reklam
Akademik Personel | 19 Ocak 2017, Perşembe

Sadece Doktoralarda Değil Akademik Dergilerde de Bir Sefalettir Gidiyor!

25 Aralık 2015
Sadece Doktoralarda Değil Akademik Dergilerde de Bir Sefalettir Gidiyor!
       

Murat BARDAKÇI

Yazılarımı takip edenler bilirler: Bu köşede kendimden bahsetmek, kitaplarımın reklâmına kalkışmak yahut “Vaktiyle şunu, şunu, şunu yapmıştım; şöyle yazılar yazmıştım, böyle ses getirmiştim” demek hiç âdetim değildir.

Ama bu âdetimi bugün bir tarafa bırakıyorum. Sebebi de Gazi Üniversitesi’ne bağlı Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin yayınladığı “Akademik Bakış” isimli güya “bilimsel” ve de “hakemli” dergide çıkan, ismimin de geçtiği bir “araştırma”.

“Hakemli dergi”nin ne olduğunu bilmeyebilirsiniz, söyleyeyim: 90’lı senelerin sonuna doğru YÖK’ün başında bulunan zâtın mirasıdır… “Akademik” dergilere gönderilen yazıları üniversite hocalarından müteşekkil bir “hakem heyeti”gözden geçirir, uygun bulunan yazılar yayınlanır ve yazının sahibi olan akademisyen de puan alır…

Dergilerde hakemlerin isimleri ve unvanları da vardır ama bu iş artık dergicilik boyutlarından çok daha ileriye gitmiş vaziyette. Şimdi, puan aşkı ile internette sanal dergiler de arz-ı endâm ediyor…

 

SOLCU İMİŞİM, HABERİM YOKMUŞ!

Sözünü ettiğim “Akademik Bakış” isimli hakemli dergide yayınlanan yazının başlığı “Enver Paşa’nın Naaşının Tacikistan’dan Türkiye’ye Getirilişinin Türk Basınında Yansımaları”… Trakya Üniversitesi’ndeki bir uluslararası ilişkiler doçenti, Paşa’nın naaşının 1996’da İstanbul’a getirilip Abide-i Hürriyet’e defnedilmesi ile ilgili haberlerin gazetelerde yeralma biçiminin “bilimsel bir konu” olduğuna hükmetmiş, gazete haberlerini güya toparlamış, derin mi derin içerik analizleri yapmış, bu konuda yazan gazetecilerin listesini çıkarmış, üstelik gazetecilerin ideolojilerini de sıralamak maksadıyla bir “yönelim” çetelesi çıkartmış!

Çeteleden bir-iki örnek vereyim: Emin Çölaşan, Oktay Ekşi ve İlhan Selçuk “solcu”, Ali Sirmen ve Taha Akyol “liberal”, Ahmet Kekeç “İslâmcı”, Nevzat Yalçıntaş da “Türkçü” imişler, bendeniz “solcu” imişim!

Tek bir eksik kalmış: Gazetecilerin “Lâz, Kürt, Çerkes, Pomak”, vesaire cinsinden köken listeleri!

Araştırmayı kaleme alan allâme, çetelesini çıkarttığı gazetecilerin yazdıkları gazetelerin isimlerini ve cenazenin nakli hakkındaki görüşlerini de vermiş; buna göre “solcu” olan bendeniz, 1996’da “serbest gazetecilik” yapıyormuşum! Üstelik nakle karşı çıkmışım ve Doğan Heper’in Milliyet’te o günlerde yayınlanan yazısında bunun böyle olduğu, yani Paşa’nın mezarının Türkiye’ye getirilmesine karşı olduğum yazılı imiş!

 

HAKEME BAK, HİZAYA GEL!

1996’daki gazete kupürlerini kaynak alıp ilmî makale yazdığına inanan bu doçent ile sözkonusu “ilmî” makaleyi yayınlayan akademik derginin hakemlerine kısaca hatırlatayım:

– Kırk seneyi geçen meslek hayatımın hiçbir döneminde serbest gazetecilik yapmadım, her zaman bir yayın organının kadrosunda bulundum, cenazenin nakledildiği 1996’da ilmî derginin iddiasının aksine serbest falan çalışmıyordum, Hürriyet’te yazıyordum ve bir hayli de okunuyordum!

– Sözkonusu “akademik” makalede iddia edildiğinin aksine hiçbir zaman solcu olmadım, solculuğumu ileri süren akademisyen ile bu iddiayı tasdik buyuran hakem bence üniversite hocası falan değil, sadece ucuz birer komedyendir, o kadar!

– Ve, meselenin asıl önemli tarafı: Mezarın nakli ile ilgili en ses getiren yazıyı, o günlerde bendeniz yazmıştım. Hürriyet’e 24 Mart 1996’da “Enver Paşa bu mezbeleye gömülecek” başlığı ile ve tam sayfa çıkan yazımda cenazenin defnedileceği Âbide-i Hürriyet’in şarapçılar ile esarkeşlerin mekânı olduğundan, üstelik geceleri başka işlerin de edildiğinden bahsetmiştim. Konuya benden sonra TV’ler de el atmış, askerler devreye girmiş, belediye Âbide-i Hürriyet’i hemen elden geçirmiş, cenazenin getirilişinden önceki hafta pırıl pırıl hâle getirmişti!

Üniversitelerde “İnkılâp Tarihi” ile “Uluslararası İlişkiler” bölümlerinin ne işe yaradıklarını zaten bir türlü anlayamıyordum ama şimdi öğrendim. Saçmalıyorlarmış!

Daha ne söyleyeyim? İşte, mahalle mektebi misâli ardarda açılan taşra üniversitelerinde ilmin getirildiği noktanın sefaleti ve daha ilk sayfalarında iftiharla uzun mu uzun bir danışma kurulu listesi yayınlayan “hakemli” derginin rezaleti!

Böyle akademik bir derginin hakemine deee, hükmüne deeee…

Kaynak: Haberturk

       

Yorumlar

  1. Fahri Türk dedi ki:

    Murat Bardakçı’nın Gazi Akademik Bakış Dergisinde yayınlanmış olan “Enver Paşa’nın Naaşının Tacikistan’dan Türkiye’ye Getirilişinin Türk Basınında Yansımaları” başlıklı makaleye karşı 25/12/2015 tarihli Habertürk Gazetesindeki köşe yazısında yapmış olduğu hakaretlere verilen cevap:
    Edirne, 27/12/2015
    Murat Bardakçı’nın Türk üniversitelerindeki akademisyenlerin hangi konuları çalışmaları gerektiğini tayin etme gibi bir görevi bulunmamaktadır. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler açısından her siyasal olgu araştırmaya uygun bir konu olabilir. Bilimsel disiplinlerin nasıl ve hangi kaynaklardan veri toplayacakları ise bellidir. Bu hususlar “yöntem bilimi” denilen bilim dalı tarafından ele alınır. Söz gelimi “Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler” ve “Tarih” alanlarında çalışan akademisyenlerin yöntemleri ve kullandıkları kaynaklar birbirinden farklıdır. Diğer yandan kaynak denildiğinde sadece arşiv belgelerini anlayan birisinin diğer disiplinlerin kullandığı kaynakları değerlendiremeyeceği aşikârdır. Kaldı ki Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkilerde gazete haberleri birincil kaynak olarak değerlendirilebilmektedir. Hem Türkiye’deki gazetelerden veri toplamak daha zor bir iştir. Çünkü gazeteler genellikle veri odaklı haberler yerine polemiklere yer vermektedirler. Diğer yandan bu makalede kullanılan veriler sadece gazetelerden elde edilmemiştir. Makalenin yazarının Ağustos-Eylül 2014 tarihleri arasında Tacikistan’da yapmış olduğu alan çalışmasından elde etmiş olduğu verilerdir. Bardakçı, hakkında bilgi sahibi olmadığı disiplinlerin bilgi toplama ve onları çözümleme teknikleri üzerine rastgele hüküm yürütmekten vazgeçmelidir. Kısaca bir disiplinde (Siyaset Bilimi, Tarih vs.) hangi konunun bilimsel olduğunu belirlemek Bardakçı’nın görevi değildir.
    Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler alanında çalışan akademisyenler bilirler ki bu alandaki çalışmaların bir çoğunda “kalitatif içerik çözümlemesi” olarak adlandırılan bir veri çözümleme tekniği kullanılır. Ayrıca “medya çözümlemesi” diye başka bir ad altında da medyada yer alan haberlerden hareketle çözümlemeler yapılabilir. Bu çerçevede sınıflandırmalar yapılır ve kategoriler oluşturulur. Buna yöntem biliminde “veri sıkıştırılması” veya “veri özeti yapma” adı verilmektedir. Bu bağlamda söz konusu dönemde ulusal gazetelerde yer alan birçok makale ve yazı çözümlenerek gazetelerin ve köşe yazarlarının Enver Paşa’nın mezarının getirilmesine yönelik bakışları tespit edilmeye çalışılmıştır. Alanında özgün bir çalışma olan bu makalede detaylı içerik çözümlemeleri yapılmıştır. Bu bağlamda köşe yazarlarının ve akademisyenlerin yönelimleri sadece “Enver Paşa imajı ile mezarın getirilmesini” yakından anlamaya yönelik bir kategori olarak verilmiştir. Bu yüzden Bardakçı’nın ben buymuşum diğerleri şuymuş şeklindeki üslubu adil bir yaklaşım değildir. Ayrıca bir kimsenin sağcı, solcu vs. olmasında bir sakınca bulunmamaktadır. Kendisi söz konusu makaledeki tabloda sınıflandırıldığı gibi olmayabilir. Bu sonuçta makalenin yazarının çözümlemesinden ve okumalarından çıkarmış olduğu bir sonuçtur ve makalenin bütünü bağlamında önemli bir husus değildir. Bu bakımdan doğru veya yanlış olabilir.
    Bardakçı ayrıca makalenin yazarına Doğan Heper’in köşe yazısına istinaden yapmış olduğu alıntıdaki verileri doğru bir şekilde kullanmayarak çarpıtmış olduğu yolunda iftirada bulunmaktadır. “Halep oradaysa arşın buradadır.” diye bir atalar sözümüz vardır. Heper’in ekte verilen 4 Ağustos 1996 tarihli Milliyet’te (s. 14) yer alan köşe yazısına bakıldığında kaynak göstermenin nizami bir şekilde yapıldığı görülecektir. Bardakçı söz konusu dönemde Hürriyet gazetesinde çalışıyor olabilir. Buda makale açısından önemli değildir. Burada sadece naaşın getirildiği dönemde yazılan makaleler/yazılar (2-8 Ağustos 1996) dikkate alınmıştır. Ayrıca serbest gazetecilik veya avukatlık yapmak kötü bir şey değildir. Bu durum makalenin bilimselliği ile alakalı bir husus değildir. Ayrıca bu sıfat kendisinin her fırsatta akademisyenlere karşı yapmış olduğu gibi hakaretler içermemektedir. Bardakçı bilmelidir ki aşağıladığı taşra üniversitelerinde eğitimlerini Batı üniversitelerinde yapmış çok sayıda iyi akademisyen bulunmaktadır.
    Bardakçı’nın söz konusu makaleye, yazarına ve makalenin yayınlandığı dergiye yöneltmiş olduğu hakaret yazısı tamamen spekülasyon yaratmaya ve kendi reytingini artırmaya yönelik bir eylemdir. Bardakçı bilimselliğini ispat etmiş dergilere, hakemlere ve yazarlara sataşmaktan vazgeçerek kendi işini yapmalıdır. Hangi bilim dalı olursa olsun ilgili alanda yazılmış olan bir makalenin bilimsel olup olmadığını değerlendirecek merci kendisi değildir. Söz konusu makale seçkinlerin görüşlerinin tespit edildiği bir makaledir. Kendisinin ismi 20 sayfalık bir makalede sadece 2-3 yerde geçmiş ve makalede bilimselliğin gereği olarak kendisine karşı olumsuz bir görüş yer almamıştır. Sadece Enver Paşa’nın mezarının getirilmesiyle ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Kaldı ki kendisi daha önce söylemiş olduğu sözlerinin önemsenerek atıfta bulunulduğundan dolayı makalenin yazarına teşekkür edeceği yerde ona hakaret etmektedir.
    Sonuç olarak yukarıda ortaya konan açıklamalardan anlaşılacağı gibi Bardakçı’nın yazmış olduğu söz konusu köşe yazısı, akademik camiaya ve bilim adamlarına çamur atmaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Bardakçı’nın, yazısını “Böyle bir akademik derginin hakemine deee, hükmüne dee…” şeklinde hakaretamiz ve rencide edici bir cümleyle bitirmesi onun akademisyen düşmanlığının ve hakaretamiz tutumunun herkes tarafından bilinen bir tescilidir.
    Doç. Dr. Fahri Türk

Yorum Yaz