Akademik Personel | 28 Temmuz 2017, Cuma

YÖK, Tıp Fakültelerinin Mali Sorunlarına El Attı

YÖK, Tıp Fakültelerinin Mali Sorunlarına El Attı
       

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, “Talebimiz, üniversite hastanelerinin kimliğini koruyan ve verdiği ciddi hizmetlerin önemini ortaya koyan bir anlayışla, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinden ödün vermeyen yeni bir kaynak yönetiminin ortaya konulmasıdır. Bugün için nitelikli ve komplike sağlık hizmetlerinin büyük kısmını sunan üniversite hastaneleri, hizmet sundukça zarar eden ve borçlanan kurumlar haline gelmiş, basit ve kısa süren işlemlere ağırlık vermeye yönelmek zorunda kalmıştır maalesef” dedi.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, üniversite hastanelerinin kimliğini koruyan ve verdiği ciddi hizmetlerin önemini ortaya koyan bir anlayışla, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinden ödün vermeyen yeni bir kaynak yönetimi talep ettiklerini belirtti. YÖK Konferans Salonu’nda Maliye Bakanı Naci Ağbal ve YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın katılımıyla, tıp fakültesi olan devlet üniversitelerinin rektörleri, bu üniversitelerin tıp fakültesi hastanesinden sorumlu rektör yardımcıları ve tıp fakültesi dekanlarının katılımıyla toplantı gerçekleştirildi. Saraç toplantıdaki konuşmasına, “Daha önce üyesi olarak önemli hizmetler verdiğiniz bu kurumda sizi Türkiye Cumhuriyeti devletinin Maliye Bakanı olarak ağırlamaktan sevinç ve gurur duyuyoruz” sözleriyle başladı.

‘Yeni YÖK’ olarak yaptıkları çalışmalara değinen Saraç, üniversitelerin temel değerlerini, toplumdaki özenli ve özellikli yerlerini belirleyen unsurlarını akademide ve kamuoyu önünde tartıştıklarını söyledi.

“Kalite Kurulu’nun bağımsız bir yapıya yasa ile kavuşmasını istiyoruz”

“İsteğimiz üniversitelerimizin, kendi öne koydukları misyonlarını gözden geçirmeleri, kurumsal farklılık ve çeşitliliğe yönelmeleri, üniversite olmanın şümullu yapısından uzaklaşmadan belli alanlarda temayüz etme gayreti içinde olmalarıdır” değerlendirmesini yapan Saraç,  şöyle devam etti:

“İnanıyoruz ki üniversitelerimiz şümullu, bilimi bütünüyle kuşatıcı tutumundan vazgeçmeden farklı değerler üretebilir ve birbirinin kopyası üniversite trendini durdurabiliriz. Bu adım, yani misyon farklılaşması kavramı büyük hevesle kurduğumuz Kalite Kurulu ile birleştiğinde inşallah yükseköğretimde önemli bir yapısal değişim sürecini başlatacaktır.

Kalite Kurulu, yükseköğretimin çıktılarının program bazında ve idari olarak durumunun tespitinde, niteliğine dair değerlendirmelerde bulunacaktır. Biz bu süreci kendi mevzuatımızda bir kurul olarak geçtiğimiz aylarda tamamladık. Bu kurulun karar alma süreçlerinin bağımsız olmasına özen gösteriyoruz. Fakat bizim istediğimiz, bu kurulun bizden bağımsız bir yapıya yasa ile kavuşmasıdır. Bakanlığınızın bu husustaki desteklerinizi biliyoruz ve size bu hususta teşekkür ediyoruz.”


Üniversite hastanelerinin hemen hepsi borç yükü altında

Sağlıkta Dönüşüm Programı herkes için ulaşılabilir, nitelikli, sürdürülebilir sağlık hizmetinin etkili, kaliteli ve hakkaniyete uygun bir şekilde verilmesi kavramını ifade ediyor.

Türkiye bu konuda başarılı olduğu ve bu başarının ana kriterleri sayılan anne ve bebekölüm hızındaki gerilemelerle OECD ülkeleri seviyesine ulaştı. Ancak bütün bu başarılara rağmen, sağlıkta dönüşüm programının ana aktörleri olan çalışanların eğitildiği üniversite hastanelerinde sorunlar yaşandı.

Türkiye’de bütçeden sağlık hizmetlerine ayrılan pay 2002’den bu yana 5,5 kat artarak 75 milyar lira civarına ulaştı. Sağlık hizmet düzeyimizin iyileşmesinde ve programın başarıya ulaşmasında önemli etkisi olan bu artışa rağmen üniversite hastanelerinin hemen hepsi ürettikleri hizmetin karşılığını alamamaktan kaynaklanan borç yükü altındadırlar.

Sadece, üniversite hastanelerinde yapıldığı için, fatura edilemeyen hizmetler nedeniyle bile üniversite hastaneleri kronik ve önlenemeyen negatif bilançoya doğru gidiyor. Son beş yılda 2,7 misli bir artışla, bu hastanelerde tedarikçilere borçların 1,4 milyardan 3,8 milyara sıçramasına yol açmıştır. Bu ekonomik değerlendirmelerin yalnızca para ile ölçülen tespitler şeklinde algılanmamasını rica ederim. Bu durumun sağlık eğitimine de olumsuz etkileri olmaya başladı. Bütün bu riskler, verdiğimiz eğitimin kalitesinde olumsuzluklar yaratmadan sorunlara hep birlikte ve acil olarak çözüm bulabileceğimize inanıyorum.

Nitelikli ve komplike sağlık hizmetleri

Bugün için nitelikli ve komplike sağlık hizmetlerinin büyük kısmını sunan üniversite hastaneleri hizmet sundukça zarar eden ve borçlanan kurumlar haline gelmiş, basit ve kısa süren işlemlere ağırlık vermeye yönelmek zorunda kalmıştır maalesef. Sağlık hizmetlerinin bedelinde (SUT fiyatlarında) 9 yıldır artış gerçekleşmedi. Kamuya gelen genel mali yükler, üniversite hastanelerine özgün yeni ilave mali yükler, tıbbi malzemelerdeki büyük ücret artışları, dövizdeki artış gibi nedenlerle son derece önemli olan üçüncü basamak hizmetlerinin sunulmasında yoğun güçlükler yaşanmaktadır.”

“Eğitim-araştırma dengesini ve eğitim-hizmet dengesini özenle korumamız gerekiyor”

21’inci yüzyılın başlarında nesil tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini “profesyonel yetkinlik ve global bilgiye dayalı performans temelli yaklaşımı” yürüttü. Bu eğitim üniversite hastanelerinde verildi. Bu hastanelerin bünyesinde kurulan onlarca araştırma merkezinin, medikal AR-GE  çalışmalarını ve inovatif düşünceyi besleyen kurumlar olduğunu ifade eden Saraç, uzmanların  buralarda yetiştirildiğini belirterek, “Tabii ki tıp eğitimini verirken eğitim-araştırma dengesini ve eğitim-hizmet dengesini özenle korumamız gerekiyor, bunun bilincindeyiz.

Fakültelerde öğrenci sayımız 52 bin ve öğretim üyesi sayımız 12 bin civarında, Türkiye’deki hekim sayısı 130 bin dolaylarındadır. Bu sayının 28 bin 500’ü üniversitelerimizde görevli.  Bu fakültelerin yeni açılanlarında sıkıntılı süreçler yaşandığını da burada ifade etmek istiyoruz. Buralarda alt yapı sorunu kadar öğretim üyesi bulmakta da yoğun zorluklar yaşamaktayız. Sürecin aşılmasında, gelişmiş üniversitelerimizin özellikle temel bilimler alanlarında doktora programlarını ciddiyetle gözden geçirmelerini önemle istiyoruz.

Sağlık Bakanlığı 2015 verileri, Türkiye’de hastanelere yatan hastaların yüzde 15’inin, polikliniğe başvuranların da yüzde 8’inin üniversite hastanelerinde tedavi olduğunu gösteriyor. Bu hastaların neredeyse tamamı başka hastaneler sonrası başvurulan son noktadır. Bu çerçevede, bilmekteyiz ki üniversite hastanelerimiz diğer sağlık kuruluşlarında tanı, tedavi ve izlemi yapılmayan hastalara hizmet sunan kurumlar niteliğindedir. Dolayısıyla, bu kurumların işlem hacmi ve doğal olarak işlem maliyeti diğer hizmet sunan kuruluşlar ile farklılık gösterebilmektedir.

Muhtemel çözüm önerileri

Başta özellikli sağlık işlemleri olmak üzere SGK tarafından ödenen tıbbi işlem fiyatlarının  (SUT) gözden geçirilmesi. Üniversite hastanelerinde yoğun yaşanan uzman hekim, araştırma görevlisi ve özellikle hemşire ve diğer yardımcı sağlık personeli açığının kapatılması. Denge tazminatının özel bütçeden karşılanması. 4B’li çalışan maaşlarının ve hizmet alım bedellerinin özel bütçeden karşılanması. Sağlık Bakanlığı üzerinden tıbbi malzeme temini. Hastanelerde yeni teknolojileri çağdaş ve modern anlayışla halkın hizmetine sunabilmeleri, eğitim araştırma hizmetlerini daha kaliteli verebilmeleri için tıbbi cihaz ve teçhizat için yeterli desteğin sağlanması.

Elbette üniversite hastanelerinin de yasal zemininin yeniden tespiti ve etkin ve daha verimli yönetişim modelinin ortaya konması da eş zamanlı olarak düşünülmelidir.”

Özetle talebimiz, üniversite hastanelerinin kimliğini koruyan ve verdiği ciddi hizmetlerin önemini ortaya koyan bir anlayışla, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinden ödün vermeyen yeni bir kaynak yönetiminin ortaya konulmasıdır.

Kaynak: Hürriyet

       

BENZER HABERLER