Akademik Personel | 20 Ekim 2017, Cuma

Arınç: Özlük Haklarını Güçlendirmek Bugüne Nasipmiş

Arınç: Özlük Haklarını Güçlendirmek Bugüne Nasipmiş
       

Başbakan Yardımcısı Arınç, “Öğretim görevlisi, araştırma görevlisi 4C’li ücreti alıyorsa üniversitelerden bir şey bekleyemeyiz. Özlük haklarını güçlendirmek bugüne nasipmiş” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Adıyaman Üniversitesinin rektörlük konferans salonunda düzenlenen akademik yıl açılış töreninde, eğitim alanında gerçekleştirilen çalışmalara değindi.

Adıyaman Üniversitesinin mimarisi ve hızlı büyümesiyle dikkati çektiğini ifade eden Arınç, genç nüfusun millet için servet olduğuna işaret etti. Türkiye’de ilk ve orta öğretimde 16, üniversitelerde ise yaklaşık 5,5 milyon öğrencinin eğitim gördüğünü hatırlatan Arınç, şöyle konuştu:

“Avrupa’nın öyle ülkeleri var ki yaşlanmış, genç nüfusa özlem duyuyor. Şu anda genç nüfusa sahibiz ama doğum oranı belli bir trendin altında kalırsa önümüzdeki 20 yıl içerisinde yaşlı bir ülke haline geleceğimizi biliyoruz. Onun için Cumhurbaşkanımızın her nikah töreninde söylediği bir söz var. Ben tabi sayı verilmesinden yana değilim ancak genç nüfusumuzun devam etmesi için bizim inancımızdaki ölçüler içerisinde çocuk sahibi olmamız lazım.”

Arınç, ülkenin, en büyük serveti genç nüfusuyla yarınlara ulaşabilmesi gerektiğine işaret etti.

Hedefi olmayan ülke ve insanların gerileyip yaşlanacağını dile getiren Arınç, “2023’lere, 2053’lere ve 2071’lere ulaşabilmeliyiz. 1071’in bin yıl sonrasının hedefini kurabilirseniz, ufuklara baktığınız zaman gözünüz gönlünüz açılırsa, ‘siz varsınız’ demektir. Pazar gününü düşünüp, pazartesiyi düşünmeyen siyasetçiler vardır. Önemli olan pazartesiyi düşünebilmektir. Bu seçim bitecek ama pazartesi, salı, çarşamba ne olacak. Hedeflerimizi böyle koymalıyız” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin 81 ilinde en az bir devlet üniversitesi bulunduğunu hatırlatan Arınç, göreve geldiklerinde 76 olan üniversite sayısının bugün 176’yı geçtiğini anlattı.

Arınç, bugün Türkiye’deki üniversitelerin ardık kendi aralarında değil, dünya klasmanında yarıştığını söyledi.

Akademisyenlerin özlük hakları

Meclis Başkanlığı yaptığı dönemde üniversitelerdeki araştırma görevlilerinin 4C’lilerin aldığı bin 700 lira maaşı bile alamadığını dile getiren Arınç, şunları kaydetti:

“Utanç verici. Bir üniversitenin öğretim görevlisi, araştırma görevlisi benim 4C’liye verdiğim ücreti alıyorsa biz bu üniversitelerden bir şey bekleyemeyiz. Bütün akademisyenlerimizin özlük haklarını güçlendirmemiz lazım. Aradan 4-5 yıl geçti. Demekki bugüne nasipmiş. Başbakanımız Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu olunca bu cübbelerden, bu kürsülerden gelince, ‘Öncelikli iş bu’ dedi.”

Arınç, Türkiye’deki üniversitelerin artık nitelikli eğitim veren ve yeni branşlarla yola devam etmesi gereken kurumlar haline gelmesini istedi.

Üniversitede okuduğu yıllarda yaşadıklarını anlatan Arınç, 1970’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdiğini, o yıllarda kavgalara girdiğini, dövüldüğünü, sopalarla yurtlardan kovalandığını ancak sokaklar yerine okumayı, incelemeyi, araştırmayı ve kendilerini geleceğe hazırlamayı tercih ettiklerini vurguladı.

O dönem kendilerine milliyetçi, mukaddesatçı sıfatını uygun bulduklarını belirten Arınç, şöyle konuştu:

“İnançlıydık, milli hislerimiz de kuvvetliydi. Birileri bizimle alay etti, ‘ecmainci bunlar’ dediler. O günlerde bizi korkaklıkla suçlayanlar oldu. Biz de sokaklardaydık, kitap sergileri açıyorduk, seminer düzenliyorduk. Ama taşı sopayı tercih edenler bizi korkaklıkla suçluyorlardı. İnsan kolay yetişmiyor. Bu nesil de kırıma uğramasın. Bu nesil de gitmesin çünkü Türkiye’nin kaybolan nesilleri var. 1980’den sonra bizi korkaklıkla, alay ederek suçlayanlar geldiler ‘siz haklıymışsınız’ dediler. Arkadaşlarımızı kaybettik, bizim de hayatımız kayboldu. ‘Siz doğrusunu yapmışınız’ dediler. Hem sesimiz çıkıyordu hem de kavgaya, silahlı sopalı saldırılara girmiyorduk. Dövülüyorduk ama biz başkasını dövmüyorduk.”

“Deniz Gezmiş’i görmüşlüğüm vardır”

1971 muhtırası ve 1980 ihtilalini yaşadığını anlatan Arınç, “darbe yaptık Türkiye’de işleri düzelttik, bundan sonra herhangi bir olay olmayacak” diye düşünenlerin kendilerini “duvardaki portre” gibi zannettiğini aktardı.

68 kuşağını bildiğini ifade eden Arınç, “Deniz Gezmiş’i görmüşlüğüm vardır. Ama o zaman bir şey daha gördüm. Deniz Gezmiş’le birlikte 2 kişi daha idam edildi. Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan. Şimdi herkes Deniz Gezmiş, onun yanında ölenlerden kimse bahsetmiyor. Mesela Yusuf Aslan, çok dindar bir ailenin çocuğuydu. Bunlar idam edildiler. Hala, hiçbir silahlı eylemde bulunmadıkları halde anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüsten dolayı haklarında idam cezası verildiğinden bahsederler. O zaman anayasal düzeni şiddet yoluyla devirmeye teşebbüs idamlık bir suçtu. İdam edilmeyebilirlerdi. ‘İdam edilmeleri gerekliydi’ diye düşünmüyorum. Sadece düşünceleri ve sadece bir teşebbüs noktasında kaldıysa idam kesinlikle söz konusu olmamalıydı” ifadelerini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Arınç, o dönemde üniversitelerin “birer tuzak, nesilleri ve gençleri elden çıkarmak için kurgulanmış yerler” olduğunu savundu.

O dönemde herkesin avını gözetlediğini anlatan Arınç, şöyle konuştu:

“Şunu bizim tarafa çeksem, onu bir eylemlere çeksem, beynini yıkasam’ diye uğraşırlardı. Bizim yanımıza kadar yaklaştılar. Kendisini kurtaran 3-5 kişinin yanında, çocuklarımız iyi şeyler yapıyorum zannıyla birilerinin arkasından gittiler, değirmende un ufak oldular. Yusuf da bunlardan bir tanesi. İdeolojilerinin esiri oldular, üzerilerine deli gömleği giydiler ve kendilerini kahraman sandılar. İdeolojileri için hayatlarını kaybettiler, başkalarının hayatını söndürdüler. O günden bu yana düşünüyorum üniversitelerimizin belli dersleri okutmak, belli sınavları yapmak, belli imkanları çocuklarımıza sunmak gibi bir görevi yeterli değil.”

“Dünya çok acı bir olay yaşıyor”

Arınç, kendi inancı, yaşantısı veya farklılığını demokratik yollarla ortaya koyma şansına sahip olmayan insanın isyan edebildiğini ve akabinde de şiddet olaylarının ortaya çıkabildiğini söyledi.

Herkesin düşüncesini rahatlıkla söylemesi ve tartışabilmesi gerektiğini vurgulayan Arınç, “Bu konuda hiç şüphemiz yok ama şiddeti, silahı bu kapsamın dışında tutuyoruz. O yüzden üniversite öğrencilerimizi kitaba, ilme, tartışmaya ve kendi fikirlerini yanlış bile bulsanız dinlemeye ve onların dertlerini ifade etmeye imkan vermemiz gerekir” diye konuştu.

Terörle Mücadele Üst Kurulunun kendisine bağlandığını hatırlatan Arınç, şöyle konuştu:

“Dünya çok acı bir olay yaşıyor. Türkiye’de de yaşananlar malum ama Adıyaman burada örnek olmuştur. Huzurlarınızda Adıyamanlılara teşekkür ediyorum. Dediler ki, biz huzursuzluk istemiyoruz, ne konuşursan konuş ama yakma, yıkma, tahrip etme. Adıyaman teröre geçit vermedi. Dünyanın her yerinde ve Türkiye’de de var. Cehalet çok farklı bir konu. Cehaletin de rütbesi var. Üniversite mezunu bir insan nasıl IŞİD’in içine girer ve cellat haline gelir. Nasıl bir insanı Türkiye’de de örneklerini gördüğümüz gibi ister PKK deyin ister başka birşey insanı nasıl göz göre göre öldürebilir. Nasıl üçüncü kata gider, evinin içine girer, adamı bulur, yukarıdan atar, arabayla çiğner, onları yakar ve sonra kafalarını keser. Bu vahşet nasıl bir vahşet. Bunu yapanlar ’15-20 yaşında bir çocuk’ deyip geçmeyin. Buna inanmış üniversite mezunu insanlar bile olduğunu söyleyebilirim. Bu yaptıklarının hiç birinin Müslümanlıkla ilgisi yok. Gerçek Müslümanlığı bilmiyor.”

Arınç, dünyadaki birçok ideolojinin dayatmacı olduğunu savundu.

Laikliğin yanlış uygulanmasında dolayı mağdur edildiklerini dile getiren Arınç, “Eşimizin kıyafetlerinden tutun, zaman zaman ötekileştirilmiş, zaman zaman da cezalara maruz edilmiş insanlarız” şeklinde konuştu.

Geçmişteki bazı konuşmaları nedeniyle yargılandığını anımsatan Arınç, şunları kaydetti:

“Çok şükür 1980’li yıllarda değiliz. O zaman söylemeye çalıştığımız ve cezalandırılmaya çalışıldığımız şeyleri şimdi söylesek insanlar dinleyip geçiyor. 1999’da Merve Kavakçı, başındaki başörtüsüyle milletvekili seçilip mazbatasını aldığında parlamentoya girmeye çalıştığında herkes ayağa kalkıp, ‘ülke yıkılıyor, darbe olur’ dedi ve kadıncağızı apar topar dışarı çıkardılar. Şimdi 5 kadın parlamenter başındaki örtüsüyle yasama görevini yapıyor.”

“İnsanları kategorize etmeyin”

Benzer konuların üniversitelerde de yaşandığını anlatan Arınç, “Çok şükür herkes kendi iradesinden dolayı isterse başını açıyor isterse kapıyor. Öğrencinin öğrenciyle, hocanın öğrenciyle problemi yoktu. Birilerinin kafasında problem vardı, aynı baskıcı rejimle ‘burada herkes başını açacak’ diyordu. Dilimiz durmaz, bunu söyleyenlere ‘sizin İran’dan farkınız yok’ diyordum. İran’da da herkes başını herkes bir miktar bile olsa örtmek zorunda. Sizde de herkes açmak zorunda. İki dayatmacı sistem arasından çıkmaz mıyız, yahu deve bile sizden akıllı. Deveye sormuşlar, ‘bacakların uzun, yokuşu mu seversin iniş mi’ Deve bakmış ve demiş ki, ‘sen deli misin, düz yola ne oldu. Düz yol varken niye ‘ya bu ya o’ diyelim. Deve kadar aklı yoktu bir zaman bu ülkede ahkam kesenlerin. Bırakın serbest olsun. Bir insanın kıyafeti bile ifade özgürlüğüne girer be ey şaşkın. Bırak kendi iradesini yaşasın, insanları kategorize etmeyin” ifadelerini kullandı.

