reklam
reklam
Akademik Personel | 02 Aralık 2016, Cuma

Üniversite-Sanayi İşbirliği Yatırım İçin Belirleyici Olacak

28 Nisan 2014
Resim bulunamadı
       

2023 yılında 100’üncü yaşını kutlayacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne koyduğu güçlü hedefler var. Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmek istiyoruz. Kişi başına düşen milli geliri 20 bin doların üzerine çıkarmak istiyoruz. 500 milyar dolarlık ihracat yapmak istiyoruz. Orta ve ileri teknoloji ürünlerinde Asya ve Avrupa’nın üretim üssü olmak istiyoruz.

 

Bu hedeflere ulaşan bir Türkiye stratejik konumu ile dünya için olağanüstü bir önem arz ediyor. Bu süreçte, 2023’e 10 yıl kala yeni küresel ve ekonomik olasılıklar karşısında, süregelen sorunları da göz önünde bulundurarak ülke olarak, kendimizi en iyi şekilde nasıl hazırlayacağımız sorusuna cevap aradığımızda anahtar rol bilim ve teknolojiye aittir.

Bütün dünya ülkelerinde bilimin üretildiği yer üniversiteler ve araştırma merkezleridir. Ülkemiz için de üniversite-sanayi işbirliği konusu geleceğe doğru yatırım yapmak için belirleyici olacak. Fiziksel mekanlara yapılan yatırımlar insana yapılan yatırım ile desteklenerek güçlendirilmeli. Bu alanda başarı kazandıracak olanın yalnızca öğretim üyeleri değil, üniversitenin klasik yapısı dışında sanayi ile işbirliği içinde olan araştırmacılar ve lisansüstü öğrenciler de olduğunun dikkate alınması gerekiyor.

Üniversiteler yarattıkları ve ürettikleri bilginin kullanımında ve ticarileşmesinde etkin rol oynamalılar. Üniversite-sanayi işbirliği kavramı ülkemizde, ilk kez 14-16 Mayıs 1990’da Birinci Bilim ve Teknoloji Şurası’nda Üniversite-Endüstri-Devlet İşbirliği Komisyonu kurularak, konuşulmaya başlandı. 4 yıl sonra 4 Kasım 1994’de Türkiye Üniversite-Sanayi İşbirliği Şurası olarak İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) bir çalışma daha gerçekleştirildi. Bu alanda en büyük atılımlar 2002 yılından itibaren düzenli olarak toplanan BTYK (Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu)’nda alınıyor. Kuşkusuz diğer önemli bir adım 3 Haziran 2011’de kurulan ve bilim ve teknoloji konularında ülkeye büyük ivmeler kazandıran Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı oldu. Üniversite-sanayi işbirliği kavramı Türkiye üniversitelerinde 2005’ten bu yana daha etkili olarak konuşuluyor. Bu konuda artık endüstri, akademi ve siyasi irade ortak görüşlerle süreci destekliyor. Hükümet motive edici, ön açan birçok destek sağlıyor.

Ancak:
– Türkiye üniversitelerinde Bilim ve Sanayi, Üniversite ve Sanayi işbirliği kültürü oluştu mu?
– Yasalar ne kadar destekleyici?
– Sanayi bu çalışmaya heves eden her üniversite ile çalışır mı?
– Buradan alabileceği bilgiye ne kadar güveniyor?
– Ayrıca her üniversite bu gayret içinde olmalı mı?

Başlıkları değerlendirmeye muhtaç.

Bütün bu nedenlerle üniversite-sanayi işbirliği hedefini koyan üniversiteler:
– Bu kültürü verecek çalışmalar üretmeliler,
– Doktora ve son sınıf öğrencileri AR-GE kavramını özümseyerek yetişmeliler ve,
– Çok iyi derecede İngilizce öğrenmeliler. Çünkü artık dünyadaki bilim dili, ekonomik dil ve sanayi dili Çin’de de, Kore’de de, Almanya’da da İngilizce.
– Üniversite-sanayi işbirliğinde organizasyon, disiplin, kantitatif ve istatistiki bilgiler ve sosyal motivasyon önem taşıyor.
– Bu konuda üniversitelerimizin en önemli eksiği, disiplinlerarası işbirliği ve iletişimdir. AR-GE için geniş işbirlikleri ve iletişim gerekiyor.

Bu işbirliği için:

– Üniversite-sanayi işbirliği çalışmalarında önemli bir kavram bu iki kurumu biraraya getirecek ve tanıştıracak “Arayüzler”dir. Bu kişiler veya kurumlar, üniversitedeki araştırmacılarla tek tek tanışır ve onları sanayiye önerir. Sanayici arayüze güven duymalı. Firmasının kredibilitesini koruyabileceğine güvenmeli.
– Başarılı “Arayüzler” üniversite-sanayi işbirliğinde büyük çalışmalara girmeden önce küçük projeler bitirmeyi önemsiyorlar ve her zaman zeki, çalışkan, sürekliliği koruyan araştırmacılarla çalışmak isterler…

“Arayüzler”in asıl önemi, sanayinin sorunlarını ve isteklerini bilimsel dile çevirebilen kapasiteleridir. Ülkemizde bu kurum henüz gelişmedi, ivedilikle geliştirilmesi gerekiyor.

Üniversite-sanayi işbirliğinin başarı koşullarında:

– Çalışma her iki tarafa da yarar getirmeli, hem sanayi hem de üniversite güçlü yanları ile projeye katkıda bulunmalı.
– Çalışma akademik yükseltme kriterlerinde değer bulmalı.
– Araştırmacıya maddi katkı sağlamalı.
– Projenin her iki tarafta da sahibi olmalı, çalışma bilimsel yayına dönüştüğünde etik sorunlar yaşanmamalı.

Alınan mesafe kısıtlı

Son 10 yılda gösterilen yoğun çabaya rağmen bu alanda alınan mesafe hala kısıtlı. Halbuki 10 yıl çok ciddi bir zaman dilimi. Gelecek 10 yılı daha verimli geçirmek adına, üniversitelerimizin araştırma potansiyelini geliştirecek lisansüstü öğrenci ve araştırmacıların bilimsel kalitesini arttırmaya yönelik politikalar gerekiyor. Bu alanda küresel yetenekler yetiştirmeliyiz.

– Üniversitelerdeki araştırmalar, çoğunlukla üst ligdeki dört, beş üniversite dışında fakülte koridorlarında yapılıyor. Küresel etki değeri yüksek araştırmalar için ciddi ve özgün araştırma merkezleri gerekiyor.
– Bir diğer sorun, yasalarda ve akademik yükselme kriterlerinde sanayi ile yapılan projelerin öğretim üyesine katkısı sınırlı olması. Yoğun sayıda öğrenci yetiştiren, bir nevi kitle eğitimi yapan üniversitelerde ders yükü, II. öğretim dersleri gibi nedenler, sanayi ile işbirliği çalışmalarını olumsuz etkiliyor.
– Türkiye üniversitelerindeki araştırma koşulları ve alt yapı, küresel etki değeri yüksek araştırmalar için kesinlikle yeterli değil. Üniversitelerdeki araştırma merkezlerinin kendi akademik kadroları yok, kendi teknisyenleri yok, kendi mali kaynakları yok. Proje kültürü ise üniversitelerimizde henüz yeterli ve anlamlı gelişmemiş durumda. Özellikle sosyal bilimler bu konuda çok zayıf. Araştırma merkezleri kavramı lisans eğitimi veren fakülte koridorlarından ayrı olarak değerlendirilmeli ve geliştirilmeli.
– Ulusal inovasyon sistemi, öncelikleri belirlenmeli. Bu bağlamda temel bilimlerin inovasyon sisteminde yaratıcılığın temeli olduğunu biliyoruz. Üniversitelerimizde biyoloji, fizik, matematik gibi temel bilimler öğretiminin müfredatı ve bakış açısı inovasyon politikaları yönünde yeniden gözden geçirilmeli. Temel bilimlerde yapılan bir araştırmanın ekonomik katkıya dönüşmesi yıllar alacak. 1958’de ilk kez ortaya çıkan lazer, CD ve DVD’lerde 1985’te kullanıldı. Bir diğer örnek, Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ilk kez 1945’te keşfedildi ancak ticari olarak kullanımı 1979’da İngiltere’de Shefield Üniversitesi’ndeki sunumla başladı. Temel bilimler, ekonomi için uzun vadeli kazançlar sağlayan yatırımlardır, ekonominin temeli olmaya devam edecekler.

Bilim ve Sanayi Bakanlığı, altyapıları uygun olan üniversiteler ile birlikte geleceğin yenilik hareketlerinin tetiklendiği merkezlerin (Knowledge Innovation Zone- KIZ) kuruluşuna öncülük etmeli. Ülkemizdeki güçlü ekonomik büyüme için araştırmanın ve yeniliğin temel oluşturduğunu biliyoruz. Üniversitelerimizin bu alanda hızla ve düzenle değişime ihtiyacı var.

Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Sezer S KOMSUOĞLU 

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz