reklam
reklam
Akademik Personel | 07 Aralık 2016, Çarşamba

Çalışmayı Sürdürme

13 Ağustos 2014
Çalışmayı Sürdürme
       

Bir akademisyenin güne başlaması diğer günlerden farksızdır. O güne ait yapılacaklar listesi mantar panoda bizi selamlar. Aklımızın kaç parçaya bölüneceğini o günün gecesi şöyle bir düşünmüşüzdür. Yarın nasıl olsa işi bitmiş diğer işlerin yerine yenileri gelecektir. Ve böylece günler, aylar, yıllar geçip gider. Çalışmalar, hazırlanan projeler, tezler ve ödevlerle dolu koskoca bir ömür içinde oradan oraya koşturup dururuz. Hiç düşündük mü hayat hep işten güçten mi ibaret? Ailemizi, sevdiklerimizi bu yoğun temponun hangi yerine koymuşuzdur? Bunu kaçınız düşünüyor, sormak istiyorum. Kum saatini kaç kere çevirip çevirip kumun o minicik delikten aşağıya akarken ki zaman dilimlerinde nerelere yolculuğa çıkıyoruz? İşi mi,ailemizi mi yoksa gereksiz kafaya çakıl taşlarını mı düşünüyoruz?

Ansızın  iş başındayken  bir yakınınızı kaybetme haberi alsanız nasıl bir tepki verirsiniz? Hayat bu sefer size iş dışında bir yerden sinyal göndermiştir. O an zaman durur. Ne teziniz, ne öğrenciniz, ne kariyer hedefleriniz gözünüz sevdiklerinizden başka hiçbir şeyi göremeyecek hale gelir. Ölüm ansızın kapıyı çalmıştır. Gözünüzde büyüttüğünüz her şey kısa bir zaman dilimi içerisinde silinip gider.   Dünyalık  yaşamaya son verme vakti gelmiştir. Sizi bekleyen çalışmalara bir süre ara verip, sonra kaldığınız yerden devam edersiniz. Çalışmak zorundayızdır. Vakit bizim için çok önemlidir.  Ölümün de hayatın bir parçası olduğunu unutmadan sevdiklerimize zaman ayırmayı ihmal etmememiz gerekir.

Çalışmayı sabırla sürdürebilmek büyük bir erdem ve kararlılık ister. Hayatla kavga etmeden ideallerinin peşinden giden tüm akademisyen arkadaşların yolu açık olsun. Fikrimce bir doktora tezi sadece teze verilen emeklerle değil hayatın akışı içindeki kayıplarla nasıl başa çıkıldığıyla bitiriliyor.

Çalışırken sergilenen sabır aslında başarının azmi.

       

Yorumlar

  1. Şukela Mukela diyor ki:

    Hayat devam ediyor sonuçta ve kayıplara takılmamak gerekir yoksa ilerleme olamaz. Hemen toparlanıp hayata kaldığımız yerden daha sıkı devam etmeliyiz. Tüm sevdiklerimiz ve sevemediklerimizle birlikte bize hediye edilmiş olan bu yaşam bizim.

  2. Ali diyor ki:

    657’li olarak bir Üniversitede Kütüphaneciyim. Kendi üniversitemde yüksek lisansa devam etmeye çalışıyorum. Yds puanı alıp yarım kalan masterımı bitirme düşüncesi sürekli aklımda. Çünkü lisansüstü olmadan 4-5 yıl sonra artık sıradan kişiler olarak görüleceğiz. Gerçi zaten kendi kurumumda da öyle görülmekteyim. Soruşturma tehdidi ile etliye sütlüye karışmadan yaşamaya çalışıyorum. Türkiye’de üniversite bitirme oranı hayli yükseldi artıkın. Lise diplomasının değerine düşürdüler lisansı.

    Aslında mesleğimi ve iş yerimi değiştirme aklımda. Akademiyi nişanlımdan dolayı çok iyi bilmekteyim birebir, öyp sisteminden dolayı. Uzman olmak aslında daha ağır basıyor. Çünkü bir erkek her zaman bu ülkede daha çok kazanmak zorunda eşinden. Yoksa ezilirsin. Nişanlıyım, ama ev kredisi borcumdan dolayı da evlenme konusunda hep zorlanıyorum. Ama benden istenenler hiç bitmiyor. Ama bana “sen ne istiyorsun?” diye soranda yok. Sürekli talep var..

    Ama bu koşturmada evet “ölüm” var. O işte en gerçek.

  3. selçuk diyor ki:

    bu yazıyı okuyunca yıllar önce yaşadığım acı bir olay tekrar gözümün önüne geldi. 2005 yılında araştırma görevlisi olarak çalıştığım günlerden bir gün laboratuvarda çalışırken babamdan gelen bir telefonla beyaz önlüğü üstümden nasıl çıkardığımı bilmiyorum. gelen telefonda babam kız kardeşimin öldüğünü söylüyordu. elim ayağım tüm vücudum donmuştu sanki.. bu olaydan bir hafta önce de babaannemi kaybetmiştik….acı ve kederli bir yıldı 2005 benim için..

Yorum Yaz