reklam
reklam
Akademik Personel | 11 Aralık 2016, Pazar

Yeni bir kitap

26 Şubat 2014
Yeni bir kitap
       

Reha Erdem, ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’la filmografisinin en temel sorusunu dile getiriyor bir kez daha: “İnsan nedir ki?

Reha Erdem’in neredeyse “Anlayamazsınız!” diye haykırdığını duyar gibi olduk ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ı (ya da ‘Adem’in Yakarışı) izlerken. Evet, bazı şeyleri anlayamadığımız doğru, özellikle de dinsel alt metnine dair yüklemeler konusunda. Ama bir şeyleri de anladık galiba, en azından sinemacının bunca yıldır bizde biriktirdikleri üzerinden bir okuma yapmaya çalıştığımızda.

Onun hep cevap aradığı “İnsan nedir ki?” sorusunun karanlığında bir kez daha turladık bu filmi izlerken.
‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’, yarattığı ‘kıyamet’ atmosferiyle Reha Erdem’in insanlık için hissettiği ikircikli ruh halini zirveye taşıyor. Her filminde umutla umutsuzluğu aynı potaya atıp, oradan yeni bir ‘solüsyon’ çıkarmayı başaran Erdem, burada da benzer bir durumu yansıtıyor beyazperdeye. Bir adaya ( dünya ) hapsolmuş insanoğlunun son haykırışlarına kulak veriyor, ‘şarkılarını’ duyulur kılmaya çalışıyor. Tanrısal olanla insanın temas etmesinden kaynaklanan soru işaretlerini öne çıkaran sinemacı, kutsal ya da kutsal olmayan kitapların cümlelerini kullanarak ruhsal bir ‘çözülme’nin peşine takılıyor. Kitap, bu filmde ‘görünür’ de oluyor, karakterlerden birinin içinde ne yazdığını bilmediğimiz defteri sayesinde. ‘Bilinmeyen’ üzerinden tarif ettiğimiz ‘inanç’ın nesneleşmiş halini görüyoruz böylece. “Bilmiyorsak inanmamalıyız” ile “Bilmiyorsak inanmalıyız”ın çatışmasına şahit oluyoruz burada. Bu noktada, herhangi bir dayatma içine girmiyor Reha Erdem, kendiliğinden şekillenmesi gereken ve ‘irade’yle anlam kazanacak bir resim ortaya koyuyor. ‘Yeni bir kitap’ yazılıyor sonuçta, insanlığa ‘yeni bir yön’ gösterecek…
Kendi kıyametini yaratan insanoğlunun giderek ‘çürüyen’ ve geri dönüşümü mümkün görünmeyen ruhunun yansımalarını izliyoruz ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’da. Ruhuyla birlikte çevresindeki her şeyi çürütüyor insan, taşıdığı ‘hastalık’ı yayıyor ve sonunu hızlandırıyor. Mucize arıyor, belki buluyor ama onu da çöpe atıyor, hem de hiç düşünmeden. Çünkü ‘düşünmeyi’ terk etmiş insanlık, kendi kıyametini hazırlamakla meşgul. Haykırışlar (şarkılar) da kâr etmiyor artık, her ne kadar ‘umut’ bir yerlerde varlığını sürdürüyor gibi görünse de…
Reha Erdem’in filmi, ‘anlayamadığımız’ ya da ‘anlamak istemediğimiz’ yığınla malzemeye sahip. Belki bir gün, biriktirdiklerimiz bir ‘değer’ kazandığında anlayabiliriz her şeyi. Anlayamazsak da hissederiz en azından!

 

Kaynak: Radikal

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz