reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

Genetikçi Doçent: Çalışmalarımız Türkiye’de bir karşılık bulmuyor

26 Haziran 2014
Genetikçi Doçent: Çalışmalarımız Türkiye’de bir karşılık bulmuyor
       

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Arzu Çelik, meyve sineği genetiği üzerine çalışmaları ve Türkiye’de bilim yapmanın koşulları anlattı.

Yaptığınız araştırmalar doğanın pek çok gizemine ışık tutma amacını içinde barındırıyor. Bu sebeple büyük değere sahip. Peki bilim dünyasının bu tip çalışmalara verdiği önem hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sonuçta kanser ya da alzheimer kadar “popüler” ve ilaç piyasasının içinde bir alandan bahsetmiyoruz.

Yaptığımız araştırmalar temel bilim araştırmaları olmasına rağmen dünyada çok takip edilen çalışmaları kapsamaktadır. Göz ve koku sistemi gelişimi uzun yıllardır araştırılmalarına rağmen dediğiniz gibi hala birçok gizem barındırıyor. Buradaki soruların bazıları o kadar temel ki, çözüldüklerinde yeni mekanizmaların ortaya konulacağı çok belli. Bu yüzden sadece bu konuda çalışanlar değil birçok farklı alanda çalışan insanlar tarafından takip edilmekte. Yapılan çalışmalar en önemli bilimsel dergilerde yayınlanabiliyor olması bu çalışmaların genel bir kitleyi ilgilendiriyor olmasının bir göstergesidir. Bir anlamda yine de “popüler” sayılıyor.

Türkiye özelinde çalışmalarınızın aldığı karşılık hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye özelinde çalışmalarımızın birçok temel araştırma gibi bir karşılık aldığını düşünmüyorum. Biraz önce bahsettiğimiz gibi doğrudan bir hastalığa çözüm aramadığımız için akademik camiada da çok fazla ilgi görmüyor çalışmalarımız. Türkiye’de bizimkine benzer çalışma yapan kimse yok, genel olarak billimsel camia o kadar küçük ki aynı bilimsel dili konuşabileceğiniz insan sayısı çok az. Model organizmalarla çalışan araştırmacı sayısı ise yok denecek kadar az. Türkiye’de sadece Moleküler Biyoloji Derneği özelinde yaptıklarımın anlaşıldığını hissediyorum.

Olayın maddi yönüne de değinsek? Moleküler biyoloji projeleri genel olarak kaç yıllık projelerdir ve ne kadar bir bütçeye ihtiyaç vardır? Siz bu bütçeye erişebiliyor musunuz?

Projelerde en büyük sorun sürekliliği sağlamak. Biz hiç bir proje yapmasak da sineklere yemlerini verip tüplerini değiştirmek zorundayız. Bunun da belli bir maaliyeti var. Türkiye’ye döndüğümden beri neyse ki projelerimiz ile ilgili bir sıkıntı yaşamadık. EMBO projesi sayesinde çalışmalarımıza olabildiğince rahat başladık. Proje bütçeleri projelerin büyüklüğüne bağlı olarak çok değişken olabiliyor. “Ne tür bir çalışma yapılıyor?”, “Hayvanlar kullanılıyor mu?”  gibi faktörler proje bütçesini etkiliyor. Türkiye’de TÜBİTAK’dan alınan 1001 kodlu proje bütçeleri yıllık 120.000 TL ve en fazla 3 yıl olabiliyor. Bu genel anlamda çok fazla para değil, çünki bursiyer ve makina techizatı da isteniyorsa sarf malzemeleri için kalan para az oluyor. Asıl zorluk bu bütçenin çok esnek olmaması, kalemlere ayrılıp kalemlerarası oynamaların yapılamaması veya güçlükle yapılması. Ayrıca çok fazla kural ve limit var. Örneğin burslar çok düşük ve aylık bir tavan değerini geçemiyorsunuz (4500 TL). Örneğin 3 yüksek lisans öğrencisi çalıştırabiliyorsunuz (3×1500 TL) ancak bir doktora ve iki yüksek lisans öğrencisi çalıştıramıyorsunuz (2×1500 +1800 TL). Bu tür kısıtlamalar aksaklıklara yol açıyor. Örneğin amerikadaki projeler genelde 5 yıllık oluyor ve bütçeler yıllık 250.000 $ (sinek projeleri için; fare projelerinde yıllık 1.250.000 $). Çok detaylı bir bütçe istenmediği gibi rapor da istenmiyor. Beş yıl sonunda bir rapor yazılıp projenin 5 yıllık uzatması isteniyor genelde. Türkiye’de son yıllarda çağrıya çıkılan 1003 projeleri daha yüksek ölçekli projeler yazmaya imkan tanıyor, ancak bunlar da ürün geliştirmeye yönelik ve bazı “öncelikli” alanlarda oluyor. Yaptığımız temel araştırmalar bu çağrılara pek uygun olmuyor.

Yerli basının bilim dünyasıyla ilişkisini nasıl bulmaktasınız? Çalışmalarınız ya da meslektaşlarınızın çalışmaları ne ölçüde akademi dışındaki insanlara ulaştırılabiliyor?

Maalesef yerli basında yer alan haberler genel olarak abartılı ve gerçeği tam olarak yansıtmamakta. Basında doğru olmamasına rağmen sıkça “kansere çare bulundu” haberlerini okuyabilirsiniz mesela. Doğru bilim haberleri yapan çok az gazete ve dergi var. Eski mezunlarımızın kurduğu bir site örneğin yanlış bilim haberlerini araştırıp yanlışları ortaya koymaya çalışıyor (http://www.bilimbilmiyim.com/). Ayrıca ciddi işler yaptığını düşündüğüm bu blogu da tavsiye ederim (http://fesraoz.blogspot.com.tr/). Burada meslektaşlarım ile söyleşiler de yer almakta. Ancak bunların yetersiz olduğunu ve akademi dışındaki insanlara ulaşmak için farklı yolların denenmesi gerektiğini düşünüyorum.

2007 yılından itibaren Boğaziçi Üniversitesi’ndesiniz. Türkiye’deki sayılı meyve sineği laboratuarlarından birini yönetmektesiniz. Retina gelişimi için meyve sineklerini model organizma ile çalışmak oldukça ilginç bir seçim. Neden meyve sineği?

Meyve sineği 100 yıldan daha uzun bir süredir tüm dünyada binlerce araştırmacı tarafından model organizma olarak kullanılmaktadır. Bunun sebebi sineklerle çalışmak için gerekli tekniklerin oturmuş olması. Meyve sinekleri küçük ve beslenme koşulları kolay karşılanabilir olduğundan laboratuvarlarda hem çok sayıda hem de ucuz bir şekilde tutulabilmektedir. Ayrıca yaşam döngüleri kısadır, yaklaşık olarak 10 gündür.

Kaynak: Bilimsol.org

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz