Akademik Personel | 23 Ekim 2017, Pazartesi

Akademisyenler Aydın mıdır?

20 Eylül 2014
Akademisyenler Aydın mıdır?
       

“Her öğretim üyesi aydın mıdır?” sorusuna olumlu yanıt vermek çok güç, çünkü çevremize baktığımızda bunun böyle olmadığını kolaylıkla görebiliyoruz.

Aydın olmanın ölçütünün akıl yürütme, değerlerine sahip çıkma, buna uygun tavır alma ve doğacak sorumluluğu taşımak olduğu düşünülürse, bunun tam olarak bilimsel bilgi üretim süreciyle örtüştüğü söylenebilir. Gerçekten de bilimsel sürecin, hipotez oluşturma, bunu kanıtlama, yayınlama ve sonuçlarını savunmadan oluştuğu hatırlanılırsa, aydın olma süreciyle birebir örtüştüğü açıkça ortaya çıkacaktır. Bu demek oluyor ki; bilim insanı olmak beraberinde aydın olmayı da getirecektir. Enis Batur’un tanımıyla, “doğrunun eğriden ayrılması uğruna, değil başkalarının çıkarlarını, kişisel çıkarlarını da göz ardı edebilen, daha iyisi, başka türlü yapmak elinden gelmeyen kişi”dir aydın.

Bunun dışında ayrıca eleştirellik düzleminde de aydın/öğretim üyesi kimlikleri kesişmek durumundadır. Eleştirellik düzlemi için belki de en uygun örnek Edward Said’dir. İsrail askerlerine karşı Filistin’de temsili taş atması gerçek anlamıyla eyleme dönüştürülmüş bir eleştiridir ve kalınca bir kitap yazmaktan daha değerlidir. Ancak en az Edward Said kadar, Columbia Üniversitesi rektör yardımcısı Jonathan R. Cole’un Said’i tüm gerici tepkilere karşı savunması ve yaptığı eylemi eleştirellik ve özerklik sınırları içerisinde değerlendirmesi önemlidir.

Günümüzdeki akademisyenlerin ne kadar eleştirel ve aydın sıfatlarına sahip oldukları tartışıla dursun, evrensel değerlere göre akademisyenler, objektif, aydın, eleştirel ve yenilikçi olmak durumundadır.

* Üstteki Yazı Prof.Dr.İzge GÜNAL’ın makalesinden derlenmiştir.

Peki günümüzde akademisyenler gerçekten aydın mı?

Ülkemizde, çoğumuzun da gözlemlediği gibi  ikinci öğretim, yaz okulu derslerini hangi öğretim üyelerinin verecek olması gibi sığ maddi çekişmeler akademisyenliğin kutsal yönlerini çok geri planda bırakmakta. Dahası, toplumu aydınlatması ve yön göstermesi gereken akademisyenlerin, bir takım gayr-i ahlaki ilişki ve davranışlarına rağmen hala üniversiteler bünyesinde bulunabilmeleri, bir bakıma akademinin yozlaştığını da göstermekte.

Alınan maaşların doğrudan maddi yatırıma dönüştüğü, daha çok para kazanmak adına devlet üniversitelerindeki görevlerin ve öğrencilerin ihmal edildiği bir yapıda heralde akademisyenlerin aydın olduğundan bahsetmek çok da kolay olmasa gerek. Bunun yanı sıra, Türkiye’de bilimin gelişimine katkı sağlamış, objektif ve farklı görüşlere karşı ön yargısız ve komplekssiz akademisyenler de elbette mevcut. Ancak, ne yazık ki sayıları yeterli değil..Bunun doğal bir sonucu olarak da, güzel ülkemizde hala beyin göçü probleminden, akademik zamdan bahsedip duruyoruz. Umarım, Akademikpersonel.org’un da sürekli üzerinde durduğu akademik zam, geliştirme ödeneği gibi konular hakkında yüreğimize su serpecek gelişmeler yaşanır.

Bu sayede,  akademisyenler de maddi baskıdan uzaklaşarak aydın olma yolunda emin adımlar ile ilerleyebilirler.

 

Derleyen: Akademikpersonel

       

BENZER HABERLER