reklam
reklam
Akademik Personel | 03 Aralık 2016, Cumartesi

Çetinsaya: YDS Amacından Saptı

10 Ekim 2014
Çetinsaya: YDS Amacından Saptı
       

‘Büyüme, Kalite, Uluslararasılaşma: Türkiye Yükseköğretimi İçin Bir Yol Haritası’ kitabıyla yükseköğretimin son 30 yılına ve bugününe ışık tutan, önümüzdeki 10 yıl için ise çok önemli analizler yapan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Hürriyet’e özel açıklamalarda bulundu.

Son günlerde sarf ettiği “YÖK lağvedilmeli” sözleriyle tartışma yaratan Çetinsaya, kurumun kötü bir imaja sahip olduğunu belirterek, izlenecek yeni yolları şu sözlerle anlattı:
“YÖK’ün ciddi bir imaj sorunu var. Kamuoyunun bütün kesimleri bu konuda hemfikir. Geçmişteki olumsuz hatıraları bir yana bıraksak bile, mevcut yapı üniversite sistemimize dar geliyor. Şu anki yapının en büyük açmazı, 100 yıllık üniversiteye de 1 yıllık üniversiteye de aynı kuralları geçerli kılması, herkesi aynı hızda koşmaya, herkesi aynı elbisenin içine girmeye mecbur etmesi. Geçen hafta Times listesi açıklandı ve Türkiye üniversiteleri önemli bir sıçrama gösterdi. Bu tabii son dönemde ortaya konan Ar-Ge teşvik politikalarının da bir sonucu. Eminim, yeni bir yapıda çeşitlilik prensibi çerçevesinde, daha hızlı koşmak isteyenlerin önü açılabilirse, Türkiye üniversiteleri daha iyi sonuçlar elde edecektir. Koşanların daha hızlı koşmasını sağlayacak imkânlar oluştururken, yürümeye yeni başlayanların da elinden tutacak, teşvik edecek mekanizmalara ihtiyacınız var. Kuracağınız yeni sistemde, adına ne denirse densin, çağdaş dünyada bütün ülkelerde olduğu gibi bir planlama, koordinasyon ve kalite denetimi kurumuna ihtiyacınız var. Bu, bazı ülkelerde olduğu gibi bir ya da birkaç kurum olabilir ya da diğer bazı ülkelerde olduğu gibi bir bakanlık şeklinde de formüle edilebilir. Aksi takdirde kamu kaynakları yanlış harcanabilir, örneğin bir anda 100 tane nanoteknoloji bölümünüz olabilir. Ya da nüfusun beklentilerini karşılamada kapasite sorunu yaşayabilirsiniz.

YDS amacından saptı

YDS gibi sınavlar bizim akademik insan kaynağımız için son derece önemli. Fakat son yıllarda çeşitli sebeplerle bu tür sınavların son derece zorlaştığına, cevaplanması imkânsız sorularla, dil yeterliliklerini ölçmekten uzaklaştığına şahit oluyoruz. Bu konuda ben Üniversitelerarası Kurul’da bir raporun hazırlanmasına vesile oldum. İnternette bulunup okunabilir. Orada örnekleriyle çok açık gösteriyor nasıl sınavın amacından saptığını. Biz bu sorunu çözmek için, sadece akademik çalışma yapacaklar için yabancı dil yeterliliğini ölçecek bir sınav bağlamında fizibilite çalışması başlattık, anadolu üniversitesi’yle birlikte yürütüyoruz. Kalite endişelerini gidermek için de Avrupa dil portfolyosunu esas almayı planlıyoruz.

Erozyonu önleyebiliriz

Özlük hakları en önemli sorunlarımız arasında yer alıyor. Yıllardır akademisyen maaşlarının düşüklüğünden söz ediyoruz. Bütün öğretim elemanlarının özlük haklarında iyileştirmeler yapılması, örnek olarak, araştırma görevlilerinin uzman yardımcısı, yardımcı doçentlerin de uzman seviyesinde özlük haklarına sahip olmaları sistemin geleceğine umutla bakmamıza yardımcı olur. Ancak böyle uzun vadeli düşünerek akademisyenliğin prestijini kurtarabilir, erozyonu önleyebiliriz. Kısa vadeli çözümlere gidilirse yine unutuluruz. Etik sorunlar, mobbing, akademik özgürlükler de ciddi meseleler arasında yer alıyor. Bu sorunları yönetmeliklerle, kanunlarla çözemeyiz. Kendi bünyemizde yaşadığımız ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bu sorunları ancak meslektaşlar olarak kendi oluşturacağımız mekanizmalarla çözebiliriz.”

Hoca başına düşen öğrenci azaltılmalı

Nitelik konusunda yapmamız gereken diğer bir ev ödevi de hoca başına düşen öğrenci sayılarını azaltmak. Öğretim elemanı olarak hesapladığımızda hoca başına düşen öğrenci sayısı 21, OECD ortalaması ise 16. Sadece derse giren doktoralı öğretim üyelerini düşünürsek 48, hatta devlet üniversitelerinde bu rakam 51’e çıkıyor. Büyüme sosyolojik bir şekilde gerçekleşecek. Ama biz nitelikli öğretim üyesi yetiştirme meselesini çözemezsek bırakın kaliteyi bu devasa sistemi gelecekte nicelik olarak da ayakta tutamayız. OECD ortalamalarından yola çıkarak hesaplarsak, 20 bini doktoralı olmak üzere 45 bin öğretim elemanına ihtiyacımız daha var. Bu noktada doktora eğitimi ve kalitesi önem kazanıyor. Türkiye’de her yıl 4 bin 500 doktora mezunu veriyoruz ve bu sayı bizim büyüklüğümüzde yükseköğretim sistemi olan bir ülke için sürdürülemez. Sayıyı arttırmak için seferberlik ilan etmeliyiz.

Açıköğretimin payı düşürülmeli

Yükseköğretimin iki önemli sorunu var Biri nitelikli öğretim elemanı yetiştirme, diğeri nitelikli büyüme. Brüt okullaşma oranı 10 sene önce yüzde 20’lerdeyken şu an yüzde 80’lere ulaştı. Dünyada öğrenci sayısını en hızlı arttıran ülkeler arasında da 6’ncı sırada yerimizi aldık ancak, bu başarıyı kaliteye dönüştürmek gerekiyor. 2050 yılına kadar her yıl 1 milyon 250 bin genç 18 yaşına girecek. 2016-2017’den itibaren 1 milyon 250 bin genç liselerden mezun olacak ve yükseköğretim talep edecek. Sistemde, açıköğretimin payını azaltmalı yüz yüze eğitime ağırlık vermeliyiz.

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

  1. coder diyor ki:

    YDS artık ciddiye alınacak bir sınav olmaktan çıktı. En büyük problem alanların birbirine geçmiş olması. Belki doktora öncesine kadar ölçü alınabilir. Fakat bir konuda uzmanlaşmış bilim insanlarına bilimsel ve alanında değerlendirme yapılması gerekir. Tarihçi neden tıp soruları ile uğraşsın ki?
    Özetle yalnızca ingilizce öğreticilerinin değil alanında uzmanlaşmış kişilerin de katılımıyla hazırlanan bilimsel nitelikte bir sınav gerekli.
    Sırf yabancı dil yüzünden emekli olan yrd. doçentler gördük ki bunların benzerlerini bulmak mümkün değil.
    ADS’yi merak ediyoruz bakalım neye benzeyecek?

  2. Ekrem KULA diyor ki:

    YDS Yüzünden mesleklerini bilmeyen akademisyen yetiştiren bir ülke olmamak için bu sınavın acilen değiştirilmesi gerekir.Tuzak ve çeldiriciden başka bir şey yok.

  3. ---- diyor ki:

    Mevcut dilin bu halde kalmasını isteyenler, mevcut Profları ve doçentleri bu sınava soksunlar bakalım kaç puan alacaklar. Gerçekten sınav sınavlıktan çıktı ve bir engelleme aracı haline geldi. Bana göre daha önce KPDS yada ÜDS veya eşdeğerinden en az 50 almış olanlar başarılı sayılmalı. Zaten KPDS veya ÜDS düzeyinde 50 almış olan bir kişi, kendisi için gerekli olan her türlü yabancı kaynağı kullanabilecek düzeydedir. 50 puanın üzeri ise ingiliz edebiyatının teferruatından başka bir şey değildir. Umarım düzeltirler ve akademisyenler dil belasıyla uğraşmayıp adam gibi bilim yaparlar. Herkese saygılar…

  4. cfd diyor ki:

    Yds’nin saçma bir sınav olduğuna katılıyorum. Fakat sonuçta bir kural ortaya konmuşsa herkesin buna riayet etmesi gerekir. F tipi elemanlar nedense 15 yıldır bu sınavı verememiş, bir anda hepsi bu sınavı vermişlerdir. Akabinde jüriler ayarlanıp hepsi doçent yapıldı. Görünen buzdağının arkası budur.

  5. Ali Aydar diyor ki:

    YDS denen saçmalığa bir ingilizi soksanız, en fazla 40-45 alır. Yrd.Doç ve Doç larımızın ne yollarla ingilizceyi geçip konuşaMAdıklarını OSYM ve hükümet düşünsün artık.

    1. mehmet diyor ki:

      Arkadaşlar, işim gereği yabancılarla görüşürüm. Ne hikmetse 55 alıp yds yi de veremedim. Yapamadığım soruları İngiliz ve Amerikalı arkadaşlarıma sorup mantığını bulmaya çalıştım bir ara. Arkadaşlar, ana dili İngilizce olan dostlarım dahi her soruda 2-3 doğru cevap buldular. Varın gerisini siz düşünün. Elin yabancısı çözemiyor, ben nasıl yapayım.

  6. Kerim diyor ki:

    Bu tespite katılmıyorum, önceden kelime ezberleyenler sınavı geçebiliyordu. Şimdi ise anlamsal yapıyı anlayanlar geçebiliyor. Sınava kabahat bulmak yerine oturup, çalışsınlar. Zor olan tek şey ise çalışmaktır.

    1. ------- diyor ki:

      aynen katılıyorum….

    2. ramizz diyor ki:

      sen bu sınava anlamsal bütünlük mü diyorsun sana söyleyim ne olduğunu klasik ezber zihniyetinin bir ürünü aynı senin ve senin gibiler gibi.çalışmadığını ne biliyorsun insanların da çalışın diye hüküm veriyorsun dostum.

Yorum Yaz