Akademik Personel | 27 Mart 2017, Pazartesi

Türk Mucit 32’sinde Profesör Olacak

18 Nisan 2016
Türk Mucit 32’sinde Profesör Olacak
       

Harvard Üniversitesi Genç Akademi Üyesi ve “giyilebilir kalp pili”nin mucidi Dr. Canan Dağdeviren, müracaat etmemesine rağmen Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (Massachusetts Institute of Technology – MIT) profesörlük teklifi aldığını belirterek, gelecek yıl ocak ayında bu unvanla göreve başlayacağını söyledi.

Harvard Üniversitesi Genç Akademi Üyeliğine seçilen ilk Türk bilim insanı olan ve MIT Technology Review dergisinin geçen yıl derlediği “35 Yaş Altı 35 Yenilikçi” ile Forbes dergisinin “30 Yaşından Küçük 30 Bilim İnsanı” listelerinde yer alan Dağdeviren, yaptığı açıklamada, Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümünü bitirdiğini, annesi hariç herkesin bu bölümün kendisini mutlu etmeyeceğini, para kazanamayacağını ve iş bulamayacağını söylediğini anlattı.

Fizik eğitiminden sonra sadece bu alanı bilmenin yeterli olmayacağını fark ettiğini dile getiren Dağdeviren, “Daha sonra Sabancı Üniversitesinde Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümünde yüksek lisans yaptım. 2009’da Fulbright doktora bursunu kazanarak ABD serüvenime başladım. Bu bursu kazandığınız zaman herhangi bir üniversiteye gidebiliyorsunuz ama ben Illinois Üniversitesine gitmeye karar verdim.” dedi.

Dağdeviren, Illinois Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümünde doktora eğitimini tamamladığını aktardı.

Doktora bursunu kazandığında, Harvard ya da MIT yerine Illinois Üniversitesini tercih etmesinin nedenlerine ilişkin sorularla karşılaştığına değinen Dağdeviren, şöyle devam etti:

“Çalışmak istediğim hoca Illinois Üniversitesi’ndeydi. Kafamda bir proje vardı. O projeyi hayata geçirebilmek için o hocayla çalışmam gerekiyordu. Kafamdaki projenin masteri o hocaydı. O zaman ‘Birazcık bekleyin, MIT ve Harvard’a da gideceğim’ demiştim. Şu anda Harvard Üniversitesi’ndeyim. Yaklaşık 4 ay önce MIT’den, başvuru yapmadığım halde profesörlük teklifi aldım. Ocak 2017’de bu göreve başlayacağım ve kendigrubumu kuracağım.”

Dağdeviren, ABD’nin Massachusetts eyaletindeki Boston şehrinde 1861 yılında kurulan MIT’nin özellikle bilim, mühendislik ve ekonomi konularındaki başarılarıyla adını duyuran bir teknik üniversite olduğunu hatırlattı.

MIT’nin teknoloji ve mühendislik konularında dünyanın en iyi teknik üniversitelerinden biri olarak tanındığını dile getiren Dağdeviren, enstitünün öneminin özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında yaptığı bilimsel ve askeri buluşlar dolayısıyla arttığını, şu anda da hem kendi içinde yapılan buluşlarla hem de mezunlarının kurduğu bilim ve teknolojiye dayanan başarılı firmalarla önemini korumaya devam ettiğini anlattı.

“28 yaşıma kadar kalp hastaları için bir şeyler yapmaya söz vermiştim”     

Dağdeviren, çalışmalarında bilim dallarındaki literatürü taradığını ve yapılmayan bir şeyi farklı konseptte gerçekleştirmeye çalıştığını belirtti.

Dedesini, 28 yaşında kalp yetmezliği nedeniyle vefat ettiği için hiç görmediğini aktaran Dağdeviren, bundan dolayı onun öldüğü yaşa gelinceye kadar kalp hastaları için bir şeyler yapmaya söz verdiğini belirtti.

Giyilebilir kalp pilini tasarladığına değinen Dağdeviren, “Kalbinizin ritmi iyi değilse ritmi düzeltecek kalp pilleri kullanıyoruz ve bu pillerin 6-7 yılda bir değiştirilmesi gerekiyor çünkü pil bitiyor. Kalbiniz kasılıp gevşedikçe, siz nefes alıp verdikçe kalbinizin üzerine yapıştırılan pil sayesinde elektrik üretebiliyorsunuz ve bu elektriği kullanabiliyorsunuz” açıklamasında bulundu.

Dağdeviren, giyilebilir kalp pilini tasarlamak istediğinde ABD’de ismini telaffuz edemedikleri için “Çılgın Türk Kızı” anlamına gelen “Crazy Turkish Lady” lakabıyla anıldığını ifade etti. Adının telaffuz edilememesine alındığını aktaran Dağdeviren, şöyle konuştu:

“Crazy Turkish Lady lakabını bırakıp Mevlana demeye başladılar. Bu unvan benim için çok büyük gurur kaynağı. Bunun sebebi ise pazar günleri iki saat az uyuyorum ve bana ulaşan öğrencilere mentörlük yapıyorum. Sosyal medya üzerinden 20 dakikalık toplantılarla onların sorularını yanıtlıyorum. Kadın, erkek, yaşlı veya genç fark etmeksizin kapıyı çalan herkese açıyorum ve onları networkumdaki diğer öğrencilerle buluşturuyorum. Bu tamamen gönüllü bir çalışma. Aynı zamanda tek bir bilimle sınırlı kalmıyorum. Fizik, kimya, tıp, biyoloji ve mekanik mühendisliğini toplayan ve entegre eden bir havuz oluşturmaya çalışıyorum. Bu nedenle bana Mevlana unvanını taktılar. Benim için büyük bir onur.”

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

  1. Emre dedi ki:

    Amerika’da profesör olmanın bir espirisi yok. Mesele tenure yani kalıcı pozisyon kabulü almakta. Bunun bizdeki karşılığı sanırım doçentik oluyor. Tenure alan kişi bunu ünvan olarak yazmaz. Sadece akademik çevresinde tenure alıp almadığı bilinir. Ayrıca tenure sadece o okul için geçerlidir. Farklı bir üniversiteye gitmek isterse kalıcı bir pozisyon garantisi olmaz. Amerika’da tenure sistemini her akademisyenin araştırmasını öneririm.

    Bizdeki doçentlik koşullarını sağlayan birçok kişi orada post-doc kabulü bile alamayabilir. Umarım bizde de üniversitelerin özerkleşmesi, salt bilime yönelip farklı mecralardan uzak durması, üniversitelerin bilim yapacak kişilerce mesken tutulması ve sonucunda kaçınılmaz gelişim gerçekleşir.

  2. Şukela Mukela dedi ki:

    Gururumuzsun, daha da büyük başarılara imza atmanı dilerim. Başarılı Türk gençleri fırsatları bulur ve değerlendirir sürekli engel çıkarmaz o bana karşı bu bana karşı demez kararlı olur dünyayı ayağına getirtir ve senin gibi bir başarı modeli olur. Tekrar tebrik ederim sağlıklı ve başarı dolu bir ömür dilerim. Profösörlük de alınmaz verilir demek ki …

Yorum Yaz