Akademik Personel | 23 Kasım 2017, Perşembe

Amerika’da Doktora Yapmak-6

8 Eylül 2017
Amerika’da Doktora Yapmak-6
       

Yazmak bazılarımız için oldukça zorlu bir iştir ve düşüncelerimizi süzgeçten geçirip içselleştirmemizi gerektirir. Hele de sosyal bilimler alanında yüksek lisans/doktora yapıyorsanız ve teziniz için kendinizi hazırlamayı ve “yazma” eylemini bir sistematiğe oturtmayı istiyorsanız, size uygun metodu bulmak ve uygulamak bazen tez konunuzu belirlemekten çok daha zor olabilir. Bununla birlikte, “yazabiliyor olmak” teziniz için tek başına yeterli olmayacağı gibi neyi, nasıl yapacağınıza, çalışmalarınızı nasıl bir sıra ve düzen anlayışı içinde yapacağınıza karar vermek geliştirilmesi gereken başka bir beceri haline dönüşebilir ve siz kendinizi tez konunuzu belirlemeye ya da tezinizi yazmaya çalışırken değil de “akademik hayatınızı” bir düzene oturtmaya çalışırken ve kendinizi çıkmazda hissederken bulabilirsiniz. Peki, ne yapmalı? Daha tez konumuzu bile belirleyememişken yazmak bizim için neden bu kadar önemli? “Akademik hayatımız” dediğimiz, yoluna baş koyduğumuz bu yolculuğa çıkarken neleri göz önünde bulundurmalıyız?

 

Daha önceki yazılarımda takvim oluşturmaktan ve bunu işlevsel olarak kullanmaktan bahsetmiştim. Ancak zamanında Türkiye’de asistanlık yapmış biri olarak pekâlâ biliyorum ki hiçbir zaman takviminiz sizin kontrolünüzde değildir. Yani, bir diğer deyişle siz sabah evden çıkmadan plan yaparsınız ve dersiniz ki “okula gidince şu şu işleri tamamlayacağım.” Elinizde yapacağınız işlerinizden oluşan bir listeniz vardır ancak sabah okula gittiğinizde bölümde yetişmesi gereken yeni bir iş mutlaka olacaktır ve o iş için mutlaka siz görevlendirilirsiniz çünkü “son dakika” yerine getirilmesi gereken işlerde üzerinize yoktur. Bu ve benzeri sahneler pek çok asistan arkadaşın yaşadığı, rutin haline gelen “alışılmışlıklar”dır. Peki, bir gün 24 saatken ve günün en az 8 saatini okulda/işte geçirirken üretken olmak ve işlerinizi yoluna koymak nasıl mümkündür? Hele de İstanbul gibi bir şehirde yaşıyorsanız ve en az 2-3 saat trafikte zaman geçiriyorsanız… Bu sorunun cevabını bildiğimden emin değilim. Çünkü geçmişe dönüp baktığımda kendi hayatımı yaşamadığımı fark ettim. Tabi bütün bu farkındalıklar buraya geldikten sonra kendi başıma kalıp da aynaya bakıp “ne yapıyorum ben?” sorusunu sorunca ortaya çıktı. Dolayısıyla hep bir koşturmaca halinde geçen günlük rutinlerin, biriken işlerin geçmişte bende açtığı derin yaraları ve stresten geriye kalan yıpranmışlıkları anımsıyorum sadece. Bu yüzden günde kaç saat uyuyorsunuz, neye ne kadar zaman ayırıyorsunuz bilmiyorum ancak zaman yönetimine ve yazmaya ilişkin önereceklerim, kendim için de uyguladığım ve çokça faydasını gördüğüm ve -belki de- pek çoğumuzun bildiği önerilerdir.

 

