reklam
Akademik Personel | 22 Ocak 2017, Pazar

Doçentlik Başvurularındaki Değişikliler ve Açıklamaları

Doçentlik Başvurularındaki Değişikliler ve Açıklamaları
       

Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), 33 bin 323 yardımcı doçenti yakından ilgilendiren bir düzenlemeye gitti. Buna göre artık adayların makalelerine, atıflarına, patentlerine, lisans üstü tez danışmanlığına kadar tüm faaliyetlerine puan verilecek. Sosyal bilimler, mühendislik gibi her alan için kriterler farklı olsa da her adayın ulusal hakemli dergilerde yayımlanmış en az bir makalesi bulunup, bilimsel toplantıya katılması, eğitime destek vermiş olması gerekiyor. Ekim 2016’da uygulanmaya konulacak değişiklikler şöyle:

– Eskiden puanlama sistemi yoktu, artık doçent adaylarının tüm faaliyetleri puanlanacak.

-Daha önce sadece uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makaleler dikkate alınırken, şimdi ulusal makaleler de değerlendirilecek.

– Atıflara, patentlere, lisans üstü tez danışmanlığına, eğitim-öğretime katkıya (lisans ve lisans üstü derse girmek, danışmanlık) da puan verilecek.

– Adayın kendi çalışmalarına yaptığı atıflar değerlendirmeye alınmayacak, yani atıf aldığı ve yazarı olmadığı yayımlardan puan alacak. Adayın yayımladığı kitaplara da puan verilebilecek.

– Sosyal, beşeri ve idari bilimler alanında lisans üstü tezlerden üretilmiş yayınlarda adaya, tanınmış uluslararası yayınevleri tarafından yayımlanmış kitabı için 10 puan, tanınmış uluslararası yayınevleri tarafından yayımlanmış kitapta bölüm için 8 puan, SCI (Fen Bilimleri Atıf Endeksi), SSCI (Sosyal Bilimler Atıf Endeksi), AHCI (Sanat ve Beşeri Bilimler Atıf Endeksi) kapsamındaki dergilerde yayımlanmış makale için 8 puan, TÜBİTAK tarafından taranan dergilerde yayımlanmış makale için 4 puan verilecek.

– Mühendislik alanında ise uluslararası patent 20, ulusal patent ise 10 puan kazandıracak.

2016 Ekim’den İtibaren Geçerli Doçentlik Başvuru Şartları Yayınlandı

Asgari standartlar oluştu

Prof. Dr. Mahmut Özer (Üniversitelerarası Kurul Başkanı): Daha önce adayın sadece uluslararası makaleleri başvuruda dikkate alınırken yeni düzenlemeyle adayın eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerinin hemen hemen tümü dikkate alınıyor. Yeni düzenleme puanlama sistemine dayanmakta olup, adayın uluslararası ve ulusal makale, kitap, patent, atıf, bilimsel etkinliklere katılım, eğitim-öğretime katılım, bilimsel araştırma projeleri gerçekleştirme performanslarının hemen hemen tümünü dikkate alıyor ve değer veriyor. Böylece doçent adayının sadece tek bir alandaki performansı değil, daha bütüncül bir yaklaşımla tüm akademik performansı ve yükseköğretimle ilgili farklı alanlara katkısı olumlu olarak değerlendirmeye alınıyor. Puanlamayla değerlendirmeye yeni dâhil edilen çoğu alanda adayın performans sergilemesi ile ilgili asgari zorunluluk olmazken, o alanlarda performans göstermiş olması ödüllendiriliyor. Artık asgari standartlar var. Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle değerlendirmeye alınan alanlarda hem nicel hem de nitel iyileşmelerin görünür olacağını düşünüyorum.

