reklam
reklam
Akademik Personel | 08 Aralık 2016, Perşembe

Çetinsaya: Doktora İçin Özel Teşvikler Getirmeliyiz

30 Ekim 2014
Çetinsaya: Doktora İçin Özel Teşvikler Getirmeliyiz
       

“Doktora için özel teşvikler getirmeliyiz. Araştırma kurumlarımızın kaynaklarını tamamen yüksek lisans ve doktora eğitiminin teşvikine ayırmalıyız, kadrolu, kadrosuz ayrımlarını da göz önünde tutarak”

Yükseköğretim Kurumu Başkanı (YÖK) Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, 10 yıllık dönemde kaliteli büyüme süreçlerini devam ettirirken, açık öğretim oranlarını dünya ortalamalarına çekebilmek, yüz yüze ve uzaktan öğrenimi teşvik etmek gerektiğini belirtti.

Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından düzenlenen “Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırılması” panelinde konuşan Çetinsaya, yükseköğretimde nitelikli büyüme olabilmesi için yapılacak çalışmaların önemine dikkati çekti. Çetinsaya, niceliksel büyümenin kalite süreçleriyle taçlandırılması, niteliksel bir büyümeye dönüştürülmesi gerektiğini kaydetti.

Çetinsaya, 2050 yılına kadar Türkiye’de her yıl 1 milyon 250 bin gencin 18 yaşına gireceğini ifade ederek, “Artık elit bir toplumda da değiliz, küresel bir toplumdayız. Her bir fert bizden yükseköğretim bekleyecek” dedi.

Türkiye’de her yıl 300-400 bin kişilik kitleye yükseköğretim imkanı sağlanması gerektiğini belirten Çetinsaya, sistemde büyümenin bir kısmının açık öğretimle karşılandığını anlattı.

YÖK Başkanı Çetinsaya, şöyle devam etti:

“Öğrenci nüfusu olarak düşünüldüğünde, öğrencilerimizin yüzde 47’si şu anda açık öğretim sisteminde okuyor. Önümüzdeki 10 yıllık dönemde bu kaliteli büyüme süreçlerini devam ettirirken, açık öğretim oranlarını da dünya ülkeleri ortalamalarına çekebilmemiz lazım. Yüz yüze ve uzaktan öğrenimi belki teşvik etmemiz lazım. Açık öğretimi mümkünse azaltmamız, belki de açık öğretimi hayat boyu öğrenmenin bir parçası kılmamız lazım. Yükseköğretim çağındaki öğrencilere de yani 17-23 yaş arası öğrencilere de daha çok yüz yüze ve uzaktan öğretim imkanlarını getirmemiz lazım. Demek ki bu manada önümüzde ciddi bir mesele var.”

Gökhan Çetinsaya, öğretim üyesi yetiştirmekte biraz geride kalındığını belirterek, öğrenci sayısı ile öğretim üyesindeki artışın baş başa gitmediğini, bunun da hızlı büyümenin getirdiği bir sonuç olduğunu söyledi.

OECD ülkelerine bakıldığında, Türkiye’de brüt okullaşma oranının bu ülkelerle kıyaslanabildiğini belirten Çetinsaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yani 17-23 yaş arası nüfusun yükseköğretimle tanışabilme kapasitesi olarak yüzde 75 oranını telaffuz ediyoruz ve gururlanıyoruz. Bu gerçekten de şu anda İngiltere, Fransa, Japonya, İtalya liginde olduğumuzu gösteriyor o istatistiklere baktığımızda. Ama öğretim üyesi istatistiklerine baktığımızda o ligde gerilerde kaldığımızı gösteriyor. Demek ki bu alanda yapacak çok işimiz var. Bir göstergemiz hoca başına düşen öğrenci sayılarıdır. Doktoralı, doktorasız herkesi kapsadığımızda hoca başına 21 öğrenci düşüyor. Ama doktoralılara baktığımızda 48, hatta devlet üniversiteleri 51 olarak karşımıza çıkıyor. 2023 hedeflerini tutturmak istiyorsak, kalite çalışması yapmak istiyorsak bu sayıları aşağı çekmemiz lazım.”

Çetinsaya: Akademik Özgürlüklerde Sorun Zihniyet ve Kültür Meselesi

 

– Zihniyet ve etik sorunu

YÖK Başkanı Prof. Dr. Çetinsaya, zihniyet etik sorunlarının önemine dikkati çekerek, bu konuyla da yüzleşilmesi gerektiğini söyledi. Bunun yasalar ve yönetmeliklerle düzenlenecek bir konu olmadığını anlatan Çetinsaya, şunları kaydetti:

“Yani YÖK de yasa da buharlaşsa sonuç olarak bizim akademik kültürümüzde tasvip etmediğimiz, eleştirdiğimiz etik meseleler var. Akademik özgürlüklerin kullanımı ile ilgili SETA’da birkaç ay önce güzel bir toplantı yapmıştık. Tecrübelerimiz gösteriyor ki bizlerin, aktörlerin bir masanın etrafına oturup, tartışmamız, akademik kültürümüzün meseleleriyle yüzleşmemiz gereken konular var. Bunların hem sebeplerini hem sonuçlarını analiz etmeli ve bunu yükseköğretim camiasının mensupları olarak ortak bir şekilde çalışmalıyız. Bunu üst kurumlardan, yasa ve yönetmeliklerden bekleyemeyiz. Zaten dediğim gibi çözümü de yok.”

Çetinsaya, yükseköğretimin dünyada büyük bir değişim içerisinde olduğuna değinerek, küresel dinamikler ve dünyadaki politikaların da hayal edilen üniversiteye ne kadar dönüşebileceğini bilmediğini söyledi.

Doktoranın tamamen parasız yapılması gerektiğini belirten Çetinsaya, “Doktora için özel teşvikler getirmeliyiz. Zaten bütün dünyanın kuralı da bu. Araştırma kurumlarımızın kaynaklarını tamamen yüksek lisans ve doktora eğitiminin teşvikine ayırmalıyız, kadrolu, kadrosuz ayrımlarını da göz önünde tutarak… Benim bir akademik özgürlükler metnim var. Şiddete çağrı çıkarmayan, ayrımcılık içermeyen meselelerde akademik özgürlükler bizim için gerçekten hava, su kadar önemli. Zaten üniversitelerin dünya ve medeniyetler tarihine yaptıkları katkının asıl kaynağı bu; akademik özgürlüklerimizin güvence altında olması” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Anadolu Ajansı

 

       

Yorumlar

  1. sedat diyor ki:

    Umarım etik meseleleriniz arasında mobbing, iftira, yalan, dolan, insan hayatını bitirme, kopya, sahtekarlık gibi gerçek etik meseleler de vardır.

  2. nirvana diyor ki:

    ALES’le bilim insanı seçiyorsunuz. Tubitak’ta doktora bursuna başvuruyorsun, lisans ortalamasının %40’ını kullanıyor. Hem kadrosu olup hem burs alan onlarca insan biliyorum. Hepsini geçtim puan sıralaması yok kazananlar listesinde. İyi insan hayatı yiyorlar! Ya da biz de bir mallık var.

  3. doç.dr. diyor ki:

    ikinci olarak sayın başkana konuyla ilgili bir eleştiriyi buradan paylaşmakta fayda var. doktoralı (doktora yapanı ayrı tutuyorum) öğretim elemanlarına gereken desteği sağlamadıkça doktorada niteliği ve akademik başarıyı yakalayamazsınız. doktora yapan bir araştırmacı doktorası bitince tatmin olacak bir maddi seviyeye ulaşacağını bilirse bu onun için önemli bir motivasyon aracı olacaktır. ülkemizde öğretim elemanı maaşları düşük olduğu gibi öğretim üyesi maaşları da oldukça düşük seviyede. bunu ister dış ülkelerdeki akademisyen gelirleriyle isterseniz de ülkemizde bir uzman, genel müdür yardımcısı, tıp doktoru gelirleriyle kıyaslayın bu gerçeği görüyorsunuz. ülkemizde doçent maaşı fakülte sekreteri kadar. daha fazla bir şey anlatmaya gerek var mı? bunun yanında doçent olmuş bir bilim insanını tatmin etmeyen bir anlayış doktorayı nasıl teşvik edecek sayın başkandan bunun cevabını çok merak ediyorum. sayın başkanım, maaş konusu belli ki sizi aşan bir konu. naçizane olarak önerim siz gelin şu darbecilerin yaptığı YÖK yasasını düzeltin. Düzeltin derken yaptığınız çalışmalarda akademisyenlerin, sendikaların, üniversitelerin önerilerini dikkate alarak düzeltin. yoksa bu geçen sefer yaptığınız gibi herkese sorup, herkesin görüşünü alıp yine kendi bildiğinizi, mevcudun devamı niteliğindeki göz boyamadan öteye geçemeyen taslağı MEB’e yollamayın. gayretlerinizin takdir edilmesi gerekse de icraatlarınızın bunun çok gerisinde kaldığını üzüntüyle ifade etmek durumundayım. en baştan bu yana başkanlığınız dönemindeki icraatlarınızı yakından takip ettim. örneğin yök’teki problemleri belirlemek için oluşturduğunuz bilgi/öneri/görüş paylaşım sitesindeki konularla alakalı toplantılar düzenleyecektiniz. bir-iki toplantıdan sonra bu uygulamanızı rafa kaldırdınız. oysaki forum sitesinde binlerce görüşün paylaşıldığı konular vardı ve bu konularda ortak görüşler ve öneriler oluşmuştu. örneğin doçentlikte subjektif ve dünyada bir örneği olmayan mülakat uygulamasının kaldırılması gibi. bu konularda hiçbir adım atmadınız. problemin sizden kaynaklanmadığından eminim. bunu tüm samimiyetimle ifade ediyorum ki attığınız adımların gerisinin gelmemesi tamamen yök üyelerinin kemikleşmiş düşünceleri ve ayak diremelerindendir. Bence yapılması gereken ilk iş 55 yaş üzeri tüm YÖK üyelerinin üyeliklerinin düşürülmesi, YÖK ün gençleştirilmesi, darbe dönemi yasası olan YÖK yasasının uygulamalarının tüm savunucularının YÖK ten uzaklaştırılmasıdır. Saygılarımla.

  4. doç.dr. diyor ki:

    öncelikle bir gerçeğin altını çizmekte fayda var. akademik hayatın basamakları dünyanın gelişmiş ülkelerinde belirli standartları yakalamış durumda. yani herkes kendi sıkıntısını aşmak için keyfi önerilerde bulunursa burada çağdaş akademik süreçten bahsetmek mümkün olamaz. haliyle akademisyenler olarak öncelikle dünyanın gelişmiş ülkelerindeki akademik yükselme ve atanma kriterlerinin ülkemizde uygulanmasını talep etmeliyiz. bu hem objektif bir süreci hem de bilimsel ilerleyişimizi destekleyecektir. yani her karşılaştığımız, aşamadığımız problemi kaldırın demek doğru değil. genel kabul gören yöntemlere evet, keyfi isteklere ve uygulamalara hayır demeliyiz.

  5. deniz diyor ki:

    TEŞVİKİNİZ BATSIN….MEVCUT DOKTORALI İŞSİZLERİ NEREYE KOYACAKSINIZ?NİÇİN TEŞVİK VERECEKSİNİZ DOKTORALI KEBAPÇILAR,SİMİTÇİLER OLSUN DİYE Mİ ???

  6. Adem diyor ki:

    Sayın YÖK başkanımız daha ne söylesin. İnşallah düşünceleri, ilerisi için çizdiği perspektif kısa zamanda hayat bulur.
    Not: YDS sınavı ile ilgili doktora ve doçentlik için puanların fazla değil sadace 5 puan indirilmesi bir çok araştırıya hayat kaynağı olacaktır.

  7. mert diyor ki:

    boş bulup sallıyor. kendi elindeki basit şeyleri değiştirmeden bekliyor ki birileri yapsın. sen önce doktora kabul şartlarını iyileştir mesela. devam eden kişilerin baş ağrısını olan yeterlilik sınavı saçmalığını kaldır mesela. say say bitmez ama beyefendi hikayeler anlatmayı seviyor

Yorum Yaz