reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

Yüksek Sayıda Makalenin Sırrı ve Etik

1 Mayıs 2014
Yüksek Sayıda Makalenin Sırrı ve Etik
       

Prof. Dr. Metin Balcı,Türk bilim camiasının 2010 yılında en çok yayın yaptığı ilk 10 bilimsel derginin analizini” yaptı. Buna göre toplam 21.529 makalenin %10’nun çok düşük düzeyde ve üstelik para ödenen dergilerde yayımlandığını saptadı. TÜBA Üyesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Bilimsel üretkenliği olmayanlar, tümü olmasa da bir kısmı, yayın için çeşitli yollara, etik dışı davranışlara başvurmaya başladı. Ciddi bir bilimsel süzgeçten geçmeyen ve para ile yayın yapan bu dergilere yönelme yolunu seçtiler.

Son yıllarda kamuoyunda tartışılan konulardan biri de ülkemizde bulunan üniversitelerden kaçının dünyada ilk 500 arasına girmiş olmasıdır. Bu konunun tartışılması elbetteki sağlıklı bir gelişmenin göstergesidir. Bu tür tartışmalar zaman zaman istismar da edilmektedir. Dünyada bazı kuruluşlar, her yıl üniversiteleri inceleyip bir sıralama yapmaktadırlar ki böyle bir çalışmayı yapmak oldukça zordur. Üniversitelerin sıralamaları yapılırken çeşitli kriterler temel alınır. Bunlardan birisi, ülke adresli yayımlanan bilimsel makalelerin sayı ve kalitesidir. Bugün ülkemizde, yayın sayısını arttırmakla kişileri doçent ve profesörlüğe yükseltmenin ötesine gidemiyeceğimizi ileri süren bilim insanı sayısı maalesef oldukça fazladır.

Onlara basit bir mantıkla şu cevabı vermek isterim. Çok sayıda ve kaliteli bilimsel makale üreten eğitim kurumlarında çok iyi yetişmiş bilim insanları bulunur. Onların olduğu yerde kaliteli eğitim verilir ve kaliteli insan gücü yetişir. Kaliteli yetişmiş insan gücü ileride istihdam edildiği kurum ve kuruluşlarda ülke için en iyi hizmeti verir ve dolayısıyla ülke kalkınmasına, ülkenin refah düzeğinin artmasına önemli katkılar sağlar. Bilimsel araştırmalar bir amaç doğrultusunda yapıldığı gibi (uygulamalı, patente yönelik), doğayı anlamak için de yapılır (temel araştırmalar) ve bu araştırmalar insan gücünün yetişmesinde aynı zamanda araç rolünü de görürler. Ayrıca oluşan bilgi birikimi ileride uygulamaya dönüşebilir.

 

Tablo 1

Bu yazıda 2010 yılında Türkiye adresli makalelerin yayımlandığı ilk 10 dergi incelendi. Bu dergiler WEB of Science veritabanınca taranan dergiler grubundadır. Son yıllarda bu veritabanınca taranan dergi sayısı bazı nedenlerden dolayı arttı ve bu da Türkiye adresli makale sayısının artışına neden oldu.

2010 yılında WEB of Science veritabanı tarafından taranan bilimsel dergilerde yayımlanan Türkiye adresli makalelerin sayısı 21.529’dur. Bu sayıda yalnız bilimsel makaleler var; kongre özeti, konferans v.s. yok. En çok makalenin yayımlandığı ilk 10 dergi Şekil 1’de görülmekte. Bu dergilerde yayımlanan yaklaşık 1900 makale, toplam makale sayısının %10’u civarındadır. Bu 10 derginin analizi, karşımıza ilginç tablolar çıkartıyor. Dergilerin 3’ü Türkiye’de farklı kurumlar tarafından çıkarılıyor, diğerleri ise yabancı dergilerdir. Bu dergilerin 9’u TÜBİTAK’ın yaptığı gruplandırmada grubuna, yalnız biri A grubuna girmektedir. Bu da, Türk bilim camiasının çoğunlukla etki değeri çok düşük dergilerde yayın yaptığını ortaya koymakta. En can alıcı noktalardan biri ise bu 10 dergiden 5’inin makaleleri belli bir ücret karşılığında yayımlamasıdır. Bu ücretler 500 ile 750 $ arasında değişiyor. Özellikle paralı dergilerin geniş bir editör ekibi bulunuyor ve Türk editör sayısı da oldukça fazladır.

Bilimi Kullanıyorlar 

Son yıllarda bazı kişiler, kuruluşlar ve hatta ülkeler organize bir şekilde bilimsel dergi çıkarmak için bir yarış içerisine girmişlerdir. Bunların amaçları kesinlikle bilime katkı sağlamak olmayıp tamamen maddi çıkar sağlamaktır. Örneğin Journal of Animal and Veterinary Advances başlıklı dergi 2007 yılında yayın hayatına girmiş Pakistan (Medwell Journals) tarafından yayımlanan bir dergidir (Şekil 1-Resimleri tıklayarak büyütebilirsiniz). Derginin ismi her ne kadar hayvancılık ve veteriner ile ilgili bir çağrışım yapıyorsa da, yayın dağılımı hemen hemen homojen olup çoğu sahayı (tıp, temel bilimler, mühendislik, ziraat) kapsamaktadır.

Bugüne kadar dergide yayımlanan toplam makale sayısı 1762 olup bunların 722’si (%41) Türkiye adresli iken, Pakistan adresli tek bir makale yoktur. Derginin mevcut 69 editörünün 14’ü Türk’tür. Burada hemen şu soru akla geliyor. Bu dergi ne zaman Türk bilim camiası tarafından benimsendi ve neden bu kadar Türk editör atandı? Yoksa bu dergi Türk bilim insanlarının makalelerini yayımlamak için mi hayata geçirildi?

Diğer bir dergi ise Malezya tarafından 2005 yılında çıkarılmaya başlayan Scientific Research and Essays isimli dergi çok kısa bir sürede Türk bilim camiası tarafından keşfedildi. Son 5 yılda yayımlanan makale sayısı 911’dir (Şekil 2). Türkler son iki yılda yapmış olduğu yayımlarla (toplam 373 makale, %40) hemen bu dergide de birinci sıraya oturmuştur. Türk bilim camiası, bu dergide yayın yapan Nijerya, Malezya, Çin ve İran ile yarışa girmiştir. Son yıllarda bilim camiamız Afrika dergilerini keşfetmeye başladı ve çok kısa sürede bu dergilerde de yayın yapan ülkeler arasında birinci sıraya oturmayı başardı (Şekil 3 ve 4).

African Journal of Agricultural Research ve African Journal of Biotechnology dergileri Academic Journals adlı bir firma tarafından çıkarılıyor. Bu firmanın tüm sahalarda yayımladığı bilimsel dergi sayısı 103 olup dergilerin tamamı paralı (500-750 $)’dır. Bu firmanın merkezi Kenya’dadır, dergi editörleri çeşitli ülkelerdendir.

Şekil 1-2-3-4

İlki

İkinci

Asian Journal of Chemistry 30 yılı aşkın bir süredir Hindistan tarafından yayımlanan bir dergi olup kimyacıların yanı sıra biyolog ve ziraatçıların da yoğun ilgi gösterdiği bir dergidir (Şekil 5). Bilim camiası bu dergiyi biraz geç keşfetmiş olsada son yıllarda Türkiye, Hindistan’dan sonra yayın sayısı açısından birinci sıraya oturmuş olup, İran ile bir rekabet içerisine girmiştir. Bu dergi sayfa başına 30 € almakta ve makale yayınlayanların dergiye abone olma koşulunu getirmektedir. Bu da ortalama bir makalenin 750 $’a yayımlanacağını göstermektedir.

Expert Systems with Applications adlı dergi Elsevier tarafından çıkarılan ve A grubuna giren bir dergidir. Genel olarak grubuna giren ve etki değeri yüksek olan dergilerde yayın yapan ülkeler çoğunlukla bilimde gelişmiş ülkelerdir. 2003 yılında yayın hayatına başlayan bu derginin dikkat çeken noktalardan birisi; her 3 yayından birisinin Tayvan adresli olmasıdır. Dergide en çok yayın yapan ülkeler arasında Tayvan’ın yanı sıra Türkiye, İran, Kore, Çin v.s gibi ülkelerin ön plana çıkması çok ilginçtir.

Türkiye adresli makalelerin en çok yayımlandığı ilk 10 bilimsel dergide yayımlanan makaleler üniversiteler bazında incelendiğinde, makalelerin daha çok Anadolu üniversitelerinde çalışan öğretim üyeleri tarafından yayımlandığı görülüyor. Gelişmiş üniversitelerin yayın sayısı bu dergilerde daha azdır. Örneğin, birinci sırada bulunan Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin yayın sayısı 122 (Bu makalelerin 60’ı Acta Crystallographica Section E-Structure Reports Online dergisinde yayımlanmıştır) iken Orta Doğu Teknik Üniversitesi 5 makale ile 85. sıradadır.

 

Şekil 5.

Üçüncü

YÜKSELME KRİTERLERİ GÖZDEN GEÇSİN

Ülkemizde doçentlik için yükseltilme kriterleri ilk kez 1995 yılında oluşturulan komisyonlar tarafından belirlendi. Çok iyi niyetlerle o yıllarda belli sayıda yayın yapma zorunluluğu getirildi. Aradan 16 yıl geçti. Bu kriterler elden geçmedi ve hiçbir yenilik getirilmedi.Öğretim elemanları yayın yapmaya zorlandı. Bu da doğal olarak Türkiye adresli yayınların sayısını arttırdı.

Bu süreç zarfında Türkiye’de üniversite sayısı da hızlı bir şekilde artmaya başladı. Yakın üniversitelerde doktora derecesini alan kişiler hemen bu yeni üniversiteleri doldurmaya başladı. Hiçbir altyapısı olmayan bu üniversitelerde istihdam edilen kişiler, altyapısı olan fakat bilimsel üretkenliği olmayanlar, yayın yapma zorunluluğundan dolayı, tümü olmasa da bir kısmı, yayın için çeşitli yollara, etik dışı davranışlara başvurmaya başladı. Ciddi bir bilimsel süzgeçten geçmeyen ve para ile yayın yapan bu dergilere yönelme yolunu seçtiler. Ülkede profesör sayısı da artmaya başladı.

 

Doğal olarak tüm profesörler (profesörler arasında ayırım yapılamayacağına göre) doçentlik sınavlarına girmeya başladı. Jürilerin önceden toplanması kaldırıldı. Öğretim üyelerinin önemli bir kısmı yeterli eser sayısını gördükleri takdirde adayları eserlerden başarılı buldular. Böylece çok kişi doçent ünvanını aldı. Türkiye’de bir şekilde doçent olan bir kişi 5 yıl sonra profesördür. Bunun önüne geçmek çok da kolay değildir. Çünkü ülkemizde bu ünvanlar, liyakata göre verilen değerler olmaktan çok uzakta olup kişinin tamamen özlük hakkına indirgenmiştir. Öğretim üyelerimizin önemli bir kısmı tek başına doğru karar veremiyor. Böylece çok aday eser aşamasında aradan sıyrılmaktadır. Girdiğim sınavlarda, öğretim üyelerinin bir kısmının seviyelerinin ne kadar düşük olduğunu görmekte ve hayretle izlemekteyimAdaya sordukları soruların cevabını dahi bilmeyen hocalar mevcuttur.

 

Ayrıca yıllardır izlediğim bir diğer nokta ise doçentlik sınavlarında adaylara sorulan soruların seviyesi, Yüksek lisans veya doktora sınavlarında sorulan sorulardan farklı değil. Bu sistemle derece almış ve bu sınavlara giren hocaların daha üst seviyede soru sormasını beklemek de doğru değildir.

 

diğer

PARALI PROFESÖRLÜK ÖNERİSİ

Öğretim üyelerimizin önemli bir kısmı paralı dergilerde makale yayımlayarak derece alma yollarına başvurmaktadır. Dışarıya bu konuda önemli miktarlarda döviz ödenmektedir.

Bu nedenle paralı doçentlik ve paralı profesörlük atamasını belki de düşünmeye başlamamız gereken zaman gelmiştir. Kendi kendimizi avutmaktansa böyle bir çözüm öğretim üyelerini hem rahatlatır ve hem de zor koşullarda çalışarak hakkıyla bu ünvanları almış öğretim üyelerimize de daha fazla haksızlık etmemiş oluruz. Doçentlik ve profesörlük ataması için bir gün (doçentlik ve/veya profesörlük bayramı) tespit edilir. Her yıl o gün derslere ara verilir, kampuslarda hoca öğrenci kol kola girer halay çekeriz, hem de hocalarımıza verilen bu ünvanları doyasıya kutlamış oluruz. Ne dersiniz?

