reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

Talihsiz Bir Doktora Hikayesi

24 Nisan 2014
Talihsiz Bir Doktora Hikayesi
       

Bu yazı Yılmaz Değirmenci’nin blog yazısından alıntılanmıştır.

 

Bir daha asla doktora yapmayacağım demiştim. Bilkent üniversitesinde girdiğim bilgisayar doktora programından o kadar uğraşmama rağmen yeterlilik sınavından geçemeyip okuldan ayrılmak zorunda kalınca (çalışan ve iki ders alan bir insan olarak, benden 10 adet lisans dersinden dersleri yeni alıyormuşum gibi cevaplamam bekleniyordu) doktora yapmaya tövbe etmiştim.

Aradan bir yıl geçince yine de üniversite ortamından uzak kalmamak gerektiğine karar verdim ve ODTÜ’de girişimcilik üzerine yüksek lisans yapmak düşüncesiyle başvurdum. Yabancı dil sınavını geçip artık okumak istediğim program aşamasına gelince, gözüme Cognitive Science yani Bilişsel Bilimler diye bir bölüm ilişti. Programı incelediğimde, benim hobi olarak zaten okuduğum kitap ve konuların ders kitaplarını gördüm. Gerçekten çok ilgimi çekmişti.

Doktora yeterlilik sınavının da bir okuma listesinden oluştuğunu ve gereksiz lisans konularını kapsamadığını görünce tövbemi bozdum ve yeniden doktora programına başvurdum. Doktora yapmak istememin nedeni; ne akademik kariyer yapmak, ne üniversitede hocalık yapmak, ne etiket olması, ne de mevcut işime katkılarıydı. Tek nedenim vardı, o da bilime olan sevgimdi. Sonuçta boş zamanlarında şiir yazan bir robot geliştirecek kadar sıyrık bir insandım

İşim gereği ilk yıl izin almak zorunda kaldım ve sonra nihayet geçen yıl çok sevdiğim bu bölüme başladım. Dersler çok keyifle geçiyordu, hocalarla çok iyi anlaştığımı düşünüyordum. Ve oldukça iyi notlarla ilk yılı bitirdim. Ya da bitirmek üzereydim.

Bu dönemin sonundan itibaren bizden tez konumuzun belirlenmesi istenmişti. Ben de Amerika’da yaptığım yüksek lisans tezinin devamı niteliğinde bir doktora tezi yapma düşüncesiyle aynı zamanda bölüm başkanı ve akademik danışmanım olan hoca ile görüştüm. Kendisi de olumlu karşıladı ilk başta ve beraber çalışabileceğimizi belirtti. Çalışmak istediğim konuyu açınca ise, nedense bana olan yaklaşımı değişti ve ilgi alanımın farklı olması nedeniyle tez hocası olarak başka bir hoca ile çalışmamı tavsiye etti. Ben de bu talebi saygıyla karşıladım ve teşekkür ettim. Zaten konuma uygun çalışabileceğim bir tek hoca vardı ve ona mesaj attım beraber çalışabilmek umuduyla.

O hafta sonu halen akademik danışmanım olan önceki hoca, yaklaşımımın ve tez konumun hatalı olduğunu belirten bir mesaj attı. Konunun ne olduğuna ve teknik ayrıntıya girmek istemiyorum burada. Ama ben ertesi gün oturdum ve hocaya uzun bir mesajla yapmak istediğim çalışmanın kendimce mantığını anlatmaya çalıştım. Kendimi olabildiğince izah etmeliydim ki, akademik danışmanım olan hoca bana umduğum şekilde kılavuzluk edebilsin diye düşünüyordum.

Oysa hocadan gelen mesaj beni şok edecek nitelikteydi. Benim diğer konularda çalışmak istemektense kendi seçtiğim konuda çalışmak istememi; o konularda çalışma yapan insanları küçük görmem şeklinde yorumladı ve onlara saygısızlık ettiğimi söyledi. Açıkçası o kadar afalladım ve o kadar utandım ki. Acaba gerçekten farkında olmadan böylesi bir söz mü ettim diye düşündüm. Ve hocaya amacımın küstahlık etmek olmadığını ve öyle bir şey anlaşıldıysa özür dilediğimi belirten bir mesaj yolladım.

Ama hoca ısrarla üslubunu bana hakarete çevirmeye kararlıydı. Bu defa saygısızlık ettiğimi, terbiyesizlik ettiğimi, kendimi fazla önemsediğimi, iki üç konuşmaya katıldım diye kendimi bilgili sandığımı, yeter artık, sınırlarımı bilmem gerektiğini belirten, daha doğrusu aralıksız hakaret içeren bir mesaj yolladı. Bu kişi benim Orta Doğu Teknik Üniversitesinde’ki akademik danışmanım olan hocaydı. Ve ben yapmak istediğim çalışmayı (belki de saçmalasam bile izah etmeye çalışırken) bana karşı kullandığı tavır bu oldu.

Kırkına yaklaşan ve uzun yıllardır devlette çalışan bir insan olarak bugüne kadar hayatımda hiç kişiliğime doğrudan hakaret edildiğine tanık olmamıştım. Oysa bir akademisyen ortada hiçbir şey yokken kendinde bu hakkı görmüştü ve ağza alınmayacak bir üslupla bana yüklenmişti.

Normal bir öğrenci belki bu konuyu gider hoca ile yüz yüze görüşür ve çözmeye çalışırdı. Ancak açıkçası bu benim hazmedebileceğim bir durum değildi. Hocaya kimsenin çalışmasını küçük görmediğimi izah eden iki mesaj yazdıktan sonra (aslında bu itham o kadar yersizdi ki; çünkü daha o Cuma günü işten bir fırsat bulup başka bir öğrencinin tez savunmasına katılmıştım, üç-beş kelam öğrenirim diye; ayrıca çalışan bir insan olarak kendi konumla ilgilenmeye ancak gücüm yetiyordu) hocaya, kendisinden çok şey öğrendiğimi belirten ve okulu bıraktığımı belirten bir mesaj attım ve okulu bıraktım.

Bu anlattığım olayın üzerinden neredeyse 6 ay geçti. Hocanın bana tepkisi üzerinde çok düşündüm. Hala çok anlamış ve anlamlandırabilmiş değilim. Ama bana göre bilgi insanı daha zarif ve mütevazı bir insana çevirmeli. Akademik danışmanı olduğu öğrencisini, sırf yaklaşımında ısrar etti diye, makamıyla ezmeye çalışan bir insana dönüştürmemeli.

Hocaların birçoğunda garip bir kibir görüyorum. Öğrencilerden sanki başka bir oksijen soluyorlar.  Bazıları mesaj attığınızda geri bile dönmüyorlar, bazen tek amacım eski bir hocanın halini hatırını sormak olsa bile. Ve doktoraya ikinci defa tövbe ettim.

 

Son bir not olarak; öğrencisiyle yakından ilgilenen tüm hocaları tenzih ederim. Bu kötü deneyimin dışında, tanıdığım ve gerçekten eli öpülecek insan dediğim iki üniversite hocasının yeri bende bambaşkadır.

 

Madem olan olmuş artık, ayrıca son bir not olarak da; bilimin temelinin soru sormak olduğunu düşündüğümü belirtmek isterim. Bir öğrenci, kendisi soru sormazsa, hangi konuda neyi araştıracağını bilemez ki? Ancak başkalarının (genelde yurtdışında) yaptığı çalışmalar üzerinde yerel varyasyonlar üretebilir. Oysa gözlemlediğim kadarıyla bizim akademik dünyamızda öğrenciden soru sorması beklenmiyor, sadece kendisine öğretilen teknikleri yine kendisine verilen bir durum için kullanması isteniyor. Hatta bazen temel soruları sorup kendisi çözüm getirmek isterse de küstahlıkla suçlanıyor. Bence bunun temelinde ise özellikle en başarılı dediğimiz ve tüm eğitim programını yurt dışına göre endeksleyen ve İngilizce eğitim veren üniversitelerde ders veren hocaların, farkında olmadan içinde bulundukları milli kompleksten başkası değil.

 

Kaynak: Milliyet

       

Yorumlar

  1. adsiz diyor ki:

    Benim de akademik hayatımı iki tane hoca bitirdi. Bu hocalara hakkımı helal etmiyorum. Bu sahte danışman hocaların Allah belasını versin

  2. mağdur diyor ki:

    Benzer bir şeyi ben de yaşadım. terbiyesizlikle suçlandım. hiç unutamıyorum. şu an akademik personelim. o zaman bir yüksek lisans öğrencisiydim. Bir öğrenciye bu şekilde davranmak kıyımdır. adam seninle ilmi konuda bir tartışmaya giremeyecekse, ne diye yl dr öğrencisi olsun? Ders dönemimi mahvetti. En düşük notları verdi. “Niye yanımıza uğramadın hiç? Tabii biz yard. doç. uz ya!” bunlar onun ifadeleri. adamın kendisi kompleksliydi kısaca.

  3. ahmet diyor ki:

    Benim de bir arkadaşım tez konusu hakkında danışmanıyla benzer bir problem yaşamıştı. Kendisi, çalışmak istediği konuyu danışmanına kabul ettirmiş ancak daha sonra , özellikle tez konusunun siyasi içeriği ve siyasetin bazı çıkar grupları üzerindeki baskıları dikkate alındığında tez danışmanı çark etti ve konuyu değiştirmek için arkadaşıma hakarete varan ithamlarda bulundu. Halbuki tek korkusu kendi makamııydı danışmanın. Bilimin emelinde yer alan sorgulayıcı ve eleştirel yaklaşımlara maalesef en çok bilim insanları uzak kalıyor. Bu kafalarla nerelere gidilecek, ülkemiz hangi bilimsl seviyeyi yakalayacak muamma….

  4. ekin diyor ki:

    yani bizde toplum olarak bi rencide etme bir küçük görme var. öğrenci zaten soru sormamaya farklı bişey yapmamaya çalışıyor korkuyo farklı bir şey yaptıgında olumsuz tepki almak dan hocanın takmasından korkuyor. öyle ilginç şeyler gördüm ki artık şaşırmıyorum. yok bilimsel çalışmamı yapıcan öğrenciyle mi ilgilenicen kendini akademik olarak mı geliştiricen yoksa kadrolaşmalarla mı mücadele etcen yoksa işini düzgün yapmayan memurların hatalarınımı düzeltcen nerden tutsan elinde kalıyo arkadaşş offf offf sürec cok zor herkese Allah sabır versin

  5. kamil diyor ki:

    ODTU de cok iyi hocalar da var arkadaslar. Okadar yogun isinin ve idari gorevlerinin arasinda -yapmak zorunda bile degilken- ogrencinin sorunlariyla ilgilenen insanlar da var. Ama manyagi, dedigini hatirlamayani, sozunde durmayani ve yapmaya mecbur oldugu isi bile yapmayani da var. Karakter meselesi. Zaten iyi hocalar genelde ogrenciden talep gorur, kotulerden herkes kacar.

  6. ömer diyor ki:

    Bu yüzden Türkiye’de eğitim seviyesinin yerlerde sürünmesi, akademik dünyada sondan 3 te yer almamız çok normal. Bizim lafta büyük (odtü,itü aklınızda her ne var ise) realitede vasatın altındaki ABD İngiltere veya Hindistan gibi ülkelerin bile üniversitelerine yetişemeyen, ezberci eğitime dayalı halef selef siyasi yapıların olduğu okullarımız en iyi çalışan ezberci biraz pratik zekası olan öğrencileri össss fss ms vs sınavlarla derecelerle seçip yaratıcılığı özgünlüğü zekayı baltalamaktadır. Eğitim sisteminin durumu bence ülkemizde budur.

  7. atsız ve adsız diyor ki:

    Bunun daha kötüsü benim başıma gelmişti. İnsanın tüm hevesini kursağında bırakıyorlar. Bunların sebepleri ön yargılı hocalar maalesef. Ve altta yatan kişisel problemlerinden dolayı, karşısındakine haddini bildirmek adına oturduğu koltuğun gücünü sonuna kadar kullanabiliyorlar.

  8. MeRdeM diyor ki:

    Yasadiklariniza gercekten üzüldùm. Ama bu noktada birakip gitmesi gereken sanirim hocaydi. Sizin de belirttiginiz gibi bilgi insanin basini one egmeli, burnunu yukari kaldirmamali. Ancak cok icten ve güzel bir yazi olmus. Ögrenecek cok sey yazmissiniz tesekkuür ederim.

  9. handan diyor ki:

    odtü gibi bir üniversitede böyle bir şeyle karşılaşman üzücü gerçekten.küçük bir ildeki akademisyenlerden bahsetsen şaşırmam ama odtü deyince şaşırdım.bence sen o adamla çalışma,sana hakaret eden bir insan da seninle çalışmayı istememeli zaten.

  10. mustafa diyor ki:

    Türkiye’de hangi alana el atsan (eğitim, sağlık, hukuk, spor vs..) kokuşmuş durumda. Sistem bi bütün işliyor çünkü. Hakkaniyet, liyakat, çalışkanlık, dürüstlük gibi değerler kimsenin işine gelmiyor. Benim adamım, benim aşiretim anlayışı her yere yerleşmiş durumda. Ya biat edersin düzene ya da çeker gidersin. Senin sen olma şansın yoktur. Özellikle de akademik dünya herkesin çalışabileceği alan değil.

  11. Türkiye'de bilim var mı? diyor ki:

    Daha lisans eğitimimi bitirdiğim ilk yılda “Türkye’deki üniversitelerde bilim değil film yapılıyor ” gerçeğini anlayıp yüksek lisansı bırakan biri olarak yazdıklarınıza tamamen katılıyorum…

  12. Yunus Emre diyor ki:

    ‘Benim tarzım bu’ ‘ ben profum’ deyip krallığını ilan ettikten sonra öğrencilerin yapabileceği iki şey kalır; direnmek ( ki sonucu hiç hayırlı değil) veya onların tarzlarını kabullenip sistemin bir parçası olmak. İkinci seçeneği yapanların çoğunluk olduğu bir ülkede bilimin gelişmesinden bahsetmek komiklik olur.
    Akademisyenlerin kendi aralarındaki kompleksi ayrı bir sorun; öğrencilere bakış açısı ayrı…

    ulusal algımızda ciddi problemler var; önceleri sadece bulunduğum üniversitede durumların öyle olduğunu sanırdım, sonra anladık ki bu sorun ülkece var. Şimdi bunu tez konusunu yapsan anında taşlanırsın, dışlanırsın. Oysa en büyük sorun da bu zaten. Henüz kendi aramızdaki iletişim sorunlarını, araştırma birliğindeki noksanlıkları ortaya koyup çözüm bulmadan bilimi mi geliştireceğiz?
    Kaldı ki bizdeki bilim anlayışı kopyala yapıştırdan başka bir şey değil..
    Orjinallikten kastedilen de yeni bir problem oluşturup geleceğin selametini korumak yerine başka bir ilde başka tarihte yapılan bir araştırmayı alıp tekrarlamaktır. Tamam güvenirliğini ölçersin felan fistan da arkdaşım Amerika’yı bin defa keşfetmeye ne gerek var? Sosyal bilimlerde de fen bilimlerinde de on yılda bir adım ilerleyebiliyoruz. O da yabancı kaynaklar sayesinde. Bazen ülkenin geleceğini garanti altına almak için faşistçe bir planım oluyor; ülke genelinde +55 yaş katliamı yapmak gibi:)

    1. Halis TURHAL diyor ki:

      55 yaş üstü katliam! Bu kadar şaşıramazdım çünkü aynı şeyi düşünüyorum (yaş sınırı bile aynı).Kafasında ki paslı çivileri sökmek lazım insanların ya da çözüm yukarıda…

  13. Yorumsuz Yorumcu diyor ki:

    Hiç şaşırmadım. Bende İTÜ mezunuyum lisans. Oradaki hocalar mersin adana gibi yerlerdeki hocalarla kıyaslanmaz. Akademik kariyer ufak yerde yapıcan kafan rahat edicek ciddi manada söylüyorum.

  14. materyalist diyor ki:

    yaşadıklarınız hiç hoş şeyler olmamış,sizin adınıza üzüldüm ancak yine de bırakmasaydınız diye de düşünmüyor değilim.tabi eğer siz bu kararınızdan su an memnunsanız sorun yoktur.

  15. ziya diyor ki:

    Ne yazık ki üniversitelerin hali böyle. İsminin önünde unvanlar, arkasında makamlar olan, bilimsel düşünce ve yöntemden habersiz akademisyenler çalışıp üretmek isteyen öğrenciyi tüketiyor.

Yorum Yaz