reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

Bu Maaşa Bilimsel Bilgi Üretilir mi?

18 Eylül 2014
Bu Maaşa Bilimsel Bilgi Üretilir mi?
       

Araştırma görevlilerinin ücret seviyesini, sıradan bürokratik kadroların, uzman yardımcılarının üstünde teşvik edici bir düzeye çıkarıp, nitelikli kafa emeğini, bilimsel çalışma alanına yöneltmek zorundayız.

Rahmetli Özal’ın Başbakan iken, akademik kadroların ücret seviyesinde iki katın üstünde bir artış isteğine, dönemin maliye bürokratlarının bütçeye getireceği yükü öne sürüp itiraz etmeye kalkması üzerine “bu benim değil, sizin işiniz. Uygun bir kaynaktan aktarın” dediği söylenir.

Türkiye’nin gündemini işgal eden konular arasında “bilim ve üniversite meselesinin” bir yeri olduğu maalesef söylenemez. Son açıklamalarıyla Başbakan Davutoğlu bu konudan bahsetmiş olmasaydı, yeni eğitim dönemi başlarken dahi “akademik sorunları konuşmak” kimsenin aklına gelmeyecekti.

Türkiye’de bilim yapma, bilimsel bilgi üretme ve elbette üniversite konusu temel bir meseledir; bunu esaslı bir çözüme kavuşturmadan, ülkenin fazla mesafe kat etmesi de oldukça zordur. Bu yazıda “üniversite ve bilimsel zihniyet sorununu” şimdilik bir yana bırakarak, çok pratik bir sorundan, tam da Başbakan Davutoğlu’nun zikrettiği meseleden bahsetmek istiyorum.

Üniversite nerede?

Burada soru oldukça basittir: Bilimsel zihniyet ve bilgi üreten bir kurumsal yapı olarak üniversiteden bahsediyoruz ama bilimsel bilgiyi kim üretecektir?

Türkiye’deki üniversite sorununun, temelde ekonomik bir sorun olmadığını ama ekonomik bir yönünün olduğunu unutmamak gerekir. “Üniversite hocalarına ne kadar çok ücret verirsek, bilimsel üretimin o kadar çok artar” diye meseleyi ücretten ibaret düşünmek yanlıştır. Akademik niteliğin gelişmesi, birçok faktörün bileşkesidir ve akşamdan sabaha çözülecek bir konu değildir. Bununla beraber, üniversitede bilim yapacak adamlar, daha ilk adımda “ekonomik sorunla” karşı karşıya kalıyorlarsa gerisini konuşmak ne anlama gelecektir?

Akademisyenlerin ekonomik durumu ilk olarak, toplumdaki konumlarını ve onların prestij sıralamasındaki yerini gösteren bir olaydır. Eğer rutin, bürokratik kariyer sürecini, akademik kariyerin üzerinde tutan bir ücret politikası söz konusuysa üniversiteler hayat itibar kaybı yaşamakla kalmayacak, bu durum yaratıcı, yenilikçi, kabiliyetli öğrencilerin “asistan olup akademik hayata katılması” konusunda da caydırıcı bir etki yaratacaktır. İkinci bir mesele ise, üniversite mezunları içerisinde kabiliyetli, nitelikli zekanın başka alanlara kaymasıyla birlikte; toplum, fikir, bilimsel bilgi ve yenilik üretme potansiyelinden mahrum olacak, bu açığı dışarıdan ithal etmek yoluyla gidermek mecburiyetinde kalacaktır.

12 Eylül Darbesi’nden bu tarafa, YÖK’le birlikte gelen ve daha önceki sistemin sorunlarına eklenen devasa üniversite problemini çözmek için, hiç olmazsa bir yerden başlanılamaz mı? Üzerinde durmak istediğim sorun, üniversitelerin asistan- insan kaynağı sorunudur. Üniversitede bilimi, binalar, laboratuarlar, tesisler, maddi harcamalar yapmaz; bilimi yapacak olan insandır.

Kim asistan olmak ister?

Bu sebeple işe asistanlardan başlamak gerekir. Öncelikle asistanların ücret seviyesini, sıradan bürokratik kadroların, uzman yardımcılarının üstünde teşvik edici bir düzeye çıkarıp, nitelikli kafa emeğini, bilimsel çalışma alanına yöneltmek zorundayız.

Diğer mesele asistan alımının, lise bilgi düzeyine hitap eden bir sınav (ALES) yerine, mutlaka “bilimsel alan bilgisine” dayanan, objektif yazılı ve sözlü bir sınava dayandırmak gerektirdiği ile ilgilidir. Bir diğer mesele ise, araştırma görevlilerini üniversite kapsamına aldıktan sonra, onları eğreti bir istihdam bağıyla (50-d kadrosu gibi) değil, üniversitede “özgürce, geleceklerine duyacakları güvenle” bilim yapabilecekleri bir ortamı sağlama konusudur. Sorunu “üniversite hocalarının ücretlerine yapılacak zam” meselesi olarak görmek yetersizdir. Üniversitenin kaynağını zenginleştirmek gereklidir. Kaliteli, kabiliyetli beyinleri üniversiteye yönlendirmeyi başaramayan ülkeler, hep başkalarının bilgilerine-teknolojilerine muhtaç olmaktan kurtulamayacak olan ülkelerdir.

Kaynak: Akşam

Yazar: Vedat Bilgin

       

Yorumlar

  1. ercüment diyor ki:

    aldığım maaşı hak ettiğimi düşünmüyorum maalesef.Böyle düşünenler de var aranızda.aynı işi özelde yapsam aldığım para 1500 ü geçmez kesinlikle.yani doçentim ama yaptığım iş çok çok ahım şahım değil.normal memur işleri,kağıt kürek işleri.ciddi bir akademik çalışma yok henüz ülkemizde.alt yapı yok çünkü.yetişen eleman yok çünkü.akademik ünvanlar çok kolay kazanılıyor günümüzde.kendimden utanıyorum ama sistem böyle yani..yönetmelikte ne yazıyorsa o yapılıyor..

    1. cehalet güruhlarına diyor ki:

      ben de rektörüm ama inanın hiç istemeden oldum. aldığım maaşı hayır kurumlarına bağışlıyorum tıpkı bu doçent arkadaş gibi rektörlükten aldığım maaşı hak etmediğimi düşünüyorum. bence akademisyenlere maaş vermesinler. hatta ne işimiz var bizim ülke olarak yüksek öğretimle. kapatalım üniversiteleri olsun bitsin. sanayide ne argeler var bilemezsiniz. Iphone’u biz üretiyoruz, mercedes ankara ostim sanayide üretiliyor. türk traktör new holland isimli milli traktörlerimizi 50 yıldır gururla üretiyor. ya Allah aşkına birader sen milletle kafa mı yapıyorsun. Sen doçentsen ben de rektörüm, hatta bakan yada cumhurbaşkanı bile olabilirim. sizin işiniz yok mu Allah aşkına işinize bakın. böyle her akademisyen haberinde tezini verememiş, lisansüstü yapamamış eziklerin burada yorum yapmasından gına geldi artık.

    2. cehalet güruhlarına diyor ki:

      bir şey daha. ben doçentim ancak aldığım maaş yaptığım işin 10 da 1’ini karşılamaz demiyorum. çok şükür diyorum bunun yanında düşük olduğunu, ülkemizdeki diğer memurlara oranla ve dünyadaki memur maaşları politikası göz önünde bulundurulduğunda özellikle çok dengesiz ve yanlış olduğunu kolaylıkla görebiliyorum. patentim var, indekste taranan yayınlarım epeyce var, konferans katılımlarım, abd de post doktoram hepsi var. çalışan her akademisyenin de olur. burada imkanın yoksa çalışırsan imkanı olan yerlere de kabul edilirsin. bir doçent maaşının bir yüksek okul/fakülte sekreterinkinden, bir yrd.doç.dr. maaşının kurumda yeni atanan bir mühendis maaşından, bir arş.gör. maaşının imam maaşından düşük olmasını bana kimse anlatamaz. kimseye de anlatılamaz. bu gerçeğe kargalar güler.

  2. sezen diyor ki:

    Bu zam sadece arastirma gorevlilerinimi kapsiyor. Bende ogretim gorevlisiyim ve doktora yapiyorum. Umarim bizide kapsar.

  3. sabir diyor ki:

    tüm üniversiteler özelleştirilmeli, devleti yatmak için tercih ediyor millet.Herkes terlemeden para kazanmanın peşinde.Vakıf üniversiteleri bakın işte nasıl çalışıyor.

    1. akademik terbiye diyor ki:

      bu site akademisyenlerin görüşlerini paylaştığı bir platform. haliyle akademik etiğe ve akademisyene yakışır objektif bir bakış açısı ve bilimsel kriterlere uygun bir biçimde görüşlerimizi paylaşmalıyız. vakıf üniversiteleri nin misyonu, vizyonu, perspektifi ile devlet üniversitelerininkiler çok farklı. vakıf üniversitelerinin bir kaçı dışında diğerlerinin ortalama devlet üniversitelerinden bile daha düşük bir eğitim seviyesi var. devlet üniversiteleri herşeye rağmen öndeler. o yüzden lütfen desteksiz atış yapmayalım.

  4. osman diyor ki:

    Vakif universitesi personeli hic mevzu bahis olmuyor bu surecte.devletin elemanlari kendi derdine dusmus etrafi gormuyor.vakif unv.personeli devletle ayni sartlarda ataniyor, ancak calisma kosullari, guncel gelismeler karsisinda durumu ne yok un ne de diger ilgililerin umurunda.ve maalesef ki akademikpersonel.com da bu konuyu gundeme getirmiyor.adaletli dusunmezken adalet bekleyelim

    1. Serkan diyor ki:

      Osman bey olaya çok dar bakıyorsunuz. Eğer devlet zam yaparsa Vakıflarda çalışanlarına zam yapmak durumunda kalır çünkü o personeli orada eski ücrete tutamaz.

      1. osman diyor ki:

        serkan bey,
        olaya pek dar baktığımı düşünmüyorum çünkü olayın içindeyim. bugün vakıf üniversitesinde çalışan akademisyenlerin pek çok meselesi var; özlük hakları bunların başında geliyor. ticarethane mantığında olan bu üniversitelere alınan personelde yök kriterleri aranıyor ki aranmalı; ancak muamele de eşit olmalı ki bu hususta ne yök’te ne de gündemde böyle bir mevzu geçiyor.

  5. Ales diyor ki:

    ales sınavında bilimsel alan soruları sorulmalı.Böyle olunca salt turkce matematikle dgs ile fakülteye girenler ,fakülte birincisinden daha avantajlı oluyor,akademisyen olacak kişi normal lys ile girip fakulte birincisi olacağına,2.sınıfta direkt gelmiş dgs antemanlı, hızlı türkçe matematik testi çözebilen fakat bilim alanı içerisinde temeli olmayan dgs öğrencileri oluyor.Yani sistem çalışkanı,akademik kapasitesi temeli olanı desteklemiyor.Kendini, bilim alanı dışına vermiş,kendi bilim dalı dışında ustalaşmış kişileri seçiyor.Böyle olunca fakülte birincileri de sanayiye,özel sektöre kaçıyor mecburen.

Yorum Yaz