reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

“Yüksek Öğretimde Çağ Atlamak İçin Bölümler Fakülteleştirilmeli”

21 Temmuz 2014
“Yüksek Öğretimde Çağ Atlamak İçin Bölümler Fakülteleştirilmeli”
       

İstanbul Üniversitesi Öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Yavuz Örnek, yüksek öğretimde çağ atlamak için bölümlerin fakülteleştirilmesi gerektiğini söyledi.

 

İstanbul Üniversitesi Öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Yavuz Örnek, yüksek öğretimde çağ atlamak için bölümlerin fakülteleştirilmesi gerektiğini söyledi. Örnek, üniversitelerdeki kimya bölümlerinin sayısının 4-5 ile sınırlı olduğunu belirterek, kimyanın en az 100 bölüme ayrılması gerektiğini kaydetti.
Yard. Doç. Dr. Yavuz Örnek, yayınlanan makalesinde, üniversitelerde branşlaşmaya dikkat çekerek, “Bugün üniversitelerdeki kimya bölümlerinin sayısı 4-5 ile sınırlıdır. Halbuki bugün kimya bin bölüme bölünse haklı olarak bazıları şu bölümleri de açalım diyeceklerdir. Yani bin bölüm yetmeyecektir. Eskiden başlı başına kimya fakülteleri vardı. Şimdi mühendisliğin içine yerleştirdiler. Yani küçülttüler. Yetkim olsa kimyayı en az 100 bölüme ayırırım. Gelecek kuşaklar da bu yüz bölümün her birini yaklaşık onar tane anabilim dallarına ayırırlar. Bu bir gün olacak. Bir üniversitenin kimyanın yüz bölümünde de araştırma yapması gerekmez. O kadar akademisyen de yoktur. Ancak dar alanda geniş bilgiye ulaşılır. Diğer bilim dalları da kimya gibidir. Almanya’da bir elektrik mühendisliğinin 40 civarında bölümü vardır” dedi.

Makalesinde, “kalkınma ve savunma”nın birbirinden ayrılması mümkün olmayan iki değer olduğunun altını çizen Örnek, “Biri yoksa öbürü ya eksiktir veya yoktur. Bir ülkenin savunma sanayisi kalkınmayı sağlayan bütün alanları içermektedir. İnsanoğlunun ihtiyacı olan her şey savunmanın içindedir. Yani bunlardan biri veya bir kaçı eksik olduğunda savunmada aksaklıklar olur hatta savunma çöker. Rusya aç idi ama yüksek teknolojiye sahipti. Bu teknoloji onu koruyamadı. Savunma sanayi sadece asla silah değildir. İnsanın ihtiyacı olan herşeydir. Elektrik, su, enerji, eğitim, ulaşım, haberleşme, sağlık, çevre temizliği, tabii afetlere karşı tedbir, sert kışlara karşı tedbir, aşırı yağışlara karşı tedbir, salgın hastalıklara karşı tedbir, nehirlerin taşmasına, dolu yağmasına, don olmasına, denizlerin, göllerin, nehirlerin donmasına, tarımın helak olmasına, tarım ürünlerinin depolarda yanmasına, rafinerilerin yanmasına, bütün savaş pilotlarının grip olmasına yani toplumun bütün veya bir kısmını etkileyecek her olaya karşı hazırlıklı olmak kalkınmak demektir ki bunun diğer adı savunmadır. Savunma çok para demek değildir. Bugün çok zengin Arap ülkelerinin, dünyanın gözünü kamaştıran Dubai’nin o muhteşem yatırımları kalkınmanın sadece bir parçasıdır kalkınmanın asla bütünü değildir. Nasıl olsun ki suya dahi muhtaç. Nasıl olsun ki en küçük orduların bir saatte işgal edeceği bir yer. Kalkınma savunmayı sağlamıyorsa o kalkınma değildir. Bina dikmek eğlence merkezleri inşa etmek kalkınma değildir belki daha kötüsü düşmanın ağzını sulandırmaktır.

İstanbul’a bir virüs atağı olsa halimiz ne olur, tedbir var mı. Ama ingiltere 2. Dünya savaşında Londra’daki bütün vatandaşlarını sığınaklara aldı. Bizde bir sığınak var mı. Burada maksat insanlara kötüyü hatırlatıp moral bozmak değildir. Yukarıdaki tedbirlerden hangisini aldık. Osmanlı paşası ne demiş. “Sultanım deniz donsa ona da tedbir aldık” Yine “sulh istersen cenge hazır ol” buyurmuşlar. Bu söz kalkınmanın ve savunmanın açılımıdır. Cenge yani savaşa hazır olmak demek her alanda hazır olmak demektir. Pilotların hepsi grip oldu. Ona da hazır olacaksın. Deprem oldu askeri savaş üssündeki uçak pistleri kullanılamaz hale geldi ona da hazırlıklı olacaksın. Olmamışsan kalkınamamışsın yani cenge hazır değilsin yani sulh yani barış ve huzur sana haram edilir. “Güç kabında durmaz” sözü meşhurdur. Çok kıymetli veciz bir sözdür. ABD Irak’a girdiğinde niçin girdi diyenlere bu sözü hatırlatırız. Bu ABD’nin değil Irak’ın problemi. Yani kalkınamayan Irak huzura hasret kaldı” dedi.

Ülkelerin savunmalarında aksaklıklar olunca başkalarının bu aksaklıklardan istifade edip silah kullanmadan yaptırım uyguladıklarını belirten Örnek, “Bu yaptırımlar o ülkelerin yıllarca kalkınmasına engel olabiliyor. İşte burada iş bilime düşüyor. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi sadece maddi zenginlik savunmada büyük zaaflar oluşturur ve düşmana gizli ve açık davetiye çıkarır. Bilime sarılıp kalkınmak elzemdir. Bilime sarılan toplumlar fakir olsalar da gelecekleri parlaktır. En güzel, en büyük yatırımdır. Bilimin dışındaki kalkınmalar sunidir. Olağanüstü şartlarda en düşük fırtınalı havalarda o kalkınmadan eser kalmaz ve toplumun huzuru bozulur, ekonomi çöker. Ama bilimin getirdiği kalkınma sağlamdır. Bilimsiz paranın getirdiği ihtişamın sonu hüsrandır. Pekçok ülke gelişmiş ülkelerden teknoloji ürünleri alır. Askeri savunmaları için savaş uçağı, tank, savaş gemisi, füzeler ve daha nice pahalı ürünleri satın alırlar. Hiç bir gelişmiş ülke daha üstününü yapmadığı askeri bir savunma ürününü başka ülkeye satmaz. Yani alınan her askeri savunma ürünleri imal eden ülkede eskimiştir. Demode olmuştur. Yenisi keşfedilince ilkinin masraflarını karşılamak için piyasaya sunulur. Gelişmiş ülkelerde her yeni fikir ve ürün önce askeri maksatla kullanılır. Misal internet böyledir. Yani biz en yeni teknolojiyi transfer ederken aslında imal eden ülke tarafından terkedilen eskimiş teknolojiyi alıyoruz ve yüklü paralar ödüyoruz. Günün şartlarında buna mecburuz. Ancak mecbur kalmak “mağlup olmak” la aynı manayı taşır. Bilimden maksat var olanın üstüne çıkmaktır. Her alanda daha mükemmele ulaşmaktır. Buna kavuşmak için ülke yöneticilerine önemli görevler düşmektedir. Bunlardan biri “doğru kişi doğru yerde olmalıdır” Bu yoksa o yerden başarı beklemek hayaldir. Sözleriyle ve vücut diliyle enerji vermeyen bir amir o birimin en büyük düşmanıdır” dedi.

Kalkınmanın lokomotifi olması gereken devlet üniversitelerinin yerini özel üniversitelerin aldığını ifade eden Örnek, “Bu çok güzel bir gelişmedir. Çünkü özel üniversiteler fikir üretmeyen akademisyeni bünyesinde barındırmaz. Ama devlet üniversitelerinde fikir üretenlerin önü kesilebilmektedir. Fakat pahalı oluşundan dolayı özel üniversitelerin fen bilimlerine yeterli yatırım yapmaması çok büyük hatadır. Devlet her özel üniversiteye en az bir fen dalında araştırma yapma mecburiyeti getirmelidir. Yani sadece bina ile bir üniversite olmamalı. Laboratuvar araştırmaları olmalı. Mesela bir üniversite sadece biyokimyada, bir başkası selülozda veya bir başkası başka bir fen alanında laboratuvar çalışmaları yapabilmelidir. Özel üniversitelerde bölüm açma yetkisi üniversiteye bırakılmalıdır. ABD de Alfred Üniversitesi vardır. Türkiye’de bir üniversite ile de ortak çalışma yapmaktadır. Alfred Üniversitesi sadece seramik çalışıyor. Biz de üniversitelerimize istediği dalda çalışma iznini vermeliyiz. Eskiden bir inşaatı bir müteahhit yapardı. Şimdi 50 farklı şirket herkes kendi dalında mahir elemanları ile binayı yapmaktadır” dedi.

Özel üniversitelerde bazı branşların çalışılmasının gelişmeyi daha çok hızlandıracağına dikkat çeken Örnek, “Her alanda harcama yapmaları, laboratuvar kurmaları pahalıya mal olmaktadır. Devlet üniversitelerinin her alanda araştırma yapması doğaldır ve gerekmektedir. Üniversitelerden istenilen verimi alamayan devlet özel laboratuvarlar açılmasına destek vermelidir. Ama bu laboratuvarlar kesinlikle üniversite üstü olmalıdır. Yani bir üniversiteleşmeye müsaade etmemelidir. Çünkü üniversiteler laboratuvar çalışmalarını hantallaştırır. Bilimi seven üniversite mezunları bu özel veya resmi üniversiteler üstü laboratuvarlarda araştırma yaparlar. TÜBİTAK bunun örneğidir. Ama TÜBİTAK çok yetersizdir. Bu laboratuvarlarda her alanda değil bazı alanlarda araştırmalar yapılmalıdır. Mesela İstanbul’un Avrupa yakasında daha ziyade genetik çalışmalarda ve sağlık konularında araştırmalar yaparken, Asya tarafındaki malzeme mühendisliği, Ankara’daki plastik, İzmir’deki süperiletlenler, yalıtkanlar, Diyarbakır’daki başka bir alanda araştırmalar yapmalıdır. Branşlaşmak şarttır” dedi.

Örnek, YÖK’ün bütün bilimsel dalları yakın bir zamanda ayrı ayrı fakültelere ayırmazı gerektiğini belirterek, “Kimya fakültesi, elektrik fakültesi, makina fakültesi, jeoloji fakültesi, fizik fakültesi, biyoloji fakültesi ve diğer bütün bilim dallarında fakülteler açılmalıdır. Eskiden fen fakültelerini edebiyat fakülteleri ile birleştirdiler. Sonra hatadan dönüldü. Gelecekte bunların başına ayrı ayrı dekan atamaya gerek olabilir ancak başlangıçta mühendislik dekanı olarak hepsinden yine bir dekan sorumlu olabilir. Yıldız Teknik üniversitesinin elektrik – elektronik fakültesi açması takdire şayandır. Fen fakültesi tabiri yerini “fen bilimleri”ne terketmelidir. Her fakülte de kendi içinde bölümlere ayrılmalıdır. Bölümlerde kısıtlamaya gidilmemelidir. mesela kimya 100 kadar bölüme ayrılabilir. Bir üniversitenin kimya fakültesinin bütün bölümlerinde araştırma yapması şart değil. Birkaç bölümünde yapar ama o bölüme başka bir dalda bir akademisyen geldiğinde zaten yönetmelik olarak açık olan ve fiilen kapalı olan bölümde araştırmalara başlar. Bölüm açmak için yazışmalara zaman kaybına gerek kalmaz. Dar alanda bilimsel çalışmalar yapmak daha yüksek bilgilere ulaşmaya sebep olur. Yükseköğretimde çağ atlamak için bunu yapmalıyız. Yeni bir vizyon yakalarız. Kişisel engelleri aşmak için devletin bazı kararlar alması gerekmektedir. Enerjimizi en verimli şekilde kullanmalıyız” dedi

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz