reklam
reklam
Akademik Personel | 11 Aralık 2016, Pazar

Üniversiteler ve 2023 Vizyonu

2 Haziran 2014
Üniversiteler ve 2023 Vizyonu
       

Üniversiteleri üst düzeyde olan ülkelerin ekonomik durumlarının da iyi olduğu çok iyi bilinen bir gerçek. Ülkemizi geleceğe taşıyacak gençleri yetiştiren Üniversitelerimize 21’inci yüzyılda önemli görevler düşüyor..

Türkiye’nin hedeflerine ulaşabilmek için çok sayıda iyi üniversite sahibi olması lazım. Bu yazıda üniversitelerimizin eğitim konusunda neler yapması gerektiği ile ilgili görüşlerimi özetleyeceğim.

Rekabetin alabildiğince arttığı dünyada iş olanakları nüfus artış hızına paralel olarak artmıyor. Üniversite mezunlarının yeni işleri kendilerinin yaratması gerekiyor. 21’nci yüzyılda gençlerin başarılı olmalarının şartlarını şu şekilde sıralamak istiyorum: Bilgili olmak, çalışkan olmak, girişken olmak, yaratıcı olmak. Bu şartların hiçbiri tek başına yeterli değil. Hepsinin birarada olması gerekiyor.

Türk ilk, orta, lise eğitim sistemi bilgili olmak üzerine kurulu. Öğrencilere bilgi, arka arkaya sürekli pompalanıyor. Çoğu üniversitemizde de aynı şey devam ediyor. Üniversite hocaları, konularıyla ilgili gittikçe artan bilgileri öğrencilere aktarmak zorundaymış gibi hissediyorlar. Üniversite eğitimi için dört yılın yetmediğini, daha çok sayıda ders verilmesi gerektiğini söyleyen hocalar oluyor. Oysa 21’inci yüzyılda bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Birçok üniversite kütüphanesi en son buluşların yayınlandığı bilimsel dergilere erişim olanağı sağlıyor. Eğer araştırma yapmayı ve güvenilir bilgilerin kaynaklarını bulmayı biliyorsanız herhangi bir konuda bilgiye bilgisayar ve interneti kullanarak kolayca ulaşabilirsiniz. Bu sebeple üniversitelerin öğrencilere mesleğin gerektirdiği her konuyu öğretme kaygısında olması gerekmiyor.

Biraz su yutmadan yüzme öğrenilmez

Temel kavramları çok iyi öğretip bunların bazı uygulamalarını içeren dersler vermeleri yeterli olabilir. Fakat bu temel kavramların hakikaten çok iyi anlaşılması lazım. Fizikte Newton’un F=ma formülünü kullanan öğrencilerin, bunun ne anlama geldiğini bildiğini zannedebiliriz, oysa bu kavramın ne demek olduğunu iyi anlamamış lise ve hatta üniversite mezunu çok sayıda.
En iyi öğrenimin “dinleyerek değil, yaparak” gerçekleştiğini biliyoruz. Dünya şampiyonu yüzücüyü getirseniz, nasıl iyi yüzüleceğini bir sınıfta hoca kürsüsünden anlatarak öğretemez. Biraz su yutmadan yüzme öğrenilmez. Bu gerçeğin her konu için geçerli olduğunu anlamamız lazım. Öğrenciler derste hocanın anlattığı kalıpları ezberleyip sınavlarda benzer sorular sorulduğunda geçer notlar alabiliyorlar. Ama aslında kavramı iyi anlamamış olabiliyorlar. Aynı kavram, anlatılan kalıbın dışında bir şekilde sorulduğunda başarısız oluyorlar. Üniversite hocaları olarak, her konuda öğrencinin kavramları problemleri çözerek öğrenmelerini sağlamalıyız.

Çok çalışabilmenin en gerekli şartlarından biri de meraklı olmaktır. İnsanlar sevdikleri konularda usanmadan uzun süre çalışıp konunun üstadı olabilirler. Lazerin mucidi Nobelli fizikçi Albert Schawlow “Çoğunlukla, en kabiliyetli olanlar değil, merakları ile motive olanlar başarılı bilim adamları oldular” demişti. Pulitzer ödüllü yazar Thomas Friedman “merakın tutkuyla birleşince zekadan daha önemli” olduğunu söylemişti. Albert Einstein’ın iyi bilinen bir sözü de “Ben çok kabiliyetli biri değilim, sadece tutkulu bir şekilde meraklıyım”. Meslek seçimi yapacak öğrencilere tavsiyem sevdikleri ve meraklı oldukları konuları seçmeleri. Üniversite hocaları da derslerin önemli bir kısmını öğrencileri konu ile ilgili motive etmeye harcamalı. Çeşitli atraksiyon yaparak, konuyu eğlenceli hale getirerek ders anlatan hocaların en sevilenler  olduğunu biliyoruz. Muhasebe gibi baştan çok sıkıcı görülebilecek bir dersin bile, hocanın ödevlerde sorduğu ilginç problemler sayesinde en sevilen derslerden biri olabildiğini gördüm. Öğrencinin ilgisini çekmeyen bir konunun sadece sınav korkusu ile öğrenileceğini beklemek ise tamamen yanlış.

Üniversite eğitiminde tabii ki, öğrencileri düzenli, yoğun ve disiplinli bir şekilde çalışmaya alıştıracak unsurlar da bulunmalı. Öğrencilerin belli zaman dilimleri içinde yetiştirmeleri gereken ev ödevleri, projeler onları düzenli çalışmaya alıştırır, zamanlarını verimli bir şekilde kullanmayı öğretir. Yarıyıl sonunda yapılacak tek bir sınav iyi öğrenme için hiç yeterli olmadığı gibi, yarıyıl boyunca yapılacak birkaç sınav da kafi değil. Hemen her hafta, yapılması ve yetiştirilmesi gereken şeylerin bulunması düşünülmeli. Öğrencinin konuları içine iyice sindirebilmesi için daha uzun bir zaman diliminde konu üzerinde çalışması gerekir. Her hafta verilecek ev ödevleri, birkaç haftaya yayılmış ve her hafta bir parçası tamamlanacak projeler bu gereksinimi sağlayabilir. Yükseköğretim sistemimize YÖK tarafından birkaç yıl önce üniversitelere empoze edilen “bütünleme sınavları” ise öğrencileri işleri zamanında yapmamaya teşvik eden ve ileri ülkelerin üniversitelerinde bulunmayan bir unsur.

Zor problemler beyin fırtınası ile çözülüyor

İnternet bazlı platformlar ve bilişim teknolojisi hoca-öğrenci, öğrenci-öğrenci etkileşiminin artmasına yardımcı olabiliyor. Her dersin bir web sayfasının bulunması öğrencilerin ders dışındaki saatlerde de öğrenmeye devam edebilmelerini sağlıyor. Gençlerin uyanık oldukları saatlerle hocaların uyanık oldukları saatlerin aynı saatler olmadığını biliyoruz. Her ders için bir forum sayfasının bulunmasının çok yararlı olduğunu gördüm. Öğrenciler günün herhangi bir saatında hocalarına veya arkadaşlarına soru sorup cevap alabiliyorlar. Bu soru-cevabı başka öğrenciler de daha sonraki saatlerde görebiliyorlar.

