Akademik Personel | 22 Ağustos 2017, Salı

Bir Hobi Olarak Yüksek Lisans

Bir Hobi Olarak Yüksek Lisans
       

Birçok kişinin yüksek lisans yapma sebebi askerliği uzatma, maaşı artırma, terfi alma, CV’yi kaliteli gösterme… Bu sebeplerle yüksek lisans yapmak isteyenler ‘gerçek anlamda’ akademisyen olmak isteyenleri kızdırsa da sayıları her geçen gün artıyor. Peki bu işin sonu nereye varır?

Sanki gizli bir anlaşma varmış gibi bu topraklarda yaşamanın bir sırası vardır. Şöyle ki, Anadolu lisesi sınavlarına girilecek. İlerleyen yıllarda annelerin kapıda dua ederek beklediği o meşhur üniversite sınavı da kaçınılmaz olacaktır. Cinsiyetinize göre sonrasında bu gizli anlaşmayı sürdürmek zorundasınızdır. Erkekler askere, kızlar ya işe ya da hayırlı bir nasip safhasına gelmiştir artık. İşte bu sıra, 80 kuşağıyla biraz bozuldu. Evlenme yaşı yükseldi, eğitim seviyesi arttı, çocuk sayısı düştü ve bir önceki jenerasyon ile mesafe hiç olmadığı kadar arttı. Bu durum da beraberinde farklı yollara başvurulmasını zorunlu kıldı. Zira iş bulamamışsanız, evlenmemişseniz, askere de gitmek istemiyorsanız tek kurtarıcınız öğrenciliği uzatmaktır.

Akademik kariyerden ya da bilim insanı olmaktan çok uzak nice memleket genci ‘yüksek lisans öğrencisi’ şimdilerde. Sırf işyerinizde ‘Sahi sen neden yüksek lisans yapmadın?’ sorularına cevap olsun diye ortalama 20 bin liraya bir üniversiteye başlayanların sayısı epey fazla.

Erkekler için askerlikten kaçış yolu

İyi bir firmada başarılı bir mühendis olan Burak Atay’ın akademisyen olma gibi bir düşüncesi yokmuş aslında. Şimdilerde yüksek lisans yapmak istemesinin tek sebebi askerlikten kaçmak. Atay, “Mühendislik, pratik gerektiren bir alan, yüksek lisans ise ilgi alanlarınızı derinleştirdiğiniz bir safha. Fakat Türkiye’deki yüksek eğitim size bu derinleşmeyi vermediği gibi mühendislik alanı için maalesef pratik imkânı da sağlamıyor. Bu yüzden yüksek lisans sadece erkekler için askerlik anlamına geliyor. Kadınlar içinse ne anlam ifade ettiğini çözemedim.” diyor.

‘Hafta sonu MBA yapan arkadaşlarım var’

Lisansını bilgisayar mühendisliğinde tamamlayan Rıdvan Yazıcı, yüksek lisans yapmayı düşünüyor. Yazıcı, işyerinde ilgisi olan olmayan birçok kişinin hafta sonları özel üniversitelere giderek MBA (işletme yüksek lisansı) yaptığını anlatıyor. Ona göre bu artık bir trend haline geldi: “Aslında hepimiz biliyoruz hafta sonu kursa gider gibi yüksek lisans yapılamayacağını. Sırf yüksek lisans yaptığı için insanların maaşında küçük miktarda da olsa artış oluyor ya da günün birinde terfi söz konusu olduğunda küçük de olsa faydası oluyor. Bence akademik kariyerin çok ötesinde bir amacı var artık yüksek lisansın.” Yazıcı bütün bunların farkında olduğu için yüksek lisans yapmak istiyor ve “Hiçbir şey olmasa da askerliği geciktiririm.” diyor.

Gerçekten akademik kariyer planlayan ve kendini bilim insanı olarak tanımlamak isteyen kişiler, bu durumdan rahatsız. Onlardan biri İslam Yaşar. Hâlihazırda yüksek lisans yapıyor ve durumu şöyle özetliyor: “Türkiye’de genel olarak bir alanda uzmanlaşma sıkıntısı var. Yüksek lisans programları çok genel. Birçoğunun lisanstan farkı yok.” Yaşar’a göre, askerden kaçmak için yüksek lisans yapanlar sosyolojik bir vaka. Bu kişilere kızgınlığını şöyle ifade ediyor: “Anlamakta zorluk çekiyorum. Bu kişilere akademik olarak bile bakamıyorum. Çünkü adam zaten üniversiteyi zor bitirmiş. Terfi etmek ya da ek ödenek almak için yapanlar da yüksek lisansın akademik hedefine gölge düşürüyor. Nitelikli ve bitirmesi çok kolay olmayan, detay içeren programlar olduğunda gerçekten bilim yapma motivasyonu olan bireyler bu programa başvuracak ve başarılı olacaktır. Mesela Almanya’daki yüksek lisans programları… Orada birkaç dersi veremediği takdirde kişinin üniversiteden ilişiği dahi kesilebilir. Türkiye’de ise yüksek lisansı bitiremeyen kimse görmedim.”

CV üzerinde şık durduğu düşünülüyor

Gökhan Gökhan ise özel bir üniversitenin öğrenci işleri bölümünde çalışıyor. Gün boyunca yüksek lisans yapmak isteyen öğrencilerle karşılaşıyor. Bu anlamda gözlemleri önemli: “Yüksek lisansın erkek öğrenciler tarafından sömürü aracı olarak kullanıldığı söylenebilir. Sistem olarak özel üniversite çatısında maddi güce bağlı olarak yapılabilen bir program. Bitirme konusunda da fazla bir zorluk çekildiğini düşünmüyorum. Nedense CV üzerinde hâlâ şık durduğu düşünülüyor. Hem öğrenci hem özel üniversite açısından bakılınca ‘kazan kazan’ metoduna güzel bir örnek.”

‘Bu durumun sebebi sürekli vakıf üniversitesinin açılması’

Türkiye’de bir devlet üniversitesinde tezsiz yüksek lisans için 7 bin 500-18 bin TL ödemeniz gerekiyor. Vakıf üniversitesinde ise tezsiz yüksek lisans için 7 bin 500-45 bin TL arası ödenmeli. Vakıf üniversitesinde Yrd. Doç. Dr. olan bir akademisyen, “Bunu düzeltecek merci siyasilerdir, sürekli vakıf üniversitesi açarak işin suyunu çıkartan onlar. Bir işe başvururken alanında yüksek lisans yapmışsa etkisi var ama askerlik, maaş artışı gibi sebeplerle MBA yapmışsa bunun bir artısı yok. Memurlarda kademe almayı sağlar, başka bir işe yaramaz.” diyor.

Firmalar artık kimi aradığını iyi biliyor

Kariyer.net CEO’su Yusuf Azoz’un konuyla ilgili görüşleri şöyle: “Firmaların pozisyon için yüksek lisans şartı varsa bunu ilanlarda özellikle belirtiyorlar. Bazen tercih edilebilir şekilde bazen kesinlikle yüksek lisans olmalı şartını koyuyorlar. Kişi kariyer hedefleri dışında yüksek lisans yapıyorsa bu sırıtıyor. Bu ne kuruma ne de kişiye birşey katıyor. Eğer işveren tarafından işe alım sürecinde aranan bir nitelikse zaten işveren neyi nasıl arayacağını biliyor. Kişinin yüksek lisans yapmış olması her zaman bir fayda olarak dönmüyor. Firmanın aradığı mühendis, farklı bir disiplin olan işletme alanında master yaptıysa bu durum şirket için kıymetli oluyor. Mesela işletme mezunu, işletme alanında yüksek lisans yaptıysa ve işletme alanında bir başvuru yapmıyor, sadece mühendislik yapacaksa süreçte hiçbir faydası olmuyor. Firmaların bu konudaki farkındalığı fazlasıyla artmış durumda. Kişi neden master yaptı, hangi kurumda yaptı, hangi fakülteden diploma aldı işverenler bunları doğru şekilde değerlendiriyor.”

İnsan kaynakları uzmanı Nihal Uzar ise, “Yüksek lisans yapmak artı, iş dünyasının beklentilerini karşılayan bir üniversitede ise özellikle artı. En azından bize eğitimine önem veren, kendini geliştirmeye açık olduğunu ispatlamış oluyor. Tabii kalitesini sorgularken referans mektupları ve bazı staj evreleriyle de bunu test edebiliyoruz. Adaylar arasında eşitlik veya yakın pozisyonları varsa, hangi alanda yapmış olursa olsun yüksek lisans yapan aday tercihte etkili oluyor.” diyor.

45 yaşında tıp okumaya başlayanlar…

Ne askerden kaçış, ne terfi, ne de prim… Bir sebep daha var ki o da yarım kalan öğrencilik. Bu kişiler, 28 Şubat’ta başörtüsü sorunundan dolayı üniversiteye gidemeyen öğrenciler. Başörtüsü sorunu nedeniyle Türkiye’deki eğitimine Viyana’da devam eden binlerce öğrenciden biri Semanur Güzel. O da yüksek lisans yapmış ancak “Bunu dile getirmeye bile gerek duymuyorum. Yüksek lisansı gerçekten istediğim için yaptım.” diyecek kadar bilinçli. İşletme yüksek lisansı yapan Güzel’in kendisi gibi başörtüsü sebebiyle okulunu yarım bırakan kızların deneyimlerine dair görüşleri ise şöyle: “Bu kızlar diplomaları olmasa da bir şekilde alanlarıyla alakalı işlerde çalışabildi. Fakat diplomaları olmadığı için önlerine bu sorun her zaman getirildi ve iş hayatında sıkıntı yaşadılar. Af gelince okula dönüp diplomalarını alanlar oldu. Akademik olarak devam edenler de… Ellerine böyle bir fırsat geçmişken yeniden hedeflerine odaklandılar. Akademik tarafı bazılarının umurlarında değildi. 45 yaşında sadece içinde kaldığı için tıp okuyan birini tanıyorum. 50 yaşında okul bitecek, eller titremeye başlayacak. Bu halde hangi araştırmaya katkıda bulunabilecek?” Güzel’e göre, gerçekten akademik anlamda bir şeyler yapan çok az. Birçok insan sırf etiket olsun diye devam ediyor. Yüksek lisansın bilinçli bir şekilde yapılmamasının kaliteyi düşürdüğünü söyleyen Güzel, “Özellikle özel üniversitelere uygulama olarak sınırlar konulmalı ki her parası olan yüksek lisans yapmaya kalkışmasın.

Kaynak: Zaman

       

BENZER HABERLER