 

Üzerinde durmak istediğim bir diğer nokta ise, son yıllarda giderek sayısı artan “doktoradan birkaç ay sonra doçentliğe müracaat eden” adayların durumudur. Doktorayı alır almaz doçentliğe müracaat eden kişiler bir şekilde doçentlik için gerekli yayın koşullarını sağlamaktadır. (Doktorayla bağlantısı olmayan makale sayısı açısından.) Böyle durumda olan bir kişinin bağımsız ve/veya kendi öğrencisi ile yayın yapmış olması teorik olarak mümkün değildir. Bu iki şekilde olabilir.

1. Aday hocası ile doktora esnasında yapmış olduğu çalışmaların bir kısmını doçentlik için saklamaktadır.

2. Daha yaygın olan yöntemlerden birisi, bir hocanın yöneticiliğinde doktora yapan kişilerin karşılıklı olarak isimlerinin yayınlara konulmasıdır.

Burada asıl etik dışı davranışı sergileyen hocaların kendileridir. Jüri üyeleri bu durumu hemen fark edip kişinin doçent olmasını engelleyebilir. Ancak bu durumda gerçekten yürekli hocalara çok ihtiyacımız vardır. Nerede cesurca o kararı verecek hocalar? Bu vesile ile herkesin doçentlik sınavlarına jüri üyesi olarak girmemesi gerekir.

Eğer bu durumun önüne geçilemiyorsa benim ilgililere yeni bir teklifim olacak, bütünleşik doktora eğitiminde olduğu gibi bütünleşik doçentlik programının bir an önce gündeme getirilmesidir.

Kaynak: http://plagiarism-turkish.blogspot.com.tr/

       

Yorumlar

  1. Deniz diyor ki:

    SCI indeksli degiler yoğun iş ve zaman gücüyle çalışmaktadır. Bunu sponsorlar aracılığıyla karşılayanlar yazara ücret yansıtmıyor. Ama karşılamayanlar devam edilebilmesi yazardan ücret almak durumunda kalıyor. Bu eleştiriyi yapanlara önerim ücretsiz indeksli bir dergi yürütmeyi deneyin bakalım. Bir derginin ücretli olması onun sahte veya bilim dışı olduğunumu gösterir. Veya bu dergide makale yayınlatanların emeksiz makale yaptığınımı gösterir. Bu çalışmalarada ciddi emekler ve paralar harcanmıştır. Türkiyedeki indeksli dergilerden çoğu paralıdır üstelik. O zaman önce o dergileri suçlu ilan etmek ve kapatmaktanmı başlayacağız. Kısıtlı imkanlarıyla birşeyler yapmaya çalışan insanları aşağılamayı bırakalım lütfen.

  2. Recep diyor ki:

    İndeksli dergilerde gönderilen bir yayınınıza 12 ay ve daha fazla sürede hiç bir cevap alamazsanız ne yaparsınız? Dergilerin kompleksleriyle uğraşmaktan canımız çıktı. ne e-postaya cevap veriyor ne de bildirimde bulunuyor. Köprünün altından çok sular aktı. paralı dediğiniz dergilerde yayınlanan çalışmalarımız için harcadığımız süre en az 3 yıl. 3 ayl proje hazırlığı+1 yıl projeyi uygulama+1 yıl uzatma+1 yıl veri değerlendirme ve makale yazma+1 yıl makalenin yayınlanmasını bekle. Madem dergi SCI indekse girmiş ve orada paralı yada parasız yayınlamışız bu neden değersiz görülüyor. Herkesi potansiyel suçlu ilan etmenin anlamı nedir?. SCI Dergilerin yayına kabul edilme oranlarından haberiniz varmı? Herkesin amacı Akademik olarak yükselmek değilmidir? Bu çok doğal değil mi? Kime çok iyi bir yayın yaptığı için yüksek düzeyde ödül veya takdir veriliyor? Kimin yayın sayısı fazla ise kriterleri tutuyorsa o hemen doçent , profesör oluyor. Çok kaliteli, mükemmel buluşlu bir yayınınız var diyelim bunun için 5 yılınızı verdiniz. Bu mükemmel bir yayınınızla profesör olabilir misiniz? onun puanı 1 kişi iseniz bile 30 puan. Ama projeler ekip ile yapılıyor en az 4-5 kişisiniz. puanınızda düşüyor. SCI dergi para istiyorsa akademisyenlerin suçu ne? Para almasın akademisyen de vermesin. Akademisyenler mi teklif ediyor parayı? Ben 1000 dolar vericem benim dergiyi basmı diyor? Kıskannçlığı bırakalım. Bir makaleyi 12 ay beklettikten sonra bir sebep göstermeden yada dergimiz formatına uygun bulunmadığından kabul edilmemiştir. yanıtını almak çok koyuyor. Doğal olarak elbette kısa sürede cevap veren dergilere makale göndermek yayınımızın güncelliğini kaybetmemesi için çok önemlidir. Yayınlanan makalelere saygı duyulması en doğal beklentidir.

