reklam
reklam
Akademik Personel | 03 Aralık 2016, Cumartesi

Milli Eğitim Bakanı Avcı: Bugünkü Yükseköğretim Elbisesi Bu Bedene Uymuyor

26 Mart 2015
Milli Eğitim Bakanı Avcı: Bugünkü Yükseköğretim Elbisesi Bu Bedene Uymuyor
       

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “İç tutarlılığını yitirmiş yapıyla bugünkü yükseköğretim düzenimizi istenen hedeflere ulaştırmak mümkün görünmüyor. Bugünkü yükseköğretim elbisesi bu bedene uymuyor” dedi.

Yaşar Üniversitesince düzenlenen ‘Türk yükseköğreniminin geleceğinde üniversiteler kenti İzmir’in yeri ve önemi’ konulu panelde konuşan Avcı, bugünkü yükseköğretim düzeninin 1980 askeri darbesinin ürünü olduğunu ve 27 devlet üniversitesine göre tasarlandığını belirtti.

Bugün üniversitelerin sayılarının 200’e yaklaştığını, niteliksel olarak farklılaştıklarını, yükseköğretim düzeninin yükseköğrenim evrimini yönetmekte yetersiz kaldığını söyleyen Bakan Avcı, “Zaten bu işin başından beri içinde olanlar da bugün yürütenler de itiraf ediyorlar. Bugünkü yükseköğretim elbisesi bu bedene uymuyor, sayısal olarak da uymuyor, niteliksel olarak da uymuyor” diye konuştu.

Avcı, bugün üniversitelerde çeşitlilik bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:
Devlet üniversiteleri içerisinde kurumsal kültürü olan eski üniversitelerimiz var. Orta yaş üniversitelerimiz var, kendi kurumsal kültürlerini az çok oluşturmuş gibi duran. Henüz ayakları üzerinde zor duran, herhangi bir kurumsal kültür oluşturamamış, sürekli merkezin müdahalelerine ve himayesine ihtiyaç duyan devlet üniversitelerimiz var. Vakıf üniversitelerimiz de kendi içinde farklılaşıyor. Bir yanda gerçekten vakıf olan, vakfedilmiş varlıklar üzerinde yükselen üniversitelerimiz var, bir yanda özel üniversite açmak anayasal olarak mümkün olmadığı için bir tür muvazaa yoluyla vakıf üniversitesi gibi kurulmuş ve ilk fırsatta özel üniversiteye dönüşmek isteyen üniversitelerimiz var. O gün gerçekten iç tutarlığı olan bu düzenlemenin daha sonra yapılan muhtelif düzenlemelerle kendi iç tutarlığı da kaybolmuş durumda. İç tutarlılığını yitirmiş yapıyla bugünkü yükseköğretim düzenimizi istenen hedeflere ulaştırmak mümkün görünmüyor.

“Yapılması gereken esnek çerçeve yasa”

Yapılması gereken her üniversitenin kendi özel ihtiyaçlarına göre kendi yönetim modelini oluşturabilmesine imkan sağlayacak esnek bir çerçeve yasa. Bu dönemde siyaset kurumu olarak hep birlikte yapamadığımız yeni anayasa eğer önümüzdeki dönemde başarılabilirse bunun en önemli bileşenlerinden bir tanesi de yükseköğrenim konusunun böylesine sıkı bağlarla anayasal müeyyidelere rapt edilmemesi ve her üniversitenin kendi içinde kendi özel ihtiyaçlarına, hedeflerine, stratejilerine göre kendisini yoğurabileceği, biçimlendirebileceği, zaman içindeki farklılaşmalara göre bu biçimini de değiştirebileceği, buna imkan veren esnek bir çerçeve yasa, yükseköğrenim yasası.

Yükseköğretim yasası tartışmaları çerçevesinde hemen hemen tüm üniversiteler, konuyla ilgili sivil toplum kuruluşları alternatif yükseköğretim yasası tasarıları geliştirdi. Çok köklü bir üniversitemizin öğretim üyeleri de bir tasarı hazırlamışlar, bakanlığa atandığım ilk aylarda paylaşmak için geldiler. Güzel bir çalışma. Fakat kendilerine şunu söyledim, siz de pek çok Türk aydını gibi her şeye kendiniz nizamat vermek istiyorsunuz. Öyle bir yasa tasarısı getiriyorsunuz ki bize, Şırnak Üniversitesi de Konya Selçuk Üniversitesi de İstanbul Teknik Üniversitesi de Sabancı Üniversitesi de sizin bu yasanızdan kaçamasın. Oysa ben sizden şunu beklerdim, siz bana demeliydiniz ki ey Milli Eğitim Bakanı bize karışma. Biz köklü bir üniversiteyiz. Kendine özgü kurumsal kültürü olan, kurumsallaşmış, diğer hiçbir üniversiteyle mukayese edilemeyecek özellikleri olan bir üniversiteyiz. Biz kendimizi böyle yönetmek istiyoruz. Başkalarına ne yapacağınız bizi ilgilendirmiyor ama biz bunca senelik üniversite olarak ne sizin ne de başkalarının bize yeni bir kıyafet, çerçeve çizmesini istemiyoruz. Sizden kendi hazırladığımız çerçevedeki yasayı istiyoruz.

Türk eğitim sisteminde bugüne kadar ikisi akamete uğramış, biri halen yaşamını sürdüren üç özgün model bulunuyor. Bunlardan ilki köy enstitüleri, diğeri maarif kolejleri. Köy enstitüleri girişimi çok iyi düşünülmüş bir proje olmasına karşın zaman içinde akamete uğratıldı. 1956 yılında kurulan maarif kolejleri de önce Anadolu liselerine dönüştürülerek ve sonrasında sayısı arttırılarak yozlaştı.

“İmam hatip liselerinde sayısal ölçek iyi gözetilmeli”

Türkiye’nin hala işlevini devam ettiren  üçüncü orijinal eğitim girişimi ise imam hatip liseleri. O da bugün Anadolu liselerinin, maarif kolejlerinin yüzeyselleştirmesi gibi sayısal ölçekler iyi gözetilmezse yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıya ama çok Türkiye’ye özgü bir model ve Türkiye’de eğer birtakım başka ülkelerde görüldüğü türden ekstremist akımlar neşvünema imkanı bulamadıysa bunda orijinal Türk deneyiminin de payı vardır.

“Üniversiteler ortaokuldan kendi öğrencilerini yetiştirsin”

Vakıf üniversitelerine bu anlamda dördüncü bir girişim olarak, Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi arasındaki ilişki gibi açacakları ortaokul ve liselerle ortöğretimden itibaren öğrenci yetiştirmelerini öneriyorum. Bu Türkiye’deki üniversitelerin genel şikayetlerinden biri olan öğrencilerin yeterli donanımla gelmemeleri sorununa da çözüm bulunmasına katkı sunacaktır.  Evet doğru bizim size bir borcumuz var. Biz derken ortaöğretim sorumlu Milli Eğitim Bakanlığı’nı kastediyorum ama sizin de bize bir borcunuz var. Bize bu konuda yardımcı olmalısınız. Söz gelimi Yaşar Üniversitesi ama pekala Katip Çelebi Üniversitesi de diğer üniversitelerimiz de sadece kendilerine öğrenci yetiştirmek üzere, oratöğretim kurumları açmalıdırlar. Yani buradan mezun olacak olan öğrenci, tıpkı Galatasaray örneğinde olduğu gibi Yaşar Üniversitesi’ne sınavsız girer ama Yaşar Üniversitesi’nin lisans ve hatta yüksek lisans programlarında göreceği eğitime çok hazırlıklı olarak gelmiş olur. Bu noktada bakanlık olarak her türlü desteği vermeye hazırız.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz