reklam
reklam
Akademik Personel | 02 Aralık 2016, Cuma

Yükseköğretimde “YÖK Artık!” Dedirten Düzenlemeler

26 Mayıs 2014
Yükseköğretimde “YÖK Artık!” Dedirten Düzenlemeler
       

Her şeyden bağımsız olarak bir bilim adamının meslekten men edilmesi hatta ve hatta kamu görevinden tamamen yasaklanması için ortada oldukça vahim bir durumun olması gerekir…

Haber: CAN GÜRSES – @canitti

Türkiye ’de bir yıldan fazladır devam eden çalkantılı gündeminin geri planında cereyan eden o kadar fazla şey oluyor ki toplumsal hissizleşmemiz içinde kaybolup gidiyor. Gündemin gün bazında değişmesinin getirdiği bir toplumsal hissizleşme ve hatta depresyonun içindeyiz hepimiz.
Biliyorum ki haftasonu meydana gelen depremde bir çoğumuz oturduğu yerden bile kalkmadı. Geçen 30 saniye boyunca muhtemelen çoğumuzun iç sesi:
– Biraz daha şiddetlensin o zaman kalkarsın, otur oturduğun yerde!

Dedi ve biz de dinledik…

İşte bu iç ses Türkiye’nin özetidir.

Hayatımızın çoğu, alarm veren konular üzerinde “Biraz daha kötüleşsin, o zaman bir şey yaparım” demekle geçiyor… Ve hiç bir şey yapmıyoruz.
Ya kendimizi olaylardan tamamen soyutluyor ya da görüntü bazında bazı aksiyonlar alıyoruz. Sonucunda da her 10 yılda bir “Türkiye geçmişiyle yüzleşiyor” şeklinde dramaların ortasında buluyoruz kendimizi.

Tüm bunlar bize artık her şeyle ‘zamanında’ yüzleşmemiz gerektiğini öğretmenli belki de…

Bu yüzden sorunlarla dolu gündemin içerisinde çok gerilerde kalan ancak her zamanki gibi gündemdeki bir çok mevzudan daha önemli bazı konulara sıcağı sıcağına değinmenin tam da zamanı.

Türkiye’de son aylarda akademik camia ve ‘hâlâ’ bu kesimin yöneticisi pozisyonunda olan YÖK’te bazı önemli gelişmeler yaşanıyor.
YÖK’ün 19 Ocak 2014’te kabul etmiş olduğu yeni disiplin yönetmeliği ve beraberinde getirdiklerini kısaca inceleyelim*:

– Üniversite idaresinden sorumlu olanların yönetimi altında bulunan kurum imkânlarıyla doğrudan doğruya menfaat temin etmesi veya kullanımına tahsis edilmiş bir otomobili yasal sınırlar dışında kullanması, idari denetim işlevlerini yapmaması yeni disiplin yönetmeliğince artık cezalandırılacak bir eylem olarak kabul edilmemektedir.

– “Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik eylem yapmak” diye tanımlanan eylem suç unsuru olmaktan çıkarılmış ve yeni yönetmelik bu ifadeyi toptan maddeden çıkartmıştır.

– “Yetkililerden izin almadan… toplantı yapmak, nutuk söylemek veya konferans, konser, temsil, açık oturum ve benzeri faaliyetlerde düzenlemek,” “Bilimsel tartışma ve açıklamalar dışında, yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına resmi konularda bilgi veya demeç vermek” disiplin yönetmeliğinde cezalandırılmaya devam eden konular arasında sayılmaya devam etmektedir.
Aslında listeyi uzatmak mümkün ancak zannediyorum bu kadarı bile yeterli.

Uzun lafı kısası:
Akademik camiayı yönetenlerin elleri altındaki kurum imkanlarını adeta babalarının malıymışcasına kullanmalarına gözle görünür bir serbestlik gelirken bu yöneticilerin idaresi altında çalışan akademisyenlerin izinsiz adım atması dahi yasaklanmış görünüyor.
Akademisyenlerin çok çeşitli konularda ve platformlarda görüşlerini paylaşıp düşüncelerini anlatabilme özgürlüğünün yönetici iznine bağlanması bilimsel bir sansürün de ötesindedir.
Bunların da ötesinde, yeni yönetmelik gereğince üniversite tarafında o ya da bu sebepten üç kez disiplin cezası almış bir akademisyen ‘kamuda çalışmaktan tamamen men edilme’ cezasıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Bu uygulamanın en sıcak muhattabı şu an durumu YÖK tarafından değerlendirme aşamasında olan Doç. Dr. Afif Sıddıki’dir.
Bilenler bilir, insanların salt yetenekleriyle ve/veya zekasıyla iş yaptığı sektörlerin camialarında ego ve kibir tavan yapar. Bu yüzden ister yönetici seviyesinde olsun ister olmasın akademisyenler de sanatçılar da çocuk gibidir ve en olmadık konularda inanılmaz hassasiyet gösterirler.
Konu her ne olursa olsun, yöneticiler ister haklı ister haksız olsun… Her şeyden bağımsız olarak bir bilim adamının meslekten men edilmesi hatta ve hatta kamu görevinden tamamen yasaklanması için ortada oldukça vahim bir durumun olması gerekir.
Cezanın caydırıcılığı ilkesi ile bir insanın hayatını tamamen mahvetme arasındaki ince çizgiyi görmeye davet ediyorum herkesi…

Unutmayalım ki:
Öğrenmek pahalı ve çoğu zaman travmatik bir tecrübedir ancak hiçbir şey olanlara kayıtsız kalmanın bedeli kadar ağır değildir.

* Detaylar bu adreste bulunabilir: http://bilimakademisi.org/wp-content/uploads/2014/02/Etik-Komisyonu-Raporu-Taslak-2.pdf

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz