reklam
reklam
Akademik Personel | 08 Aralık 2016, Perşembe

Akademisyenler Aydın mıdır?

20 Eylül 2014
Akademisyenler Aydın mıdır?
       

“Her öğretim üyesi aydın mıdır?” sorusuna olumlu yanıt vermek çok güç, çünkü çevremize baktığımızda bunun böyle olmadığını kolaylıkla görebiliyoruz.

Aydın olmanın ölçütünün akıl yürütme, değerlerine sahip çıkma, buna uygun tavır alma ve doğacak sorumluluğu taşımak olduğu düşünülürse, bunun tam olarak bilimsel bilgi üretim süreciyle örtüştüğü söylenebilir. Gerçekten de bilimsel sürecin, hipotez oluşturma, bunu kanıtlama, yayınlama ve sonuçlarını savunmadan oluştuğu hatırlanılırsa, aydın olma süreciyle birebir örtüştüğü açıkça ortaya çıkacaktır. Bu demek oluyor ki; bilim insanı olmak beraberinde aydın olmayı da getirecektir. Enis Batur’un tanımıyla, “doğrunun eğriden ayrılması uğruna, değil başkalarının çıkarlarını, kişisel çıkarlarını da göz ardı edebilen, daha iyisi, başka türlü yapmak elinden gelmeyen kişi”dir aydın.

Bunun dışında ayrıca eleştirellik düzleminde de aydın/öğretim üyesi kimlikleri kesişmek durumundadır. Eleştirellik düzlemi için belki de en uygun örnek Edward Said’dir. İsrail askerlerine karşı Filistin’de temsili taş atması gerçek anlamıyla eyleme dönüştürülmüş bir eleştiridir ve kalınca bir kitap yazmaktan daha değerlidir. Ancak en az Edward Said kadar, Columbia Üniversitesi rektör yardımcısı Jonathan R. Cole’un Said’i tüm gerici tepkilere karşı savunması ve yaptığı eylemi eleştirellik ve özerklik sınırları içerisinde değerlendirmesi önemlidir.

Günümüzdeki akademisyenlerin ne kadar eleştirel ve aydın sıfatlarına sahip oldukları tartışıla dursun, evrensel değerlere göre akademisyenler, objektif, aydın, eleştirel ve yenilikçi olmak durumundadır.

* Üstteki Yazı Prof.Dr.İzge GÜNAL’ın makalesinden derlenmiştir.

Peki günümüzde akademisyenler gerçekten aydın mı?

Ülkemizde, çoğumuzun da gözlemlediği gibi  ikinci öğretim, yaz okulu derslerini hangi öğretim üyelerinin verecek olması gibi sığ maddi çekişmeler akademisyenliğin kutsal yönlerini çok geri planda bırakmakta. Dahası, toplumu aydınlatması ve yön göstermesi gereken akademisyenlerin, bir takım gayr-i ahlaki ilişki ve davranışlarına rağmen hala üniversiteler bünyesinde bulunabilmeleri, bir bakıma akademinin yozlaştığını da göstermekte.

Alınan maaşların doğrudan maddi yatırıma dönüştüğü, daha çok para kazanmak adına devlet üniversitelerindeki görevlerin ve öğrencilerin ihmal edildiği bir yapıda heralde akademisyenlerin aydın olduğundan bahsetmek çok da kolay olmasa gerek. Bunun yanı sıra, Türkiye’de bilimin gelişimine katkı sağlamış, objektif ve farklı görüşlere karşı ön yargısız ve komplekssiz akademisyenler de elbette mevcut. Ancak, ne yazık ki sayıları yeterli değil..Bunun doğal bir sonucu olarak da, güzel ülkemizde hala beyin göçü probleminden, akademik zamdan bahsedip duruyoruz. Umarım, Akademikpersonel.org’un da sürekli üzerinde durduğu akademik zam, geliştirme ödeneği gibi konular hakkında yüreğimize su serpecek gelişmeler yaşanır.

Bu sayede,  akademisyenler de maddi baskıdan uzaklaşarak aydın olma yolunda emin adımlar ile ilerleyebilirler.

 

Derleyen: Akademikpersonel

       

Yorumlar

  1. Taşkın diyor ki:

    Akademisyenlerin yarısı aydındır. Ama bunun nedeni maddi kaygıları olmasından değil. Maddi beklentiler insanlığın harcında vardır. Bunları söküp beklentisizler topluluğu oluşturmak mümkün değil. Diğer yarısının aydın olmayışının nedeni tanıdıkları vasıtasıyla hak etmeyenlerin bir şekilde kadroları doldurmuş olmasından gelir. Hak etmenin ölçüsüde düşünen, üreten farklılık oluşturan bireyler olmaktadır. Hak edenlerin gözü bir ömür laboratuvardadır, kitaplardadır. Hak etmeyenlerin gözü bir ömür koltuklardadır.

  2. Kazım Artut diyor ki:

    Akademisyenin bilimsellik niteliği aydın olmak ile örtüşebilir. Akademik hayatın etik konuları ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, her akademisyenin uzmanlık alanlarının dışındaki herhangi bir konuda da sağlıklı entelektüel, rasyonel bir görüş öne sürmesi beklenir. Ancak her zaman böyle bir sonuç çıkmayabilir. Dolayısıyla bilim insanlarının uzmanlık alanları, aydın olmanın olmazsa olmazı değildir. Ben her akademisyen aydın olmadığını düşünüyorum.

  3. Handan Beyaz diyor ki:

    İsteyen istediğiyle ilişki yaşayabilir fakat sizi istemeyen bir insana yapışmaya kalkmak çok onursuzca bir davranış.lütfen kendinizi başkalarına küçük düşürmeyin,sizi isteyen insanlarla ne yaşayacaksanız yaşayın

  4. Cemile diyor ki:

    Beni ilgilendirmemesine rağmen ordudan başlayarak yayılan, iktidarın yeni fişleme aracı olan gayri ahlaki ilişki terimi toplumun sakat olan, kadına bakış açısını da yansıttığı için, üniversitelerin içi boşaltılırken, ülke bölünürken dikkat değiştirmekten başka işe yaramayan bu tür absürd düşüncelere özellikle bayan akademisyenlerin tepki göstermesi lazım. Kaynakları belli, tükürmeye bile değmez düşünceler. Bir akademisyen adayı olarak bu ülkeye acıyorum. Doğuda yakılan okulları görmeyen aydın(!), dedikoduyla uğraşıyor. Ama eminim bu yazıda hedef edilenler yazardan değerlidirler. Çünkü zararları en fazla kendilerine. Bu tür ahlak konularında paylaşımda (!) bulunmak bile en büyük ahlaksızlık.

    1. aktan diyor ki:

      Cemile Hanim,

      Gayr-i ahlaki davranıştan kasıt öğrencilerle ilişki yaşayan akademisyenlerdir. Lütfen sakin olunuz, Akademikpersonel.org siyasi mesaj verme, öfke kusma yeri değildir.

      Teşekkürler

  5. Cemile diyor ki:

    Aydın kelimesinden artık ne anlaşıldığı bu haberde saklı:
    http://www.akademikpersonel.org/anasayfa/tunceli-universitesine-cemevi-ve-cami-yapiliyor.html
    Tunceli Üniversitesi bütün eksiklerini tamamlamış diğer üniversitelerin de düştüğü cami derdine ek olarak cemevi derdinde. Bilimci dindar olabilir ama bilim (yapısı gereği) laiktir. Şu anda bu ülkede bu aydınlarla(!) yapılan bilim değildir.

  6. Cemile diyor ki:

    Yazı sahibinin verdiği örnek ve gayriahlaki tanımını kullanması bile gene yzı sahibinin aydınlık düzeyini yansıtıyor. Günümüzün ahlak anlayışı sadece cinsellikten ibaret. Bunu söyleyebilen ve ahlak tanımını düzgün bir biçimde yapabilen kişi aydındır.İnsanların özel hayatlarına karışmak için evlerine kamera konulmasına ses çıkarmayacağı belli olan yazının sahibi kişi değil. Ahlak anlayışını beyinde değil cinsiyette arayan bütün toplumları Allah bir şekilde helak etti. Şimdi de Türkiye helak oluyor. Doğuda okullar yakılıyor. Yazının sahibi milletin olan/olmayan/dedikodu ürünü/ilişkilerine takmış. Ahlak anlayışınıza bir aydın olarak sadece lanet olsun diyorum.

Yorum Yaz