reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

Yüksek Lisans ve Doktora Yapmamak İçin On Neden

11 Temmuz 2014
Yüksek Lisans ve Doktora Yapmamak İçin On Neden
       

Peki Acaba Gerçekten Adaylar Yüksek Lisans ve Doktoranın Ne Anlama Geldiğini Biliyorlar mı?

 

Yüksek lisans, doktora yapmanın ve sonrasında akademik hayatta kalmanın elbette çoğu işte olduğu gibi bir takım maliyetleri bulunmakta.

 

İşte akademisyenliği düşünenlerin hazırlıklı olması gereken on neden:

1. Bitmeme İhtimali

Hiç kimse master ve doktoraya eğitime bırakmak için başlamasa da, ne yazık ki bitirebilme oranları pek de yüksek değildir. Amerika’daki bir araştırmaya göre doktoraya son on sene içinde başlayanların sadece %49’u mezun olabilmiştir.

2. Elle Tutulur Bir Mükafatının Her Zaman Olmaması

Evinizin duvarlarını boyadığınızda, yemek veya temizlik yaptığınızda şöyle bir geriye çekilip eserinizi inceleyip “Heytt be amma iyi iş çıkardım” diyebilirsiniz. Ayrıca, özel sektörde çalışıyor olsanız, yaptığınız başarıların karşılığını maaşınızda artan ücret veya terfi olarak görebilirsiniz. Ancak akademik hayatta maddi kazanımlar kısa vadede çok düşüktür. Önce, zorlu eğitim sürecinden geçerek belkide yıllarca sabretmeniz ve öğretim üyesi olmayı beklemeniz gerekir.

3. Üniversitelerin Eski Üniversiteler Gibi Olmaması

Ülkemizde eğitime olan yatırımlar ile üniversitelerimizin sayısı bir hayli çoğaldı. Bunun bir sonucu olarak, iş hayatında üniversite mezunlarına olan talep de arttı. Bu durum daha da fazla üniversitenin açılmasına sebep oldu. Ancak elbette öğretim üyesi ve akademisyen sayısı plansız büyümeden dolayı çok da yeterli değildi. Doğal olarak da yetkin, yetkin olmayan çoğu üniversitede yüksek lisans ve doktora programları açıldı. Tabi ki bu durum da yüksek öğretimdeki kaliteyi düşürdü.

 

 

4. Biyolojik Sonuçlar

Çoluk çocuğa karışmak ve yuva kurmak yaratıcının bir takdiri olsa da lisansüstü eğitime devam edenler bu konuda biraz dezavantajlı. Akademik kariyer yapmak kişinin bazen özel hayatının bile ikinci planda kalmasına sebep olabiliyor. Bunun yanı sıra ilerleyen yaşlarda çocuk açısından üretkenlikte giderek azalıyor.

5. İş Seçeneklerinin Azalması

Daha fazla eğitim alarak, daha iyi iş fırsatları yakalar daha iyi paralar kazanırım inancı aslında pek de geçerli değil. Özellikle, doktora eğitiminin uzun sürmesi ve spesifik bir alanda kendini yetiştirmek; iş piyasasının beklentilerini çok da karşılamamakta. Yani, 25 yaşında bir üniversite mezunu, 35 yaşındaki doktora mezununa göre iş bulma konusunda daha şanslı.

6. Çok Uzun Sürmesi

Yüksek lisansın 2-3 sene, doktoranın ise 4-6 sene arasında sürdüğü düşünüldüğünde, akademik kariyere giden yol ortalama 7-8 sene sürmekte. Siz az bir maaşla uzunca yıllar mütevazi bir hayat yaşarken arkadaşlarınızın yeni ev aldığını, araba aldığını, çoluk çocuğa karıştığını görürsünüz.

 

7. Niye Yaptığınızı Anlamadığınız Ödevlerin Olması

Yüksek lisans ve doktorada aldığınız ödevlerin genelde ne işe yaradığını anlayamazsınız. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse verilen ödevleri çok da nitelikli bulmayabilirsiniz. Örn: İngilizce makalelerin, kitapların Türkçeye çevrilmesi ve benzeri.

8. Hocaların Huyuna Suyuna Gitmenin Zorluğu

Üniversite öğrencilik yıllarınızda hocalarla mesafeli olma şansını kullansanız da yüksek lisans ve doktora eğitimi böyle değildir. Hocalarla yakın olmalı ve hatta iyi geçinmelisiniz. Özellikle, sınıfta az kişi olması hatta bazen derslerin hocaların odasında çay içerek yapılması işleri oldukça zorlaştırmakta. Derslere her gün hazır gelmeli, hocalara karşı her zaman düzgün bir imaj çizmelisiniz.

9. Aslında Sizin Ne Yaptığınızı Kimsenin Umursamıyor Olması

Yüksek lisans ve doktora sırasında kendinizi sürekli yalnız hissedersiniz çünkü aslında gerçekten de yalnızsınızdır. Kimsenin gerçekten ilgisini çekmeyen ve belki de sadece kendinizin anladığı bir araştırmanın, tezin peşinde koşturur durursunuz. Bir de buna danışman hocanızın da ilgisizliği eklenirse ciddi motivasyon kayıpları yaşarsınız.

 

 

10. Gençlik Yıllarının Geçip Gitmesi

Gençlik yıllarınızı en iyi yıllarınız olarak tarif etmeseniz de bir gerçek vardır. O da hayatınızdaki en sağlıklı, enerjik, coşkulu yıllarınızın gençlik yıllarınız olmasıdır. Yüksek lisans ve doktora eğitimine gençlik enerjiniz yetse de en önemli soru işareti “gençliğinizin bu statik yapı içinde heba olup gitmesinin” ne kadar mantıklı olduğudur.

Hazırlayan: Akademikpersonel.org

Not: Akademikpersonel.org Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimini Tavsiye Etmektedir. Bu Yazının Amacı Akademik Kariyer Düşünen Adayları Bilinçlendirmek ve Beyin Fırtınası Yapmaktır.

       

Yorumlar

  1. master diyor ki:

    Şu an doktora yapmakta olan bir araştırma görevlisi olarak yazıyorum. Akademik kariyer herkesin istemeyeceği ve kaldıramayacağı bir iş, doğrudur fakat bu alana azimle girenlerin, çok istekli ve hırslı olanların da önlerinde o kadar çok engel vardır ki saymakla bitmez! Bu engeller bazen o kadar çok akademik düşüncenin önüne geçer ki insan kendini bir boşluğun içinde bulur. Seneleri geçmekte, doktora danışman hocası ilginç tripler içine girmekte, ne yayın ne de proje yaptırmaktadır. Sanki ilerlemenin önüne bir set çekmektedir. Bunlar hiç kimsenin karşılaşmak istemediği ama ne yazık ki bu camiada olan şeylerdir.

    Umudunuz kırıldığında bazen şu soruyu sorarsınız; evet ben bu işe isteyerek ve umutla çıktım ama acaba ben de bu işi kaldıramayacak olanlardan mıyım? Bu sorunun cevabı da aslında karışıktır. Çünkü yüksek lisans dönemindeki danışmanla problemsiz ve yayınlı, projeli 2 yıl geçirilmiş ise o zaman bu doktora hocası ile neden bu problemler çıkmaktadır. Ardından doktora hocasının bölümdeki iletişimsizliğini, öğrencileri ile problemlerini ve anlayışsızlığını gördüğünüzde cevabı bulursunuz. Bu adam sorunludur ve ne yazık ki bölüm başkanlığı bunu size uygun görmüştür. Yapılacak iki yol vardır: Birincisi tez elden onu bırakıp başka bir danışman bulmak ki bu yol kesin çözümdür, ikincisi ise sabırla yola devam etmeye çalışmak ve ezilmeyi damarlarınızda hissetmektir.

    Sonuç olarak doktora veya yüksek lisans yapmak kolay bir iş değildir ama istekli olursanız ve hocanız da problemsiz biri ise önünüzde durabilecek hiçbir şey yoktur. Allah hepimizi hayırlı insanlar ile karşılaştırsın.

  2. cengiz diyor ki:

    doktora yapan bireyler desteklenmeli,burs verilmeli,sigorta imkanı sağlanmalı en azından.Sadaka miktarındaki paralarla değil kyk nın yaptığı gibi. hem her doktora yapana verilmiyor hem de çıksa da sadaka miktarında.

  3. öteki diyor ki:

    akademisyenliğin her şeyden önce para kazanmak olmadığını, çalışmanın düşünsel bir mutluluk olduğunu hala toplum olarak anlayabilmiş değiliz. milli eğitimde görev yapan bir öğretmenim ve iki yıldır idarecilerimden aileme hatta araştırma görevlisi olmak için başvurduğum üniversitelerdeki hocalara dahil bunu söyledim.Ama…..Üreme konusuna gelince çocuklarımız olmayabilir, marifet çocuk yapmakta değil her çocuğu sevecek kadar gönlü geniş olmakta

    1. beidali diyor ki:

      Hocam merhabalar,

      Akademisyenliğin her şeyden önce para kazanmak olmadığını söylemişsiniz. Bir bakıma doğru bir bakıma yanlış. Doğru tarafına yazdıklarınızın %100’ne katılıyorum fakat ben yanlış tarafını tartışmak istiyorum.

      2005 yılında Çin’e okumaya gittim. Lisansımı ve Yüksek lisansımı Dünya’nın en iyi 35. üniversitesin’de Çin Devlet Bursu kazanarak Uluslararası ilişkiler Kuzeydoğu Asya Politikası üzerine tamamladım. Doktoraya Türkiye’de devam etmek için Türkiye’ye döndüm.Girmediğim sınav kalmadı. KPSS,YDS,ALES. Bu sınavlardan doktoraya yetecek de artacak şekilde puanlar aldım. Lakin okuduğum bölümle alakalı çalışma yapan hiçbir üniversite bulamadım. Bulduklarımda bu alanda doktora çalışması değilde ders olarak dersin bir kısmında geçtiklerini söylediler. Yazdığım makaleleri Türkiye’ye gönderdim kimse yüzüne bakmadı. İyi üniversitelerden birinde bir hoca kibar bir şekilde şunu söyledi:” Eğer AB, ABD veya Ortadoğu çalışsaydın değerlendirirdik ama bu alanda çalışan kimse olmadığı için değerlendirmeye alamıyoruz.” yani avam tabirle bence “Bize ne Çin ile Japonya arasındaki ada sorunundan” demiştir diye düşünüyorum.

      Şimdi bir soru soruyorum size ; Herkes AB, ABD, Ortadoğu çalışırken ben kendimi geliştirdim Çince öğrendim, Çin ve Uzakdoğu üzerine çalışmalar yaptım. 8 sene gurbette yaşadım ve bir üniversite bulursam (inşallah diyeyim) alacağım öğretim görevlisi maaşı 3.222 TL. Sizce yeterli mi? Özellikle Uzakdoğu alanında çalışma yapmak benim için büyük bir zevkti. Zevkti diyorum çünkü bütün ümitlerim kırıldı artık. Benim bu ülkede akademisyen olmak gibi bir niyetim yok artık.

      Çok şükür yaklaşık 2 senedir Uluslararası ticaret yapıyorum. Çin’den tedarikçiler bulup malları Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa’daki müşterilerime ihraç ediyorum. Yaşım 30. Çok şükür kazandığım para şuanda bir rektörün aylık maaşından daha fazla.

      Ben ne kaybettim? hayali mi? hedefleri mi?
      Türkiye ne kaybetti? Uzakdoğu alanında çalışma hevesi olan birini? Çin ile Türkiye arasında ufak da olsa kendini geliştirmiş birini?

      Lütfen yanlış anlaşılmasın kendimi beğenerek söylemiyorum bunları. Benim gibi çalışma azminde olan birçok kişi tanıyorum, ve blog sayfalarından tanımadığım ama okuduğum bir çok kişi gördüm. Ama bizim ülkemizde gerçekten akademik çalışma yapılacak insanların önü ne yazık ki kapanıyor veya kapatılıyor.

      1. heykelci diyor ki:

        bravo,çok ama çok tebrikler,bende benzer durumdayım. maalesef birilerinin gururu kırılmış ve onuda bizim gibi gençlerden çıkarıyor.. hayırlısı diyorum,rızkı veren Allah,nereye kadar devam edebilecekler göricez..

  4. ... diyor ki:

    Akademisyenler; yüksek lisans, akabinde doktora, makale çalışmaları vs. yaparak önce kendini aydınlatır.Fakat bunun aksine diğer bir çok meslekte çalışan kişiler çalıştığı kurum ya da kişi nam ve hesabına yarar sağlarlar, karşılığında edindikleri çoğu zaman yalnızca kuru paradır. Dolayısıyla akademisyenler az da kazansalar kişisel gelişimleri ve elde ettikleri manevi doyumla maddi olanakların vereceği hazdan daha fazlasını elde etmekteler.

  5. send diyor ki:

    Akademik hayata belki hayatını adayan biriyim, açık ve net bir şekilde görüyorum ki Akademik düzenin ne yapıp edip değiştirilmesi gerekiyor. Bugünkü yapı kişilerin keyfi davranabilmelerinin önüne geçemiyor. Öğrencilerden çok hocaların keyfi davranmaları bence eğitimde en büyük sorunlarımızdan biri. bu durumu minimize etmenin yolları aranmalı. Yapılıp yapılmadığından çok Nasıl Yapıldığı sorgulanmalı. Ben gelecek için çok umutluyum, amansendeci olmayan kişilerle her şey daha iyi olacak. bu ülkede iyi bir doktora, akademik kariyere iyi bir başlangıç yapabilmek için çırpınan doğru düzgün hoca bulamayan o kadar kişi var ki…! Son söz büyük mesele KEYFİYET diyorum. Akademide bu keyfi davranışların önüne geçilmeli! Bu düzen değişecek, inanıyorum.

  6. handan beyaz diyor ki:

    bu makaleyi yazan kişiye sesleniyorum : entellektüel birikime sahip bir insan neden üremeyi çok istesin ki ? akademisyen bunun eksilerini ve artılarını düşünen insandır,yani çocuk yapmanın sonuçta kendisine bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı sağlayacağı konusunda.

  7. Cemile diyor ki:

    Yüksek lisans ve doktoraya yüksek bir motivasyonla başladım. İnsan olarak var nedenleri-niçinleri sormayı seviyorum. Ama maalesef bu soruları artı sonsuzdan eksi sonsuza kadar sormaya başladığınızda çevre sizi yıpratmak için elinden geleni esirgemiyor.

  8. ayşegül diyor ki:

    Öncelikle bir kişi gerçekten kendini geliştirecekse yüksek lisans ve doktora yapmalı. “Aman iki kapak arasını dolduruver nasıl olsa yüksek lisans değil mi” gibi düşünceler maalesef akademik güvenirliğin beline balta vuruyor. Ayrıca bir insan bir alanda yüksek lisans ve doktorayı bir konuda derinlemesine bilgi ve tecrübe sahibi olmak için yapar. Derse hazırlıklı gitmeyecekse, alanı hakkında yapılmış çalışmalardan yazılmış eserlerden haberdar olmayacaksa niye lisansüstü eğitim yapsın ki? Ben de bundaki mantığı anlayamıyorum. Elbette her hoca ile çalışılmaz ama biraz da kendimize dönüp bakmak lazım. Ben tek öğrenci olarak ders aldım. İki kişi ancak ayda bir olabiliyorduk diğer arkadaş gelmiyordu. Hocanın odasında ders işledik hep ve ben çok istifade ettiğimi düşünüyorum. Sınıf, hoca odasındaki imkanı sunmaz. Hocanın odasındaki kitaplardan biri dikkatini çeker gider bakarsın ve böyle öğrenirsin. Çünkü alanınla ilgili bütün kitapları salt ve birlikte olarak hocanı odasında görürsün çünkü..
    Bir de gerçekten hoca araştırılmalı, seçilmeli. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi her hocanın da bi yöntemi vardır. Kaliteli olan hoca ne sana kendi işini yaptırır, ne sınavlarını görmezden gelir, ne de vurdumduymazlık yapar. Durum böyle… Ha bir de daha çok para kazanmak için böyle şeylere soyunanlara baktım sadece iki kapak arasını dolduracak tezler yazıyorlar. Gerçekten kararlı olmak lazım. Aksi halde kalite yerlerde sürünmeye devam eder…

  9. +12. Madde diyor ki:

    Buna birde 12. Maddeyi ekleyelim…

    Eğer eşiniz ve yakın akraba çevrenizden en az bir kişi akademi camiasının içerisinden değilse… Bu durumda kendinizi aileniz ve yakın akraba çevreniz içerisinde ifade edebilmeniz çok çok çok zor. Ben bunları halen yaşadığım için biliyorum. Eşim bir akademisyen değil ve ona kendimi ya da yaptıklarımı ya da çalışma şeklimi yıllardır anlatamıyorum, anlamak istemiyor. Beraber başladık çalışmaya. Ben akademiyi seçtim o sektörü ve itiraf ediyorum ki şu anda benden 3 kat daha fazla kazanıyor. Bu kadar zamandır ne bu tartışma bitti ne de bunun stresi ve kırgınlıkları.

    Malesef bizim camiamızdan olmayanlar bu işin bir “iş” olmadığını aksine bir “hayat tarzı” olduğunu anlayamazlar. Camia dışındakilere göre herşey performans/ücret ‘ten ibaret ve çok dönemsel. Yani belirli bir dönem (ki bize göre çok daha kısa) belirli şartlara ve durumlara katlanarak çok fazla yol kat edebiliyorsunuz. Oysa ki bizde bu şekilde çalışmak bir yaşam şekli. Biz çalışmıyoruz ki. Biz böyle yaşıyoruz ya da yaşamayı seçmişiz. Ne kadar da bağırsak çağırsak da (maaş,çalışma şartları vs..) kimse gemiyi bırakıp gitmiyor. Oranlara bakın. Akademisyenlikten sektöre geçenlerin sayısına.. Eğer öyle oysaydı şu anda ne derseniz deyin gerçekten hoca kalmazdı üniversitelerde. Akademik camiada en kötümüz bile belirli bir zeka düzeyinin üzerinde insanlardır. Herşeye rağmen… Sektörün ihtiyacı olan yeteneklerinde çok üzerinde insanlardır DR’sürecini bitirmiş ya da hakkıyla YL sürecini tamamlamış kişiler. Evet. İçerisinde benimde çok yoğun bir şekilde yaşadığım yapısal sorunlar var ancak bu yapısal sorunlarımızı bir yana bırakırsak bilim insanı olmak para ile pulla alakalı bir şey değil. Bunu bizden olmayanların ya da bizim kafa ve inanç yapısında olmayanların anlaması epey zor. Bilim tarihi içerisine de dikkatlice bakarsanız bilim insanlarının hep bu sorunlarla yüzleştiklerini, mücadele ettiklerini ve hatta bazı uç durumlarda herşeylerini kaybettiklerini ancak hiç bir zaman bilim yapmaktan da geri durmadıklarını görürsünüz. Bizim elde ettiğimiz başarının ya da hazzın ölçütü maddi değil. Ancak parada aynı oksijen gibi. Reel olarak değersiz ancak onsuzda yaşayamayız…

    Ve Çocuklarınız var ise… Malesef Doktora sürecinden önce çocuk sahibi olmuş iseniz vay halinize. Abartılı konuşmak istemem ancak Bu durumunuzun zirve en kötü noktasıdır.

    Toparlarsak; Eşiniz bir akademisyen değilse, DR süreci bitmeden önce çocuk sahibi olduysanız, Bir Anne iseniz ve işinizi de “herşeye rağmen (iç ve dış faktörler)” çok sevip kafanızda bir çok projeniz var ise işte o zaman hayatınızda yaşayacağınız çok ağır psikolojik durumlara hazırlıklı olun. Bu kadar sıkıntıya Değer / Fayda analizi ile yaklaşın. Eğer herşeye rağmen değer diyorsanız, Eşiniz ve diğer çocuklarınızda denkleme alın bir daha düşünün, eğer yine değer ise o zaman bu hayatta eşinize çocuklarınıza ve size başarılar ve en güzelini yaşamanızı dilemekten başka bir şey denemez… 🙂 Sevgiler, Saygılar…

  10. Murat diyor ki:

    Para kazanmak için yüksek lisans ve doktora yapılmaz, bu ikisinin bitmesi 8 yıl sürebilir. Bu kadar süre özel sektörde çalışan bir mühendis artık çok iyi maaş alıyordur.Ayrıca başlangıç maaşı çok iyi meslekler var (banka veya bakanlık müfettişliği, uzmanlık, diplomatlık vs..) ve bunların hiç biri yüksek lisans istemez. Fakat akademisyenliğin de avantajları vardır: bilime katkı sağlama, bağımsız çalışabilme, yurtdışı avantajlar vs..

    Yine de ülkemizde araştırma görevlisi maaşları başlangıçta Amerika’ya göre çok çok iyi. Amerika’da bu nedenle doktora yapan Amerika vatandaşı çok çok azdır, öğretim üyelerinin çoğu Hintli ve Çinli’dir.

  11. aktan diyor ki:

    Değerli Arkadaşlar,

    Lütfen siyasi yorum yapmayınız.

  12. Allah ın emri okumak diyor ki:

    oku, İslamın yani Allah’ın, emri değil mi? ülkeyi yönetenler tahsilli kesimi neden yok etmeye, azaltmaya çalışıyor? bakanlar ve başbakan verdiği sözleri tutmuyorlar. akademisyenleri defalarca aldattılar ve hüsrana uğrattılar. akademik zam sözü, maliye bakanına talimat verdim açıklaması, 2005 den sonra başlayanlara 1 derece verilecek sözü, 666 KHK nın yarattığı mağduriyetler.

  13. ismail diyor ki:

    Bu olgu, her kişinin üniversiteye gitmenin olmazsa olmaz olduğunu düşünmesi ile aynıdır. Üniversite okumanın bir meslek ve ekmek kapısı olarak algılanmasının yanlış olması kadar – ki üniversite insanın kendisini geliştirme yeridir, sadece meslek sahibi olmak amaç olursa kalite düşer, okuldan sonra vasat bir mezun ortaya çıkar – yüksek lisans ve doktora da keza aynı şekilde, ilerisi görülmeden yapıldığında zaman ve para kaybıdır. Akademik hayatın tam olarak ne olduğunun algılanması gerekir. Lise öğretmenliği degil, uzun ve meşakatli bir yoldur.

  14. gerçekler yazılmış diyor ki:

    gayet anlamlı bir yazı olmuş.Malasef yeni yetişen gençlik yüksek lisans doktora vesaire yapmanın farklı olduğunu ve kendilerini daha iyi bir iş ve hayatın beklediğini zannediyor fakat onlar yüksek lisansa başladığında bankaya memur olarak başlayan arkadaşları banka müdürü ve benzeri pozisyona geliyor ve hem statü hem de para kazanıyor.kısacası para,statü daha iyi ve daha güzel bir hayat gibi bir beklentiniz varsa yüksek lisans ve doktora yapmak bu hayallere en uzak seçenek.Bilhassa türkiyede??? bakınız kanada,abd, sudi arabistan ve avrupa ülkelerinde alınan maaşlara birde türkiyedeki maaşlara.

  15. imza diyor ki:

    11. nedeni de ekledikten sonra altına imza atılır. 11) Akademisyenlere, akademiye düşmanca davranan, onların maaşlarını diğer memurlara oranla yaklaşık %50 oranında geri bırakan, araştırma görevlisi maaşını imam/vaiz/müezzin maaşından, doçent maaşını yüksek okul sekreteri maaşından aşağı çeken bir zihniyet olduğu sürece akademik kariyer yapmak … dır. noktalı kısmı istediğiniz gibi doldurabilirsiniz.

Yorum Yaz