reklam
reklam
Akademik Personel | 04 Aralık 2016, Pazar

YÖK Yeniden Tasarlanmalı

10 Eylül 2014
YÖK Yeniden Tasarlanmalı
       

“YÖK Kesinlikle kaldırılmamalıdır. YÖK günlük tartışmalara girmemeli ve üniversitelerin alacağı kararlara da karışmamalıdır.”

Merkezi sınavların eğitimde eşitliği sağladığını belirten Söylet, tartışmalara konu olan YÖK için de şu yorumu yaptı: Yüksek Öğretim Kurulu, ülke için gerekli… Kesinlikle kaldırılmamalı. YÖK, üniversitelere gelecek vizyonu koyup onu denetlemeli, rehberlik etmeli… Yazı dizimize Türkiye’nin en eski ilim yuvası İstanbul Üniversitesi’nin rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet ile başlıyoruz. Doç. Dr. Süleyman DOĞAN sordu İÜ REKTÖRÜ Prof. Dr. Yunus Söylet CEVAPLADI.

Başlarken…

Gün geçmiyor ki; eğitim sistemimizin en önemli ayağını oluşturan üniversiteler, haklı ya da haksız eleştirilerin hedefi olmasın!.. Ama sebebini soran, “Niye?..” diyen yok… “Rektörler Konuşuyor” sayfamızla biz “Niye?..” diye soracağız. Üniversitelerimizin en tepedeki yöneticileri ile eğitim ve öğretimin her türlü sorununu “Yeni Türkiye” için masaya yatırıp tartışacağız. Bu söyleşilerden; açık, şeffaf, hür, sorgulanabilir ve denetlenebilir üniversiteler, Türkiye için de hayırlı neticeler çıkmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyor ve “bismillah” diyerek başlıyorum.

Bendeniz akademisyenim. Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyesiyim. Gazeteciliğe yabancı değilim. Uzun yıllar muhabirlik, köşe yazarlığı ve editör olarak çeşitli gazete ve dergilerde çalıştım. Eğitimin bireyin hayatında vazgeçilmez bir yeri olduğuna ve öğrenmenin ömür boyu devam edeceğine inanıyorum.

133 devlet üniversitesi ve 73 vakıf üniversitesi olmak üzere Türkiye’de 196 üniversitemiz var. Bunlara yurtdışındakileri de ilave edersek bu sayı iki yüzü çoktan geçer. İstanbul’da ise 9 devlet 53 özel vakıf üniversitesi var. Söyleşilerimize, Türkiye’nin en eski eğitim yuvası olan İstanbul Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr.Yunus Söylet ile başlıyoruz. Söyleşide rektörün basın danışmanı Doç.?Dr. Ergun Yolcu da hazır bulundu. Rektör Prof. Dr. Yunus Söylet; çalışkan, dinamik, kararlı, sabırlı ve ekip ruhuna inanan bir yönetici. Siz aziz okurları Profesör Söylet’e sorduğumuz sorular ve cevaplarıyla baş başa bırakıyorum… S.D.

İstanbul Üniversitesini nereden nereye getirdiğinize inanıyorsunuz?

Geçmişe olmayanın geleceği olmaz. Geçmişten ders almayanın da geleceği olmaz. Biz geçmişimizle kıvanç duyuyoruz. Geçmişini bir zenginlik sahibi bilmeyen de gelecek sahibi olamaz. Geçmişe takılmadan ancak dersimizi alarak geleceğimize bakıyoruz. Geçmişimize sahip çıkacağız geleceğimizi doğru verilere dayalı ve doğru stratejilerle planlayarak inşa edeceğiz. Geçmişe takılmadık, hep gelecek vizyonlu çalıştık. Üniversite çok hantaldı. Görev odaklı çalışarak değişim ve dönüşümü gerçekleştirdik. Değişimi yönetmemiz gerekir. Üniversitenin marka değerinin artırılması, vizyoner ve stratejik çalışarak ve liderlik yaparak üniversiteyi çok iyi bir yere getirdiğimize inanıyorum. Lider yöneticilik yapmaya çalıştım. Lider yönetim anlayışıyla idarecilik yapıyorum. İş ve görev odaklı çalıştım. İstanbul Üniversitesi’nin güçlü ve marka değerine yakışır bir şekilde proje bazlı çalıştık. Yönetimde adaletli davrandık, kişi bazlı değil, proje bazlı çalıştık. Eski ve siyasi parti imajından üniversiteyi kurtararak ülkemizin menfaatleri için çalıştık. Doğru iletişim kurduk. Tek tek öğretim üyeleriyle konuşmaktan ziyade akademik kurullarda yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlattık ve ikinci defa seçildik.

Merkezi sınav kalkmamalı!

-Günümüzde en çok tartışılan konulardan biri şu; Hükümet merkezi üniversite giriş sınavını aşamalı olarak kaldırmak istiyor. Sizce merkezi üniversite giriş sınavı kalkmalı mı? Üniversite mi öğrenciyi seçmeli, öğrenci mi üniversiteyi seçmeli?

Mmerkezi sınavlar devletin en önemli ve doğru yaptığı işlerden biridir. Bu sınavlar sayesinde eğitimde eşitlikve adalet sağlanmaktadır. Bu sınavı icat edenlere minnet borçluyum. Bu merkezi sınavı, üniversiteler kendileri yaparlarsa daha fazla noksanlık olacaktır. Merkezi sınav kaldırılmamalıdır. Üniversiteler kaliteli ve çalışkan öğrencilerle yükselirler. Ancak bütün ülkenin yüksek öğrenimine cevap verme gibi de bir sorumluluk taşırlar. İkisini de gözetmek gerekir. Yani hem üniversite öğrenciyi seçmeli hem de öğrenci üniversiteyi seçmelidir. Böyle bir sistem kurabilirsek çok iyi olur. Uzaktan ve açıktan öğretim sistemi geliştikçe merkezi sınav olmaksızın öğretim yapabilirsiniz. Merkezi sınavı katiyen ve tamamen devre dışı bırakmamak gerekir. Türkiye’nin bugüne kadar en adaletli sınavı, merkezi üniversite seçme sınavıdır. Bunu kurup geliştirenlere dua ediyorum. Bu ülke gençlerinin adaletli üniversite yerleştirilimini o sınavlar sağlamıştır.

AKADEMİSYENLERİN MAAŞI DÜŞÜK

– Bir başka güncel tartışma konusu da devlet üniversitelerindeki akademisyenlerin özel üniversitelere göre düşük maaş almaları… Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akademisyenlerin düşük maaşlarına çok üzülüyorum. Bu durumun düzeltilmesini hükümetin öncelikli sıraya alması gerekir. Hakim ve savcılar başta olmak üzere farklı meslek gruplarına maaş konusunda ciddi destekler sağlanıyor. Akademisyenlere ve araştırmacılara ciddi desteğin geleceğini düşünüyorum. Başbakanımız da akademisyen olması nedeniyle kısa zamanda bu durumu düzeltileceğini ümit ediyorum. Akademisyenler kendilerini biraz ihmale uğramış hissediyorlar. Siyasi erkin akademisyenlerin gönlünü alması lazımdır.

Prof. Dr. Yunus Söylet Kimdir?

Balkan kökenli göçmen bir ailenin tek çocuğu olan Yunus Söylet, İ956’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1980 yılında mezun oldu. 1990’da çocuk cerrahisi doçenti oldu. Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği yaptı. 30 Nisan 2004’te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi oldu. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından “onur üyeliği”ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü aldı. Bir dönem YÖK üyeliği de yaptı. İngilizce ve Almanca bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Aralık 2008’den beri İstanbul Üniversitesi rektörü olarak görev yapmaktadır. Rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık yüzde 50’sini alarak İstanbul Üniversitesi tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 3 Ocak 2013 tarihinde 2. kez İstanbul Üniversitesi rektörü seçilmiştir.

‘Abi üniversite’ olmanın bedeli var!

Üniversitenizin çok fazla yerleşkesi ve fakültesi var. Açtığınız lisansüstü programlara yurt dışında hangi ülkelerden gelen öğrenciler var?. En fazla ilgi gören bölümler nelerdir? Öncelikle yapmak istediklerinizi sıralar mısınız?

Efendim bir kere bizim dönemimizde “Süleymaniye evleri”ni yeniledik. Şimdi sıra hastanelerde, onları da yenileyeceğiz. Hastaneler de başlar ve biterse, işte o zaman gönlüm rahat ayrılırım. Yüzde on beş oranında lisansüstü yabancı öğrenci artışı oldu. Yabancı dilde çift diplomalı lisansüstü programlarını artırıyoruz. Lisansta öğrenci sayısını daha çok uzaktan eğitimde artırmak istiyoruz. Örgün eğitimdeki lisans öğrencilerinin sayısını değil de kalitesini artırmak hedefimiz. Lisansta öğrenci kontenjanları üniversitelere bile sorulmadan merkezi olarak artırılıyor. Yurtdışı programlarında sağlık bilimleri ön sırada, daha sonra da sosyal bilimler yabancılar için cazip geliyor. “Abi üniversite” olmanın, “büyük” olmanın bir bedeli vardır. Bunun bütün gereklerini yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. En fazla yurtdışı öğrenci Türkmenistan, Azerbaycan ve Balkanlardan geliyor. Yurtdışından gelen 4500 öğrencimiz var. Ancak bu 3-4 katına çıkabilir. Burada organizasyon ve kalacak yer sıkıntısı gibi sorunlarımız var. Türkiye için bu çok büyük bir beyin katkısı olacaktır. Nasıl ABD yılda 50 bin kişi alıyorsa biz de alabilmeliyiz. Bir nevi Enderun gibi düşünüyorum bunu. Bilişim alanındaki değişimlerin yönetime faydası oldu. Rektörlüğe başladığımda daha bilişim teknolojileri etkin değildi. Hızla bilgi yönetim sistemlerine geçtik. Görev odaklı çalışarak çok zorlanmadım. Zorlanılan tek konu var değişim ve dönüşümdür. Bu değişimi yönetmek çok önemlidir.

BÖLÜNME, MARKA DEĞERİNİ DÜŞÜRÜR

– Anadolu’da bazı üniversiteler bölündü. İki tıp fakültesi sadece üniversitenizde var. Siz baştan beri üniversitelerin bölünmesini karşı çıkıyorsunuz. Bu durum yönetimde bir hantallığa sebep olmuyor mu?

Dünyada gelişmelere baktığımız zaman kaynak israfını önlemek için üniversiteleri birleştiriyorlar. Fransa örneğine bakın. Paris’te bir üniversite sekize bölündü ve bunda fayda görmedikleri için tekrardan birleştirdiler. Dünyadaki trend böyle işliyor. Üniversiteler bölündüğünde kaynak israfının çok daha fazla artığını gördüler. Bölünen her üniversiteye ayrı bir laboratuar kurularken bir laboratuar daha ekonomik oluyor mu? Şimdi bölgesel üniversiteleri bir araya getiriyorlar. Üniversiteleri bölünce kaynakları da daha iyi yöneteceksiniz diye bir kural yok. Marka değeri de mutlaka çok önemli. Bölündüğü zaman marka değeri de azalmış oluyor. Daha iyi yönetmekle sorumluyuz. Büyük olmak kötü yönetmek anlamına gelmiyor. Tıp fakültelerinden döner sermaye yoluyla BAB projelerine aktardığımız para 30 milyon lira. Bu rakam BAB projelerimizin yüzde 95’ini oluşturuyor. Bu paranın yarısı diğer fakültelere araştırma için aktarılıyor. Biz dış fonlara alışmadığımız için kendi fonumuzu kullanma alışkanlığı oluşmuş. Her şeyi yeniden kurgulamamız lazım. Yeni birliktelikler multi-disipliner çalışmalar yapılması lazım. Şimdi bunu yapmaya çalışıyoruz. Takım oyunu kurmaya çalışıyoruz. Buna çok da alışık değiliz. Farklı branşlarda birlikte çalışmayı zamanla öğreniyoruz. Sosyal bilimler alanında çalışma yapanlara da pozitif ayrımcılık yapıyoruz. Beş rektör yardımcısını da adama göre değil de göreve göre atıyoruz.

– Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) kurulduğundan beri tartışılıyor. Sizce YÖK miadını tamamladı mı?

Yüksek Öğretim Kurulu ülke için gerekli bir kurumdur. Kesinlikle kaldırılmamalıdır. Organizasyon varlığı şart. Planlama, denetleme ve gelecek vizyonu koyacak bir kuruma ihtiyaç vardır. Bir yol göstericiye ve strateji koyucuya ihtiyaca vardır. YÖK’ün kaldırılmasını tartışmamalıyız. Ben YÖK üyeliği de yaptım ve gördüm ki YÖK üniversitelere gelecek vizyonu koyup onu denetlemeli ve üniversitelere rehberlik yapmalıdır. Yükseköğretim kurulu planlayıp üniversiteler öneren ve onların da denetimini yapan bir kalite kurulu haline dönüşmelidir. Üniversiteler ülkenin ekonomik geleceği için bir lokomotif güçtür. Üniversitedeki araştırmacıların kalitelerinin artırılması zaruridir.

– Bir ara kamuoyunda sizin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel hekimi olduğunuz yolunda haber çıkmıştı. Başbakan Davutoğlu gibi siz de İstanbul Erkek Lisesi mezunusunuz. Siyasete atılmayı düşünüyor musunuz?

Efendim, Sayın Cumhurbaşkanımızın özel hekimi olmadım. Özel hekim yakıştırması doğrusu hoşuma gitmiyor değil. Sayın Cumhurbaşkanımızın zaman zaman danıştığı fikir aldığı hekimlerden biri olmaktan da gurur duyduğumu ifade etmek isterim. Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu bizim lisenin yetiştirdiği büyük değerlerden birisidir. Sayın Cumhurbaşkanımızı ve Sayın Başbakanımızla tanışıyor olmam bana siyasette bir öncelik sağlamaz. Siyaset zor bir iş. Ailenizi ihmal ederek kendinizi siyasete adayacaksınız. Bunu yapanlar var. Ben böyle bir özel gayretin içinde olmadım. Siyaset yapanlara saygım var. Benim de çok önemli bir görevim var. Bu görevim vasıtasıyla ülkemiz için faydalı işler yaptığıma ve yapacağıma inanıyorum. Siyaset önceliğim yok.

Kaynak: Türkiye Gazetesi

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz