Akademik Personel | 18 Kasım 2017, Cumartesi

Bu Maaşa Bilimsel Bilgi Üretilir mi?

18 Eylül 2014
Bu Maaşa Bilimsel Bilgi Üretilir mi?
       

Araştırma görevlilerinin ücret seviyesini, sıradan bürokratik kadroların, uzman yardımcılarının üstünde teşvik edici bir düzeye çıkarıp, nitelikli kafa emeğini, bilimsel çalışma alanına yöneltmek zorundayız.

Rahmetli Özal’ın Başbakan iken, akademik kadroların ücret seviyesinde iki katın üstünde bir artış isteğine, dönemin maliye bürokratlarının bütçeye getireceği yükü öne sürüp itiraz etmeye kalkması üzerine “bu benim değil, sizin işiniz. Uygun bir kaynaktan aktarın” dediği söylenir.

Türkiye’nin gündemini işgal eden konular arasında “bilim ve üniversite meselesinin” bir yeri olduğu maalesef söylenemez. Son açıklamalarıyla Başbakan Davutoğlu bu konudan bahsetmiş olmasaydı, yeni eğitim dönemi başlarken dahi “akademik sorunları konuşmak” kimsenin aklına gelmeyecekti.

Türkiye’de bilim yapma, bilimsel bilgi üretme ve elbette üniversite konusu temel bir meseledir; bunu esaslı bir çözüme kavuşturmadan, ülkenin fazla mesafe kat etmesi de oldukça zordur. Bu yazıda “üniversite ve bilimsel zihniyet sorununu” şimdilik bir yana bırakarak, çok pratik bir sorundan, tam da Başbakan Davutoğlu’nun zikrettiği meseleden bahsetmek istiyorum.

Üniversite nerede?

Burada soru oldukça basittir: Bilimsel zihniyet ve bilgi üreten bir kurumsal yapı olarak üniversiteden bahsediyoruz ama bilimsel bilgiyi kim üretecektir?

Türkiye’deki üniversite sorununun, temelde ekonomik bir sorun olmadığını ama ekonomik bir yönünün olduğunu unutmamak gerekir. “Üniversite hocalarına ne kadar çok ücret verirsek, bilimsel üretimin o kadar çok artar” diye meseleyi ücretten ibaret düşünmek yanlıştır. Akademik niteliğin gelişmesi, birçok faktörün bileşkesidir ve akşamdan sabaha çözülecek bir konu değildir. Bununla beraber, üniversitede bilim yapacak adamlar, daha ilk adımda “ekonomik sorunla” karşı karşıya kalıyorlarsa gerisini konuşmak ne anlama gelecektir?

Akademisyenlerin ekonomik durumu ilk olarak, toplumdaki konumlarını ve onların prestij sıralamasındaki yerini gösteren bir olaydır. Eğer rutin, bürokratik kariyer sürecini, akademik kariyerin üzerinde tutan bir ücret politikası söz konusuysa üniversiteler hayat itibar kaybı yaşamakla kalmayacak, bu durum yaratıcı, yenilikçi, kabiliyetli öğrencilerin “asistan olup akademik hayata katılması” konusunda da caydırıcı bir etki yaratacaktır. İkinci bir mesele ise, üniversite mezunları içerisinde kabiliyetli, nitelikli zekanın başka alanlara kaymasıyla birlikte; toplum, fikir, bilimsel bilgi ve yenilik üretme potansiyelinden mahrum olacak, bu açığı dışarıdan ithal etmek yoluyla gidermek mecburiyetinde kalacaktır.

12 Eylül Darbesi’nden bu tarafa, YÖK’le birlikte gelen ve daha önceki sistemin sorunlarına eklenen devasa üniversite problemini çözmek için, hiç olmazsa bir yerden başlanılamaz mı? Üzerinde durmak istediğim sorun, üniversitelerin asistan- insan kaynağı sorunudur. Üniversitede bilimi, binalar, laboratuarlar, tesisler, maddi harcamalar yapmaz; bilimi yapacak olan insandır.

Kim asistan olmak ister?

Bu sebeple işe asistanlardan başlamak gerekir. Öncelikle asistanların ücret seviyesini, sıradan bürokratik kadroların, uzman yardımcılarının üstünde teşvik edici bir düzeye çıkarıp, nitelikli kafa emeğini, bilimsel çalışma alanına yöneltmek zorundayız.

Diğer mesele asistan alımının, lise bilgi düzeyine hitap eden bir sınav (ALES) yerine, mutlaka “bilimsel alan bilgisine” dayanan, objektif yazılı ve sözlü bir sınava dayandırmak gerektirdiği ile ilgilidir. Bir diğer mesele ise, araştırma görevlilerini üniversite kapsamına aldıktan sonra, onları eğreti bir istihdam bağıyla (50-d kadrosu gibi) değil, üniversitede “özgürce, geleceklerine duyacakları güvenle” bilim yapabilecekleri bir ortamı sağlama konusudur. Sorunu “üniversite hocalarının ücretlerine yapılacak zam” meselesi olarak görmek yetersizdir. Üniversitenin kaynağını zenginleştirmek gereklidir. Kaliteli, kabiliyetli beyinleri üniversiteye yönlendirmeyi başaramayan ülkeler, hep başkalarının bilgilerine-teknolojilerine muhtaç olmaktan kurtulamayacak olan ülkelerdir.

Kaynak: Akşam

Yazar: Vedat Bilgin

       

BENZER HABERLER