reklam
reklam
Akademik Personel | 03 Aralık 2016, Cumartesi

Üniversitenin Dünya Sıralamasına Girmesi İçin Tek Tiplikten Vazgeçmesi Lazım

25 Ağustos 2014
Üniversitenin Dünya Sıralamasına Girmesi İçin Tek Tiplikten Vazgeçmesi Lazım
       

Akademisyenlere göre dünya sıralamalarında Türkiye’deki üniversitelerin üst sıralarda yer alması için tek tip üniversite modelinden vazgeçmek gerekiyor. Dünya sıralamaları listesinde yer almanın diğer bir şartı da özerk olmak. Akademik başarıyı arttırmak için kaliteli öğretim üyesi yetiştirmek ve nitelikli makale sayısının arttırmak da önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Üniversite sıralamaları yayınlanmaya başladığı andan itibaren tartışmalar da beraberinde geliyor. Akademik yayın sayısı, tanınırlığı, makalelerin aldığı atıflar gibi kriterlerle değerlendirilen uluslararası üniversite sıralamalarının bazılarına Türkiye’den üniversiteler de girebiliyor. İlk 100 içinde yer alsak da ilk 10 veya 50’de Türk üniversitelerinin adına pek de rastlanmıyor.
Türk üniversiteleri neden  en üst sıralarda yer almıyor, en iyiler arasında olmak için neler yapılmalı, YÖK ve devlete düşen görevler neler, akademik başarının en önemli koşulu nedir? Bu soruları, üniversite sıralamalarıyla ilgili araştırmalar yapan, uzun yıllar buna kafan yoran akademisyenlere sorduk. TED Üniversitesi Rektör Prof. Dr. Öktem Vardar, ODTÜ Enformatik Enstitüsü URAP Başkanı Prof. Dr. Ural Akbulut ile MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erhan Erkut’un ortak görüşü şu oldu: Tek tip üniversite modelinden vazgeçilmeli. Akademik başarıyı arttırmak için kaliteli öğretim üyesi yetiştirilmeli. YÖK ve devlet tarafından kaliteli öğretim üyesi yetiştirilmesi ve nitelikli makale sayısının artması için teşvik verilmeli.

Akademik başarı için kaliteli öğretim üyesi şart

Prof. Dr. Öktem Vardar (TED Üniversitesi Rektörü):Yükseköğretim sistemimiz rekabetçi değil, dünya aktörleriyle boy ölçüşemiyor. Tek merkezden yönetilen ve tek tip olmaya zorlanan üniversitelerin ilk 100 başarısı ancak suni olarak devlet gücünün birkaç kuruma aktarılmasıyla mümkün olabilir ama  sürdürülemez, reklamunsuru olmaktan öteye geçemez. Ülkelerin yükseköğretim sistemlerinin sıralanmasının yapıldığı (U21 üniversite grubunun ürünü) çalışmada Türkiye çıktılarda 40-50, kaynaklarda 45-50 iken ortam-sistem değerlendirmesinde 47-50 konumunda, yani daha geride. Diğer bir deyişle, en eksik olan günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yasal düzenlemedir. Ancak üniversitelerin önü açıldıktan sonra ilk 100 gibi arayışlar anlamlı olabilir. Farklılığa-çeşitliliğe izin veren hatta teşvik eden, kurumların özerkliğini arttıran, rekabeti ve şeffaflığı öne çıkaran yeni bir yükseköğretim sistemi tasarlanması ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Rekabet etmek istediklerimizle benzer koşulları yaratmak zorundayız. Sıralama ihtiyacı şeffaflığın yetersizliği ve kolay tercih yapma güdüsünden doğdu. Temelde üniversite sıralaması anlamsızdır, politik ve ticari gayelerle gündeme taşınır. Ülkelerin yükseköğretim sistemlerinin sıralanması daha anlamlıdır ve yeni yeni gündeme geliyor. Akademik başarıyı arttırmak için birinci koşul kaliteli öğretim üyesidir. Kaliteli öğretim üyesi yüksek kalitedeki doktora programlarından yetişir. Aceleyle çok sayıda doktoralı eleman üretmek yerine teşvik ve motivasyon sağlayarak niteliği yüksek doktora programlarını arttırmak, kaliteden asla taviz vermemek gerekir.

“Tek tip üniversite” modelinden vazgeçilmeli

Prof. Dr. Erhan Erkut (MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı): Üniversite sıralamalarının büyük çoğunluğu bilimsel makale ve atıf sayıları üzerine kurgulanmış olduğundan dünya üniversite sıralamalarında üst sıralara çıkmanın tek yolu araştırma programlarını güçlendirmektir. En eski ve en popüler sıralama olan ARWU’da ilk 400’de maalesef hiç Türk üniversitesi yok. Halbuki ekonomik büyüklüğü baz alırsak, Türkiye’den 7-8 üniversitenin ilk 400’e girebilmesi gerekiyor. Bence bu sonuç köklü ve yaygın bir üniversite sistemi olan ülkemiz için kötü bir durum. Öte yandan THE’nın hazırladığı ‘50 yaşından genç üniversiteler’ sıralamasında iki Türk vakıf üniversitesi ilk 50’ye girmeyi başardı. Görünen o ki, devasa devlet üniversitelerinin sınıfta kaldığı sıralamalarda ümidimiz genç ve küçük vakıf üniversitelerinde. Eğer ülkemizde birileri bu sıralamalarda yukarılarda olmayı hedefliyorsa, başarının reçetesi gizli değil: Kalite yükselmesini engellediği için önde gelen araştırma üniversitelerinin reddettiği “kendi hocasını kendi yetiştirme” stratejisinden vazgeçip araştırma kültürü zengin üniversitelerden doktora almış akademisyenleri işe almak gerekiyor. Araştırmacı akademisyenleri ders yükü ile ezmemek lazım. Araştırmacılar için gerekli insan kaynağı doktora programları, merkezler ve doktora sonrası araştırma görevlileri ile sağlanmalı. Tesis altyapısını (kütüphane, laboratuvar vs.) kurmak, ve gereken araştırma fonlarını sağlamak gerekiyor. Ömür boyu memur modelinden vazgeçilmeli, araştırmacılar için performansa dayalı bir ödül-ceza sistemi kurgulanmalı. Sadece liyakata dayalı bir atama ve terfi sistemi geliştirilmeli. Yükseköğretim kanununda öğretim üyelerinin statüsünün değiştirilmesi ve araştırmanın fonlanması lazım.  Ama her şeyden önce devletin üniversiteleri kontrol etme güdüsünü bir kenara bırakıp üniversite özerkliğini ve akademik özgürlükleri tanıması ve desteklemesi şart.  Çalışmadığı çok aşikâr olan “tek tip üniversite” modelinden vazgeçilmeli, üniversitelerin kendi misyonlarını belirlemesine izin verilmeli.

YÖK ve devlet desteği şart

Prof. Dr. Ural Akbulut (ODTÜ Enformatik Enstitüsü URAP Başkanı): Üniversitelerimizin akademik performansa dayalı dünya genel sıralamalarında üst sıralara yükselebilmesi için uluslararası makale sayılarını arttırmaları ve bu makaleleri dünyanın önde gelen dergilerinde yayınlamaları gerekiyor. Üniversitelerimizin yayınladığı uluslararası makalelerin yarısından çok fazlası maalesef ”0” (sıfır) atıf alıyor. Dünya sıralamalarında üniversitelerin aldığı toplam atıf sayısı, makale başına alınan atıf sayısı ve üniversitenin makalelerinin yüzde kaçının sıfır atıf aldığı önem taşıyor. Üniversitelerin makalelerinin çoğu sıfır atıf alırken üst sıralara çıkmamız imkansız. Tüm üniversitelerimizin, yayınlarını dünyanın önde gelen dergilerine yönlendirmesi gerekiyor. Üniversite yöneticilerinin, etki değeri yüksek dergilerde makale yayınlayan akademisyenlere döner sermayeden veya başka kaynaklardan ödül vermeleri çok etkili olabiliyor. Üniversitelerimizin dünya sıralamalarında üst sıralara çıkmasını sağlamak için üniversite yöneticilerinin elindeki olanaklar sınırlı. Bu nedenle YÖK ve devlet desteğine ihtiyaç var. Benzeri çabayı gösterip başarılı olan ülkelerin yöntemlerini örnek alabiliriz. Çin ve Singapur bunu devlet desteğiyle başardı. Benzer şekilde ülkemizde de basit uygulamalarla bu başarılabilir.  Dünya sıralamalarında üst sıralara çıkabilmenin en önemli koşulu en başarılı 8-10 üniversiteye özel statü verip kadro, bütçe, yabancı öğretim üyesi sayısı, ek ödenek ve proje konularında devletin ayrıcalık tanımasıdır. Çin ve Singapur’un ardından Rusya bu yıl dünya sıralamalarında en iyi durumdaki 15 üniversiteye özel statü verdi. Bu üniversitelere ek kadro ve ek mali destekler sağlandı.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz