reklam
Akademik Personel | 24 Mart 2017, Cuma

Yeni Doçentlik Başvuru Şartları Çok Ağır

22 Şubat 2016
Yeni Doçentlik Başvuru Şartları Çok Ağır
       

Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK), 31 Aralık 2015 tarihinde, 2016 Ekim başvuru döneminden itibaren geçerli olmak üzere yeni doçentlik başvuru şartlarını açıkladı. Şartlar incelendiğinde, eskisine oranla büyük çapta ağırlaştırıldığı görülecektir. Nitekim önceki uygulamada 2 SSCI makale ve ulusal makale yazan gerekli puanı sağlayabilmekteydi. Yeni uygulamada 5 SSCI yapmak bile yeterli değildir. Diğer şartlardan da (örneğin atıf, lisansüstü ders vermiş olma gibi) belli asgari puanı toplamanız gerekmektedir. Bundan böyle “90 puanının doktora unvanının alınmasından sonra gerçekleştirilen çalışmalardan elde edilmiş olması kaydıyla, asgari yüz 100 puan karşılığı bilimsel etkinlikte bulunmuş olmak” şart hale gelmiştir.

2016 Ekim’den İtibaren Geçerli Doçentlik Başvuru Şartları Yayınlandı

Yeni doçentlik başvuru şartları içinde ULAKBİM’in taradığı dergilerde en az iki makale şartının getirilmesi sonucu Türkiye kökenli dergiler teşvik edilmiş bulunmaktadır.  Yine ulusal ve uluslararası yayınevleri arasında çok büyük fark gözetilmemesi sonucu Türkçe yayınların bütün bilim dallarında teşvik edilmesi bizce önemli ve doğru bir adımdır. Türkçeyi bilim dili haline getirmenin başka bir yolu da bulunmamaktadır. Bu nedenle kararı alanları tebrik etmek boynumuzun borcudur. Ancak profesörlüğe başvuru şartlarında aynı dil ve aynı muhtevada olan özgün kitabın yurt dışında basılanına 100 puan, Türkiye’de basılanına 10 puan verilmesi anlaşılabilir değildir. Söz konusu hata biran önce düzeltilmelidir.

Doçentlik Başvurularındaki Değişikliler ve Açıklamaları

Doçentlik başvuru şartları arasında en az bir ulusal/uluslar arası tanınmış yayınevi tarafından yayınlanan özgün bilimsel kitapyazarlığı veya tanınmış uluslararası yayınevleri tarafından yayınlanan kitap bölüm yazarlığı, ya da uluslararası yayınevleri tarafından yayınlanan bilimsel kitap editörlüğünün bulunması kitap yayınının teşvik edilmesi açısından önemlidir. Ancak tanınmış ulusal yayınevleri tarafından yayımlanan kitaba puan verilirken,  ulusal yayınevleri tarafından yayımlanan kitap editörlüğüne ve kitap bölüm yazarlığına puan verilmemesi önemli bir eksikliktir.

 

Atıflara yer verilmesi ve en az 6 puan şartı konulması olumlu bir yaklaşımdır.

Başvuru şartlarının “Makaleler” maddesinde: SSCI, SCI, SCI‐ Expanded veya AHCI kapsamındaki dergilerde editöre mektup, özet veya kitap kritiği hariç olmak üzere yayımlanmış makale 20 puan; SSCI, SCI, SCI‐ Expanded veya AHCI kapsamındaki dergilerde editöre mektup, özet veya kitap kritiği hariç olmak üzere yayımlanmış makaleye 15 puan verileceği belirtilmektedir. Bu maddenin a veya b kapsamındaki yayınlarda alanında bilime katkı sağlayan kitap kritiği yapılmış makale 5 puan, tanınmış uluslararası yayınevleri tarafından yayımlanmış kitapta bölüm yazarlığı 10 puan olmasına rağmen tanınmış uluslararası yayınevleri tarafından yayımlanmış kitabın 15, tanınmış ulusal yayınevleri tarafından yayımlanmış kitabın 10 puan olması Türkiye’deki akademik çalışmaları tamamen makale düzeyine indirmeye ve daha da vahimi kitap yazımını gereksiz hale getirici bir düzenlemeye dönüştürebileceği endişesine sevk etmektedir. Nitekim ilgili düzenleme ile makale yazmak çok daha puan getirici bir durum haline gelmektedir. Bu dengesiz puanlama düzeltilerek kitap yazmak lüzumsuz bir çabaya dönüşmekten kurtarılmalıdır.

EğitimÖğretim Faaliyeti başlığı bölümünde doçentlik başvuru şartları arasında yüksek lisans veya doktora dersi vermiş olmaşartı getirilerek bundan en az 2 puan almak ya da yurt içi veya tanınan yurt dışı yükseköğretim kurumlarında en az 2 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış olmak zorunluluğu getirilmiştir. Bu madde ile üniversite dışı doktoraların önü alınmaya çalışılmıştır. Ancaküniversitelerde yüksek lisans ve doktora dersi verebilmek için en az yardımcı doçent olmak gerekmektedir. Bu durumdoktorasını tamamlamış araştırma görevlilerinin kadro yokluğu nedeniyle yükselmelerinin engellenmesi anlamına gelmektedir. Bugün üniversitelerimizde en çok sıkıntısı çekilen kadronun yardımcı doçentlik kadroları olduğu unutulmamalıdır.  Bu nedenleYÖK’ün herhangi bir haksızlığa ve tıkanıklığa neden olmamak için üniversitelerin yardımcı doçent kadrolarını artırması bir zaruret haline gelmiştir. Eğer bu sorun kısa zamanda giderilmezse gelişmiş üniversiteler başta olmak üzere bütün üniversitelerdeöğretim üyesi açığıyla karşı karşıya kalınacağı gerçeği hatırdan çıkarılmamalıdır.

Doçent Adaylarından ÜAK’a Çağrı

Doçentliğe başvuru şartlarının çok ağır olduğu gerçeği göz önüne alınarak yerine getirilebilir bir seviyeye çekilmelidir. Kitap yayınına makalelerden daha fazla puan verilmelidir. Bu şartlarda öğretim üyesi açığının had safhaya çıkağı göz önüne alınarak gerekli tedbirler şimdiden alınmalıdır. 

 

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

                                                                                          Türk Eğitim-Sen

İstanbul İl Başkanı

       

Yorumlar

  1. İlkhan dedi ki:

    Tezlere yapılan atıflar oluyor mu? Bir dergi hem Ulakbilim tarafından hem de SCI tarafından taranıyorsa hangisine koymak gerekir? Zira Ulakbilim zorunlu. Zorunlu olan 8 puana mı yoksa zorunlu olmayan 20 puana mı makalemizi koyacağız?

  2. fırat dedi ki:

    Ne kadar zorlarlarsa zorlasınlar önemli değil ama doktoradan önceki çalışmalar sadece 10 puan değerinde bu kadar saçma bir yönetmelik olabilir mi…
    dünyanın en saygın dergilerinde yayım yapabiliyorsan doktora öncesi veya sonrası olaman ne farkeder ki…
    Resmi olarak doktora bitene kadar çalışma, sadece tezinin geçmesi için göstermelik bir kaç yayın yap o kadar, gerisinde boş boş otur diyorlar…
    Ben de doktora boyunca hazırladığım tüm makaleleri doktoranın bittiği ilk gün yayıma sokacağım……

  3. adem dedi ki:

    .
    Ne getirirseniz getirin…
    .

  4. Kemal dedi ki:

    Asıl tartışılması gereken husus doçentlik sözlü sınavıdır: Şartlar bu kadar ağırlaştırılmışken, uluslararası hakemlerden kabul görmüşken, kitap yazacak kadar bilgiye sahipken, yüksek lisans doktora dersi verebilecek seviyedeyken, bir akademisyenin doçent olması neden hala 5 hocanın dudaklarından çıkacak bir kelimeye bırakılıyor anlamış değilim. Bu kadar madde ölçemiyor da 5 hoca mı ölçüyor kalitesini doçent adayının?

    1. gokhan07 dedi ki:

      katiliyorum

    2. fırat dedi ki:

      kesinlikle katılıyorum…
      dünyanın en saygın dergilerinde 5 tane makale yayımlamış olmak zaten yeterli bir ölçü…
      nitekim o sözlü sınavların da nasıl geçildiğini hepimiz biliyoruz…

  5. mustafa hakan dedi ki:

    Şahsen Türkçe yayının zorunluluğu bence doğru bir adım olmuştur. Yaptığım çalışmaları niye kolayca yabancılara açayım ki hiç mi değeri yok. Gerçekten doğru çalışmalar yapıyorsam benim çalışmalarıma da atıf yapılır. Bir de niye ruslar rusça, japonlar japonca ve çinliler çince yapıyorlar ki? Şartları eşitlemek lazım.

    1. AklınYoluBir dedi ki:

      Enteresan bir perspektif. kabullenemesek de dünya dili ingilizce. Dolayısıyla sizin yaptığınız Türkçe yayını bir vatandaş alır biraz değiştirir allar pullar ingilizce olarak literatüre sokarsa sizin yerinize maalesef o arkadaşın ismini duyarız, Ülkemize faydalı olmayı kapsamlı düşünmemiz gerekiyor. Bir Aziz Sancar türkçe yayın yapsaydı sizce bir TÜRK nobel ödülü alabilir miydi? öncelikle o alanlarda Türkiyemizin adını ülkemizin gücünü göstermeliyiz. Önce güçleneceğiz sonra çarkı kıracağız. Kaldı ki çok güzel bir bulguya sahipseniz bunu yayın yapma niyetiniz olmayacaktır emin olun 🙂 ..

    2. gokhan07 dedi ki:

      Sorunda burda zaten, yaptığınız doğru çalışmaları başkalarına açmalısınız ki herkes faydalanabilsin. Böylece bilimde teknolojide ilerleyebiliriz. Sadece Türkiye yi ilgilendiren lokal çalışmaların Türkçe yayınlanmasında bir problem yok. Bunun ayrımının iyi yapılması lazım.

  6. gokhan07 dedi ki:

    “Yine ulusal ve uluslararası yayınevleri arasında çok büyük fark gözetilmemesi sonucu Türkçe yayınların bütün bilim dallarında teşvik edilmesi bizce önemli ve doğru bir adımdır. Türkçeyi bilim dili haline getirmenin başka bir yolu da bulunmamaktadır”. Türkçe’ yi bilim dili haline getirmek zorunda değiliz. Bugun bütün dünyaca kabul edildiği üzere dünyanın ve bilimin resmi dili ingilizcedir. Benim bugün bir çalışmamı İngilizce yerine Türkçe yayınlamam, araştırmalarımın dünyaya yayılmaması demektir. Türkçe yayın yapma zorunluluğu kalkmalıdır, çunku globalleşen dunyada gereksız bır gereklılıktır.

Yorum Yaz