Akademik Personel | 24 Nisan 2017, Pazartesi

Türkiye’de Profesörlük Üzerine Bazı Sorular ve Güncel Yanıtları

12 Mart 2014
Türkiye’de Profesörlük Üzerine Bazı Sorular ve Güncel Yanıtları
       

Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.Dr.Hakan ÖMEROĞLU’dan Profesörlükle İlgili Akla Takılan Soruların Cevapları

 

Soru: Bir bilim insanı daha önce hiç üniversitede öğretim üyeliği yapmadan “profesör” olabilir mi?

Yanıt: Evet olabilir. 2547 sayılı Yasa’ya göre doçentlik unvanı sınavla, profesörlük unvanıysa atamayla kazanıldığı için daha önce üniversitede hiç çalışılmadan profesör olunmasında yasal olarak bir sorun yoktur. Burada daha önce üniversitede hiç öğretim üyeliği yapmadan profesör unvanını alıp sonrasında üniversiteye yıllarca aktif olarak başarıyla hizmet verenleri takdirle karşılamak gereklidir. Buna karşın profesör kadrosuna atanır atanmaz 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’nın 38. maddesi kapsamında görevlendirme yoluyla özellikle daha önce çalıştıkları hastanelerindeki görevlerini sürdürmeyi yeğleyen ancak kamudaki profesör kadrosunun tüm özlük haklarından yararlanıp üniversiteye aktif hizmet vermeyenlere, profesör olduktan çok kısa bir süre sonra bu görevlerinden ayrılanlara ve üniversitede profesör kadrosunda çalışıyor görünüp üniversiteye akademik olarak katkı sağlamayanlara kamu vicdanı ve akademik kadroların verimli kullanımı yönlerinden ayrı birer parantez açmak gereklidir.

 

Soru: Profesör olduktan sonra profesör unvanı üniversite dışındaki çalışmalarda üniversitede hiç çalışmadan kullanılabilir mi?

Yanıt: Yasal olarak kullanılamaz, ancak günlük yaşamda kullanabilmektedir. 2547 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre profesörlük, doçentlik ya da yardımcı doçentlik unvanlarını kazananların her unvan dönemi için yükseköğretim kurumlarında fiilen iki yıl görev yapmadıkları takdirde, yükseköğretim kurumları dışındaki çalışmalarında bu unvanlarını kullanmamaları gerekmektedir. Ancak doçent ve profesör olduktan sonra üniversitede fiilen hiç çalışmayanların doçent ve profesör unvanlarını üniversite dışındaki çalışmalarında kullandıkları ortadadır.

 

Soru: Üniversitede yıllardır aktif öğretim üyeliği yapan, doçentlikte yasal bekleme süresini çoktan dolduran, hakkında verilmiş bir yasal hüküm olmayan ve bilimsel çalışmalarıyla profesörlüğe atanmayı hak eden bir üniversite doçenti profesör olamayabilir mi?

Yanıt: Aslında olması gerekir ancak seyrek de olsa olamayabilir. Burada ilgili doçentin en az geçmişteki akademik etkinlikleri kadar ilgili üniversite, fakülte, bölüm ya da ana bilim dalı yönetimleriyle olan ilişkilerini de gözden geçirmesi, sonrasında eğer ilgili üniversitede boş profesör kadrosu yoksa bunun nedenlerini sorgulaması yararlı olabilir.

 

Soru: Bir profesör daha önce üniversitede hiç öğretim üyeliği yapmadan, bir üniversitede ön lisans, lisans, yüksek lisans ya da doktora düzeyinde bir ders bile anlatmadan herhangi bir üniversitenin akademik olarak en üst yöneticisi yani rektör olabilir mi?

Yanıt: Evet, yasal olarak olabilir. Herhangi bir üniversitede boş bulunan bir profesör kadrosuna atanıp, üniversite öğretim üyeliğine adım attıktan hemen sonra herhangi bir yeni kurulan üniversiteye kurucu rektör olarak atanabilir.

 

Soru: Bir profesör emekli olana dek eğitim-öğretim, araştırma ve toplumu aydınlatma ve bilinçlendirme görevlerini beklenen düzeyin altında yerine getirirse ne olur?

Yanıt: Pratikte bir şey olmamaktadır. Aslında 2547 sayılı Yasa’nın 42. maddesine göre öğretim elemanlarının eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın, seminer, klinik ve uygulama etkinliklerinin denetlenmesi gerekiyorsa da bunun ne ölçüde etkin bir şekilde yapılıp denetlendiği konusu tartışmaya açıktır.

 

Soru: Bir profesör daha kendisi güncellenmiş doçentlik sınavı bilimsel başvuru koşullarını yerine getiremiyorsa yine de doçentlik sınavlarında jüri üyesi olabilir mi?

Yanıt: Evet, yasal olarak olabilir çünkü jüri üyesi olabilmek için profesör olmak yeterlidir. Ancak özellikle doçent adayının “jüri üyesi bugün olsa doçentlik sınavına başvuramıyor, benim bilimsel dosyam jüri üyesinin bilimsel dosyasından çok daha iyi”, ön yargısını taşıyabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

2547 sayılı Yasa’nın 29. ve 42. maddelerinin etkin olarak işletilmesi ve bunlara yönelik uygulanabilir yaptırımlar getirilmesi, ayrıca 2547 sayılı Yasa’nın 26. maddesindeki profesör kadrosuna başvuru koşullarından birincisinin “doçent unvanını aldıktan sonra en az iki yılı rapor ve her türlü yurtiçi/yurtdışı görevlendirmeler dışında bir yükseköğretim kurumunda kadrolu ve aktif olarak çalışılması kaydıyla en az 5 yıl açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak” olarak değiştirilmesi, doçentlik sınavı jüri üyelerinin belirlenmesinde somut bilimsel ölçütler oluşturulması öneriler olarak sıralanabilir.

Kaynak: Medimagazin

       

BENZER HABERLER