reklam
reklam
Akademik Personel | 03 Aralık 2016, Cumartesi

Dersleri Sevmememizin 10 Nedeni ve Bir Sistem Önerisi

20 Mayıs 2014
Dersleri Sevmememizin 10 Nedeni ve Bir Sistem Önerisi
       

Sınıf ortamında yapılan dersleri kritize eden, değerlendiren bu yazı bir bakıma çoğu üniversite öğrencisinin ortak problemini göstermekte.

 

University of London, Eğitim Bilimleri Enstitüsü profesörlerinden Dianna Laurillard’a göre “Zeki insanlar konu teknolojiye gelince, beyinlerini bir tarafa bırakıyorlar”.

Yazının devamı şöyle: “Akademisyenler ve araştırmacılar çok başarılı olsalar da artık demode olmaya yüz tutmuş, sınıf ortamındaki derslerin gerekliliğine inanıyorlar. Bir filmin sadece bir kez gösterildiğini hayal edin veya günlük gelişmeleri sadece bir kez ve tek bir gazeteden takip ettiğinizi düşünün. Veya, yazarların, yapıtlarını sadece bir kez o da davetliler önünde okuduğunu düşünün. İşte, sınıf ortamındaki “hocanın anlatan rolünü üstlendiği” dersler de bir o kadar mantıksız.

Daha da kötüsü, çoğu katıldığım konferansta, konuşmacıların sadece notlarına bağlı olarak bir şeyler okuduklarını görüyorum. Acaba, bundan daha saçma başka ne olabilir? Bu durumun, okuryazarlığın olmadığı çağlardan ne farkı var? Ben okuma yazmayı biliyorum. İşin doğrusu, onların konuşma hızlarından daha hızlı bir şekilde de okuyabilirim. Bu açıdan, bu tür uygulamalar, dinleyicilere de aslında bir saygısızlık.”

 

Peki bu bakış açısıyla sınıf ortamındaki dersler neden bir işe yaramıyor. İşte size temel 10 sebebi:

1. Babil Saatine Devam Ediyor Olmamız

Milattan önce 3100 yıllarında görülen, Babil sistemi, günümüzde 1 saat içerisinde 60 dakikanın olmasının da sebebi. Ancak, öğrenme psikolojisi açısından derslerin bu kadar uzun bir zaman diliminde gerçekleşmesi hiç mantıklı değil. 3 No’lu maddeyi de okuyun.

2. Pasif Gözleyen Problemi

Katılımın olmadığı, akademisyenlerin belirli bir şablondan ilerlediği dersler, öğrencileri pasif gözleyenler durumuna düşürmekte. Araştırmalar, katılımcı olmanın öğrenmeyi arttırdığını göstermekte olsa da ne yazık ki çok az sayıda eğitimci bunu uygulamakta.

3. Dikkatin Dağılması

Ders sırasında konsantrasyonun 10-20 dakika içinde yüksek bir oranda düşmesi. Bir araştırmaya göre, yapılan iki dakikalık molalar bile derste anlatılanların sonra hatırlanmasında büyük bir fark yaratmakta. Ancak, böyle bir uygulama şu an ki ders sisteminde bulunmamakta.

4. Not Alma

Derslerde not alınması eğitim sisteminin temelini oluşturmakta. Ancak, farkında çok olmasak da, not alma, dersin verimliliğini ciddi bir oranda azaltmakta.

5. Fiziksel Engellilerinin Düşünülmemesi

Duyma, dil ve motor sinirlerde çok az bir kusur (hatta tespit edilmemiş bile olsa) derslerin verimliliğinde problemler oluşturmakta. En azından, not almada öğrenciler arasında bile bir eşitsizliğe neden olmakta.

6. İlk Dakikaların Önemi

Eğer bir kavram veya konsept ilk dakikalarda anlaşılamamışsa; dersi durdurma, konuyu netleştirme şansı çok da bulunmamakta.

7. Çok Fazla Yükleme Olması

Ders sırasında, eğitmenler çok miktarda bilgiyi detaylı bir şekilde anlatmakta; bu durum öğrencilerin bütün anlatılanları tam bir şekilde anlamasını engellemekte.

8. Mekan Problemi

Öğrenciler dersi dinlemek için hususi olarak evden çıkarak okula gelmekte. Bu, özellikle, kampüsten uzak yerlerde yaşayan öğrenciler açısından büyük bir zaman kaybı manasına gelmekte.

9. Zaman Problemi

Öğrenciler dersi sadece belirli bir zamanda dinleyebilmekte. Hayat ders programının etrafında dönmekte.

10. Zayıf Sunum Becerileri

Çoğu hocanın kişiliği veya becerilerinin dinleyicilerin dikkatini çekebilecek seviyede olmaması.

 

Peki alternatif çözüm ne olmalı?

Alternatif çözüm, dijital teknolojilerin de ön planda olduğu, öğrencilerin dersleri kendilerini en uygun hissettikleri zamanlarda dinleyebilecekleri veya seyredebildikleri eğitim sisteminde yatmakta.

Ancak, uzaktan eğitim olarak bilinen bu sistem de elbette tek başına yeterli değil. Eğitimde fiziksel ortamın disiplinin sağlanması açısından önemli olduğu da bir gerçek. Ayrıca, hocalarla kişisel temas kurmak, ders sonrasına taşan akademik tartışmalar da gelişim için kaçınılmaz derecede önemli.

Bu durumda, içerisinde hem fiziksel hem de sanal eğitimin bulunduğu yeni bir sistemin yani bütünsel bir yaklaşımın daha faydalı olacağı düşünülmekte. Bu sayede, mevcut iki yöntemin güçlü yönlerinden faydalanılacağı gibi zayıf yönlerinden de uzak durulabilecek.

       

Yorumlar

  1. Handan diyor ki:

    Bence sadece hoca 60 dakika boyunca ders anlatmamalı.bu 60 dakikanın 30’unda öğrenciler konuyla ilgili düşüncelerini paylaşmalı.hatta bir öğrenci okuduğu bir makaleyi diğer öğrencilere anlatabilmeli.yanı öğrenciyi susturan anlayış terk edilmeli

  2. Yavuz diyor ki:

    Ben hem anlatıcı hem de dinleyici pozisyonundayım. Bir yandan İngilizce öğretmeliği yapıp bir yandan lisan eğitimimi tamamladım. Bu araştırma bence mevzuya çok güzel değinmiş. Anlatıcının zihninin ikili yorulması kesinlikle kabul edilemez bir mazaret zira zaten anlatıcıda olması gereken bir vasıf. Bunun zihni yorduğu doğru ama her mesleğin getirdiği zorluklar vardır ve bunlardan şikayet ederek mesleği verimsiz yapmak da bahane olarak kabul edilemez. Ders saatinin çok olması da evet verimi belli bir ölçüde azaltıyor ama bu da anlatıcının kendisini dengelemesiyle çözülebilir. Şahsen ben haftada toplam 40 saat derse girmiş biri olarak bunu belli ölçüde çözebildim. Sonrasında aşırı yorgunluk olarak döndü bana ama asla öğrencilerime bunu yansıtarak haklarına girmedim. Bence bu yetkin olmayan anlatıcının ardına sığınacağı bir mazaret. Bunlardan MEB’de ve üniversitelerde bolca olmasından dolayı da millî eğitimimizin başarısız olma nedenlerinden birisi. Örneğin, özel eğitim merkezlerinde kazandığınız parayı hak etmeniz için sizi tamamen doldururlar ama başarı oranlarına bakıldığında devlet eğitim kurumlarından daha önde oldukları görülür. Bu elbetteki kendi alanımla ilgili gözlemim başka branşlarda durum değişebilir. İkrime’nin yazdığı şu cümle zaten başlı başına zaten eğitimimiz fecaat olma nedeni bence: ” Dinleyen konumdaki bir kişinin anlatıcı durumundaki kişiyi eleştirme hakkı olamaz bence. Önce kendisi eğlenceli ders işlesin ondan sonra bu konuda fikir belirtsin derim.” Bu cümle klasik eleştiri kabul edemeyen, monoton ders işleyen bir eğitimcinin kuracağı bir cümle. Gerçekten sizin de bir “anlatıcı” olmanızdan utanç duydum. Eleştirme hakkı olmaz ne demek? Özetle, bu araştırma aşırı detaylı değil tabii ki ama bence pek çok noktaya ışık tutuyor. Özellikle şu iki dakikalık molalar benim de uyguladığım bir yöntemdi ve hem beni hem de öğrencilerimi ciddi manada derste adapte ediyordu.

  3. Kurtal diyor ki:

    Tebrikler ikrime.
    Anlatıcı konumda olmasan nasıl değerlendirirdin bu metni merak ediyorum..

  4. ikrime diyor ki:

    Bence araştırmayı yapan kişinin öğretmenlik yapmış olması gerekirdi. Bu araştırma dış gözlemci birinin yaptığı pasif ve afaki bir araştırmadan öteye geçememis. Anlatıcı konumda olmak zihni ikili bir şekilde yormakta, dahası ders saati çok fazla olduğu için anlatanan kişinin zihninin ne denli yorgun olacağı hesaba katılmamış. Dinleyen konumdaki bir kişinin anlatıcı durumundaki kişiyi eleştirme hakkı olamaz bence. Önce kendisi eğlenceli ders işlesin ondan sonra bu konuda fikir belirtsin derim.

Yorum Yaz