– 3-2-1 Stratejisi: 3-2-1 Stratejisi benim her gün için uyguladığım bir çeşit “yapılacaklar listesi” tekniğidir. Her gün için bir önceki günün akşamında yapılacaklar listesi hazırlarım. O listede 3 küçük çapta, 2 orta çapta, 1 büyük çapta iş olur. Örneğin, üzerinde çalıştığım bir makale varsa, 1 büyük iş, bu makalenin bir bölümünü yazmak, çalışmanın analizlerinin bir kısmını tamamlamak ya da literatürü yeniden düzenlemek olabilir. Orta çapta işler (2 tane) yine sizin tanımınıza ve önem derecesine göre sıraladığınız işlerden oluşabilir. Küçük çapta olanlara (3 tane) markete gidip alışveriş yapmak gibi küçük ancak zamanınızı alan işleri bile yazabilirsiniz – benim önerim hepsi akademik olsun. Blok not tipinde (A3 boyutunda) bir not defterim vardır bu liste için. Her gün en üstteki sayfaya listeyi yaparım. Gün içerisinde yapılan her bir işin ardından işin üzerini büyük bir zevkle çizer, karalarım. Gün sonunda da listemdekilerin hepsini tamamlamışsam ne mutlu bana. Yok eğer listemde tamamlanmamış işler varsa, o listedekileri yeni listeye bir sonraki gün için yazar; sonra artık “eski” olan listeyi yırtar atarım. Zamanı etkili kullanma üzerine çalışmalar yapan bazı araştırmacılar bu tekniğin zihinsel olarak faydalı olsa da farkındalık (mindfulness) ya da öz bakım (self-care) yönünden uzun vadede olumsuz etkileri olabileceğini ve yapılan işlerin verimliliği pekiştirmesi için kaydedilmesi gerektiğini önermektedir. Benim bunun için önerim 3-2-1 listesini aynı yöntemle uygulayıp, haftalık ve aylık self-reflection dediğim kendime rapor verme yöntemini uygulamak. Peki, nedir bu kendine rapor verme?

 

– Kendine Rapor Verme: Her hafta bir-iki sayfayı geçmeyen bir listedir bu rapor. 3-2-1 tekniğine destek olarak yapılır. Haftalık olarak yapılan ve bir sonraki hafta yapılması gereken işler listelenir. Yapılması gerektiği halde tamamlanmayanlar yine bu listede bir sonraki hafta için yapılacaklar olarak yer alır. Bir çeşit günlük izleme raporu olan 3-2-1 tekniğine destek amaçlı hazırlanan haftalık izleme raporudur. Böylece kendinize neyi başardığınızın ve ne kadar yol kat ettiğinizin kanıtıdır. Buna nasıl zaman ayıracağım? Buna ayıracağım zamanda başka işler yaparım diyorsanız, pek tabi bunu da anlarım. Ancak doktora tezi gibi uzun vadeli çalışma disiplini gerektiren işlerde bu ve benzer yöntemler öz-denetim mekanizmanızı geliştirmenize ve süreç boyunca motivasyonunuzu korumanıza yardımcı olur. Denenmiştir ve önerilir! 😊

 

– Zinciri Kırma: Bu teknik Amerikan komedyen, aktör, yazar ve prodüktör olan Jerry Seinfeld’ın tekniğidir. Barış Özcan da bu tekniğin ne olduğunu YouTube’daki kanalında açıklar. Ben bu tekniği kısa vadeli işler için kullanırım. Örneğin, tezim için incelemem gereken çalışmalar varsa ya da analizini yapmam gereken belli sayıda makale, doktora tezi özeti vb. bu yöntem oldukça etkilidir ve kısa vadede raydan çıkmadan hedefinize ulaşmanızı sağlar. Bunu bir örnekle açıklayayım: Danışmanımla birlikte yaptığımız bir araştırma için incelemem gereken 480 civarı proje özeti vardı. Düşününce 480, büyük sayı! Ancak bu yöntemi uygulayarak bir aydan kısa bir sürede analizlerimi tamamladım. Bunu yaparken de ilk gün bir deneme yaptım ve tek seferde verimli olarak kaç proje özetini analiz edebildiğimi süre olarak tespit ettim. Ortalama 20 projeyi tam anlamıyla ve verimli olarak analiz edebildiğimi görmek, hedeflediğim takvimi oluşturmama yardımcı oldu. 20 taneden oluşan proje özetlerini setler halinde bir araya getirip grupladım. 480/20=24 gün demekti ve ben 24.günde analizlerimi bitirmiştim! Hatta bunun için fiziksel olarak bir A4 kağıdına aylık takvimi çıktı alıp, analizi tamamladığım her güne bir çarpı (X) işareti koymuştum zinciri kırma tekniğine uygun olarak. Bu benim için en büyük motivasyon kaynağıydı. O kadar ki, analizleri herhangi bir nedenden ötürü o gün tamamlayamamışsam gidip uyuyamıyordum bile, sırf o çarpı işaretini takvime atamadığım için.

 

– Pomodoro: İnternette bu yöntemle ilgili çokça kaynak mevcuttur. Bu yöntem Francesco Cirillo tarafından geliştirilmiş bir çeşit zaman yönetimi tekniğidir. Ben Pomodoro’yu “Zinciri Kırma” tekniğiyle birlikte kullanarak yukarıda sözü edilen analizlerimi tamamlamıştım. Böylece analizlerimi yaparken düzenli olarak mola vermiş; “boğulmadan” ve verimli bir şekilde analizlerimi tamamlamıştım. Pomodoro için telefon uygulamaları mevcuttur. Size de faydalı olmasını dilerim. Bu yöntemi düzenli olarak uygulamanın bir diğer yöntemi de arkadaşları teşvik etmek ve onlarla birlikte bu yöntemi uygulayarak bunun devamlılığını sağlamaktır. Ben çalışırken etrafımda birinin olmasına pek tahammül edemeyenlerdenim, maalesef (olunca da kulaklıkları takıp dünyayla bağımı kesiyorum ne yazık ki). Dolayısıyla bir kafede, kütüphanede ya da odada birisiyle çalışmam mümkün değil, eğer gerçekten odaklanmam gerekiyorsa. Örneğin benim Pomodoro partnerim, yine aynı alanda doktora yapmış bir arkadaşım. Süre tutmak için telefonları kullandığımızdan ayrı eyaletlerde dahi olsak mesajla birbirimizi motive edip; molalarda ne kadar yol kat ettiğimizi paylaşıyoruz. 😊      

 

– Görselleştirme: Benim gibi görseli gelişmiş insanlar kategorisinde iseniz ve sözel dünyaların insanı değilseniz yazmak konusunda işiniz zor demektir. Ben bu krizlik durumla başa çıkmak için kendimce farklı yöntemler deniyorum bir süredir. Bunlardan birini sizinle de paylaşayım istedim. Dilerim işinize yarar.

 

Öncelikle durumu özetlemem gerekirse, doktoranın ilk yılında aldığım bir ders kapsamında dönem ortasında teslim etmek üzere bir ürün hazırlamam gerekti. Ders spesifik olarak doktora konu alanımla ilgili. Bu bağlamda da bir başlık seçip bunun üzerine alanın uzmanı olan kişilerin makale ve ilgili kitap bölümlerini okuyup yaklaşık 15 sayfalık bir “reflection paper”ı –bir çeşit analiz yazısı diye de düşünülebilir- makale formatında yazmam gerekti. Tabi, makale ve kitap bölümlerini birkaç kez okuduğum halde düşüncelerimi zihnimde organize etmek benim için neredeyse imkânsız. Muhakkak okuduklarımı, yazmalı ve görmeliyim. Ancak o aşamayı geçtikten sonra yazmaya başlamam mümkün. Aksi halde saatlerce Word dosyası açık kalır ve imleç yanıp söner; ben de yapmam gerekeni yapamam. Bu yüzden ben de kendimce geliştirdiğim birkaç stratejiden birini uyguladım bu çalışma için.

 

Öncelikle tüm makale ve kitap bölümlerini okurken üzerine aldığım notları, çalışmaların ana hatlarını renkli post-it kâğıtlarına yazdım. Bunu yazmadan önce her rengin bir yazarı temsil etmesine özen gösterdim. Bir karton üzerinde listeleme yöntemiyle en başa yazar(lar)ı ve çalışmanın yılını başlık post-it’iyle yazıp altına çalışmadaki ana fikirleri ve varsa referans göstermeyi düşündüğüm cümleleri sayfa numaralarıyla birlikte yazdım (Şekil 1).

 

Şekil 1

 

Bu haliyle postere (karton) yeniden göz atıp yazarların hangi ana fikirlerini hangi başlıklarla bir araya getirebilirim diye düşünüp notları bir araya getirdim (Şekil 2). Böylece yazmam gereken reflection paper için temel başlıklar ortaya çıkmış oldu. Bu başlıkları konunun kapsamına ve uygunluğuna göre yazımda nasıl savunmayı düşünüyorsam ona göre sıraladım. Sonrası kendiliğinden geldi zaten. J Yazıyı yazarken de sürekli dönüp makale ya da kitap bölümlerinin sayfalarını taramak zorunda kalmadım çünkü tüm fikirler, ilgili sayfa numaraları ve renkli kâğıtlar beni, hangi düşüncenin hangi yazara ait olduğunu yönlendirmek için yeterli oldu. Posteri (karton) karşıma alıp kendi değerlendirmelerimle birlikte yazıya aktardım. Dilerim sizin de işinize yarar.

Şekil 2

 

– Yazma Grubu: Amerika’da insanlar her zaman olduğu gibi bu konuda da sınır tanımayıp “yazma kampları” vs. düzenliyorlar – biraz abartıyorlar diyelim. Bunu terapi olarak gören, doğaya karışıp bir dağ evinde belli bir süre için bir araya gelenler mevcut. Ancak bunu günlük hayatın bir parçası haline getirenler de var. Okulumdaki doktora programında bir grup arkadaşım bir araya gelip ayda bir ya da iki sefer olmak üzere bir yerde (genellikle aralarından birisinin evinde) bir araya geliyorlar. Herkes atıştırmalık bir şeyler de getirince kamp kurulmuş oluyor. Bir gün boyunca sabahtan akşama kadar durmadan yazıyorlar, her ne üzerinde çalışıyorlarsa. Yakın tarihte bir hocam Amerika’ya dil öğrenmek için gelmişti (evet, yanlış okumadınız “profesörüm ben, dil okulu da neymiş” dememiş, egosunu çöpe atıp yabancı dilini geliştirmek için gelmiş). Sohbet arasında nasıl olduysa bu yazma grubundan bahsettim. “Bildiğin, hanımların yaptığı gibi gün yapıyorlar desene” dedi. 😊 Amacına uygun olarak bu yazma grubuna dahil olan arkadaşlarımdan birkaçı belirledikleri süre içinde makale ya da tezlerinin bir bölümünü yazmak gibi başarılar elde etmişlerdir. Yani, eğer annelerimizin yaptığı türden gün yapmak istiyorsanız o başka tabi. Ama bu yöntem de yazma alışkanlığınızı geliştirmek ve grupla çalışarak motivasyonunuzu korumak için izlenebilecek yollar arasında olabilir.

 

– Referans Gösterimi: Yazma eyleminden bahsedince APA’dan bahsetmemek olmaz. Sosyal bilimler alanında genelde APA (American Psychological Association) yazı stili kullanılıyor, bazı dergiler ya da kurumlar farklı tercihlerde de bulunabiliyor tabi. Ben APA’ya maruz kaldığım ve onu çokça kullandığım için ondan bahsedeceğim, ancak herhangi bir yazı stiline de uygulanabilecek önerilere yer vereceğim. APA’yı doktoranın ilk yılında aldığımız Professional Seminar adı verilen Profesyonel Seminer dersi kapsamında aldık. Ucu çok açık gibi görünen bu derste akademik etiğin yanı sıra -neredeyse- kafamıza vura vura APA yazım kurallarını öğrettiler. Her hafta bir ya da iki bölüm okuyup ilgili bölüm(ler)den klasik sınav oluyorduk. Ne kadar öğrendin diye sorarsanız, cevabım “eh işte” olur. APA’yı nasıl öğrenirsiniz sorusunun cevabı, geribildirimde yatıyor. Danışmanınız ya da dersini aldığınız hoca size APA için geribildirim veriyorsa ve sizde geri dönüp yaptığınız hataları kontrol ediyor ve düzeltiyorsanız bu yazı stilini kısa sürede öğrenirsiniz. Tabi, bunun için de bol bol yazmanız gerekiyor. Danışmanınız ya da dersin hocası size bu konuda yardımcı olmuyor, geribildirimde bulunmuyorsa önerim APA kullanan ve onu öğrenmeye ihtiyacı olan bir arkadaşınızla birbirinizin yazılarında APA kontrolü yapıp noktasından virgülüne geribildirim sağlamanız. Böylece hem arkadaşınızın yazdıklarını kontrol ederken APA’yı daha iyi öğrenecek ve uygulayacaksınız hem de birbirinize geribildirim vereceğinizi ve düzeltmeler yapacağınızı bilmek sizi daha dikkatli yazmaya ve APA’yı doğru kullanmaya teşvik edecektir.

 

Diliyorum bu uygulamalar size de yazma konusunda yardımcı olur. Bu yöntemlere alternatif olarak kullanabileceğiniz tekniklere de bir sonraki yazılarda zaman zaman yer vereceğim. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim. Başarılar!

Sinemissinem

 

Amerika’da Doktora Yapmak – 1

Amerika’da Doktora Yapmak – 2

Amerika’da Doktora Yapmak – 3

Amerika’da Doktora Yapmak – 4

Amerika’da Doktora Yapmak – 5

 

 

https://sinemissinem.tumblr.com/

 

 

       

BENZER HABERLER