reklam
reklam
Akademik Personel | 02 Aralık 2016, Cuma

Bir Haftada İngilizce, Sınavsız, Puansız Tıp, İsteyene Hemen Mastır!

2 Eylül 2014
Bir Haftada İngilizce, Sınavsız, Puansız Tıp, İsteyene Hemen Mastır!
       

Abbas Güçlü

Eğitim  ciddi iştir dedikçe, sulandıran sulandırana.
İlanlardan geçilmiyor.
Kimi sınavsız, puansız doktor olmaya ne dersiniz diyor.
Kimi bir haftada İngilizce öğretmeyi vaat ediyor.
Kimi hiç üniversiteye gelmeden eğitimin her türlüsünü ayağınıza getiriyor.
Kimi de üniversite destekli kurslarda mastır diplomaları dağıtıyor…
Güya, eğitim ilanlarının bir süzgeçten geçmesi gerekiyor. Ama ne bir denetleyeni var ne de etik değerleri sorgulayan.
Bu yüzden de çok ciddi sorunlar yaşanıyor.
Kimi parasını kaptırıyor.
Kimi yıllarını heba ediyor.
Kimi de aldığı diplomanın denkliğinin olmadığını anladığında iş işten çoktan geçmiş oluyor…

Eğitim mi, ticaret mi?

Eğitimin ticareti olmaz mı, elbette olur. Para kazanmadan o sistemi ayakta tutmaları mümkün değil. Ama herhangi bir alandaki ticari kuralları getirip, eğitimde uygulamaya kalkmak, yanlışların en büyüğü olur. Çünkü söz konusu olan çocukların, gençlerin geleceğidir.
Hata yapıldığında dönüşü yoktur. O yılları bir daha geri getiremezsiniz. Hayalleri köreltip, heyecanı yok ettiğinizde onları yeniden kazanmanız pek de kolay olmuyor.
İşte bu yüzden, eğitimle ilgili etik kurallar oluşturulurken çok daha titiz olmak gerekiyor…
Peki, bunu kim denetleyecek?..
MEB mi, YÖK mü, Sağlık Bakanlığı mı, Devlet Denetleme Kurumu mu, Bilim Bakanlığı mı yoksa başka makamlar mı?
Eğitim, aslında bir bütün gibi görünse de karmaşık bir yapı içerisinde ve çok farklı kurumlara bağlı.
Çoğu zaman sahipsiz kalmasının önemli gerekçelerinden biri de zaten bu!..

Her ilan alınmalı mı?

Eğitime yön veren kurum ve kuruluşlar üzerlerine düşen sorumluluğu yeterince yerine getirmiyor da yayıncı kuruluşlar bu konuda çok mu duyarlılar?
Evet demek mümkün değil.
Gelen her ilan ya da reklamlar neredeyse hiçbir denetim olmaksızın yayımlanıyor.
Kendini dünyanın en iyi kurumunu ilan eden de var, bir haftada İngilizce öğrettiğini iddia eden de…
12 Eylül dönemiydi, Evren de astığı astık kestiği kestik devlet başkanıydı. Televizyon reklamlarında da bir damla deterjanla dağ gibi bulaşık yığınları yıkanıyordu. İlgili firmayı Çankaya Köşkü’ne çağırmış, hadi bakalım, bir damla deterjanla bu bulaşıkları yıkayın demişti. Keşke şimdi de birileri çıkıp, hadi şu öğrencilere bir haftada İngilizce öğretin, şunları da nasıl doktor yapıyorsun hele bir anlat dese…
Bu işi kim üstlenir bilmiyoruz. Reklamcılar derneği de olabilir, Gazeteciler Cemiyeti ya da Basın Konseyi, RTÜK benzeri kurumlar da. Ama ne olur artık birileri bu konuda en azından kafa yormaya başlasın…

Denetim neden şart?

Piyasada on binlerce sahte diploma olduğunu YÖK de biliyor, MEB de…
Yine aynı şekilde, her yıl on binlerce öğrenci ve velinin öyle ya da böyle kandırıldığını sağır sultan bile duydu.
Yurtdışı eğitimde olduğu gibi yurtiçi eğitimde de özellikle sertifika programlarında, mastır ve doktorada vahim sıkıntılar olduğu da akademik camiada herkesin malumu!
Giriş sınavları ve kayıtlarda da hak, hukuk ve adaleti ara ki bulasınız…
Peki, bu böyle mi gidecek?
Giderse de nereye kadar gidecek?
İlle de daha çok canın yanması, kurumlara olan güvenin dibe mi vurması gerekiyor?..
Özetin özeti: Ne olur artık eğitimi ve çocuklarımızın geleceğini ciddiye alalım. Ama lafta değil!..

Kaynak: Milliyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz