reklam
reklam
Akademik Personel | 10 Aralık 2016, Cumartesi

Beyin Göçüne Bürokrasi Pürüzü

25 Şubat 2015
Beyin Göçüne Bürokrasi Pürüzü
       

Türkiye, yurtdışında yaşayan bilim insanlarını geri kazanmaya çalışıyor. 2007’de başlatılan hamleye rağmen dönenlerin sayısı sadece 541. Sorun bürokrasi, bilimsel çalışmanın önündeki engeller ve Türkiye gündemiyle ilgili soru işaretleri.

Beyin göçü, iyi eğitim görmüş, nitelikli işgücünün kendi ülkesi yerine daha gelişmiş bir ülkeyi tercih etmesi anlamına geliyor. Türkiye’de ilk dalga 1960’larda yaşandı. Ancak asıl ve bugün de üzerine tartışılan dalga, 70’li yıllarda başladı. Bu kez gidenler yetenekli, vasıflı, eğitimli kişiler, özellikle de araştırmacı ya da üniversite öğrencileriydi.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) araştırmasına göre, yurtdışına gidenlerin ilk gerekçesi yurtdışı eğitimin sağladığı saygınlık. Yetersiz araştırma ve altyapı imkanı da yine gitme gerekçelerini oluşturuyor. Geri dönüşü zorlaştıran etkenlerse özellikle politik ve ekonomik istikrarsızlık gibi unsurlar.

İlk ciddi hamle

Türkiye, beyin göçüyle yurtdışına kaptırdığı Türk bilim insanlarını geri çağırmaya 2007 yılında başladı. Bu manada Ar-Ge için ayrılan kaynaklar önemli derecede artırıldı. Destek programları çeşitlendirildi ve idari-yasal altyapılar iyileştirildi.

Tersine beyin göçü için iki önemli kaynak var: Avrupa Birliği destekli projeler ve TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı (BİDEB) tarafından yürütülen fonlar.

Bir yandan da Türk bilim insanlarına göz kırpan çalıştaylar düzenleniyor. Amaç; “Türkiye’ye dönerken ve döndükten sonra kullanabileceğiniz destekler bunlar” diyebilmek. Bugüne kadar Amerika ve Avrupa’da yaklaşık 1500 nitelikli Türk bilim insanına ulaşıldı.

Ancak geçen sürede dönen sadece 541 kişi.

‘Türkiye’ye dönseydim yarıştan kopardım’

En fazla Türk bilim insanının bulunduğu ülke, Amerika Birleşik Devletleri. Türk Amerikan Bilim İnsanları ve Akademisyenler Derneği’nin (TASSA) yaptığı araştırmaya göre, ABD’de 2 bin 500 Türk bilim insanı var.

Genellikle Amerika’nın kuzey, doğu ve batı yakalarında yani üniversitelerin bulunduğu bölgelerde yaşıyorlar.

TASSA, yurtdışındaki en büyük oluşum. Amerika’daki Türk bilim diasporasını tek çatı altında toplayan bir sivil toplum örgütü. 2004 yılından bu yana faaliyette. Vizyonu: Türkiye ile ABD arasında sürdürülebilir bir bilim köprüsü kurmak.

Derneğin Başkanı Prof. Haluk Ünal da tam 36 yıldır Amerika’da.

Türkiye dönmeme sebebini, “Amerika’dayken artık uluslararası arenada yarışabilir hale gelmiştim. Türkiye’ye dönmenin en önemli riski bu yarıştan kopma riski. Yarış da düz 1500 metre veya maraton falan değil. Bu bir bayrak yarışı yani ekip işi. Ekip olarak yarışıyor ve kazanıyorsunuz. Buradaki ekibi Türkiye’de yakalayabilmek çok zor.” diye açıklıyor.

Profesör Ünal, Türkiye’ye hizmet edebilmek için illa Türkiye’de olmaya gerek yok. TASSA başkanına göre bir akademisyen Amerika’dayken de Türkiye kazanabilir.

“Amerika’da bir Türk olarak bir yerlere geldiğinizi düşünün. Örneğin Harvard’da kürsü sahibi olduğunuzu varsayalım. Bu arkadaşın Türkiye’nin imajına yaptığı katkı rakamlarla ölçülemez. Şimdi tutup bu arkadaşı ne diye Türkiye’ye getirmeye çalışalım. Amaç Türk bilim insanlarının insanlığa yaptığı katkıyı arttırmak olmalı. Türkiye dışında çalışan bilim insanlarından yaralanmak kazançtır.”

“Bürokratik engeller tam çözümlenmedi”

Ünal, TÜBİTAK VE YÖK’ün geçmiş yıllara oranla önemli adımlar attığını ifade ediyor ancak yine de yeterli değil.

“Örneğin mevzuata göre Harvard’da profesör olmuş bir kişi, Türkiye’ye dönmesi halinde üniversitede çalışabilmesi için İngilizce sınavına girmesi gerekiyor. Buna benzer daha bir sürü anlamsız mevzuattan kaynaklanan zorunluluklar var. Bunları yetkililer de biliyor. Ancak bir türlü bunlar ortadan kaldırılamıyor.”

TASSA Başkanı, Türkiye’nin tüm bu uğraşlarına karşın hala bilim insanları için tam olarak cazip olmadığını düşünüyor. Profesör Ünal, bu noktada araştırma kültürüne vurgu yapıyor:

“Araştırma, bilgi üretme bir kültür işi. Bizde ne yazık ki o kültür tam anlamıyla oturmadı. Bilim insanının cezbeden en önemli unsur bilim yapmaya vakit ayırabilme imkanıdır. Özellikle Türkiye’deki devlet üniversitelerinde önemli sayıda genç hocalar haftada 30-40 saat ders veriyor. Haftada 30-40 saat ders veren bir üniversite hocasından ne kalitede bir araştırma bekleyebilirsiniz ki? Bu arkadaşlar hangi vakitte araştırma yapıp bilgi üretecekler. Bunu beklemek bence akılcı değil. Türkiye’yi bilim insanı için cazip kılmanın yolu zaman ve kaynak yaratmaktan geçiyor.”

“Kaygılar çok belirleyici”

Yrd. Doç. Orçun Kepez de gidip de dönenlerden. Şu anda Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı.

Kepez, Amerika Birleşik Devletleri’nde kendi düzenini kuran ve para kazanmaya da başlayan bir akademisyendi. Yani Türkiye’ye dönme zorunluluğu yoktu. AB fonlarına başvurmaya karar verdi. Şansı, ihtisas alanının çok nadir olarak seçilmesi. Destek, gecikmedi.

Şu aralar bir nev’i beyin avına çıkmış durumda. Yurtdışına göç etmiş Türk akademisyenleri üniversitesinde istihdam etmeye çalışıyor. Görüşmeler yapıyor; ilana çıkma arefesindeler. Ancak kolay bir süreç olmadığını ifade ediyor. Nedenine gelince:

“Yurtdışında ülkenize karşı daha duyarlı oluyorsunuz. Özlüyorsunuz. “Long distance nationalism” yani uzaktan milliyetçilik denen bir durum var. Sosyologların verdiği ad bu. Bu ülke Gezi olaylarını yaşadı, insanlar hapse atıldı. İfade özgürlüğü de ciddi sıkıntılı bir konu. Bir de yurtdışında şöyle bir kaygı var: ‘Ben doğruları söylersem bana rahat vermezler.’ Bu, akademik özgürlük demek. ‘Ben giderim bir üniversiteyle el sıkışırım. Bir şey yazarım, düşünen biri olarak ortaya bir şey koyarım bana acaba bir şey olur mu?”

Yine de tüm bu kaygılara karşın tersine beyin göçünün Türkiye için önemine vurgu yapıyor:

“Önemli olan buraya gelip, elini taşın altına sokmaktır. Türkiye’de işini iyi yapan insanlara ihtiyaç var. Kim yapacak yapılması gerekenleri. Altı yıldır burada ders veriyorum. Burada genç insanlar var, yetiştirilmesi gereken. Ben şimdi, master dersi veriyorum, master komisyonlarına davet alıyorum. Konferanslara hakemlik yapıyorum. Burada da iyi bir potansiyel var.”

“Türkiye hem cazip hem değil”

Bu sözler de 12 yıl Amerika’da kaldıktan sonra Türkiye’ye dönüş yapan Yrd. Doç. Dr. Deniz Atasoy’a ait. Geleli henüz bir yıl oldu. Şu anda Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

Yrd. Doç. Deniz Atasoy, kendi laboratuvarını kuruyor. Öğrencileriyle birlikte Amerika’daki laboratuvarla karşılaştırılabilir bir alt yapı oluşturuyorlar.

Atasoy’u yurtdışına gitmeye zorlayan Türkiye’de ciddi bir sinirbilim programının olmamasıydı. Dallas’a sinirbilim doktora programına aldığı burs sayesinde gidebildi. Kendi gibi Türk bilim insanı Ege Kavalalı ve 2013 Nobel Tıp Ödülü sahibi Thomas Sudhof’un ortak danışmanlığında çalıştı. Çalışmaları daha çok, merkezi sinir sistemindeki nöronlar arasında iletişim sağlayan sinaps denen bağlantıların yapısı ve fonksiyonlarıyla ilgiliydi.

Türkiye’ye dönme kararını vermek, tam dört yılını aldı. Birçok arkadaşının da aynı durumda olduğunu söylüyor. “Dönmektense orada çok zor yaşam şartları altında kalmayı tercih ediyorlar, bunun bir sebebi de Türkiye’de bilimsel çalışma yapmaya elverişli enstitülerin yok denecek kadar az oluşu.” diyor.

” TÜBİTAK’tan destek görmeseydiniz yine de döner miydiniz” sorusuna yanıtı net: “Hayır”

“Türkiye hem cazip hem değil. Elbette 12 yıl öncesine göre muazzam bir ilerleme var, fakat halen bürokratik engeller, Türkiye’de bilimin onunu tıkayan en büyük faktör. En basitinden, biz deneysel bilimciyiz, deney yapmak da en temel lojistik malzemelerin teminiyle mümkün olabiliyor fakat yürürlükteki gümrük kanunları sebebiyle bu malzemelerin birçoğunu getirmek hemen hemen imkansız ya da inanılmaz derecede pahalıya mal oluyor. Bir başka örnek verecek olursak, bilimsel ilerleme tartışma ve bu ilerlemeleri yakından takip gerektirir, fakat en yakınımızda bilimsel güç olan Avrupa’dan bu bağlamda yararlanamıyoruz çünkü vize engeline takılıyoruz. Devlet üniversitesindeki yardımcı doçent yeşil pasaport

alırken, ayni nitelikli özel bir üniversitede görev yapan öğretim üyesine bu hak tanınmıyor. TÜBİTAK destekleri her ne kadar miktar olarak AB destekleriyle kıyaslanabilir olsa da harcamalara getirilen inanılmaz bürokratik kısıtlamalar bu desteklerin verimli bir şekilde kullanılmasını çok zorlaştırıyor. Destekler daha çok 2-3 yıllık.”

Genç bilim insanı ödülü

Türkiye Bilimler Akademisi’nin 2013 yılı ile 2014 yılı ‘Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülü’nü kazanalar arasında yer aldı. Atasoy, ödülün daha çok Amerika’da yaptığı çalışmalar ve o çalışmaları burada da devam ettirebilmek için önemli olduğuna dikkat çekiyor: ” Şu anda açlık ve tokluğu kontrol eden merkezi sinir sistemi ağlarının yapısını, fonksiyonunu ve bu ağların obezite ve metabolik hastalıklardaki rolünü araştırıyoruz.”

Son olarak Deniz Atasoy’a Türkiye’de kalıcı olup olmadığını sorduğumuzda: “Laboratuvarımız çalışabildiği ve bilgi üretebildiğimiz sürece buradayım, bunların imkansız hale gelmesi durumunda geriye dönüş kaçınılmaz olacaktır.” diye noktalıyor.

Dönüşü hızlandıran faktör

Haki Çebi, 45 yaşında. Hayatının 21 yılını Amerika’da geçirdi. O da diğer bilim insanları gibi yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlamak üzere yurt dışına gitti.

Elektronik ve haberleşme mühendisi.

Apple firmasına anten üreten bir şirkette teknik liderdi. Yıllık kazancı da yüzbin dolarla ifade ediliyordu.

Aklında her zaman Türkiye’ye dönmek vardı. Ancak bu kadar erken planlamıyordu. Kaygıları ülke özleminden daha ağır basıyordu.

“En büyük çekingem Türkiye’de kariyerimi devam ettirip ettiremeyeceğimdi. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki parlak kariyerimi sonlandırmak istemedim. Uzun yıllar aradan sonra Turkiye’ye adapte olup olamayacağım gibi çekingelerim de vardı.

TÜBİTAK’ın çağrısı

Onu, tahmininden daha erken Türkiye’ye getiren TÜBİTAK’ın çağrısı. Çebi, BİDEP 2232 programndan yararlanan bilim insanlarından.

“Üzerine çalıştığımız proje, kısaca geniş bantlı yüksek performanslı kablosuz haberleşme sistemlerinin geliştirilmesi. Bu projenin amacı son yıllarda sürekli artan video vb gibi data transfer oranı yükselen kablosuz haberleşme sistemlerinin donanım ve yazılım sistemlerinin performansının artırılarak daha verimli yapılmasıdır.”

Çebi’nin projesi, iki yıl boyunca TÜBİTAK tarafından desteklenecek. Çebi ve ekibi, projeleriyle Polonya’da yapılan konferansta teknik sunum yaptı ve Türkiye’yi temsil etti. Ekim 2013’ten bu yana da İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nde akademisyen.

Haki Çebi, henüz Türkiye’ye tam alışabilmiş değil. Adaptasyon sorunu yaşadığını ifade ediyor. En büyük beklentisi, TÜBİTAK gibi araştırma odaklı kurumlara daha fazla bütçe ayrılması.

 

Kaynak: aljazeera.com.tr

 

       

Yorumlar

  1. bademcik diyor ki:

    github sitesinin engellendiği bir ülkeye beyin göçü yapacak kadar beyinsiz biri varsa bu ülkeye zaten fayda sağlamaz.

  2. bir akademisyen diyor ki:

    3-4 ay önce döndüm, mecburi hizmet de yoktu, kadro denk geldi yoksa iş arayacaktım. bence şu an en acil durum üniversitelerde iş bulmanın adaletsizliği. yani belki 5-6 yere email gönderdim hiç biri cevap vermedi. “hayır” deyin bari. o da yok. benim en sinirlendiğim durum budur. sadece birkaç üniversite dışında genel ilan veren yok. gördüğüm kadarıyla hocaların keyfini bozmayacak, kendi bildikleri vasıfsız kişiyi almayı tercih ediyorlar. çünkü dışarıdan becerikli birisini alsalar keyiflerini bozabilir. belki başka şeyler de vardır. yani inanılır gibi değil. ama inanıyorum bu işler düzelecek tabi herkesin elini taşın altına koyması lazım ben de bunu yapacağım. c.başkanlığına ve bimere bu durumları yazacağım. yök’e yazmaya çalıştım ama olmadı arkadaşların e-mail adresleri bile olmadığı için. yök’ün de acilen kaldırılması gerekmekte bu kadar küflü bir kurum olamaz.

  3. faruk diyor ki:

    Dönenin aklından şüphe ederim. Mecburi hizmetim var diye döndüm. Aksi halde burada akademisyen olacağıma yurtdışında dönerci, pizzacı olurum. Dönmeyin kardeşlerim. Yapmayın. Etmeyin.

  4. Şukela Mukela diyor ki:

    Beyin göçü olmalı bunu Türkiye bilinçli yapmalı. Nasıl Japonya her yıl her yere bilinçli vatandaşlarını farklı yerleri keşfetsinler diye gönderiyorsa bu şekilde kısa süreli de olsa insanlar yurt dışına gönderilmelidir. Yılda en az 1-2 proje ile de geri dönmeliler. Belki dili vardır ama eğitimi olmaması engeldir yani engellerin ortadan kalkması şart yaş, eğitim düzeyi, puan vb.. engeller olmamalı eğer kişi ben bu işi yaparım diyorsa ona şans verilmelidir. Ancak maddi boyutları ile sözleşmeye tabi tutularak yani diyelim gitti paraları yedi bu durumda hemen yasal işlemler yapılmalı gerekirse para ve hapis cezası gibi caydırıcı cezalar verilebilir.

  5. Şimdilik diyor ki:

    Şimdi bu ülke için ürettiğim eserlerin (yüzün yarısına az kaldı) ismini verirsem tanıyacaklar. Ama bilmem kaçıncı kez (yarım düzine) doçentlik mülakat sınavından döndürülen bir kişiyim. Beynimi alıp bu ülkeden gitmek istiyorum. Bu ülkeye düşünen beyin değil, düşünmeyen ezberci sıradan kişiler lazım. Eğer bu konuda bana yardımcı olabilecek kişiler varsa bilim adına, çoluk çocuğum adına ve kendi adıma minnettar kalırım.

  6. Ali diyor ki:

    Türkiye ciddi bir kriz ve bölünmeye gidiyor. Bu durumda türkiyede hiçbir devlet memurunun garantisi yok artık. 657 yasası zaten kalkmak üzere, ama ona gerek kalmadan ülkede bırakın bilimi, ekmek alacak para bile bulamayacak insanlar.

    Bu durumda aklı olan bir memurun kesinlikle dil çalışması ve kendisini gelecek olanlara hazırlaması lazım. Siz bir şube müdürü, bilgisayar işletmeni, araştırma görevlisi v.s. olabilirsiniz. Ama o kurum ayakta kalmazsa o zaman sizin için ekmek yiyecek tek durum kalır. O da dünyada geçerli olan tek dil İngilizceyi iyi öğrenmek. Ben şahsen yurtdışından manevi değerlerim olmasa gidip dönmezdim. Eğer yetim birisi olsam asla dönmem.

  7. Sadakat diyor ki:

    “Araştırma, bilgi üretme bir kültür işi. Bizde ne yazık ki o kültür tam anlamıyla oturmadı. Bilim insanının cezbeden en önemli unsur bilim yapmaya vakit ayırabilme imkanıdır. Özellikle Türkiye’deki devlet üniversitelerinde önemli sayıda genç hocalar haftada 30-40 saat ders veriyor. Haftada 30-40 saat ders veren bir üniversite hocasından ne kalitede bir araştırma bekleyebilirsiniz ki? Bu arkadaşlar hangi vakitte araştırma yapıp bilgi üretecekler. Bunu beklemek bence akılcı değil. Türkiye’yi bilim insanı için cazip kılmanın yolu zaman ve kaynak yaratmaktan geçiyor.” Çok güzel özetlemiş hocamız

    1. Şukela Mukela diyor ki:

      Kadrolar akıllı yönetilemiyor bunun başka açıklaması yok dengesizlik var bir hoca makine değil ki her hoca bir değil bazı hocaların gerçekten enerjisi yüksek her işe koşan öğrenciden çok çalışan hoca var bazıları da amannn ben mi kurtarıcam modunda rahat salla başı al maaşı çay kahve sohbet saat 5 olmadan kaybolmalar öğrenci arar telefona çıkmaz okulla alakalı değildir tek derdi ailesidir iş dışı zaman ayırmaz mesela yani çok karışık bir sistem mevcut bu durumda insan yani ben bir öğrenci olarak sorgulamaz mıyım neden böyle demez miyim üzülmez miyim üzülürüm tabi neler yapılmalı herkesin bir duruşu var kendilerini bir şekilde kabul ettirmeyi başarmışlar az çalışıyor diye ekmeği ile oynayalım bu durumda o kişi eğer sadece derse girecekse sen derse gir kardeş dersin sana şu kadar para araştırma da yapıcam derse al o zaman şu kadar daha para denmeli yani ne kadar iş o kadar aş olmalı diğer türlü çalışan adam da çalışmaz çalışmayana özenir madem para bu işin teşviki ikramiyesi çalış kazan sistemi gelmeli diyorum. Haa şu da var kim nasıl çalışıyor o da tartışılır başkalarına yaptırılan analizlerle başkalarına yaptırılan çevirilerle ne kadar çalışıldığı da tartışılabilir. Gerçekten iş yapanlar nasıl belirlenecek ey TANRIM!…:)

Yorum Yaz