Akademik Personel | 11 Aralık 2017, Pazartesi

Amerika’da Doktora Yapmak – 1

27 Eylül 2015
Amerika’da Doktora Yapmak – 1
       

Herkes gibi benim de bir hikâyem var tabi. Öğretmenlik, asistanlık derken yol beni bir şekilde Amerika’ya getirdi ve ikinci doktoramı yapmak üzere buraya geldim. Bu arada ilkini bitirdin mi de ikincisini yapıyorsun diye soracak olanları merakta bırakmayayım: İlk doktora tezim hala yazılmayı bekliyor.

Sözü çok uzatmadan, Amerika’da bir yıl aldığım dil eğitiminin ardından direk doktoraya başlamış olmak beni bu bir aylık süreçte oldukça zorladı. Bizim geldiğimiz alt yapı, eğitim sistemi, buradaki anlayış… Bütün bunlar belli bir yolu kendi dilinde kat ettikten sonra yurt dışına çıkıp İngilizce eğitim almaya başlayan bir birey için oldukça sarsıcı. Tabi bu durumu avantaja çevirmek de kişinin kendi elinde. Ben de bunu avantaja çevirmek için Türkiye’deki deneyimlerim ve birikimimi buradaki sistemle karşılaştırarak her ikisini birleştirmeyi ve aslında kendim olmayı deniyorum. Bu süreçteki gözlem ve deneyimlerimi de sizlerle paylaşmak istedim. Devamında yazılanlar da benim iç sesim:

Şimdi yazacaklarım birçok kişiyi ilgilendirmiyor ya da onlara gereksiz geliyor olabilir. Ancak biz ekmeği bile bölüşmenin ne kadar değerli olduğunu öğrenerek büyüyen bir kültürün çocuklarıyız. Hele de Amerika’ya gelme amacımı bir kez daha düşününce yazmadan duramıyorum. Tabi bütün bunları benden çoook önce deneyimleyen hatta “aaa sen bilmiyor muydun?” diyenler, gereksiz görüp gülenler olacaktır elbet. Onlara şu cevabı veriyorum “gerçekten bilmiyordum, keşke paylaşsaydınız”. Niyetim de sadece paylaşmak, çünkü benimle paylaşılmayan bazı şeylerin bedelini ağır ödüyorum bu ara. O yüzden eksiklerim olabilir. Eklemelerde bulunmak isteyenlere de minnettar olurum. Yazma üslubum da biraz farklı gelebilir. Haddimi asmak değil sadece iç sesimi konuşturmak bu yaptığım.
Simdi ilgilenen arkadaşlarım ve gelecekte master ya da doktora yapmak isteyen genç kardeşlerim için yazıyorum:

Öncelikle bu yazma işini kitaba dönüştürmeyi düşünmedim desem yalan olur. Bunu buradaki danışmanıma da söyledim. Hatta maille uzun uzun anlattım nedenlerimi. Ancak ona Amerikalıların deyimiyle “make sense” yapmamış olsa gerek henüz mailime cevap almadım. Bunu anlayabilirim tabi. Çünkü biz farklı altyapılara, yetiştirilme şartlarına sahibiz. Burada çocuklar ödevlerini yaparken -ki kendileri yapıyor projelerini, ana babaları değil bizdeki gibi-, hep elimdekini karşı tarafa nasıl pazarlarım zihniyeti ile yetiştiriliyor. Dolayısıyla sürekli bir sorgulama ve daha iyiyi yapma çabası var. Bizdeki gibi “armut piş ağzıma düş” değil. Mesela ilk hafta derslere katıldığımızda herkese “neden doktora?” sorusu yöneltildiğinde Amerikalıların tipik bir cevabı var “farklılık yaratmak” dışında: “daha çok para kazanmak (make money)”. Oysa biz Türkler ve Asyalılar (özellikle Çinliler) ülkemiz için bir şeyler yapmak istediğimizi uzun uzun anlatıyoruz ve çok “idealist” bir tablo çiziyoruz. Konuyu çok dağıtmadan “Peki sen Amerikalılardan ne öğrendin?”, “Şimdiye kadar Türkiye’deki master ya da doktora eğitiminde görmediğin ne var da bu kadar abartıyorsun” diyenlere ve gelecekte akademisyen olmayı isteyen arkadaş ve kardeşlerime, onların örnek aldığım ve uygulamaya çalıştığım yöntemlerini sıralıyorum:

1. Sistem anlayışı: Biz kültürel olmaktan da öte, eğitim sistemimizin (üzülerek söylüyorum) laçkalaşmış değişim anlayışından olsa gerek “sistem” anlayışından yoksunuz. Hep bir sisteme ayak uydurma çabası içerisindeyiz. Ancak bir türlü o sistemle bir bütün olamıyoruz, çünkü kendisi sürekli değişime uğruyor. Peki, bu insanlar nasıl bilim yapıyor? Sistemi oturtmuşlar! Planlı ve düzenli çalışma, sistem anlayışıyla oluyormuş. Onu öğrendim. Peki, nasıl bir sistem?

Mesela kişisel olarak söylemeliyim ki ben hayatım boyunca hiçbir zaman “sözel” zekâya sahip olamadım. Okumaktan çok keyif alırım ve beni yakından tanıyanlar ne kadar okuduğumu bilirler. Ancak bir derse çalışmak hele de sözel ağırlıklıysa ve hocanın beklentisi benden bilgi düzeyinde cevap almaksa sonuç hüsran olur. Zira bunu doktora yeterlilikte de yaşadım. Tabi benim gibi “görsel”i gelişmiş ve ezber yapmak yerine bir şeyi zaman içinde öğrenip bilgiyi kullanmayı tercih eden arkadaşlar için öneriler genelde kavram haritaları yapmak, bir sayfayı geçmeyecek şekilde üniteyi kavram ağları kurarak özetlemek gibi basit yollar. Öğretmenlik yaparken öğrencilerim için çokça kullandığım bu yolu neden bunca zamandır Türkiye’deki master veya doktora eğitimimde etkin olarak kullanamadım bilmiyorum. Onu da zaman içerisinde anlamayı ümit ediyorum. Ancak bunun dışında sistem anlayışını oluşturan ve uzun vadeli size yardımcı olacak şeyler var:

-Okuduğunuz makaleler için liste yapmak: Şimdi ben iki word dosyası oluşturdum. Birinde tablo halinde okuduğum her makale icin sırasıyla; sıra numarası, full citation, participants, research problem/questions, research design/methods, major findings (3, maksimum 5 tane), author(s)’ conclusions, author(s)’ implications ve bir de notes bölümü var. Notes bölümüne makalenin en dikkat çekici özelliği ne ise onu yazıyorum genelde. İkinci word dosyamda birinci word dosyasındaki sıra numarasına göre (makalenin sadece sıra numarasını yazıyor devam ediyorum) her makalenin geniş özeti, çalışmada ne yapılmış, ben bu makaleyi okuduktan sonra ne düşünmüşsem (ki genelde gelecek araştırma önerileri -future directions- için aydınlanma yaşıyorum) yazıyorum. Aklıma takılan sorular… Bunları not alıyorum. Uzun vadeli bakıldığında alanınızla ilgili okuduğunuz tüm makaleleri doküman olarak elinizde bulundurmuş, aslında tezinizin tüm alt yapısını hazırlamış oluyorsunuz. Amerika’da doktora yapmış olan bazı hocalarımız 3 yılda doktorayı bitirdiklerini söylediklerinde -ki ben sadece 3 yılda ders dönemini tamamlayabileceğim. 120 kredi alıyorum gençler, yaklaşık 30 ders. Lisans gibi resmen ve yaz okullarında da ders alacağım- anlayamamıştım nasıl oldu da yaptılar diye (Türkiye’de maksimum 30 krediyle iş bitiyor). Şimdi anlıyorum ki bu sistem onlara ilk günden tezleri için birikim yapmalarını sağlamış. Yani insanlar ders dönemini bitirdiklerinde zaten doktora tezinin ilk 3 bölümü olan giriş, literature review ve method kısmı tamamlamış oluyor. Bizim Türkiye’de yaptığımız gibi ders dönemini bitirip yeterliliğe girdikten sonra birkaç hafta/ay içinde tez önerisi sunmaya çalışıp kısa vadede harikalar yaratmaya çalışmıyorlar. Zaten zaman içerisinde öğrendiklerini raporlaştırdıkları için alanda ne çalışacakları kafalarında netleşmiş oluyor. Bu dokümanlardan yararlanarak bu birikimi elde ediyorlar.

-Klasör: Simdi ben eski kuşak insanları gibiyim biraz. Her ne kadar teknolojiyi kullansam da dokunacağım, makalenin üzerinde yazılar yazıp notlar alacağım mutlaka. Yoksa anlamam! Bu yüzden makaleleri derslere göre sınıflandırıp metal kutular içerisinde etiketlenmiş olarak okuduğum sıraya göre arşivliyorum. Her birindeki etiket o word dosyalarındaki sıra numarasına karşılık geldiği için de bir şey kafama takılıp da dönüp bakmam gerekiyorsa makaleyi bulmak zor olmuyor.

-Teknoloji: O olmadan olmaz tabi. Bilgisayar üzerinde dönemlik olarak kayıt altına aldığım her şeyi eşzamanlı olarak Dropbox’ta da saklıyorum. Zira ilk doktoramda bunu yine çok acı deneyimlemiştim. İlk dönemin sonunda bilgisayarım çöktüğünde dönem sonu projelerini yazmak ölümcül olmuştu biraz. O yüzden mutlaka bilgisayarınızdaki her şeyi düzenli olarak yedekleyin!

-Rapor: Ben haftalık ve aylık raporlar yazıyorum. Haftalık olarak neler öğrendim: Kişisel olarak, akademik anlamda, spesifik olarak alanımla ilgili olmak üzere 3 kategorim var. Tabi bu kişiden kişiye ya da alana göre değişir. Danışmanımla da düzenli olarak buluştukça paylaşıyorum. Bunun iyi bir öz değerlendirme olduğunu düşünüyorum. Kendinizi, zaman içerisinde kat ettiğiniz yolu görmeniz açısından etkili buluyorum.

-Defter: Bir defteriniz olsun sürekli çantanızda gezdirebildiğiniz. Birey olarak ben gezmeyi, gezdiğim yerlerde de insanlarla sohbet etmeyi seviyorum. Bu yüzden tatil anlayışım deniz, plaj, güneş değil de biraz daha sosyal gezilerden ibarettir. Bir yeri anlamak için oranın insanlarını anlamak gerektiğine inanırım. Bu yüzden de o kişileri önyargılarımdan arınmış olarak sadece onların gerçekliğinin içine girmeye çalışarak anlamaya çalışırım. Yıllardır günlük tutma alışkanlığım var. Ancak bu biraz daha farklı bir defter benim için. Gittiğim her yerde farklı olduğunu düşündüğüm, dikkatimi çeken şeyleri genelde not almaya özen gösteririm. Bu da naçizane önerimdir. Çünkü sonradan aldığınız notları belli aralıklarla okuduğunuzda yeni şeyler keşfetmeye başlıyorsunuz. Yeni bir araştırma sorusu çıkıyor ortaya mesela.
Bunlar benim bu bir aylık süreç içerisindeki gözlemlerimin ve kişisel çabalarımın bir kısmı. İlgilenenler için devamı:

http://sinemissinem.tumblr.com/

       

BENZER HABERLER