reklam
reklam
Akademik Personel | 03 Aralık 2016, Cumartesi

Eğitim Sistemi Alarm Veriyor

23 Mart 2015
Eğitim Sistemi Alarm Veriyor
       

Üniversiteye girişte ilk aşama olarak uygulanan YGS, geçen pazar günü yapıldı. Tartışmalar da sınavdan sonra başladı. ÖSYM’nin açıkladığı istatistikler, öğrencilerin başarı seviyeleri ile ilgili vahim sonucu gözler önüne serdi. Lise son sınıf öğrencileri Türkçe’de 40 soruda ortalama 15.90, matematikte ise 5.40 net yaptı.

Uluslararası değerlendirmelerde başarısızlığına alıştığımız Türkiye’nin, üniversite sınavlarında ne zaman bu kadar gerilediği tartışılmaya başlandı. ÖSYM birincileri açıklamadı ama eskiden tüm soruları doğru yapan ya da en fazla 1-2 yanlış cevap ile dereceye giren öğrenciler de yok artık. Bu yılın iki birincisinden biri 7, diğeri ise 10 yanlış yaptı.
YGS ve LYS olarak 2010’da uygulanmaya başlanan üniversite sınavlarının sonuçları eğitimdeki durumumuzu ortaya koyuyor. Sonuçlardaki başarı düşüklüğü eğitimi, müfredatımızı, sınavları masaya yatırmanın şart olduğunu anlatıyor. Son 6 yılda YGS’deki başarı durumumuz şöyle:

180’i aşanlar yüzde 20 azaldı

ÖSYM verilerine göre, 2010’da 180 barajını geçenlerin oranı yüzde 82 iken, bu yıl yüzde 64. Bu da her yıl sınavın ikinci aşaması olan LYS için gerekli 180 barajını aşanların yüzde 20 oranında azaldığını gösteriyor. Yani 160 soru 32 net yapanların sayısı azalıyor.
Başarı azalırken, 160 sorudan 1 net bile çıkaramayanların sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Tahmini olarak geçen yıl 50 bin civarında aday sıfır çekti. Bu yıl yaklaşık 42 bin adayın 1 soruyu bile net yapamadığı ortaya çıktı. Geçmiş yıllarda ÖSYM sıfır çekenleri açıklarken, bu acı tablo karşısında açıklamama kararı aldığını da vurgulamakta yarar var.

Türkçe ve matematikte başarı düşük

YGS’nin ilk uygulandığı 2010 yılında adayların yüzde 67.9’u, bu yıl da yüzde 77.3’ü başarısız oldu. Bu tablonun her geçen yıl daha da kötüleşmesi eğitimdeki durumumuzun pek parlak olmadığını ortaya koyuyor. Adayların son 6 yıl içinde özellikle Türkçe ve matematik testlerindeki başarısızlıkları dikkat çekerken, sınava giren lise son sınıfların bu yıl 40 matematik sorusundan ortalama 5.40, 40 Türkçeden ortalama 15.90 net çıkarması bu tablonun ne kadar çarpıcı olduğunu gösteriyor.

Fende yerimizde sayıyoruz

Sosyal bilimlerde 6 yıl içinde büyük oranda düşüş olmasa da 2010’daki performansımızı yakalayamadık. Bu testte lise sonlarda 2010 net ortalaması 12.40, 2015’te 10.40. Fen bilimlerinde ise zaten kötü olan seviye korunuyor. 2010’da bu testte lise sonlarda Türkiye ortalaması net sayısı 5.50, 2015’te 4.60.

İŞTE SON 6 YILIN BİLANÇOSU

HER YIL ORTALAMA 40 BİN ÖĞRENCİ SIFIR ÇEKIYOR
Sınava girdiği halde ya sınav kurallarını ihlal ettiği için ya da puan hesaplamasına yetecek sayıda doğru cevabı olmadığı için her yıl ortalama binde 2.4 adayın puanları hesaplanmıyor. Bir adayın puanının hesaplanması için 4 testin en az ikisinden yarım soruyu doğru yapması gerekiyor. Yani 160 soruluk YGS’de adayın puanının hesaplanması için iki testten 1 net çıkarması lazım. ÖSYM, iki yıldır 4 testten hiçbir soru yanıtlayamayan yani sıfır çekenlerin sayısını vermiyor. Bunun yerine “puanı hesaplanamayanları” bildiriyor.

UZMANLAR YGS’DEKİ BAŞARISIZLIĞI YORUMLADI

12 yıllık eğitimin sonucu bu olmamalı
Prof. Dr. Ayla Oktay (Eğitim Bilimci):
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve toplumun ortaöğretimi çok iyi bir şekilde mercek altına alması gerekiyor. Öğretmen nerede hata yapıyor, öğretmen kalitesi nasıl, öğrenciye biz ne veriyoruz, ÖSYM öğrencilere ne soruyor? Bunlara bakılmalı. Bu sonuçlar lisedeki disiplin ve öğretim anlayışı, öğretmen tutumu ile ders içeriklerinin ciddi şekilde mercek altına alınması gerektiğini gösteriyor. 12 yıllık eğitimde bu sonucun olmaması lazım. Türkçeden 40 sorudan en azından 30’unu net yapmaları gerekiyordu. Sınıflarda, okullarda öğrenciye düşünmeyi öğretemiyoruz, problem çözmeyi öğretemiyoruz, çocuklara 2-3 seçenek arasında dolaşmayı öğretiyoruz. Bakanlığın, bu alanda çalışan akademisyenlerden destek istemesi ve tabloyu ortaya koyması lazım.

Lisede temel bilimlerin eğitim ağırlığı azaldı
Prof. Dr. İrfan Erdoğan e
ski (MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanı): 2009-2008 yıllarında lise müfredatında seçmeli derslerin saatini arttırma ile ilgili radikal bir değişiklik yapıldı. Yaklaşık 15 saat seçmeli derslere ayrıldı. Lise aslında temel eğitimin bir parçası. Temel bilimlerin ağırlaşarak devam ettiği bir kademe. Bu gerçeğe rağmen seçmeli ders saatlerinin arttırılması lisenin odağını değiştirdi. Öğrencilerin temel bilimlerde yoğunlaşması zayıfladı. Lisenin odağı aslında temel bilimlere dayanır. Seçmeli derslerin sayısının artması lisedeki odağı dağıtır. Son 8 yılda dikkatlerden kaçan böyle bir süreç yaşanıyor. Bunun sonuçlarda etkisi olduğuna inanıyorum. Bir diğer neden de üniversite kapasitesi son 8 yılda hızla arttı. Bu nedenle öğrenciler lise eğitiminde bir rehavete girmiş olabilir. Ayrıca ÖSYM’de  öteden beri eleme odaklı bir sınav kültürü hâkim. Bu tür sınavlarda başarı düşük çıkabilir ve sistemin performansını yansıtmayabilir. Bu sonucun ÖSYM’nin eleme değil de, müfredat odaklı bir sınava geçmedeki başarısızlığından kaynaklandığını düşünüyorum. Eğitim sistemindeki iyileştirme çalışmalarında artık daha klasik bir tarzla alan eğitimi üzerinde durulmalı. Önce matematik, sonra matematik öğretimi esas alınmalı.

Ya müfredat ağır ya da eğitemiyoruz
Salim Ünsal (Kültür Dershaneleri Rehberlik Genel Koordinatörü):
Eğitim sistemi, test tekniğine yarışmaya dayalı ve çocukları sınav ortamına psikolojik olarak hazırlayan bir sistem olmadığı için YGS gibi soru sayısı ve psikolojik baskısı fazla, içeriği geniş sınavların okullarda hazırlığı çok yapılmaz. İster istemez öğrencilerin ortalamaları düşebiliyor. Ya bizim müfredatımız çocukların kapasitelerinden çok ağır ya da çocukları iyi eğitemiyoruz. O zaman da öğretme tekniklerimizi sorgulamamız lazım. Bir de fen ve matematikte ortalamanın düşük olması, öğrencilerin önyargıları ile ilişkilendiriliyor. Matematiğin zor olduğunu şartlandırarak çocukları büyütüyoruz. Ayrıca kalabalık sınıflar, okullarda etkinlik alanlarının az olması, bilişim teknolojilerine olan direncimiz vs. gibi sorunlar var. Aslında YGS sonuçları eğitim sistemimizdeki aksaklıkları dışavuran unsurlardan sadece bir tanesi. Tek başına YGS başarısızlığı da eğitimi değerlendirmek için yeterli değil, başka parametrelere de bakılması gerekiyor.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

  1. amerikalı diyor ki:

    doçent rumuzlu kullanıcı muhteşen bir tespit yapabilmiş.yani herkesin gözü önündeki birşeye bakıp göremediğini görebilmiş.”mesleki onurunu yitirmiş insanlarla verilen amaçsız ve plansız bir eğitim” demiş ya aynen öyle,adını koyabilmiş meselenin..çok doğru ve önemli bir tespit.

  2. doçent diyor ki:

    işi ehline vermezseniz, eğitim politikasını belirleyen kişileri sadece siyasi kaygılarla belirlerseniz olacağı budur. mahalle aralarında gürültü içerisinde beton bahçelerde perişan vaziyette okullarda mesleki onurunu yitirmiş insanlarla verilen amaçsız ve plansız bir eğitimden başka ne beklenebilir ki? yapılması gereken o kadar çok reform atılması gereken o kadar çok adım var ki bunlar bu kadroların bu zihniyetin vizyonuyla, misyonuyla gerçekleştirilemez. o kadar cahiller ve o kadar beceriksizler ki bunlardan ülkeyi, eğitimi batırmalarından başka bir şey beklenemez.

  3. ziya diyor ki:

    Deveye sormuşlar “boynun neden eğri?” deve de “nerem doğru ki ?” demiş hesabı eğitimdeki bu sonuçlar. Türkiye’de sağlık, hukuk, çevre gibi pek çok konuda ne doğru işliyor ki? Sistem bir bütündür hepsi iç içedir. Ama sistemin zemini eğitimdir.

  4. ddr diyor ki:

    doğru yazmışsın ama kim dinler seni..o kadar da yazmışsın dertlenmişsin ama boşuna.yazık..suya yazı yazmışsın. boşver kardeş sen kendini ve çocugunu kurtar gerisini bos ver …böyle gelmiş böyle gider.Seni beni kim dinler,,,tepeden gelmeler herzaman kendi bildiğini okur.onların böyle bi derdi olamaz ki,özel derslerle yetişenler ne anlar…

  5. SUAT ŞENGÖL diyor ki:

    Öğretmen itibarını zedeleyecek hiç bir adım atılmamalı, üniversitede meb okullarından bihaber öğretim üye ve görevlilerinin meb okullarına daha fazla uğraması ve dersleri meb okullarını görerek öğretmenleri yetiştirmeli, öğretmen yetiştiren kurumların tek çatı altında toplanması, öğretmen akdemilerininin oluşturulması, planlama dahilide bölüm açılması ve öğretmen ataması yapılması, ortaöğretim kurumlarında YGS-LYS sınavlarına endeksli derslerin ağırlık kazanması ve seçmeli ve zorlama derslerin müğfredattan çıkarılması, yabancı dil derslerinin sınav konusu haline getirilmesi, okullarda bürokrasi zoruyla kayıt alınmaması ve sınıf mevcutlarının şişirilmemesi, sınıfta kalmanın geri getirilmesi, ücretli vb. şartlarda çalışan öğretmenlik mesleği yapan öğretmen olmayanlara kapılar kapatılmalı(örnek isterseniz her yıl alım yapılan dışardan atamaların listelerini il ya da ilçe milli eğitim müdürlüklerinin sayfalarından bakınız), okulmak istemeyen öğrencilerin örgün eğitim dışında tutulmasının sağlanması, ders yükünün azaltılması, hedeflerin net tutulması, nitelikli idarecilerin iş başına gelmesinin yollarının sağlanması, ders kitaplarının nitelikli hale getirlmesi, kitap okuma dersinin mutlaka müfredata eklenmesi( kitap analizi, metin analizi, eser analizi, kompozisyon yazma, paragraf sorular çzöümü vb. içeriğim ders içerisinde işlenmesi), ilköğretimde ve ortaöğretimde Türkçe dilbilgisi kurallarının mutlaka öğretilecek hale getirilmesi), fen bilimleri derslerinin teori düzeyinden uygulama düzeyinde işlenebilmesi için laboratuvar sayısının okullarda mutlaka olması(ki birçok okulda lab. yok), öğretmenden ve öğrenciden ne beklendiğinin net ortaya konulması, devlet okullarında bir şeyler yapmanın çabasını gösteren öğretmenlere engel olunmaması, okullu olmanın ve eğitimli olmanın kriterlerinin net ortaya konulması, okullarda tek zamanlı öğretimli dönemlere bir an önce geçilmeli, illerde ve ilçelerde spor yapmaya ve yapana imkan ve desteğin mutlaka sağlanması, devlet kaynaklarının çarçur edilmemesi, geçim sıkıntısı çeken insanlarımızın sıkıntılarının giderecek acil çözümlerin üretilmesi, alttakinin elinden tutulması ve gelir adaletinin en kıza zamanda sağlanması gerekir diye düşünüyorum.

Yorum Yaz