Önce uygun jüri

Prof. Dr. Tahsin Yeşildere (Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı): Şartlar zorlaştı. Bu kriterlerde jüri üyesi de bulmak zor. Sosyal, idari ve beşeri bilimler alanlarında 100 puanı toplayamayacak nice profesör var. Öncelikle kriterlere uygun jüri üyesi seçilmeli. Atıfta belli asgari puan toplanacak. Objektif kriterlere geçiş kisvesi altında tek taraflı ve liyakatten yoksun bir toplumsal bilim anlayışı yerleştirilmek isteniyor.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

  1. Murtaza dedi ki:

    Sil baştan niteliğindeki şartların listesinin yayınlanmasının akabinde en az 2-3 yıllık geçiş süreci olmalıydı. Bu şartların alelacele yürürlüğe koyulacak olması nisan dönemini küçük eksiklerle ıskalayanlar için büyük haksızlık. Ayrıca Türk biliminin sağlam ilerlemesi isteniyorsa, kalite geliştirmeye hammaddeden başlanmalıdır, yani çok iyi bir asistan alım yönteminin geliştirilmesi ilk adım olabilirdi.

  2. Ali dedi ki:

    Şartları sağlayan yayınları daha önce ÜAK tarafından incelenen ve şartları sağladığı onaylanan kişiler için artık doçentliğe başvurabilmek kazanılmış bir hakları olmuştur ve yeni çıkan yönetmelikler bu kazanılmış haklarını kaybettirmemeleri gerekir. Kazanılmış haklara saygı gösterilmesi Hukuk Devletinde bulunması gereken ve uyulması gereken mutlak bir zorunluluk, Devlet ve idareciler için bir yükümlülüktür. Yürürlükteki bir yasa veya düzenleyici işleme dayanarak bir hakka sahip olan kimselerin bu kazanımlarının korunması hukuki güvenlik ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin bir unsurudur. Çünkü kişiler kendi lehlerine hak kazandıran bu işlemi yapar iken yürürlükteki mevzuat hükümlerine güvenmektedirler. Anayasa Mahkemesi 03.04.2001 tarih ve E.1990/50, K.2001/67 sayılı Kararında kazanılmış hakkı, “kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş hak” olarak tanımlamış; 20.05.1998 tarih ve E.1998/10, K.1998/418 sayılı Kararında ise, “Anayasanın 2 nci maddesinde yazılı niteliklere sahip bir hukuk devletinde, mevcut kanunlara göre kazanılmış hakların sonradan çıkacak kanunlarla tanınmasının zorunlu olduğu şüphesizdir.” denilmiştir.

  3. adem dedi ki:

    Hepsi bu kadar mi?

    Ne şart getirirseniz getirin, bu milletin asli unsurlari, anlaşilan o ki istemeseniz de, yükselecek….

    Hür düşüncenin önüne bir engel daha…

  4. iyi dedi ki:

    Atıflara verilen puanlarda yazar sırasına göre puanlama ve üst limit getirilmemiş. Bu demek oluyor ki, bir makaleye 10. isim olarak az bir emekle dahil edilmiş bir kişi, makalenin 100 tane atıf alması durumunda otomatik olarak 300 puanı mı olacak? Diğer tarafta böyle bir şans kapısını çalmamış bir kişi ise bu puanı toplaması için çok büyük bir eforu yıllarca sarf etmesi gerekecek. Bu durumda atıf puanlarına üst limit, mesela 10 puan gibi bir puan koymak ve yayınlardaki gibi isim sırasına göre puanlama yapmak iyi olacaktır.

  5. Ekrem dedi ki:

    Burasi Turkiye. Burada akademisyen derse girer, sınav yapar, not verir (!)

  6. Abdulkadir KOÇAK dedi ki:

    Bilimin kalitesini o ülkedeki araştırma görevlileri, ve yardımcı doçentler geliştirmez. Asıl kalite kaliteli Prof larla Doçentlerle ve onların yayınları, kitapları, projeleri ile olur. ABD de doçent olacak hiçkimseye sen kitap yazdınmı diye sormazlar. Malesef ülkemizde ha bire vasıfsız olan kişileri dizayn ve organize etmeye çalışmakla zaman harcanıyor. Düz öğretmenin elinde 657 taş gibi dururken benim burda her yıl yenilenen bir sözleşmede aceba bu sene ne şartı gelecek endişesiyle çalışmam ne mümkün. doçentliği alan kişiyi aldıktan sonra denetleyemezsen profu denetleyemezsen bilim filan değil bilimcilik oyunu oynarsın. Malesef 657 sayılı kanun orda dururken bu çözüm olamaz. Hatta ben açıkçası sosyal devlet ilkesinin üniversitelerde biraz kapitalizme doğru esnetilmesi taraftarıyım. Devlet doçente profa öğretmene hatta temizlikçi hademeye yan gel yat modunda dokunulmazlık veriyor ara elemanların tamamını (ücretli öğretmen mi dersin, araştırma görevlisi mi dersin) eziyor ve verimi onlarla artırmayı düşünüyor. Dünyanın en saçma şeyi.

  7. saçma sapan kafa karıştıran şartlar yerine dedi ki:

    Defalarca ÜAK doktora şartları değiştiriyor ancak tatmin edici bir sonuç elde edilemedi. bu soruna ciddi bir şekilde el atılmalı. en önemli çözülmesi gereken şart SÖZLÜ sınavın kalkmasıdır. bunun içinde aşağıdaki kriterler konulmalı
    1- tüm akademik süre boyunca yapılan (Doktoradan önce ve sonra ayrımı yapılmadan) bilimsel çalışmaların dikkate alınmalı
    2- YDS gibi yabancı dil sınavları (uluslararası kitap veya kitap içi bölüm yazarlığı varsa yabancı dili vardır anlamına gelebilir) doçentlik sınavı, jüri kaldırılmalı
    3- kayırmacılığı engellemek için;sınavların yerine uluslararası indekse giren dergilerde kendisinden ünvanı yüksek yazarlarla özellikle danışman hocası olmadan en az üç yayın yapmak. Tabiki dergiler parasız olmalı
    4- Belli bir yıl (en az 10 yıl ) akademik olarak çalışmış olmalı.

    1. Akilİnsan dedi ki:

      Güzel öneriler bence değerlendirilebilir, Ancak 4. önerinize katılmadım sadece.

      1. tecrube dedi ki:

        Belli yıl tecrübe kazanmış olan yukarıdaki 3 şartı sağlayan kişi YDS, sözlü sınavı hallederim diye bilimden uzaklaşmaz. O nedenle hamdim haslandim piştim. Sözü onemli

  8. Nurettin dedi ki:

    Sayın Yeşildere’ye katılıyorum. Jüri üyeleri adaydan daha düşük puanda olmamalı. Ayrıca Yardımcı Doçentlerin ek gösterge mağduriyeti giderilmeli. Doktorası veya yüksek lisansı bulunmayan 1.derece uzman, okutman ve öğretim görevlisi ile aynı ek göstergeye sahipler. Bu büyük bir adaletsizlik.

  9. Akilİnsan dedi ki:

    Bir sosyal bilimciye kitap yayınlama şartının mantığını nedir tam olarak anlamadım?
    Evet birşeylere uğraşılıyor ama maalesef vizyon yok üzücü. Ulusal makale ve kitap şartı koyuncaya kadar bir SSCI yayın şartı konmalıydı. Kitap yazmak bilim insanının nirvanası olmalıdır. Bilgi birikimi sonunda yazmalıdır. Doçent olacak kişiden kitap istenmesi ortada kalitesiz kitapların mevcut olmasına neden olacak gerçekten üzücü. Şahsen SSCI çalışmaların zorunlu olmaması nedeniyle, bir daha SSCI yayın yapmayı düşünmüyorum. Doçentlik kriterlerini tamamlayana kadar en azından yapmayacağım. Zaten akademik teşvikte de aynı sorunsal mevcut. Bizim dünya devleri ile yarışmamız gerekiyor dedikçe, kendi içimizde yarışır hale geliyoruz. Başbakanımız ve değerli kabine üyeleri arasında birçok farklı alandan Profesörler bulunuyor olmasına rağmen bu kriterlerin yalnızca niceliksel olarak düzenlenmesi beni gerçekten üzüyor. İnandığımız insanlardan daha vizyonlu hamleler bekliyoruz, İnşallah bu durumu düzeltirler.

Yorum Yaz