Bir kişinin tek başına her şeyi yapabildiği zamanlar çok geride kaldı. Zor problemler, insanlar ancak grup şeklinde çalışıp “beyin fırtınası” yapınca çözülebiliyor. Üniversite eğitiminin de öğrencilere grup çalışma kültürünü vermesi gerekiyor. Bunun için derslerdeki proje gibi bazı aktivitelerin grup şeklinde yapılması bu yönde öğrencilerin gelişmesine yardımcı olur. Üniversitelerimizde grup çalışması yapılabilecek mekanların bulunması şart haline geliyor.
Türk insanında girişimcilik genlerinin bulunduğuna inanıyorum. Risk almadan başarılı olmak mümkün olmadığı için üniversite eğitimi öğrencileri özellikle ders dışı etkinliklerle girişimciliğe teşvik etmeli. İlgilendikleri konularda kendi inisiyatifleri ile kulüpler kuran öğrenciler girişimciliğin zorluklarını yaşayarak öğreniyorlar. Öğrenci konseyine seçilmeye çalışıp başaramayanlar da çok şey öğreniyorlar. Sonuçta başarılı olamayan bir kulüp kurma teşebbüsü bile, kulübü kurmaya çalışan öğrencilere epey hayat dersi veriyor. Bilkent Üniversitesi’nde tüm öğrencilerin alması gereken bir kredilik bir ders ile öğrenciler bu yönde teşvik ediliyor. Bu dersi alan öğrenciler, kulüp faaliyetlerine katılarak puan topluyorlar. Eğer katılım pasif ise puan az oluyor, aktif bir katılımda ise puanlar artıyor. Öğrenciler kendileri yeni bir aktivite düzenliyorlarsa daha da çok puan alıyorlar. Bu şekilde ders dışı faaliyetlere katılıp bundan zevk almaya başlayan öğrenciler daha sonra kendi istekleri ile bu faaliyetlerine devam ediyorlar. Örneğin, 24 saat yayın yapan Bilkent radyosu, tamamen gönüllü öğrenciler tarafından yönetiliyor ve çalıştırılıyor. Bu şekilde ders dışı aktivitelerle elde edilen tecrübeler, öğrencilerin gelişiminde dersler kadar faydalı oluyor.

Eğitim sistemimiz çeşitliliğe izin vermiyor

Türk eğitim sisteminin bence en zayıf yanı, çeşitliliğe izin vermediği için öğrencilerin yaratıcılık becerilerini geliştirememesidir. Üniversite eğitimi sırasında bu eksikliğin telafi edilmesi için çalışmalı, öğrencilerin yaratıcılık damarlarının aktive olmasını amaç edinmeliyiz. Bunun için öğrencilerin bölüm dışı seçmeli dersler almasına izin verilmeli, hatta bu konuda zorlanmalı. Bölümler arasındaki duvarlar alçaltılarak öğrencilerin kendi yeteneklerini başka alanlarda sınamalarına olanak sağlanması gerekiyor. Öğrencilerin kendi bölümleri dışındaki ve ilgi duydukları bir alandan alacakları dersler mezun olduktan sonra onlara yeni ufuklar açabilir. Örneğin, mühendislik öğrencilerinin alacağı sanat dersleri estetik duygularının gelişmesine yardımcı olabilir. Sınıflarda farklı kültürlerden, farklı görüş ve inanışlara sahip öğrencilerin bulunması çeşitliliği artıracağı için yaratıcılık konusunda pozitif bir etkisi olur. Son yıllarda ülkemizde yabancı öğrenci sayısının artması olumlu bir adım. Çeşitliliği zenginlik olarak görmek ve bunu teşvik etmek gerekir. Örneğin, hocaların, soruyu kendi öğrettiği biçimde değil de bambaşka bir yolla çözen öğrenciyi asla cezalandırmaması aksine ödüllendirmesi gerekir. Öğrencilerin risk alarak aklına gelecek şeyleri denemesine olanak sağlanmalı, başarısız olmaktan korkmamaları sağlanmalı.

Öğrencilerin kendi sevdikleri konularda motive olduklarını ve böyle konulara bütün benliklerini verdikleri için de yaratıcı ve başarılı olduklarını görüyoruz. Proje konularının hocalar tarafından belirlendiği değil, öğrenciler tarafından önerildiği durumlarda öğrencilerin çok daha motive oldukları, daha çok zaman harcayıp, çok çalıştıkları gözlemlediğimiz bir gerçek. Bilkent Üniversitesi’nde bu metodu kullanan hocaların, öğrencilerinin şevkle çalıştıklarını ve çok yaratıcı projeler ürettiklerini izledim. Projelerini büyük bir azimle yapıp sonuçlarını gururla sundular. Sonuç olarak, önümüzdeki yıllarda Türk üniversitelerine ve hocalarına önemli görevler düşüyor. Eğitimin her zaman daha iyisi yapılabilecek bir şey olduğunu bilerek, Türkiye’yi daha ileri götürecek iyi üniversiteler için dünyada diğer üniversitelerde olanları takip etmemiz, çok çalışmamız, yeni girişimler yapıp yaratıcı olmamız gerekiyor.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz