriyle geçirdiler ve bu suhuletli geçişi büyük ölçüde sağladılar.

EĞİTİM CAMİASI YAZ BOYU ÇALIŞTI, ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM

Sistemin tam oturmadığı, hâlâ sıkıntılar olduğu da biliniyor. Endişeli velilere ve eğitimcilere ne söylersiniz?

Çoğu haklılar. Ama dediğim gibi, bir evden bir eve taşındığınızda bile bir süre, eşyaların yeni yerine alışana kadar sağa sola çarparsınız. Bu çok köklü bir değişimdi. Eğitim düzenlemeleri 150 km hızla giden bir aracı yolda sürerken rektifiye etmeye benziyor. Devasa bir sistem, milyonlarca öğrenci, yüz binlerce öğretmen ve idareci, yeni bir sisteme uyarlanıyor. Bu yapılırken ama 'bir dakika, biz bu sene reform yapacağız, eğitim öğretime ara verdik, düzenlemeden sonra başlayacağız' diyemezsiniz. Yaz tatili boyunca bütün öğretmenler, idareciler işte bunun için, bütün o sınıf, yaş grubu, bina ayarlamaları uyarlamaları için çalıştı. İşin zorluğu ve yapılan işin çapı düşünüldüğünde karşılaştığımız sıkıntılar korktuğumuz ölçüde değil. Ama sıkıntı yok mu? Şüphesiz var. Bunların büyük kısmı hem fiziki, hem beşeri alt yapı yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar. Bunlar da belli bir vadede çözülecek. En azından sorunların ve olası çözümlerin neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunlar zamana ve kaynağa bağlı konular. İnşallah mümkün olan en kısa zamanda ve mümkün olan en fazla kaynağı ayırarak artçı sorunları da çözeriz diye ümit ediyorum.

MAZERET TAMAM, İLK ATAMALAR AĞUSTOS'TA

Şu an sosyal medyada da çok örgütlü ve aktif olan grup atanamayan öğretmenler. Mazeret atamaları tamam ama atanamayanlar sizden hayırlı haberler bekliyorlar.

Başbakan'ımızın da açıkladığı gibi eş durumu, sağlık mazereti gibi zorunlu nedenlerle tayin isteyenlerin talepleri Şubat'ta yapılacak. Bu yer değiştirmeler de nakil talep edilen yerlerle taleplerin uyumuna bağlı olarak yapılabilecek.

Ya ilk atama bekleyenler'

Atanamayan öğretmenler başlığı altında toplananların sorunlarına Şubat'ta bir çözüm getiremiyoruz maalesef. Kadro verilsin, açıktan atama yapılsın taleplerine cevap veremiyoruz çünkü tüm planlamalar Ağustos'a göre ayarlanmış.

EĞİTİM KARMAŞIK BİR SÜREÇTİR

Eğitim meselesine kafa yormuş biri olduğunuzu biliyoruz; 'eğitim' denince siz ne anlıyorsunuz? Ve elbette; 'milli eğitim'den ne anlıyorsunuz?

Çok kestirmeden aforizmatik bir ifade kullanabileceğimi zannetmiyorum çünkü çok karmaşık bir süreç. O kadar ki sizin de hatırlattığınız gibi mesela, 'Mektepler olmasa, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim' diyen Maarif Nazırı'na da biraz haksızlık ediliyor aslında. Adamcağızın söylediği, belli bir statüde olan mektepler. O zaman da okul çeşitleri var. Medreseler var, medreseler kendi içlerinde sınıflandırılmışlar, bir de yeni kurulmakta olan ayrı bir eğitim kurumu olarak "mektepler" var. Yani sistemin içindeki bir eğitim kurumu grubunu, küçük bir grubu kastediyor. Bugün benim kalkıp da mesela yeni açılmış bir lise türüne dair bir şey söylemem gibi. Emrullah Efendi meslektaşım olduğu için söylemiyorum ama durum böyle. Eğitim tek bir tanıma indirilebilecek bir şey değil. Bizde de, acaba mesela yüksek öğretim ayrı bir bakanlık olsa daha mı iyi olur, diye tartışmalar oluyor. Birbirinden o kadar farklı süreçler ve birimler var ki hepsini aynı tanıma sığdırmak zor.

BUGÜNKÜ EĞİTİM DÜZENİ FABRİKA DÜZENİDİR

İşin bir de ideolojik boyutu var?

Milli Eğitim Bakanı'na bunu söylemek ne kadar uygun düşer bilmiyorum ama ben senelerce üniversitede Althusser'in 'Devletin İdeolojik Aygıtları'ndan da söz ettim. Şimdi Milli Eğitim Bakanı olunca onu unutmuş değilim. Eğitim de devletin ideolojik aygıtlarından biridir. Aile de öyledir. Daha doğrusu her kültür, yeni kuşakları kendi değer yargıları, kendi alışkanlıkları, kendi öncelikleri doğrultusunda biçimlendirmek ister. Eğitim bir biçimlendirme sürecidir, aracıdır. Dolayısıyla öyle çok da ütopik uygulamalara izin veren bir yapısı yoktur. Bugün sadece Türkiye'de değil dünyanın her yanında eğitim kurumlarında yaşanan sorunların, sancıların temelinde de bu eğitim düzeninin, Sanayi Devrimi'nin dayatmaları sonucunda biçimlenmiş olması yatar. Fabrika düzeni yani. Sanayi Devrimi'nin alt yapısı, fabrika düzenidir ve o düzene uyumlu eğitim kurumları da fabrika düzenin taklit ederler. Pink Floyd'un 'Hani Kanal 7'de de çaldığımız- The Wall klibinden de hatırlayacağınız üzere.

YENİ ÇAĞDA EĞİTİM DUVARLARDAN KURTULUYOR

Evet, siz şimdi, bunu bilen 'gören' bir 'bakan' olarak ne yapacaksınız?

Evet, bunları biliyoruz ama bir yandan da biliyoruz ki burada milyonlarca öğrencisi, yüzbinlerce öğretmeniyle devasa bir kitle ve onu yöneten yüzlerce yıllık bir arkaplan var. Bilgi çağı, enformasyon çağı veya sanayi ötesi toplumda daha çok zihinsel üretimin öne geçtiği bir döneme girdik. İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin de bir sonucu olarak artık okul dediğimiz o dört duvar arasındaki ve ilhamını büyük ölçüde fabrika düzeninden alan yapılanmalar demode olmaya başladı. Uzak öğretim, açık öğretim, on-line öğretim gibi uygulamalar gösteriyor ki, dünya oraya doğru gidiyor. Yani daha duvarsız, daha yumuşak, daha açık ve daha sürekli bir sürece dönüşüyor eğitim süreçleri.


MEB'TE BAKANLARIN ORTALAMA SÜRESİ 11 AY

AK Parti'nin 10 yıllık iktidarı boyunca kabinede üç bakan koltuğunu korudu; Başbakan, geçen haftaya kadar Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve halen koltuğunda olan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım. En hızlı bakan değiştiren koltuk ise Milli Eğitim oldu, on yılda beş bakan değişti. Niye böyle oldu'

Türkiye'deki genel siyasi kültürle ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın genel idare içindeki yeriyle çok alakalı. Ben 1980'lerin sonunda Hasan Celal Güzel Bey'in bakanlığı döneminde burada müşavirken bir çalışma yapmıştım, o dönemde Milli Eğitim Bakanlarının ortalama bakanlık süreleri 11 ay falandı. Fakat Hasan Ali Yücel ve Tevfik İleri daha uzun süre bakanlık yaptıkları için ortalamayı onlar yükseltiyorlar, onları çıkardığınızda süre 9 aya falan düşüyor.


BAKAN DEĞİŞSE DE EĞİTİM STRATEJİSİ DEĞİŞMEDİ

Eğitimin bakan öğüten bir alan olması bir yana, gelen her bakanın kendi sihirli formülünü uygulaması, eğitimi yap-boz tahtasına çevirirken, malzemenin 'insan' olması hasebiyle sorunu daha da büyütmüyor mu?

Yalnız bizim dönemimizde önceki dönemlere kıyasla daha az olsa da bakanların değişmesinin şöyle bir avantajı var. Bizde bakanlar değişmiş ama hükümet değişmemiş. Dolayısıyla bakan değişikliği çok radikal bir politika ve strateji değişikliği anlamına gelmiyor. Dün mesela, çok önem verdiğim öğretmen stratejilerine yönelik bir Çalıştay'ın açılışını yaptım. ODTÜ, Hacettepe, Gazi ve Ankara üniversitelerinin katkılarıyla yürüyen çok güzel bir proje ve projeyi başlatan Nimet Hanım, sürdürüp bugüne getiren Ömer Bey, çalıştayı açan ise benim. Bu devamlılık başka alanlarda da var.

Siyasi kültürümüzde de olan bir şey bu; her gelen bakan kendi ekibiyle çalışmak istemiştir, isteyebilir de ama bu tür şeyler illa siyaset ve strateji değişikliği anlamına gelmiyor. Baştan belirlenmiş olan hükümet politikasını, parti programlarında yer alan ilkeleri, hedefleri, stratejileri- bütün bakanlar kabul ederek işe başlamışlar ve icraatlarıyla da onu bir adım ileri götürmek için ellerinden geleni yapmışlar, ama bunu farklı ekiplerle yapmışlar. Değişiklik de bu kadar, yoksa çizgide bir kırılma yok, çok şükür.

AYNI ÇİZGİYE DEVAM EDİLİR

Siz, silginizi hiç kullanmayacak mısınız yani'

Herhalde Ömer Bey bu göreve devam ediyor olsaydı, kendisi ne tür tashihler, ayarlamalar yapmayı düşünür idiyse benim karşıma da onlar gelir ve ben de yaptığım zaman onda bir farklılık olmaz. Nasıl biz, aynı çizgiyi takip ediyorsak, tashihlerimizde de aynı bakış açısı, aynı kriterler rol oynar. O bakımdan önceki bakanlarımızın zaten bugüne getirdikleri olumlu işleri ve stratejileri yadsımak anlamına gelmez. Birinci bakan da burada oturuyor olsaydı onun da yapmayı isteyeceği tashihler yapılır. Çünkü hayat çok dinamik, Milli Eğitim çok canlı bir alan. Bakanlar kendi başlattıkları projeleri de revize etmişlerdir. Bizim aramızda da yine aynı şey devam eder.


Kaynak: Star