Akademik Personel | 13 Aralık 2017, Çarşamba

Genç Akademisyenler ve Gelecek

Genç Akademisyenler ve Gelecek
       

Yönetici olmanın en büyük avantajlarından birinin sürekli iletişim kurabilme şansı olduğunu düşünüyorum. Özellikle gençlerle yapılan konuşmaların çok ufuk açıcı olduğu kanısındayım. Sorunları dinliyorum; bazılarını çözmek mümkün bazıları ise benim yetki alanımın çok ötesinde.

Tıp fakülteleri çalışma prensipleri, işleyişi ve öğretim üyesinin davranış örüntüsü bakımından diğer fakültelerden farklıdır. Veterinerlik fakültesinde hayvan çiftlikleri, öğrenci ve asistan eğitiminin bir gereği olarak bulunur. Ancak herhalde evcil hayvanımızı tedavi için veterinerlik fakültesine götürür müyüz, bilmiyorum. Farklılıklar bu noktada ortaya çıkıyor. Tıp fakültesi öğretim üyesi aynı anda eğitim, araştırma ve hizmeti birlikte götürmek zorunda.  Bunun bazı avantajları olmakla birlikte dezavantajları da var. Gençler, zamanlarının çoğunu bakım ve tedavi ya da ameliyat gibi işlerle geçiriyorlar. Oysa akademik yaşamın başlangıcı daha çok öğrenmek, gelişmek ve araştırmakla geçmeli. Hekimler, diğer akademisyenlerden farklı bir eğitim alırlar. Bizim eğitimimizde araştırma yöntemleri, ileri istatistik gibi akademik yaşama hazırlayıcı dersler bulunmaz. Bizler eski adıyla asistan ve son yıllarda kullanılan adı ileyse uzmanlık öğrencisi olarak mesleki eğitim alırız. Yani bir alanda uzman olur ve bir usta olarak yola devam ederiz. Ustalığımız, araştırma yapmak veya ders anlatmak üzere değildir. Yeni yardımcı doçentten hem hekimlik hem hocalık hem de araştırma yapması beklenir. Henüz uzmanlık sürecinden akademiye geçmiş olan meslektaşlarım gerçekten zorlanır. Araştırma, hasta, ders arasındaki dengeyi tutturmak o kadar da kolay olmayabilir. Bir de performans puanı yapmak gibi kazanç getirici bir durum söz konusu ise… Pozitif motivasyon daima zordur. Ama hayat da seçimlerden ibarettir.

Ülke geleceği açısından geleceğe bakacak olursak; yeterli araştırma ve geliştirme projelerinin olmadığı bir geleceği hangimiz isteriz? Uzunca yıllardır araştırma ve yeni fikirlere dair bir iklimimiz olmadığı için hep olanı kullandık, ithal ettik. Bilgiyi üreten değil tüketen olduk. Günümüzde bu daha da tehlikeli olabilir. Bilgi üreten ve yeni fikirleri olan gençleri bulmamız, onları desteklememiz gerekmez mi?

Tıp fakülteleri akademiye kabul ettiği gençlerde bazı özellikler arayabilir. Doktora benzeri bir eğitim yardımcı doçentlik öncesi verilebilir. Bir başka yol yardımcı doçentlere bu tür eğitimler yapılabilir. Bu noktayı aşmak en kolayı. Fakülteler farklı eğitimler düzenleyebilirler; hatta düzenliyor olabilirler. Gençlerin en önemli sorunu zaman sorunu. Rutin içinde yaratıcılıklarını, üretkenliklerini kaybederler diye endişeliyim. Hiç zamanları yok! Fakültemizde düzenlediğimiz eğitim programlarına tüm genç akademisyenler gelmek istiyor. Ama gelemiyorlar. Ağır hasta yükü buna engel. Bu noktada bir çözüm arayışımız olmalı.

Ben Ankara Tıp mezunuyum. Karşı okul da malum Hacettepe. Gece nöbetlerde asistan ağabey ve ablalarımız hasta bakmaktan çok yorulurdu. Ama aynı gece Hacettepe biz eğitim hastanesiyiz bu hastalıkta bir hastamız var, ötekini almayız diyebiliyordu. Bu hâlâ aklımda ve etkileyici buluyorum. Elbette Hacettepe de o Hacettepe değil. Gençlerin geleceği yönetmesini ve her alanda gelişmiş olmayı hedefliyorsak, ki bence hedeflemeliyiz, o hâlde sistemimizi sorgulamak zorundayız. Günde 10-12 saat hasta peşinde koşmak zorunda olan insandan bir şey çıkmaz. Çıksa da bize yetmez. Akademik yaşamda zamanın fazlaca değerli olması gerektiğini sıkça hatırlamalıyız.

Fırsat tanındığında ve yolları açıldığında birçok gencimizin çok iyi işler yapabileceğinden eminim. Münferit çabaların arzu ettiğimiz sıçramalara hizmet etmeyeceği açıktır. Yapılandırılmış bir eğitimi genç akademisyenlere sunmak parlak bir gelecek için umutları artırabilir. Tıp fakültesi öğretim üyesi de diğer fakültelerde olduğu gibi önce akademisyen, sonra meslek erbabıdır. Eğer seçimler önce hekimlik yönünde ise bu durumu da ayrıca sorgulamak gerektiği kanısındayım.

Bizim kuşağımız birçok şeyi yazık ki el yordamı ve deneme-yanılma ile öğrendi. Çok zaman kaybettik hem de çok. Artık buna ne zaman var ne de gerek. Başarılı gençlere destek vermenin en büyük ödevimiz olduğu bilincindeyiz. Kişisel olarak bu bilinçle elim erdiği, gücüm yettiğince katkı sunmaya hazırım. Belki gençler bu mesajımı onlar için yapılmış bir çağrı olarak da okuyabilirler.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Dilek ÖZCENGİZ,

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı

Kaynak: Medimagazin

       

BENZER HABERLER