reklam
reklam
Akademik Personel | 06 Aralık 2016, Salı

Geleneksel Kadın Akademisyenler

9 Mart 2014
Geleneksel Kadın Akademisyenler
       

Hacettepe Üniversitesi ve Bülent Ecevit Üniversitesi’nden akademisyenlerin ortak araştırması Türkiye’deki üniversitelerde kadın araştırma görevlileriyle ilgili çarpıcı bulguları ortaya koydu.

 

Araştırmanın sonuçlarına göre kadınlar üniversitelerde akademisyen de olsa geleneksel rollerin dışına çıkamıyor. Araştırmaya katılan kadın araştırma görevlilerinin yüzde 59.4’ü yemek pişirme, yüzde 50.5’i bulaşık yıkama, yüzde 69.2’si çamaşır yıkama, yüzde 41.1’i ütü yapma, yüzde 65’i, giysileri onarma, yüzde 55.8’i de çocuklara yemek hazırlama işinin “kendilerinin sorumluluğunda” olduğunu belirtiyor.

 

Hacettepe Üniversitesi  ve Bülent Ecevit Üniversitesi’nden akademisyenlerin ortak araştırması Türkiye’deki üniversitelerde kadın araştırma görevlileriyle ilgili çarpıcı bulguları ortaya koydu. Araştırmanın sonuçlarına göre kadınlar üniversitelerde akademisyen de olsa geleneksel rollerin dışına çıkamıyor. Araştırmaya katılan kadın araştırma görevlilerinin yüzde 59.4’ü yemek pişirme, yüzde 50.5’i bulaşık yıkama, yüzde 69.2’si çamaşır yıkama, yüzde 41.1’i ütü yapma, yüzde 65’i, giysileri onarma, yüzde 55.8’i de çocuklara yemek hazırlama işinin “kendilerinin sorumluluğunda” olduğunu belirtiyor.

 

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şule Ergöl ile Hacettepe Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Gülten Koç, Prof. Dr. Kafiye Eroğlu ve Prof. Dr. Lale Taşkın’ın yaptığı ortak araştırmanın sonucu, Bülent Ecevit Üniversitesi’nin(eski adıyla Zonguldak Karaelmas Üniversitesi) Yükseköğretim ve Bilim dergisinde yayınlandı. “Türkiye’de Kadın Araştırma Görevlilerinin Ev ve İş Yaşamlarında Karşılaştıkları Güçlükler” başlıklı çalışmanın sonuçlarına göre kadınların birincil sorumluluklarının ev ve ailesi olarak görüldüğü ataerkil yapıya sahip Türkiye’de kadın akademisyenler iş ve aile yaşamının dengelenmesinde sorunlar yaşıyor. 246 kadın araştırma görevlisinin katıldığı araştırmanın sonuçlarına göre kadın araştırma görevlilerinin üçte biri “çalışma yaşamında kadın erkek ayrımı yapıldığını”, yüzde 31.7’si de kadının kariyer bakımından erkekten yüksek olmasının aile içinde sorun olacağını düşünüyor. Kadın araştırma görevlilerinin yüzde 46.1’i de “Kadının çalışması aile hayatını olumsuz etkiliyor” diyor.

 

-KADINLAR, ‘SORUNLAR ÇALIŞMAMDAN KAYNAKLANIYOR’ DİYOR”-

 

Araştırmada, “Türkiye’de kadınlar aile sorumluluklarının öncelik taşıdığına inandıkları için de aile içindeki tüm sorunların kendi çalışmalarından kaynaklandığını düşünerek kısmi süreli çalışmayı tercih etmekte ya da işlerinden ayrılmaktadırlar” saptaması da yer aldı. Araştırmada, adalet, dayanışma, paylaşma, katılımcılık gibi değerlerle donanımlı olması beklenen üniversite iş yaşamında, toplumsal cinsiyet eşitliğine hizmet eden değerlerin nasıl ve ne kadar gerçekleştiğinin, toplumda kadın haklarını ve kadın-erkek eşitliğini en fazla gözetmesi gereken akademisyen kadınların bu konudaki görüşlerinin kadının toplumdaki yerinin anlaşılması yönünden de önemli olduğu kaydedildi.

 

-EV HİZMETLERİ KADININ İŞİ, ÇOCUKLA İLGİLİ İŞLER İSE ORTAK-

 

Araştırmanın sonuçlarına göre, araştırma görevlisi kadınların yüzde 27.2’si çalışma yaşamında kadın erkek ayrımı yapıldığını, bu ayrımın özellikle görev dağılımı (yüzde 67.2) ve kadro müracaatında (yüzde 44.8) yaşandığını ifade ediyor. Yemek, ütü, çamaşır, bulaşık gibi işleri “kendilerinin sorumlu olduğu işler” olarak tanımlayan akademisyen kadınlar, çocukların bakımı, sosyal faaliyetlerinin düzenlenmesi, derslerine yardım, hastalanan kişinin bakımı, alış veriş ve fatura ödeme gibi işleri ise ”eşleriyle ortak sorumluluklarında” görüyor.

 

-“ÜNİVERSİTE ORTAMINDA KADINA AYRIMCILIK DÜŞÜNDÜRÜCÜ”-

 

Araştırmaya katılan kadınların üçte biri iş yerinde ayrımcılık yapıldığını düşünüyor. Bu durum araştırmada, “Ancak kadının aile yaşamındaki rolü ve sorumlulukları iş bulma ve yükseltilmede ayrımcılık yaşamasına neden olmaktadır. Kadından, önce anne ve eş olarak toplumsal rolleri üstlenmesi beklenmekte, mesleki başarı ve kariyer ikinci planda kalmaktadır. Kişilere bilimsellik, akılcılık, objektiflik gibi toplumsal cinsiyet eşitliğine hizmet eden değerleri kazandırmayı amaçlayan üniversite ortamında çalışan kadınların bile ayrımcılık yapıldığını düşünmesi ülkemizdeki durumu ortaya koymada çarpıcı bir bulgudur” ifadeleriyle değerlendiriliyor.

 

-“EVLİ AKADEMİSYEN İÇİN İZİN ALMAK SORUN”-

 

Araştırmada, evli kadın araştırma görevlilerinin en önemli sorunları arasında yüzde 27.3’le “izin almada zorluk” seçeneğinin gelmesi de kadının toplumdaki geleneksel rolüyle ilişkilendirilerek, “Kadının annelik rolü geleneksel olarak çocuk bakımında sorumluluğu daha fazla üstlenmesine neden olmaktadır. Bu durum gerektiğinde daha kolay izin alma ve çalışma saatlerinin daha esnek olması zorunluluğunu getirmektedir” görüşüne yer verildi.

 

-NE GİYECEKLERİNE DE EŞLERİYLE BİRLİKTE KARAR VERİYORLAR-

 

Araştırmada, evli kadınların haftada yaklaşık 20-30 saat aile içi işçi olarak çalıştığının, lisansüstü eğitim programına devam eden akademisyenler olan araştırma görevlilerinin evli olması durumunda hem öğrencilik hem akademisyenlik hem de ev işleri altında ezildiğinin, bu durumun da “ev yaşamlarında da ciddi sorunlar yaşamasına” neden olduğu belirtildi. Araştırmada, kadın araştırma görevlilerinin yaklaşık onda biri nasıl giyineceğine, onda birinden fazlasının da çalışıp çalışmayacağına eşiyle birlikte karar verdiği kaydedildi ve “Çalışmamızda kadınların kendileri ile ilgili kararları da eşleriyle birlikte aldıkları bulunmuştur. Bu durum eğitim düzeyi artan kadınların aile içinde kararlara katıldıklarını ancak hala kendilerini ilgilendiren konularda tek karar verici kişi olamadıklarını düşündürmüştür” değerlendirmesinde bulunuldu.

 

Araştırmanın sonuç kısmında ise özetle şu önerilere yer verildi: 

 

“Üniversitelerde, araştırma görevlilerine işle ilgili düzenlemeler yapılırken ve sorumluluklar verilirken, cinsiyetlerine bakılmaksızın eşit ve hakkaniyetli davranılmalı. Kadınlarda iş ve aile yaşamındaki rol artışı nedeniyle ortaya çıkan sorunların önlenmesi için geleneksel yapının değişimi ve gelişimine yönelik yazılı ve görsel basın aracılığı ile sürekli toplumu bilgilendirme programlarının düzenlenmeli. Eğitim kurumlarında, toplumsal cinsiyette eşitlik ilkesini benimsetici konuların anaokulundan başlamak üzere tüm örgün eğitim programları içine entegre edilmeli.

Kaynak: Milliyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz