reklam
reklam
Akademik Personel | 08 Aralık 2016, Perşembe

Biber Gazının Tehlikeleri Tıp Kongrelerinde

6 Nisan 2014
Biber Gazının Tehlikeleri Tıp Kongrelerinde
       

Sedat ERGİN’in Hürriyet’teki yazısından alıntılanmıştır: 

 

AKCİĞER sağlığı alanındaki uzman doktorların mesleki örgütü olan Türk Toraks Derneği’nin önceki gün Antalya’da başlayan 17’nci yıllık kongresinin dünkü ana oturumuna konuşmacı olarak katıldım.

Oturumun konusu bu köşede sıkça gündeme getirdiğim biber gazının tehlikeleriydi. Türk Toraks Derneği’nin ulusal kongresinin ilk günü ana oturumunu bu konuya ayırmış olması bile sorunun artık tehlike çanları çalmakta olduğunu gösteren bir durum. “Sağlık ve hukuk açısından göz yaşartıcı gazların kullanımı” başlıklı oturumu bu alanda uzmanlaşmış 500 dolayında akademisyen ve hekim izledi. Oturumda ilk konuşmayı 2011 yılında biber gazının bu tedbire maruz kalan insanların solunum sistemlerinde uzun dönemli tahribat yaptığını gösteren göz açıcı bir bilimsel araştırmaya imza atmış olan Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.Peri Meram Arbak yaptı. İlginç bir sunum geçen yaz Gezi Parkı direnişinden hemen sonra derneğin oluşturduğu bir çalışma grubunun bu hadiselerde biber gazına hedef olan 546 denek üzerinde gerçekleştirdiği bir araştırmanın sonuçlarını konu aldı. Dr.Eda Uslu’nun bu araştırmayla ilgili sunumu da biber gazının yine uzun süreli solunum sorunlarına yol açabildiğine işaret ediyor.

Avukat Turgut Kazan, AİHM kararlarından yola çıkarak biber gazı kullanımının hukuki çerçevesini çizdi ve Türkiye’deki uygulamada, polisin uyması gereken kuralları sürekli bir şekilde ihlal ettiğini anlattı. Bugüne dek iç ve dış politika, hukuk ve basın konularında pek çok seminer ve konferansa konuşmacı olarak katılmıştım. Dün ilk kez bir tıp kongresinde konuşma yapmış oldum. Bu arada Türk Toraks Derneği’nin çalışmalarına verdiğim destekten dolayı kongrede derneğin onursal üyesi olarak ilan edildim.

Bu dernek, biber gazının insan sağlığı üzerinde yol açtığı tahribatı tıbbi açıdan en iyi bilecek durumda olan kuruluşlar arasında yer alıyor. Toraks Derneği, bugüne dek yaptığı ısrarlı açıklamalarla –bilimsel bulgulardan yola çıkarak- biber gazının kullanılmasının tümden yasaklanmasını talep etti. Zaten halk sağlığı bakımından yarattığı bu tehlikeler uluslararası alanda kabul edildiği içindir ki, biber gazının kullanımı da çok katı kurallara bağlanmış durumda. Uluslararası kuruluşların koyduğu bağlayıcı kurallar söz konusu. Örneğin biber gazının istisnai olarak kullanılması ve kullanıldığı takdirde de maruz kalanlara tıbbi yardımda bulunmak üzere olay yerinde muhakkak sağlık ekibi bulundurulması gerekiyor. Türkiye, bugünlerde büyük bir ihtimalle vatandaşlarına biber gazını en çok sıkan ülke. Son derece geniş bir kullanım serbestisi içinde sarf edilen biber gazının vatandaşların sağlığı üzerinde bıraktığı izleri bugünden ölçebilecek durumda değiliz. Muhtemelen pek çok vatandaş, gelecekte karşılaşacakları sağlık sorunlarının bazılarının geçmişteki biber gazı tecrübesinden kaynaklandığını hiçbir zaman bilmeyecek.

Ayrıca, mesele yalnızca polisin yüzüne biber gazı sıktığı göstericilerin sağlık durumuyla sınırlı değil. Biber gazı bulutları kentin üzerine çöktüğünde, bu havayı teneffüs eden herkes, evinde oturan mahalle sakinleri de gazın tahrip etkisine aynı derecede maruz kalıyor. Dolayısıyla, Türkiye’de biber gazının bu ölçüde yaygın, kontrolsüz ve kuralsız bir şekilde kullanılması, yalnızca göstericilerin değil, aslında olaylarla ilgisi olmayan on binlerce vatandaşın da hayatını tehlikeye atmış oluyor.

Konunun çok hayati bir başka boyutuna daha dikkat çekelim. Türk Toraks Derneği, uzmanlığı itibarıyla konuya yalnızca göğüs bölgesi hastalıkları açısından yaklaşıyor. Oysa biber gazının başta kalp ve damarlar olmak üzere vücudun başka organları açısından da çok tehlikeli sonuçları olduğu biliniyor. Keza göz sağlığı açısından da büyük bir tehdit. Yaptığım konuşmada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin biber gazıyla ilgili içtihatlarının büyük ölçüde Türkiye’deki vakalar üzerinden şekillendiğini anlattım; bu anlamda Avrupa’nın biber gazı hukukunun Türkiye’deki ihlaller üzerinden yazıldığını vurguladım. Şu noktayı da belirttim. Bu aralar dünyada en çok –ve kuralsız- biber gazı kullanan ülke olduğumuz kabulünden yola çıkılırsa, bu gazın ne gibi sağlık sorunlarını tetiklediğine ilişkin bilimsel literatür de muhtemelen Türkiye’deki yaygın vakalar üzerinden şekillenecektir. Özetle, ülke olarak AİHM içtihatlarından sonra biber gazında tıp literatürünü de biz yazacağız. Konuşmamı yaparken sahnenin arkasındaki dev yansıda Latif Demirci’nin 3 Mayıs 2013 tarihinde Hürriyet’in birinci sayfasında yayımlanan bir karikatürü de bana eşlik etti. Latif’in geçen 1 Mayıs olaylarından hemen sonra yayımlanan bu çizimi İstanbul’un üzerine çökmüş biber gazı bulutlarının üzerinde uçan ve gagasında bir limon dalını taşıyan bir güvercini gösteriyordu. Güvercin, biber gazına hedef olmuş insanlara yardım için götürüyordu o limon dalını. Bulutların içinde biber gazını soluduğu için muhtemelen birazdan o da düşecekti.

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz