reklam
reklam
Akademik Personel | 08 Aralık 2016, Perşembe

Davutoğlu: Akademisyenler Kendinizi Yenileyin

27 Ekim 2014
Davutoğlu: Akademisyenler Kendinizi Yenileyin
       

Başbakan Ahmet Davutoğlu, araştırmayla kendini yenilemeyen bir eğitimcinin bir müddet sonra makineleşeceğini savunarak, iPhone örneği verdi. Davutoğlu, “iPhone 1 nesli ile iPhone 5 nesli farklılaşıyor. Ona intibak eden çocuklar da farklılaşıyor. Şu anda teknoloji kullanımı ve bilgi kullanımı itibarıyla nesil değişimi artık 30 yıl değil, 5 yıldır, 3 yıldır bazen. O zaman öğretim üyesinin de kendisini yenilemesi lazım” dedi.

Davutoğlu, Yükseköğretim Akademik Arşiv Projesi tanıtım toplantısında özetle şunları söyledi:

AMACIMIZ GÜVENCE VERMEK

Öğretim üyelerinin özlük haklarını diğer muadillerle eşit noktaya getirdik. Mesleğe başlayan araştırma görevlileri ile genç diplomatlar ya da kamudaki uzman yardımcılarının maaşları arasında ciddi farklar oluyor. O zaman öğretim üyeliği teşvik edilmemiş oluyor. Yaptığımız düzenleme aslında bu farkı gidererek, hayata atılma düşüncesindeki genç mezunlara, ‘Akademisyenlik size asgari hayat şartlarını sağlar’ güvencesini vermek. Bunu vermezsek, bu açtığımız üniversiteler mekan olarak bulunur ama öğretim kalitesi itibarıyla gelişmez.

EĞİTİM MAKİNESİNE DÖNMEYİN

Öğretim üyelerinin, akademik eğitim ile akademik araştırma arasındaki dengeyi muhafaza etmeleri gerekiyor. Bazı öğretim üyeleri, zamanla eğitim makineleri haline dönüşmüş. Yani, okuyor, mezun oluyor, doktorayı yapıyor, ondan sonra aynı dersi yıllarca vererek, binlerce öğrenciye tekrar tekrar aynı konuyu anlatan bir öğretim üyesi haline dönüşüyor. Araştırmayla kendini yenilemeyen bir eğitimci, bir müddet sonra makineleşir. Artık 3-5 yılda nesil değişiyor. iPhone 1 nesli ile IPhone 5 nesli farklılaşıyor. Ona intibak eden çocuklar da farklılaşıyor. Şu anda teknoloji kullanımı ve bilgi kullanımı itibarıyla nesil değişimi artık 30 yıl değil, 5 yıldır, 3 yıldır bazen. O zaman öğretim üyesinin de kendisini yenilemesi lazım.

ÜNİVERSİTE RAHATSIZ OLMALI

Üniversitelerimiz tek tipe, tek düşünceye, tek ekole, tek gruba ait üniversiteler olarak görülemez. Bazen ıstırap duyuyorum, ‘O üniversitemiz, şu gruba yakın’, ‘Şu üniversite mi, bu düşünceye yakın’… Üniversite dediğiniz şey farklının olduğu yerdir. Eğer doktorayı bitirenler, ‘Şu üniversitede bana yakın, benim anlayışıma, siyasi düşünceme, ideolojime, grubuma yakın birileri var. Oraya gideyim’ demişse, böyle bir düşünceyle öğretim üyeliğine başlıyorsa, bu ilmi tecessüsten yoksun demektir. Rahat etmek istiyor. Aksine, biz üniversitelerimizin her bir bölümünü insanları rahatsız eden yerler haline getirmek durumundayız. Öyle farklı fikirler olacak ki rahatsız olacak, uykusu kaçacak. Ertesi gün cevap yetiştirmek zorunda olduğu, tam karşıt görüşten biri olacak ki gece bir şey okusun. Zaten birbirini yakın tanıyan ve birbirinin adamı, ferdi gibi görülen bir üniversite, üniversite değildir.

KENDİM DE YAŞADIM

Fikir özgürlüğünü kendi aramızda kuramazsak, siyasetten bunu bekleyemeyiz. Ben kendim bunu yaşamış birisi olarak söylüyorum. Bir üniversite rektörüne gittiğimde Allah rahmet eylesin, vefat etti bölüm başkanı, bana şunu söyledi; ‘Siz çok değişik alanlarda yazılar yazmışsınız, ürünler vermişsiniz, biz ihtisasa önem veriyoruz.’ Dedim ki, ‘Hocam, madem bana meydan okudunuz, ben de size meydan okuyorum. Sizin, mesela siyaset teorisi hocanızı biliyorum. Benim makalemi alın, onun makalesiyle üçüncü bir hakeme gönderin. Balkanlar uzmanınızı biliyorum, benim makalemi alın, onun makalesiyle üçüncü bir hocaya gönderin. Ortadoğu uzmanınızı biliyorum, benim makalemle onun makalesini alın, gönderin. Eğer bir tanesinden benim daha zayıf olduğum sonucu çıkarsa, ben özür dileyeceğim. Hepsinden eğer bu makale daha güçlü gelirse, sizin bir özür borcunuz olur’ dedim. Hâlâ zihnimde kazınmış, hani maalesef bir anlayışı yansıtan sözü zihnimde kalmış. Dedi ki, ‘Ahmet Bey, uzun lafın kısası, biz burada bir ekibiz. Sizin bu ekibe uyum gösteremeyeceğinizi düşünüyoruz.’ İşte benim görmek istemediğim bölüm bu.

HAKARET EDİLMESİN DİYE EŞİMİ KAPIDA BEKLEDİM

28 Şubat’ta neler yaşandığını herkes biliyor. Ben bir profesör olarak, eşimin ihtisas imtihanında içeride hakaret edilmesin diye kapısında bekledim. Artık bunları geride bırakmamız lazım. Hiç kimsenin tahkir edilmediği, dışlanmadığı, herkesin kendi fikrini, ideolojileştirmeden, dogmatik bir hale dönüştürmeden savunabildiği, üniversite amfilerini propaganda mekanı değil ama her türlü fikrin serbestçe tartışılabildiği mekanlar haline getirme sorumluluğuna sahiptir öğretim üyelerimiz.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

  1. sıkıntılar çok diyor ki:

    üç kuruş iyileştirme verip (ki o da zaten akp nin 2002 yılından bu yana erittiği akademisyen maaşlarının yarısını bile karşılamıyor) sonra herşeyi düzeltmiş gibi bir şeyler istemek doğru değil.bunun yanında ülkemiz sor dönemden geçiyor. ülkemizi kalkındırmak, bilimsel, akademik ilerleyimizi hızlandırmak, milli mücadele ruhuyla çalışmak ve üretmek tüm akademik camianın boynunun borcudur. bu maaşlarla vs. demeden çok çalışmalı ve ülkemizde üretime, gelişime katkıda bulunacak buluşlara, yeniliklere hep birlikte imza atmalıyız. aksi halde geri kalan ülkelerin başlarına gelenler ortada. fazla söze gerek yok.

  2. coder diyor ki:

    Sizden önceki hükümet 2015 seçimlerinde kullanmak üzere “her ile üniversite” sloganı ile yola çıktı ve bilim adamı israfı yüksek liseler açtı. Bu yetmezmiş gibi YÖK’e baskı yapıp mevcut kontenjanları alabildiğine şişirdi. Bu derslere uzaylılar girmiyor, 70-80 kişilik sınıflarda ders anlatırken, sınav yapalım derken haftada 30 saat derse girerken nasıl eğitim makinesina dönmeyelim sayın Başbakanım?
    Yeni açılan üniversitelerin çokluğu artık sağlıklı gelişimi engellemektedir. 3 hoca bir şehirde, 2 hoca başka bir şehirde… Bir araya gelseler normal bir eğitim verebilecek bir kadro oluşabilecek insanlar dağıldıkları için verimli olmuyorlar.
    Şehir ve altyapı olarak hazır olmayan üniversite, fakülte ve bölümleri dondurun, öğretim elemanlarını uygun yerlere görevlendirme yolunu açın. Hatta öğrencilerin nakillerine de imkan tanıyın. Yoksa bunlar birkaç yıl içinde güçlü bir ses getirecek şekilde hükümetin elinde patlar, Buralara giden öğrenciler yetersizliklerin ve kandırıldıklarının farkındalar ve AKP’ye hayır dua etmiyorlar.

  3. sayın Başbakana diyor ki:

    2002 den bu yana tek başına iktidar olan AKP nin gelmiş geçmiş milli eğitim bakanlarına ve YÖK başkanlarına şunu sormanız gerekir. bakanlığınız/başkanlığınız döneminde YÖK kanununu neden çağdaş bir hale getiremediniz. Sayın başbakan siz bir akademisyen olarak şunu iyi biliyor olmalısınız. mevcut YÖK yasası bir darbe dönemi ürünüdür ve 30 yılı aşkın süredir de yürürlüktedir. bu yasayla yönetilen üniversiteler, yüksek öğretim sistemi kendisinden beklenilen akademik/bilimsel/çağdaş normları yakalayamamıştır. ülkemizde her alanda bir durağanlık ve gericilik söz konusu. bu durumu lütfen irdeleyiniz. yöneticilerimizin birçoğunun ahlaken, akademik açıdan, liyakat bakımından görevlerini hak etmediklerini ve devleti zarara/ziyana sürüklediklerini düşünüyorum. ülkemizde vatan haini olmasa da cahilliği, işgal ettiği makamın hakkını verememesi bakımından en az vatan haini kadar ülkeye zararı dokunan insanların particilik/yandaşlık kisvesi altından bürokraside önemli makam ve mevkileri işgal ettiklerini görmekteyiz. her türlü cemaat, particilik, siyasi görüş, bizdencilik, yandaşlık, akrabalık, hemşehricilik gibi Allah nezdinde hiçbir kıymeti harbiyesi bulunmayan, adaletsiz davranmaya ve adam kayırmaya haklı gerekçe sunmayan bu geri kalmışlık alışkanlıklarından ve uygulamalarından biran evvel vazgeçmeliyiz ve işi mutlaka ehline teslim etmeliyiz. YÖK kanununu değiştirmek değil, çağdaş, gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarla yeniden yapmayı başarmalıyız.

  4. özgür özdemir diyor ki:

    Bi iphone dur gidiyo herkes bu örneği veriyo :))

Yorum Yaz