  3. budabuda diyor ki:

    Katılmıyorum, tam tersi de söz konusu; eğer seni “tanımıyorsa” kabul olmayacak dergiler de var. Bu konu doçentlik v.s. konularında da söz konusu… ayrıca gelişmeyi kimin sağlayacağı belli olmaz, sizin anlamsız bulduğunuz bir fikir dünya da bir yerlerde anlam bulabilir. O yüzden uluslararası olmak her zaman ‘ulusal’ olmaktan iyidir. Bunun dışında intihal kabul edilemez. Çözüm konusunda yukarıda Onur Bey in cevabını tekrar etmekte fayda var: “Asıl mesele eğitimci ahlakıdır. Bu olmadıkça her türlü “çözümün” etrafından dolaşanlar çıkacaktır ki bu da toplumun öğrenmeye, bilgiye duyduğu ilginin niteliği ve ahlakı ile ilgilidir. Gemi batınca en üst kamaralar da batacaktır.”

  4. hocag diyor ki:

    Paralı dergi demek sahtekar dergi demek değildir. Dünyada Internet’in yaygınlaşmasıyla birlikte açık erişimli yayın yapan dergi sayısı artmaya başlamıştır. Bu durum son yıllarda trend haline gelmiştir. Açık erişimli yayın yapan dergi, makaleyi veri tabanlarına satmadığı sürece nasıl para kazanacak ve o derginin yayın hayatına devam etmesi için gereken mali kaynak nereden sağlanacak? Metin Hoca biraz daha incelesin: A sınıfındaki dergilerde makalenizi “open-access” yayınlamak istediğinizde o büyük şirketler (Elsevier, Springer, vb.) ne kadar ücret istiyorlar? Evet bu alanda sorunlar var fakat Metin Hoca’nın biraz daha araştırma yapması lazım. Yetersiz veri ile aşırı genelleme yapmış. Bence yazısı yayınlanmaya uygun değil.

  5. özgür diyor ki:

    Yazı güzel olmakla beraber bence hatalı bir tespit içermektedir.
    Bu tespit ise bir kişinin doktora yaparken doktora konusundan bağımsız araştırma yapamayacağı iddiasıdır. Bunun aksini yapabilecek kapasitede öğrenciler tanıyorum. Sayıları az olsa ve alandan alana değişiklik gösterse bile kaliteli ve yetenekli bir öğrenci eğer birazda meraklı ise aynı anda birden fazla araştırma yürütebilir. Tabi bu birçok faktöre bağlı ama her doktora sonrasında doçentlik kriterini sağlayan kişiyide birtakım önyargılarla yargılamamak gerekir. Bir öğrenci doktora çalışması sırasında ekstra çalışarak başka yayınlarda çıkartabiliyorsa bu kişiyi cezalandırmak değil ödüllendirmek gerekir. Neticede doçentlik başvurusunda hem adayın doktora tezi hemde yayınları bulunuyor. Dolayısıyla fazladan yapılan çalışmaların doktora tezinden türetilip türetilmediği kolaylıkla zaten belirlenebilir. Kısacası bir kişinin doktora çalışması sırasında bağımsız yayın yapabilmesi teorik olarak mümkündür.

  6. Fatih KUTLU diyor ki:

    Expert System with App. Dergisi ilgili yazılanlar düşündürücü. iyi bir dergi olarak biliyorduk ama şaibeli imajı verilmiş daha fazla açıklama yapılması gerekir.

  7. mumine diyor ki:

    bir de bu bilim insanı denilen şahısların az çok ilim icra etme derdinde olan insanların önünde sıfatlarını kullanarak bilmişlik taslaması ve engeller çıkarması onlara bu sıfatların verilmesinin yeniden düşünülmesi açısından çok önemli..

  8. sbfreff diyor ki:

    bu adamların çoğu sahtekarlıkla dil puanı olan tipler.ama sorsan hepsi milliyetçi hepsi müslüman.Bunların kim olduklarını herkes biliyor bunlar temizlenmedikçe Türkiyede bilim diye birşeyden söz edilemez.

  9. asuman pelvan k. diyor ki:

    iyi bir yazı. doğru tesbitler. çözüm, yök’ün kalkması, üniversitelerin özerkleşmesidir. gerisi teferruat….

  10. Armagan Hayirli diyor ki:

    Hocamizin, Journal of Animal and Veterinary Advances, dergisi hakkindaki saptamasi cok dogrudur. Ilk kuruldugunda kabul ettigim editoryal board uyeliginden beri (6 yil once), toplam 2 yayini incelemek uzere gorevlendirildim.

  11. onur diyor ki:

    Şunu da belirtmek gerekir. Bu sistemde nitelikli yayın yapmak isteyenler her zaman zarar görür. Çünkü nitelikli yayın hem üretilmesi hemde hakem süreçleri açısından daha zor ve uzun süreceğinden kolay yoldan doçent ya da profesör olanlar hem maddi hem de makam açısından bu şekilde yayın yapmak isteyenlerin önüne geçecek ve bu kimseleri baskı altına alacaklardır. Ayrıca sizin yaptığınız nitelikli yayının niteliğini değerlendirecek ne kadar kişi olduğu da tartışmalıdır. Burada niteliksiz olarak ifade edilen dergilerde yayın yapanlara soracak olursanız o dergiler hiç de niteliksiz değil diyeceklerdir. Buna samimi olarak da inanlar vardır. Çünkü nitelikli yayının ne demek olduğu onlar için net değildir. Son olarak şunu söylemek isterim burada “cesurca karar verecek” olan hocaların öncelikle kendilerinin nitelikli yayınlar yapmak suretiyle o konuma gelmiş olması gerekir ki zaten asıl sorun bu insanların sayısının azlığıdır. O halde olacak olan şudur: ya kendisi aynı yoldan geçmediği halde insanları nitelikli yayın yapmadığı için doçent prof yapmayacak jüriler olacak ya da kendisi bu şekilde yükselen az sayıdaki insanlardan olan jüri üyeleri nitelikli yayın yapmadığı için bu insanları yükseltmeyerek sistemin onlardan beklediği gibi davrandıklarından ötürü cezalandıracaklardır. Kaldı ki 5 kişilik jüri bu kararı alırken hepsinin nitelik olarak aynı konumda olmayacağı da hemen hemen kesindir. Bu sebeple yazıdaki tespitler doğru olsa da çözüm yanlıştır. Asıl mesele eğitimci ahlakıdır. Bu olmadıkça her türlü “çözümün” etrafından dolaşanlar çıkacaktır ki bu da toplumun öğrenmeye, bilgiye duyduğu ilginin niteliği ve ahlakı ile ilgilidir. Gemi batınca en üst kamaralar da batacaktır.

  12. onur diyor ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler. Eğitim sisteminin temeli bozuk olunca üst katların böyle olması çok normal. Bizde eğitim işe girmek için akademik yükselme de para ve makam için gerekli görülüyor. Çünkü halkımız sadece kısa vadede menfaate odaklanmış ve yaptığı içi sadece bu sebeple yapacak şekilde yetiştirilmiş insanlardan oluşuyor. Üniversitelerin iş kapısı olarak görülmesinden vaz geçilmedikçe ve batıda olduğu gibi üniversiteye daha çok nitelikli eğitimi almak isteyenler gitmedikçe bu düzenin değişmesi mümkün değil. Türkiye’de ihtiyaç, mantar gibi çoğalan üniversiteler değil, gerçekten öğrenmek isteyen öğrenciler ve para ya da makam için değil sadece için öğretmek araştırmak için bu mesleğe giren öğretim kadrosudur.

    1. Şukela Mukela diyor ki:

      Ne güzel izah ettiniz. Sorun paralı makaleye bu insanları yönelten sistemde. Daha başa en başa bakılmalı kadroların nasıl peşkeş çekildiğine bakılmalı!!!

  13. kaamos diyor ki:

    çok iyi yazıymış.

Yorum Yaz