reklam
reklam
Akademik Personel | 05 Aralık 2016, Pazartesi

Eğitimin 7 Efsanesi

25 Şubat 2015
Eğitimin 7 Efsanesi
       

OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleicher, BBC’de yer alan yazısında eğitimin ‘mit’lerini PISA verilerinden yola çıkarak çürüttü. Schleicher dünya çapında eğitimci, aile, öğrenci ve bürokratların ‘doğru kabul ettiği’ 7 efsanenin gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

1-Her şey parayla ilgili
Dünya artık zengin-iyi eğitimli ve fakir-kötü eğitimli ülkeler diye ayrılmıyor. Başarılı eğitim sistemleri artık ‘ne kadar’ para harcandığıyla değil, ‘nasıl’ harcandığıyla ilgili olarak ortaya çıkıyor. Yani çok para harcamak iyi bir sistemi garantilemiyor. Örneğin ABD, PISA 2012’de genel sonuçlara göre 36., Slovenya ise 21. sırada yer alıyor. Slovenya, 6 ila 15 yaş arasındaki öğrenciler için kişi başına 53 bin dolar harcıyor. ABD ise 115 bin dolardan fazla kaynak ayırıyor. PISA 2012 verilerinde buna benzer birçok örnek bulunuyor.

2-Daha küçük sınıflar eğitim standartlarını yükseltir
Her yerde öğrenciler, aileler ve bürokratlar küçük sınıfların iyi ve daha kişiselleştirilmiş eğitim için doğru olduğunu düşünüyor. Ancak PISA verileri sınıf boyutları ile öğrenme sonuçları arasında hiçbir ülkede herhangi bir bağlantıya işaret etmiyor. Hatta PISA ‘öğretmen kalitesi’ni incelerken sistematik olarak sınıf boyutlarının geniş olduğu ülkelere öncelik veriyor.
Genellikle ülkeler arasında öğretmen kalitesi belirlenirken daha geniş sınıflara sahip olanlar daha üst sıralarda yer alıyor ya da şansları artıyor.

3-Başarı doğuştan gelen bir yetenek
Birçok eğitim psikoloğu, başarının çok çalışmaktan ziyade doğuştan gelen zekâyla ilgisi olduğunu söylüyor.
Fakat PISA bulguları bu görüşün tam tersini gösteriyor.
Öğretmenler, daha az kapasiteli öğrencilerinden yüksek başarı beklemenin, onlara yapılmış bir adaletsizlik olduğunu düşünüyor. Bu yüzden de kimileri kapasitesi düşük öğrenciler için başarı kriterlerini pratikte daha düşük tutuyor. Ancak eğitim alanında çok yol almış Finlandiya, Japonya, Singapur, Hong Kong ve Şanghay gibi yerlerde aileler ve eğitimciler her öğrencinin yüksek başarı standartlarını yakalayabileceği görüşünde.
Bu sistemler kapasitesi düşük öğrencilerin başarılı olmasını sağlayacak şekilde düzenleniyor. PISA 2012 sonuçlarında üst sıralara bakıldığında da bu yaklaşımın doğruluğu anlaşılıyor.

4-Sosyoekonomik durumu kötü olan, kötü eğitime mahkûm
Sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı çocuklar iyi bir eğitim alma yolunda güçlüklerle karşı karşıya. Kimilerine göre bu öğrencilerin kötü bir eğitim alması, kader.
Ancak PISA sonuçlarına göre Şanghay’daki dezavantajlı 15 yaşındaki öğrencilerin, ABD ve çoğu Avrupa ülkesinde sosyoekonomik durumları iyi olanlara göre matematikte daha başarılı olduğu görüldü.
Aslında bu konuda genelleme yapmak zor. Yani zengin öğrencilerin daha başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Aynı zamanda eğitim sistemlerindeki dezavantajlı öğrenciler, sosyal eşitsizlikleri ılımlı hale getirebiliyor. Birçok ülkede eğitimci ve yöneticiler sosyal olarak dezavantajlı öğrencileri destekleyerek, başarılı olmalarını sağlıyor. Yani sosyoekonomik durumu iyi olmayan öğrenciler de kendilerine sunulan doğru eğitim sistemleri sayesinde başarılı olabiliyor.


5- Göçmen ailelerin çocukları daha başarısız
Genelde göçmen ailelerin çocuklarının daha başarısız olduğu yönünde bir inanç var. Ancak PISA sonuçlarına göre bu da doğru değil. Hatta aynı ülkeden göçen ailelerin çocukları değişik ülkelerde farklı sonuçlara sahip oluyor. Bu nedenle elde bu konuda veri olmadığı için “Göçmen çocuklar daha başarısız” diyemeyiz.

6- Hem eşitlik hem de akademik başarı bir arada olmaz
Geleneksel bir düşünceye göre, seçkinci olmayan kitlesel sistemler, öncelikle eşit ve adaletli bir eğitim sunuyor. Akademik elemeye dayanan sistemlerse kaliteyi ve mükemmelliği hedefliyor.
Ancak uluslararası karşılaştırmalar ‘eğitim kalitesi’ ile ‘eşitlik’ arasında herhangi bir uyuşmazlık olmadığına işaret ediyor. Örneğin Çin kapsamlı bir eğitim sistemine sahipken, aynı zamanda eğitim kalitesiyle de PISA’da listenin üst sıralarında kendine yer bulmayı başarıyor.

7- Dijital dünyanın daha geniş müfredata ihtiyacı var
Globalleşme ve teknolojik gelişmeler öğrencilerin ‘ne bilmesi’ gerektiği konusunda büyük bir değişimi de beraberinde getirdi. Çoğu ülke bu konuda harekete geçmek gerektiği konusunda hemfikir. Örneğin 2008’deki finansal kriz sonrası öğrencilerin finans dersi almaları gerektiğini düşünen ve mali okuryazarlık dersini okullarda yaygın hale getiren ülkeler var. Fakat PISA sonuçları mali okuryazarlık ile finansal eğitim arasında bir ilişki olmadığını gösteriyor.
Aslına bakılırsa matematik yeteneklerini geliştirmeye daha fazla efor harcayan sistemlerin, mali okuryazarlık eğitimi verenlere göre finansla ilgili testlerde daha başarılı olduğu ortaya çıkmış.
Genel bir ifadeyle, en iyi eğitim sistemlerinin müfredatları çok da geniş değil. Ancak bu ülkeler öğretim programları konusunda titiz davranıyor. Kapsamı dar da olsa bilgiyi öğretmede başarılılar ve oldukça derine iniyorlar.

Kaynak: Hürriyet

Önder ÖNDEŞ

       

Yorumlar

Yorum Yaz