“Duygusal kırılmayı biz yaşadık”

Arınç, eşinin de parlamentoya girmesini yasakladığını ifade etti.

O dönemdeki uygulamaların hukuki ve ahlaki temelinin olmadığını anlatan Arınç, şöyle devam etti:

“Duygusal kırılmayı biz yaşadık. Gazze her bombalandığında adam öldürmedik, insani yardım gönderdik. Sizin yaşadığınız duygusal kırılmanın bin mislini yaşadık. Bir Meclis Başkanı düşünün, eşinin parlamentoya gelmesine müsaade edilmiyor. Havaalanında başörtüsü nedeniyle cumhurbaşkanını uğurlayamıyor. Nasılsa laiklik elden gidiyormuş. Bunları alkışlayan insanlar da vardı. Neredeler seslerini çıkarabiliyorlar mı. Hayır. Aşağılandık, horlandık. Anayasa Mahkemesi Başkanı konuşurdu, Tayyip Bey’le otururduk, gözümüzün içine baka baka, ‘halen kılık kıyafet özgürlüğü isteyenler var. Anayasa Mahkemesinin kararlarını bilmiyor musunuz cahiller’ derlerdi. Dağa çıkmayı, elimize silah almayı düşünmedik. ‘Sen benim inancıma bu kadar hakaret edemezsin’ demedik, ‘ya sabır’ dedik. ‘Demokrasi tüm sorunları çözecek’ dedik.”

Sorunların millet iradesiyle çözülebileceğine inandıklarını ifade eden Arınç, Türkiye’nin özgür bir ülke haline geldiğini kaydetti.

“Dilimiz iyi bileceğiz”

Arınç; tarih, dil ve dinin gençler tarafından iyi bilinmesi gerektiğine işaret etti.

Dini iyi bilen gençlerin örgütlerin tuzağına düşmeyeceğini ifade eden Arınç, “Dilimizi de iyi bileceğiz. Türkçe 150 bin kelimeden oluşan zengin bir dil ama şimdi 15 bin kelimeye düşmüş. Türk Dil Kurumu geçen dönem bana bağlıydı. 33 dilden sözlük hazırlamışlar. Ama bu memlekette şu kadar Kürt insan varken Kürtçe lügat hazırlanmamış. Nerede Kürtçe-Türkçe lügat. Arkadaşlarımız 1 senede hazırladı. Hamdolsun şu an derslerde kullanabilecek lügat oluşturuldu. Şimdi akademik lügat hazırlanıyor. Bu ülkede Kürt de var Kürtçe de var, eskinin asimilasyonu yok artık. Medeniyetin küçüğü büyüğü olmaz. Varlığını kabul edin, ne olacak. Onlar bu ülkede bizim kader arkadaşlarımız” şeklinde konuştu.

Türkçe’nin çok güdük kaldığını vurgulayan Arınç, “Bugünün twitter nesli, aslında teknik aletlerden çok iyi istifade ediyor ama kısaltmalarla konuşuyor. ‘Selam’ gibi çok kısa bir kelimeyi bile 3 harfe indiren gençlerimiz var. Gençler, bizim dilimiz 25 kelimelik bir dil değil. Zengin ve kulağa su şırıltısı gibi gelen bir dil. Madem ana dilimiz bu, çok iyi öğrenip güzel kullanmalıyız. Bugün televizyonlarda bile öyle bir dil kullanıyor ki, spiker ne dediğinin farkında değil” diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Arınç, gençlerden bol bol kitap okumalarını istedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın da üniversitelerin artık kapılarını halka kapatmadığını dile getirdi.

Konuşmaların ardından Arınç’a fahri doktora beratı verildi.

Daha sonra üniversitedeki kreşin açılışını yapan Arınç, akademisyenlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.

Kaynak: Anadolu Ajansı

       

BENZER HABERLER