reklam

Sayfa 1 - Toplam 2 12 SonSon
Bulunan 1 den 10 - Toplam 16

Ne Olacak Siz Akademisyenlerin Hali?

Genel Güncel Olaylar Forumunda Ne Olacak Siz Akademisyenlerin Hali? Konusunu İncelemektesiniz

“Türkiye'de Harvard'dan daha güzel kampuslar var ama akademisyenlerin yüzde 85'i memur izhniyetli” Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ...


  1. #1
    Doktora
    Üyelik Tarihi
    09-2010
    Nerden
    Ankara
    Mesaj
    465

    Ne Olacak Siz Akademisyenlerin Hali?

    “Türkiye'de Harvard'dan daha güzel kampuslar var ama akademisyenlerin yüzde 85'i memur izhniyetli”

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Selahattin Turan, Türkiye'de güzel kampüsler yapıldığını ancak fiziki mekanın çok önemli olmadığını belirterek, “Harvard'ın kampüsü bizim birçok üniversitemizin kampüsünden kötüdür. Önemli olan öğretim üyesinini ve öğrencinin kalitesidir” dedi.

    Prof. Dr. Turan, yüksek öğretimin Türkiye'de ve dünyada her zaman tartışmalı bir alan olduğunu belirterek, üniversitelerde yaşanan herhangi bir sorunun tüm topluma sirayet ettiğini söyledi.

    Üniversitelerin toplumun gelecek vizyonunu belirleyen, geleceğini tasarlayan ve karşılaştığı siyasal, kültürel ve ekonomik sorunlarına çözüm üreten merkezler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Turan, “Türkiye'de yüksek öğretim topluma yön veren bir kuruluş olamadı. Daha çok bütün tartışmaların merkezinde yer alan bir kuruma dönüştü” dedi.

    Soğuk savaş sonrasında her ülke kendi var olma stratejisini yeniden gözden geçirerek, bilimsel ve akademik çalışmaları ön plana çıkaran bir strateji belirlediğine işaret eden Selahattin Turan, sözlerine şöyle devam etti:

    Türkiye bilimsel araştırma önceliklerini belirlemiş bir yüksek öğretime sahip değil. 1950'lerden sonra yüksek öğretimdeki talebi göremedi, kurgulayamadı. Türkiye'deki üniversitelerin çok ciddi temel sorunları var. Sorunları yönetimsel ve akademisyenlerin niteliğine ilişkin iki ana grupta toplayabiliriz. Yönetimsel sorunlar; nitelikli, formasyon ve iyi eğitim almış profesyonel kişilerin yüksek öğretimi yönetememesinden kaynaklanıyor. Yüksek öğretimin finansmanıyla ilgili sorunlar da var. Akademisyenin özgürce hareket edebilmesi, özgürce dışardan finansal destek bulabilmelerinin önünde çok ciddi yasal engeller var.”

    “AKADEMİSYEN DEVLET MEMURU KÜLTÜRÜYLE YETİŞMİŞ”

    Prof. Dr. Selahattin Turan, üniversitedeki kaynakların etkin kullanımı konusunda da sıkıntı yaşandığını belirterek, “Türk yüksek öğretiminde para ve insan var ama bunların etkin kullanımı söz konusu değil” dedi.

    Türkiye'de akademisyenlerin bölümlere adil bir şekilde dağıtılmadığını savunan Turan, şöyle devam etti:

    “Aynı öğrenci sayısına sahip bir bölümde 50, diğerinde 10 öğretim üyesi görev yaparken ötekinde hiç öğretim üyesi yok. Batı'daki bazı üniversitelerde bizdeki kadar öğretim üyesi yok. Önemini kaybeden bazı bölümler, anabilim dalları kapatılmalı. 40 yıldır aynı anabilim dalı olmaz. Klasik bilimin sonu geldi. Biyoteknoloji, mikro elektronik, yeni malzeme bilimi, robot ve sivil havacılık gibi yeni alanlar açılmalı. Türk yüksek öğretimi işlevini yerine getirmekten uzak. Türk yüksek öğretiminde finansal sorun yok, zihniyet sorunu var.

    Öğretim üyelerinin çok azının çalışkan ve entelektüel birikimi var. Akademisyen çok yönlü olmalı. Türkiye'de bu maalesef yok. Saat 08.00'de üniversiteye gelip, 17.00'te evine giden akademisyen tipi çok tehlikeledir. Kampüsler 24 saat açık, gece gündüz çalışan platformlar olmalı. Bunu devlet memurluğuna dönüştürürseniz, bu toplumun beynini sakatlar ve tüm topluma sirayet eder. Üniversiteler diploma değil, beceri kazandırmalı. Türkiye'nin sosyal sorunlarına çözüm üreten akademisyen yok. Üreten insan gerekçe üretmez. Türkiye'de akademisyenliğe giriş ve akademik terbiyenin alınış sürecinde sorun vardır. Araştırma görevlisi olarak alınan kişi ikinci gün devlet memuru algısına giriyor. Akademisyen devlet memuru kültürüyle yetişmiş. Sabah 08.00'de gelip, akşam 17.00'de ayrılıyor.”

    “HERKES DEKAN VE REKTÖR OLMAK İSTİYOR”

    Prof. Dr. Turan, kampüslerin 24 saat yaşanılan alanlara dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

    “Kampüs içindeki kütüphaneler bile belli bir saatten sonra kapanıyor. Bir kişi bile kullanacaksa kütüphaneler 24 saat açık kalmalı. Birey ve yaratıcılığı artık çok önemli. Türkiye'de güzel kampüsler yapılıyor, ancak fiziki mekan çok önemli değil. Harvard'ın kampüsü bizim bir çok üniversitemizin kampüsünden kötüdür. Önemli olan öğretim üyesinini ve öğrencinin kalitesidir.

    Türkiye'de üretilen bilimsel bilginin büyük bir kısmı yardımcı doçentler tarafından yapılıyor. Türkiye'de profesör olduktan sonra hiçbir şey yapmak zorunda değilsiniz. Böyle bir şey dünyada yok. Türkiye'de akademisyenler bilimin zirvesinde idari görevlere ilgi duyuyor. Rektörlük için onlarca kişi başvuruyor. Gelişmiş ülkelerde bölüm başkanı bile zor bulunuyor. Bizde ise herkes dekan ve rektör olmak istiyor. Türkiye'deki akademisyenlerin yüzde 15'i batılı anlamda akademisyendir, dünya çapında entelektüeldir. Gerisi maaş alan devlet memurudur. Yüksek öğretim en kısa zamanda kendini yeniden yapılandırmalı.”

    12/10/2010 11:12
    My wound neither bleeds, nor heals..The gone forgets, the one behind always hurts...I can't escape, your smell is everywhere..

    Rafet El Roman - Senden Sonra

  2. #2
    Doktora
    Üyelik Tarihi
    09-2010
    Nerden
    Ankara
    Mesaj
    465
    Evet arkadaşlar sizler birer akademisyen olarak neler düşünüyorsunuz bu konuda ?
    My wound neither bleeds, nor heals..The gone forgets, the one behind always hurts...I can't escape, your smell is everywhere..

    Rafet El Roman - Senden Sonra

  3. #3
    Doçent Doktor
    Üyelik Tarihi
    12-2010
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    578
    Maalesef üniversitede öğrenci olduğumdan beri yakındığım bir konudur bu..lisedeyken hadi öğretmenler bunlar diyip üniversiteye saklamıştım hayallerimi, ne de çok büyütmüşüm gözümde o üniversiteyi !...tam bir hayal kırıklığı, saçma sapan alıntılarla oluşturulan kitaplar kıytırıktan hazırlanan tezlerle edinilen ünvanlar..özel okulları, her ne kadar kapitalizmin vahşi olarak yaşandığı örnekler olmasına karşın devletle karşılaştırıldığında daha özgün ve özgür, bilimin yeşerebilme ihtimalinin olduğu yerler olarak görüyorum, bir de yeni açılan üniversiteleri.. yerleşik, adı sanı duyulmuş (!), dünyanın en iyi 500 üniversitesine girmiş (!) okullardan pek bir beklentim yok. beklentim yeni nesilde, beklentim fosilleşmiş yapısı olmayan yeni okullarda. ama gel gör ki şu memur kafası şu resmi zihniyet zor silinir gibi, olayın sadece 8-17 arası mesaiyi doldurma çabasıyla sınırlı olduğunu sanmıyorum. üretim, düşünce, sorgulama, ters yüz etme, farklı olanın peşinden gitme geleneği olmadıkça hayal ettiğim ortamın gerçekleşmesi biraz zor gibi..

  4. #4
    Doktora
    Üyelik Tarihi
    11-2010
    Mesaj
    270
    Bence ALES ve ÜDS bu işi değiştirecek(!) ben bunu baya önce yazmıştım foruma. ÖYP üzerinden. ÖYP bu işi daha da arttıracak. Hep birlikte görmeyecek, izleyeceğiz.

  5. #5
    Asistan
    Üyelik Tarihi
    05-2011
    Mesaj
    74
    mesai saatini doldurmaya çalışan, tanıdıklara hiçbir bilimsel niteliği olmayan makaleler yazarak puan toplayan, ek dersler için kavga eden akademisyenlerle karşılaştım daha yolun başındayken. hatta daha da öncesinde henüz lisanstayken hocaya ve söylediklerine karşı çıkılmaması gerektiğini öğrettiler yoksa derslerinden bırakırdı. oysa özgürce düşünebilme ve bu düşündüklerini ifade edebilme olanağının en yüksek olması gereken felsefe bölümündeydim. mesela notlarının iyi olması hocanın dersi içerisinde ağzından çıkan herbir kelimeyi harfiyyen sınav kağıdına dökmene bağlıydı ve ne derste ne de sınav kağıdında hiç bir farklı düşünce kabul edilmiyordu. ve bir şeyhe biat eder gibi hocaya biat etmeliydin, karşısında iki büklüm olup ceketini iliklemeliydin. sorun şu ki; bu akademisyen profili aynen devam edecek çünkü bu zihniyetteki hocalar ancak kendilerine biat eden, önlerinde iki büklüm olan insanların önünü açıyorlar, diğerlerini otoritelerine bir tehlike olarak algılayıp önlerini kesmek için ellerinden geleni yapıyorlar. bu yüzden özellikle sosyal bilimlerde ülkemizde hiç bir ilerleme yok hep bir önceki ne demiş bu tekrar ediliyor. malesef durum ülkemin hemen hemen tüm üniversitelerinde aynı

  6. #6
    Asistan
    Üyelik Tarihi
    01-2011
    Mesaj
    138
    nirvana, aynen katılıyorum. Şu haliyle öyp de epey katkı sağlayacak gibi görünüyor...
    lüfer olacak.

  7. #7
    Asistan
    Üyelik Tarihi
    06-2011
    Mesaj
    87
    Şu biat kültürü meselesini fazlasıyla ciddiye alıyorum. Akademisyen dediğimiz de kapıkulluğu zihni dünyasına eklemlenmiş tipolojilerden bahsediyoruz nihayetinde. Şunun şurasında bu fasit dairenin ortasına İç Anadolu'da Bilkent ve ODTÜ dışında neredeyse her Üniversiteyi yerleştirebiliriz. Çeperde de, klasik merkez-çevre okuması ekseninde görece muhtariyet sahibi üniversiteler yerine sadece bölge dinamiklerine göre şekillenen yaklaşımlarla karşılaşırız. Akademisyen bu sistem içinde, kaldı ki totaliter sistem örneklerinde çok daha korkunç aparatchik görüntülerinin mevcut olduğunu bilebiliyoruz, dahi ikna ediciliği düşük seviyede seyreden, pragmatist düşünmeye alış(tırıl)mış bir şabloncu bilim insanı olarak çıkar karşımıza. Yayın kriterinin turnusol kağıdı gibi ülkedeki akademileri ölçebilecek bir gösterge olduğunu düşündüğümüzde, İç Anadolu'da, Doğu Anadolu'da, Karadeniz'de, Akdeniz'de, Ege'de ve Marmara'nın pek çok yerinde - istisnalar kaideyi maalesef bozamıyor - heşşehricilik geleneğinden başka yeni bir çıkar yolumuzun daha olduğu ortaya çıkar. Şark için muteber nidalarına aldırış etmeyen akademisyen güruhu öncelikle kendi bağlı olduğu Enstitü'deki derginin müdavimi olurlar, daha sonra da sosyal ağın kullanılma biçimlerine göre (geleneksel bağlar, lisans ve lisansüstü dönem arkadaşlıkları, kendi çöplüğünün horozu olmak yolunda çıkarılan yayın organları vs.) yayınlarına yeni yakın çevrelerde devam ederler. Pek çoğu yabancı bildiğini söylese de, aslında gramer ve kelime bilmekten öteye geçemezler, gidip de yurt dışında bir bilimsel etkinlikte çatır çatır konuşan, bunu pek bir maharetle yapabilenlerin sayısı oldukça azdır. Ötesi, yayın yapıldığında -misal kendi alanım Tarihten- hamaset, benmerkezcilik gibi etkilerin yoğun şekilde gözlemlenmesi muhtemeldir. Hal böyle olunca, haller nice olunca, akademisyenin ATM tarzında bir memur havasında çalışıp sistemin dışına çıktığını söylememiz haksızlık olmaz. Eskiler bimuhaba derlermiş, o misal, akademisyen de aldırış etmeden, pervasız bir CV yenileme telaşı peşindedir. Kalıcı olmayan yayınlar dolayısıyla yapılagelen eleştiriler bir yana, akademisyen, apathic hale geldiğini de kabul etmez. Bir anektodla noktalamaya çalışayım: Fi tarihinde memlekette bir Tarih dergisi çıkmaya başlamış. Dergiyi çıkaran ekibin başındaki Tarihçi-Hoca, dergiyi çıkarırken bu meslektaşlar ortaöğretimden, yükseköğretime memlekette etkin bir bilimsel tarih dergisine rağbet ederler herhalde diye düşünmüş. Sonra sonra ifşaat gelmiş, dergiyi çıkaran ekibin başındaki zat-ı müverrihinden, "Meslektaşlarımız apathi içindeler, mesleklerine yabancılaşmışlar, bu işte sevmeden zor yapılır herhalde". Falan filan, konuyu açan dostları tekrar da olsa paylaşayım istedim. Sevgiler...

  8. #8
    Asistan
    Üyelik Tarihi
    05-2011
    Mesaj
    74
    Bilkent ve Odtü'ye birde Boğaziçi'yi eklemek istiyorum bölümümde odtü ve hacettepeden hocalar var aralarında ki fark o kadar büyük ki... bir diğer mesele de bu memur zihniyetli hocaların öğrenci profilini nasıl etkilediği ve nasıl bir sürü yarattığı. bunu çok basit gibi görünen ama aslında çok önemli olduğunu düşündüğüm bir örnekle anlatmaya çalışayım. kısa bir süre önce gittiğim Odtü kampüsünde yurtlar bölgesinde öğrenciler kirlenmiş ve bir o kadar eskimiş bir yurt yatağını bahçeye herkesin görebileceği bir yere koymuşlar, yanına da koca çarşafa yazdıkları "insanca yaşamak istiyoruz" yazısını asmışlardı... bu olayı önemli kılan bu ve benzeri olayların başka üniversitelerde yaşanmıyor, yaşanmasını izin verilmiyor ve zaten bu tarz bir hak arayışına girebilecek öğrencilerin bulunmuyor olması. nadiren çıkabilecek bir kaç aykırı tipin cezalarla bastırılması falan... okulda hocasına, yurtta yurt görevlilerine ve diğer yerlerde hep üslerine haklı dahi olsa boyun eğen, iki büklüm selam duran öğrenci ne zaman kendisi olabilecek, ne zaman kendi sözünü söyleyip kendi cümlelerini kurabilecek??? soru şu bu insanlar akademisyen olsa ne değişecek?? yoksa bu devran böyle sürüp gidecek mi???

  9. #9
    Lisansüstü
    Üyelik Tarihi
    06-2011
    Nerden
    Ankara
    Mesaj
    7
    "memur zihniyetli" derken ne demek istediğiniz anlıyorum ama emin olun eski memur zihniyetini arayacağımız zamanlar da gelecek, yeni memurlar (anlarsınız siz?) çok daha üzücü, umutsuz...

  10. #10
    Asistan
    Üyelik Tarihi
    06-2011
    Mesaj
    87
    Ergoproxy güzel yazmışsınız, devran ah devran dedirtiyorlar. Bahsettiğiniz türde hak arayışlarına şahit birisi olarak yazıyorum. Sistemin acımasız dişlilerinden kurtulmuş sayılır mıyım diye sorduğumda, geride kalanları düşünmekten kendimi alamıyorum. Ancak o da ne, bu yeni kurulan Üniversitelerde okuyan lisansüstü öğrencileri yahut görece iyi konumda olan büyük şehir Ünviersitelerinin lisansüstü öğrencileri sonuçta hepimiz aynı yerde çalışmayacak mıyız diyerek ve elbette gidilen yerlerin koşullarına adaptasyon da daha bir avantajlı olduklarını belirten içten pazarlıklarıyla işin içinden sıyrılıyorlar. Bu durum beni, en katışıksız kelime anlamıyla, sistemin tekdüze ve biat kültürünü içselleştirmeye dönük anlayışının bir şekilde dayatılacağı görüşüne götürüyor. Oradan kaçsan, diğer yerden aynı tazyikleri yaşamak içten bile değildir. Hem bir saatten sonra bu sistem sorgulama geleneğinin törpülendiği, artık unun elendiği, eleğin asıldığı noktaya geliniyor. Hiç unutmam bir Bernard Shaw sözüydü sanırım, birilerinin ballandıra ballandıra tekrarladığı bir sözü: Yirmisinde komünist olup da, kırkında kapitalist olmayan vb. Bu ahvalde, insan eninde sonunda kucağımıza düşecekler (!) mantığıyla düşünen sistem şakşakçılarına karşı yeni stratejiler belirlemek gereğini duyuyor. Dinsizin hakkından imansız gelir diye boşa dememiş olmaları bundan herhalde.





Sayfa 1 - Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. öyp eş durumu ve hali hazırdaki yükseklisans
    ÖYP Hakkındaki Sorularınız forum içinde, yazan lympia
    Cevap: 12
    Son Mesaj: 27-12-2013, 11:39
  2. 2011 ÖYP TAM liste WORD hali
    ÖYP 2011- Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı Bölümü forum içinde, yazan aslanbjk
    Cevap: 24
    Son Mesaj: 29-10-2012, 00:52
  3. ÖYP'yi kazanıp da gitmeme hali.
    ÖYP Hakkındaki Sorularınız forum içinde, yazan telvin
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 18-07-2012, 20:12
  4. Açıköğretimlilerin Hali
    ÖYP 2011- Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı Bölümü forum içinde, yazan efrahim
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 18-01-2012, 19:27
  5. fransızca mütercim tercümanlığın hali ne olacak? ne yapacağız biz.?
    Akademik Personel Atama Kriterleri ve Yönetmelikleri forum içinde, yazan hunder
    Cevap: 14
    Son Mesaj: 17-08-2011, 22:20

Bu Konu için Etiketler

Mesaj Yetkileriniz

  • Yeni konu açmaya yetkiniz yok
  • Cevap yazmaya yetkiniz yok
  • Eklenti yüklemeye yetkiniz yok
  • Mesajınızı düzeltmeye yetkiniz yok
  •  
Yukarı Git