reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

Türkiye’de Nitelikli Akademisyen

1 Mayıs 2014
Türkiye’de Nitelikli Akademisyen
       

Prof.Dr.Melek Gülsün ÖZENTÜRK’ün Türkiye’deki akademisyenlik ve sistemi anlatan yazısı mevcut problemleri bir kez daha gündeme getirdi.

Son beş yılda açılan özel üniversite sayısını izlemekte zorlanır olduk. Çoğu alt yapı yeterliliği olmaksızın açılıyor. En önemlisi de yeterli sayıda öğretim elemanı edinmeksizin açılmaları. Ancak artık böyle bir sorun kalmadı. Devletten özele transferler bir hayli arttı. Bu durum, özellikle profesörlüğünü alan öğretim üyeleri arasında, erken emekliliği tetikledi. Çoğu emekli olur olmaz özel üniversitelerle anlaşıyor. Emekli maaşları yanı sıra ek gelir elde etmiş oluyorlar çünkü. En büyük avantaj profesör maaşlarının emeklilikle birlikte fazla düşmüyor olması. Ancak aynı durum doçentler için geçerli değil maalesef. Emekli maaşları bir hayli düşüyor ne yazık ki. Emeklilik ikramiyesi ise tam bir trajedi! Salt emeklilik ikramiyesiyle gelir getiren küçücük bir mal bile edinmeleri zordur öğretim üyelerinin. Profesör ya da doçent unvanlarının emeklilik ikramiyesine kayda değer bir getirisi olmadığı gibi otuz yıldan fazla çalışmışlığın da yok. Ha otuz yıl çalışmışsın ha kırk küsur yıl, çok bir şey fark etmiyor yani.

Milenyuma girildi girileli akademik zam yapılmıyor. Oysa geçen 14 yıl zarfında kamu kesiminde özlük hakları defalarca iyileştirildi. İyileştirilsin de! Ancak akademisyenlerin ayrıcalık gerektiren özlük hakları göz ardı edilerek değil tabii. Yaklaşık iki yıldan bu yana YÖK Başkanı’nın bizzat ele alıp, düzeltilmesi için çaba sarf ettiği akademik personelin özlük ve sosyal haklarını iyileştirme girişimleri var ki bu haklar devlet üniversitelerindeki okutmandan öğretim elemanına, doçentten profesöre, tüm akademisyenleri kapsamakta. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı. Üstelik hükümet, konuya sıcak baktığını iki yıldan bu yana defalarla ifade ettiği halde sonuçsuz kaldı ki anlaşılır gibi değil tabii.

Akademisyenlik bir yaşam tarzıdır. Mesaisi yoktur akademisyenliğin. Bir taraftan kendini diğer taraftan öğrencileri yetiştirerek yol alır akademisyen. Öğrenerek öğretmek hiç bitmez akademisyenlikte. Sürer gider akademik hayatla birlikte. Hatta emeklilik sonrası bile. Yüksek öğretimde amaç bir taraftan nitelikli beyin gücü oluşturmak diğer taraftan oluşturduğu nitelikli beyin gücünden yararlanarak ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitimleri yürütmektir. Nitelikli mezunlar vererek nitelikli insan gücüyle hizmet sunulmasını sağlamanın gereği de budur zaten.

Ancak nitelikli beyin gücü oluşturmada üniversite alt yapı olanakları kadar akademik maaş ve ücretlerin yeterliliğinin de etken olduğunu göz ardı etmemek gerek.

Akademisyenin kendini yetiştirme derecesi, ulusal ve/veya uluslararası performansı bir yerde ekonomik gücüne de bağlıdır. Katılacağı kurs, kongre ve benzeri etkinlikler yanı sıra dil geliştirme gibi girişimlerin de hemen hepsi belli bir ücrete dayanır çünkü. Böyle giderse pasif akademisyenlik körüklenirken aktif akademisyenlik yok olacaktır eninde sonunda. Oysa her işte olduğu gibi akademisyenlikte de verim katkı ve katılıma bağlı. Başkalarının bilgilerinden yararlanırken kendi bilgilerinden de başkalarının yararlanmasını sağlamak gibi bir şeydir bilimsel katkı ve katılım. Dergilere makale, kitaplara bölüm yazarlığı ve/veya kitap yazarlığı yaparak bilgi paylaşılıyor olmakla birlikte ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılara katılarak alınacak yol, edinilecek deneyimler de çok önemli. Birine katılsa diğerine katılmaktan çoğunlukla vaz geçer akademisyen. Ödeneklerin yetersiz kaldığı yerde güvenip yola çıkacağı yeterli bir bütçesi de yoktur çünkü.

Bu nedenlerledir ki akademik zamlar bir an önce hayata geçirilmeli. Son günlerde kimlerden nerelerden gelip, kimlere nerelere gittiği meçhul (!) milyon dolarlar telaffuz edilirken ivedilikle hayata geçirilmeli. Otuz beş yılını doldurmuş devlet memuru, otuz iki yılını doldurmuş akademisyen, on iki yılını doldurmuş kıdemli profesör kimliğimle maaşıma, emekli olduğum takdirde alacağım ikramiyeme baktıkça içim cız ediyor. Benimle birlikte kim bilir kaç kişinin daha içi cız ediyor tabii.

Kaynak: HABER EKSPRES

       

Yorumlar

  1. Kazım Artut diyor ki:

    Lisans mezunu bir Hukuk Fak. Dr. Öğretim görevlisi, lisans mezunu bir kamu avukatından daha düşük maaş alıyor. Aynı durum mühendisler için de geçerli. Kendi mezun ettiği öğrencisinden daha düşük maaş alan öğretim elemanı. Bunun bir açıklaması olmalı.

  2. akademisyen düşmanı diyor ki:

    akademisyenlere bu kadar kötü muamele eden başka da bir ülke yoktur sanırım.

  3. Attalos diyor ki:

    ülkedeki mevcut siyasi zihniyet, ne yazık ki eğitime bırakın önem vermeyi neredeyse duymak istemiyor.12 küsür yıldır akademiz zam palavralarıyla adeta bir kör dövüşü yapılıyor.Bu gerici zihniyetin artık eğitime gerekli desteği vermesini ve akademik özgürlüğü sağlaması lazım.Aydınlık yarınlar için gerekli olan da budur.

  4. Yılmaz diyor ki:

    Yeni üniversitelerin açılması gerekiyordu. Şayet bugün Selçuk, Atatürk, Uludağ, Akdeniz, Antep, Cumhuriyet gibi dünün taşra üniversiteleri açılmasaydı, bugün bu büyük üniversitelerimiz olmazdı. Ayrıca toplumun gelişmesi için, bazı şehirlerde özellikle açılması faydalı oldu. Bu nedenle, ülkemizde üniversitelerin misyonu sadece akademik değil. Bunun anlaşılması lazım artık. Öte yandan bazı alanlarda yetişmiş eleman çok kadro yok, bazı alanlarda ise kadro çok, yetişmiş akademisyen yok. Peki sonuç, üniversite yönetimlerinin insiyatiflerine göre, bazen nitelikli bazen niteliksiz kişilere akademisyen sıfatı veriliyor. Burada suç devlette değil, yöneticilerde. Öte yandan ülkemizde mesela yrd.doç. olmak için bir uluslararası yayın yeterli oluyor, bu insanlar yüksek lisans ve doktora tezi yapmış insanlar. Şayet 2 tezden çıkara çıkara 1 yayın çıkarmışsa, zaten niteliği tartışılır. Ama ülkemizde maalesef kadrolaşma ve birilerinin adamı olmak önemli olduğu için, bilime değer veren yok. Ben 18 SCI ile giremediğim yere bir başka kişi 4 yayınla üstün nitelikli eleman palavrası ile alınıyor. Sistem değişecekse, tepeden inme değişmeli, atanmalarda puana dayalı merkezi sisteme geçilmeli. Tabi bunların hepsi, bu maaşlarla ne kadar olur ayrı bir mesele. Mühendis yetiştiriyorum, mezun ettiğim öğrenci 3 bin lira ile işe başlıyor, ben 10 senelik hocayım, öğretim üyesiyim, bu maaşı almıyorum. Güzel ülkemde hangi iş tam ki zaten, burası insanların yapılan işe değil, sözlere palavralara bakılan bir ülke.

  5. Handan Beyaz diyor ki:

    Doçentler savunsunlar haklarını meydana çıkıp madem.kimse için kendinizi yormanıza gerek yok

  6. Mahmut diyor ki:

    Sözde herkes öyp ile alınacaktı. Öyp ile bir iki kişi girerken cari usulle onlarca insan alındı. Bu alınan insanların da büyük çoğunluğunun torpil, siyasi yakınlık nedeniyle alındığı aşikar. Cari usulle on kişi alınıyorsa bir tanesi ortalamanın üzerinde.

  7. Öğretim Üyesi diyor ki:

    şu haberi okusun bizi yöneten beyefendiler. sen yardımcı doçentine 2800 tl , araştırma görevline 2300 tl maaş ver bilime, teknolojiye yatırım yapan akıllı yöneticilerin olduğu devletler, şirketler bir stajyere 15.000 TL veriyor. sonra da kalkıp akademisyenlere dil uzatıyorsunuz. bu ülkede akademik çalışmaları bitme noktasına getirdiniz.

    http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay/79938/2/9/stajyerine-en-yuksek-ucretleri-veren-dunya-devleri

  8. Öğretim Üyesi diyor ki:

    öncelikle nitelikli bir toplum, siyasetçi, devlet adamı, bürokrat olacak sonra nitelikli akademisyenler bu iklimde yetişecek. yeterli eğitimi almamış, vizyonsuz, kültür düzeyi düşük, bağlı olduğu grupların torpiliyle, yolsuzluklara bulaşarak vekil/bürokrat/yönetici olanların, sonrasında da kendilerine bu makamları verenlere biat edip bağlılığını her fırsatta ispat etmeye çalışan geri kalmış toplum profili çizen cahillerin ülkesinde a dan z ye hiçbir konuda ilerleme kaydedilemez, adaletten bahsedilemez, bilimsel çalışma üretilemez.

  9. Öğretim Üyesi diyor ki:

    olması gerekenin tam yarısı maaşa çalışıyoruz. vaiz, polis, imam maaşları cumhuriyet tarihinde ilk kez arş gör. maaşından 500-1000 tl arası fazla. hatta öğretim üyesi bir yrd doç. dr. dan da fazla. aynı şekilde öğretmen maaşları da çok düşük. bu gerçek ülkeyi kimlerin, hangi duygularla, neye hizmet ederek yönettiğini gün gibi aşikar yapmaktadır. birileri 11 yıl boyunca deve kuşu misali kafasını kuma gömüp gelecek tehlikenin yönünü kestirmeye çalışırken, gözlerinin önünde cereyan eden adaletsizlikleri, haksızlıkları görmezlikten geldiler ve eğitimi bütünüyle mahvettiler. dünyada hiçbir ülke araştırma-geliştirme olmadan, üniversite-sanayi kalkınma hamlesini sağlamadan, eğitim camiasını el üstünde tutmadan, üretmeden kalkınamaz ve de bunun bir örneği yoktur. bu ülkede eğitim yok edilmek ve akademisyenlik niteliksiz bir kesimin sıradan memur zihniyetiyle sadece eğitim amacıyla yürüttüğü bir meslek grubu haline getirilmek isteniyor.

Yorum Yaz