reklam
reklam
Akademik Personel | 08 Aralık 2016, Perşembe

YÖK Başkanı: 45 Bin Öğretim Elemanı Açığı Kapatılmalı

12 Mayıs 2014
YÖK Başkanı: 45 Bin Öğretim Elemanı Açığı Kapatılmalı
       

YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya: “2013 yılı resmi istatistikleri itibarıyla yüzde 75’e çıktık yükseköğretim okullaşma oranında. Şu anda İngiltere, Fransa gibi brüt okullaşma seviyelerini geçmiş durumdayız. 10 yıl sonra yeterli, nitelikli, bu sistemi sırtında taşıyacak, koşturacak öğretim üyeleri olup olmayacağı konusunda hepimizde soru işaretleri var. Türkiye’deki öğretim üyelerinin özlük hakları yani maaşları son derece dezavantajlı bir konumda. Nitelikli beyinleri ve gençleri akademide kalmaya ikna etmemiz çok zor. OECD ortalamalarını baz alarak hesaplarsak, 45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor” dedi.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Gökhan Çetinsaya, Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi’nde düzenlenen 222. Üniversitelerarası Kurul Toplantısı’nda uzun süredir üzerinde çalıştığı “Büyüme, Kalite, Uluslararasılaşma: Türkiye Yükseköğretimi İçin Bir Yol Haritası” başlıklı raporunu sundu.
Türkiye yükseköğretiminin yeniden yapılandırılması için yapılacak çalışmalara ışık tutması için planladığı bu raporu Türkiye’nin 2023 hedeflerini de göz önüne alarak bir çözümleme çalışması ve yol haritası olarak yaptığını belirten Çetinsaya, Türkiye’nin 2023 hedefleri bakımından bu çalışmada üç temel stratejik alanda kalmayı tercih ettiğini anlattı.

Çetinsaya, raporunu “Nicel Büyümeden Nitelikli Büyümeye”, “Akademik İnsan Kaynağının Geliştirilmesi” ve “Yükseköğretimde Uluslararasılaşma” başlıklarında hazırladığını anlatarak büyüme konusunda da bütün dünyada 2. Dünya Savaşı sonrasında da yükseköğretimde okullaşma oranlarında olağanüstü bir büyüme olduğunu dile getirdi.

Türkiye’de bu sürecin 1980’e kadar geride kaldığını, 1980 sonrasında hızlı bir büyümeye dönüştüğünü, özellikle son 10 yılda olağanüstü sonuçlarla karşılaşıldığını belirten Çetinsaya, şöyle devam etti:

“2013 yılı resmi istatistikleri itibarıyla yüzde 75’e çıktık yükseköğretim okullaşma oranında. Bu bizi dünyada da önemli bir konuma getiriyor. Dünya ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye’nin yükseköğretimdeki brüt okullaşma oranları öğrenci sayısındaki büyüklükler dünyada bizi önemli bir yere taşıyor. Şu anda İngiltere, Fransagibi brüt okullaşma seviyelerini yakalamış ve hatta geçmiş durumdayız. Artık büyümenin sonuna geldik. Türkiye’nin gerek demokratik nüfus yapısı, deneyimleri gerekse küresel dinamiklerine baktığımızda bu büyümenin devam edeceğini görüyoruz. Demokratik insan penceresi Türkiye’de 2050’lere kadar açık kalacak. 2050’ye kadar önümüzdeki 30 yılda üniversite çağına gelen nüfusumuz 1 milyon 250 bin civarında olacak. 2050’den sonra da 1 milyon seviyesinde bir süre devam edecek. Bu başlı başına büyümenin devam edeceği anlamına geliyor.”

Çetinsaya, şu anda 5,5 milyon öğrenci olduğunu, bu öğrencilerin yüzde 32’si önlisans, yüzde 62’si lisans, yüzde 6’sının da lisansüstünde okuduğunu söyledi. Açıköğretimin zaman içinde hızla büyüdüğünü, bugün itibarıyla Türkiye’deki toplam kontenjan içinde yüzde 25 seviyesinde olduğunu anımsatan Çetinsaya, buna karşılık öğrenci sayısının hızla büyümeye devam ettiğini dile getirdi. Çetinsaya, yaklaşık 2,5 milyon açıköğretim öğrencisinin 1 milyonunun kayıtlı olduğu halde ders seçmediğini, bunların açıköğretim öğrencileri içindeki oranının yüzde 40 seviyesinde olduğuna vurgu yaptı.

45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor

Akademik İnsan Kaynağının Geliştirilmesi başlıklı kısımda yaptığı araştırmada nisan ayı itibarıyla 141 bin 674 öğretim elemanı olduğunu, bu öğretim elemanlarının içinde öğretim üyelerinin payının yüzde 45 olduğunu anlatan Çetinsaya, öğrenci sayısındaki artışla kıyaslandığında öğretim elemanı artışının geride kaldığını söyledi.

Çetinsaya, öğretim üyesi başına 48, öğretim elemanı başına da 21 öğrenci düştüğünü, OECD ortalamasının 15-16 olduğunu hatırlatarak, “Ciddi bir öğretim üyesi açığımız var. Eğer OECD ortalamalarını baz alarak hesaplarsak, 45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor. Bunların 20 bininin öğretim üyesi olması gerekiyor. Benim yaptığım çalışmada bu açığı kapatabilmek için bizim yılda 18 bin civarında öğretim elemanı, araştırma görevlisi istihdam etmemiz gerekiyor” dedi.

Türkiye’de her yıl 4 bin 500 doktora mezunu verildiğini, bunun dünya genelinde çok geride olduğunu belirten Çetinsaya, doktora eğitiminin niceliğinin ve niteliğinin arttırılması için çalışmalar yapılması gerektiğini anlattı. Doktoradaki niteliğin artırılması gerektiğine işaret ederek, “Türkiye yayın sayısı bakımından dünyada 20’nci sırada ama bu yayınların etkin değeri bakımından 37’nci sırada. Bu da bizi gerçekten yayınların ve araştırmaların niteliği konusunda da düşünmeye zorluyor” diye konuştu.

Çetinsaya, 2023 hedeflerine ulaşabilmek için kadro açığının kapatılmasına yönelik çalışmaların olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:

“Bütün bunları konuşurken ister yepyeni kadroları akademiye çekmeye çalışalım ister doktora mezunu sayısını artırmaya çalışalım, gençleri akademide kalmaya ikna etmeye çalışalım, nitelikli insan gücünü artırmaya çalışalım, hangi konuyu konuşursak konuşalım konu bizi özlük hakları meselesine getiriyor. Türkiye’deki öğretim üyelerinin özlük hakları yani maaşları son derece dezavantajlı bir konumda.  Bizim bu dezavantajlı konumuyla akademiyi cazibe merkezi haline getirme çok zor. Nitelikli beyinleri ve gençleri akademide kalmaya ikna etmemiz çok zor.”

Türkiye’de uluslararası öğrenci sayısı 55 bine çıktı

Raporda uluslararasılaşma meselesini de ele aldığını anlatan Çetinsaya, şunları söyledi:

“Uluslararasılaşmanın Türkiye yükseköğretimi için ne kadar önemli olduğunu vurguluyorum. Bugün dünyada 4 milyon uluslararası öğrencinin var ve önümüzdeki on yılda bu sayısının 8 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. Biz de ise dünya sıralamalarına baktığımızda Türkiye yok. Son zamanda gerçekleştirdiğimiz markalaşma çalışmalarıyla kurumsallaşma çalışmalarıyla bu sayıyı hızla artırmaya çalışıyoruz. 2011’de 30 bin olan uluslararası öğrenci sayısı şu anda 55 bine çıktı.

Nitelikli büyüme hedef alınmalı. Kalite süreçlerini, yükseköğretim sistemimizin odak noktası haline getirmemiz gerekiyor. Açıköğretimin payını dünya ortalamalarına çekmemiz lazım yani yüzde 15, yüzde 20 aralığına çekmemiz gerekiyor. Buna paralel olarak da yüz yüze eğitimi ve uzaktan öğretimi payını artırmamız gerekiyor.”

Doktora için özel politikalar geliştirmemiz lazım

Ön lisans konusunun, yükseköğretim konusunun ayrı ayrı ele alınması gerektiğini söyleyen Çetinsaya, doktora için özel politikalar geliştirilmesi gerektiğini, doktora eğitimini ve uzaktan eğitimi masaya yatıracaklarını belirtti.

Prof. Dr. Çetinsaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şöyle bir Türkiye var önümüzde. 2006 sonrası kurulan üniversiteleri, onların kampüslerini, onların laboratuvarlarını da düşünerek söylüyorum. Son derece avantajlı bir konumdayız o manada. Fiziki şartlarımız var, öğrencimiz var, öğrencimiz daha da olmaya devam edecek. Her şey var ama öğretim üyesi olup olmayacağını bilemiyoruz 10 yıl sonra. Yeterli, nitelikli öğretim üyesi olup olamayacağını, bu sistemi sırtında taşıyacak, koşturacak öğretim üyeleri olup olmayacağı konusunda hepimizde soru işaretleri var, eğer bugünkü politikalarımızı değiştirmezsek.”

Yükseköğretim bilgi yönetim sisteminin ikinci bir aşamasına daha geldiğini belirten Çetinsaya, bilgi sistemine tarihi istatistiklerin eklendiğini ve 1984’ten itibaren hangi tarihte hangi üniversitenin kaç öğrencisi, kaç öğretim üyesinin olduğunun bakılabileceğini söyledi.

Akademisyenlerin özlük haklarının iyileştirilmesi önemli

Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı ve Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu da doçentlik sınavlarının kurumsal hale getirildiğini, dijital ortama aktarıldığını anlattı.
İbicioğlu, üniversitelerde çalışan akademisyenlerin özlük haklarının ve maaş düzenlemelerinin sorun olduğunu belirterek, “Üniversitelerde çalışan personelin özlük haklarının, maaşlarının, ekonomik durumlarının iyileştirilmesinin bizim açımızdan hatta ülke açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Konuşmaların ardından ÜAK gündeminin görüşülmesi basına kapalı olarak gerçekleştirildi.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

  1. birisi diyor ki:

    on binlerce aöf ve uzaktan eğitim mezunu var. alın onları kapatın açığı. nasıl olsa kimse kaliteyi sorgulamıyor, işimiz gücümüz sayıca çokluk

    1. dr.arif diyor ki:

      sayı da lazım, nitelikte. amerikada 4000 üniversite var.

  2. Öyp araş gör diyor ki:

    Bizim suçumuz gecemizi gündüzümüze katıp ineklemek mi? Sosyal hayatı geçtim hayat kalmadı doğru düzgün. Bitirme tezini yazdığım öğrenci benden 1,5 kat daha fazla maaş alıyor. Benim görev tanımım belli değil….

  3. öğr.üyesi diyor ki:

    başkan gayretli, öncelikle gayretini takdirle karşılamak gerek. bunun yanında iktidar tarafından kendisine verdirilen sözlerin hepsi boşa çıktı. yaptığı yök kanun taslağı reddedildi. tespitleri ve talepleri dikkate alınmadı. yeri geldi daha da olumsuz özel şeyler etrafa yayıldı. sonuç:böyle bir durumda siz olsanız ne yaparsınız? Ne yapılır? Ne yapılmalı? cevap çok net değil mi? koltuk sevdasını bir kenara atıp, yüksek öğretim çalışanlarına, akademik personele yapılan bu haksızlıklara bir tepki olarak istifa edilir. istifanın gerekçesini öz ifadelerle açıklayan bir basın açıklaması ile şimdiye kadar yapamadığı/yaptıramadığı etkiyi yaratabilir. sayın başkan, istifa ediniz. en azından istifa makamı ülkemizde bir kez olsun çalışsın. bu onur, gurur, şeref akademisyenlere nasip olsun. yanlış anlamayın lütfen,şu anda yapılaması gereken tek şey bu.

  4. Attalos diyor ki:

    Her sene en az 10-15 tane böyle haber, her sene aynı terane. Artık bu dalaveraları bırakıp icraat yapın. Çıkn gerekirse mevcut iktidara başkaldırın.Bu tür laf oyunlarına gerek yok.

Yorum Yaz