reklam
reklam
Akademik Personel | 04 Aralık 2016, Pazar

Akademisyenler İğneyi Kendine De Batırmalı

5 Mart 2014
Akademisyenler İğneyi Kendine De Batırmalı
       

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof.Dr.Zekai Şen’in, 2013 Senesi Yükseköğretim ve Bilim Dergisi’nde Yayımlanmış olan “Türkiye’de Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimi Kalitesinin İyileştirilmesi için Öneriler” konulu çalışması Türkiye’deki akademik gerçekliği gözler önüne sermekte.

 

Prof.Dr.Zekai Şen’in çalışmasına doğrudan atıflar yapılan bu yazıda göze çarpan önemli noktalar ve değerlendirme önerileri özetlenmeye çalışılmıştır:

 

Bugün ülkemizde yüksek lisans ve doktora çalışmalarında nitelik artışının sağlanması büyük ölçüde Yükseköğretim Kurumu’nun (YÖK) planlarına ve oradaki süzgeçten geçebilen rektörlerin görüşlerine odaklanmış görülmektedir. Acaba yetki ve makam sahibi olanların bilimsel nitelikleri, kurumun kuruluşundan bugüne kadar politikacıların isteklerine mi, yoksa ehliyet ve dirayet gerektiren bilimsel niteliğe mi, bağlı kalmıştır?

Bunun akılcı ve bilimsel (tarafsız) araştırılması yapılırsa esas nitelik sorununun nerelerde olduğu ortaya rahatlıkla çıkabilir.

Yoksa kalitede günah keçisi öğrenciler ve doçent ünvanı alıncaya kadar araştırma görevlileridir. Türkiye’de bilimin niteliği, nitelik kontrolü yapılmayan akademik ünvanlara indekslenmiş ve ünvan yükseldikçe nitelik ve bilimsel düşünce artmaktadır diye çarpık bir düşünce ortaya çıkmıştır

 

Bu Problemin Çözümünde Yüksek Lisans ve Doktora Çalışmalarına Bakış Açısı Nasıl Olmalı?

Yüksek Lisans

1) YL çalışması sırasında adayın mutlaka orijinal katkılı bir sonuca ulaşması gerekmez.

2) Öğrencinin aynı veya benzer konuda başkaları tarafından daha önce yapılmış kaynaklardan ayrıntılı bilgiler edinerek konusu ile ilgili genel bir değerlendirme yapması.

3) Ön çalışmalardan elde ettiği bilgileri bir ahenk içinde kendi üslubu ile başkalarının da istifade edebileceği bir şekle sokabilmesi.

4) Tez yazım kuralları ve bölümlerin sıralanmasında nelere dikkat edileceğini öğrenmesi.

5) Konu ile ilgili genel fikirlere bir işlerlik kazandırılmasa bile yöntem olarak pratik hayatta faydalı olabilecek bir uygulamanın yapılması.

6) Yönetici öğretim üyesinin yönlendirmesi ile onun görüş, tecrübe ve önerilerinden istifade edilmesi.

7) YL tez çalışmasında mutlaka özgünlüğün (orijinalliğin) bulunması şart değildir, ama bulunursa da bu sıradışı bir YL tezi önemine sahip olur.

8) Çalışkan bir öğrenci YL çalışmasını bir takvim yılında bile bitirilebilmelidir. Bu çalışma esnasında belki bir yarıyıl yani 3 aylık bir eğitim süresinde konu ile ilgili 3-4 temel ders alması yeterlidir. Daha sonraki 2-3 ay içinde konu ile ilgili araştırma, uygulama ve denetleme kuruluşlardan gerekli bilgileri alarak öğrendiklerini, gördüklerini ve okuduklarını bir araya getirerek etkin ve yetkin bir tez ortaya koyabilir.

9) YL çalışmaları sırasında en az bir kez tüm bölüm veya fakülte üyelerine açık olan seminerde yaptıklarını anlatarak sözel görüş ve eleştiriler almaya çalışmalıdır. Böyle bir sunum yapmadan YL tezinin bitimine müsade edilmemelidir. Sözlü sunum YL adayının hayatında bir dönüm noktası olarak kendisine güvenin gelmesine sebep olur.

10) Sözlü tez savunması sırasında adayın temel konulardaki fikirleri, ön çalışmalardan yeterince ve etkin bir biçimde yararlanıp yararlanamadığı ve konusununda sorgulayanları yeterince ikna edebilmesine göre başarılı veya başarısız sayılmalıdır.

11) Yukarıda sayılan noktaların ışığı altında yürütülecek bir YL çalışması esnasında öğrenci ile öğretim üyesi arasında bir usta çırak veya bir mürşid ile mürid ilişkisinin fazlaca olması gerekir. YL çalışmalarında yenilikçilik o kadar önemli değildir, yeter ki öğrenci ayrıntılı olarak incelediği konuda yöneticisinden mümkün olduğu kadar yararlanabilsin. Yararlanma esnasında yöneticisine ben bunu pek anlayamadım; acaba nasıl oluyor? gibi soruları yönelterek gerekli cevapları alması gerekir. Böyle bir dinamik ilişkinin bulunmaması halinde ortaya konulacak tez sadece taklitçi, kopya-yapıştırıcı, donuk, verimsiz olur. Bu tür çalışmaların yapana maddi çıkarlar ve makamlar sağlaması dışında topluma veya bilim ortamına bir faydası olamaz. Halbuki, anlayarak ve değişik ön çalışmalardaki fikirleri bir ahenk içinde anlamlandırarak yapılmış bir tez çalışmasının çok faydası olabilmektedir.

 

Doktoraya Yönelik Öneriler

1) DO tezlerinde incelenecek konunun hem bilim felsefesi açısından eleştirel olarak değerlendirilmesi, hem de mantık kuralları ile sözel ilkelerinin ortaya çıkarılması çok önemlidir. Yapılacak çalışmada mutlaka bir yeni görüş, bakış, teori veya yararlı bilimsel çıkarımları olan sunuşların bulunması istenir.

2) Tezin öz geçmişlerinde benzer çalışmalar yapmamış, ama bir şekilde jüriye konulmuş izleme jürisi tarafından takip edilmesinin niteliği artırması beklenirken, azaltması da mümkündür. Bu nedenle DO tez jürisine atanacak hocaların özgeçmişlerine mutlaka bakılmalıdır. Jüri üyelerine karar verecek yöneticilerin bilim dışı ‘ahbap-çavuş’ ilişkisi yerine özgeçmişlerdeki çalışmaları esas alması ile izleme jürilerinin teşkil edilmesine çalışılmalıdır. Günümüzde bu jüriler maalesef özgeçmişlere bakılmaksızın isteyen istediğini jürilere bir şekilde atanmasını sağlamaktadır.

3) DO adayının tez sırasında konusu ile ilgili jüri dışı kişilerin katılımına ve bilimsel eleştirilere meydan veren seminerler gerçekleştirilmeli ve bu sayede tez kalitesinin katılımcı bir yöntemle arttırılması sağlanmalıdır. Bu izleme jürisinden daha da önemlidir, çünkü bölümün diğer öğretim üyeleri de görüşlerini söyleyebilirler.

4) DO tezi sırasında adayın ulusal veya uluslararası bilimsel toplantılarda çalışmalarını kısmen sunarak tez konusunu başka üniversite ve uluslararası bilim adamlarının eleştirilerine açık hale getirmesi çok yararlıdır. Tez çalışmaları sırasında saygın dergi eserleri çıkarabilmek sayesinde tezin niteliği bir ölçüye kadar tescil edilmiş olur. Eğer tez niteliksiz ise bunun sorumluluğu sadece tezi yapanın değil daha ziyade yaptıranındır.

 

Genel Yorumlar:

Ülkemizde lisansüstü eğitim düzeyinde nitelik açısından ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Eğitimin niteliği gibi tezlerin de niteliği ciddi bir sorundur. Doğrusu kaç tezin uluslararası nitelikte yayına dönüştürülebildiği konusunda bir veri yoktur. Ancak tezlerde yüksek oranda intihal ve etik sorunlar yaşandığı; tezlerin bilimsel katma değer sağlayacak yayınlara dönüşmede fazla bir etkisinin olmadığı söylenmektedir. Etik, bir dizi kural ve ilke ya da bir küme insan ya da toplumca kabul edilmiş bir dizi davranış ve ahlaki ilkeler kümesi anlamına gelmektedir. Bilim etiği bilimsel araştırmanın planlaması ve yürütülmesiyle ilgili uyulması gerekli etik ve bilimsel ölçütler olarak tanımlanabilir. Bilim etiği araştırma ve yayın ile ilgili etik değerleri içermektedir. Bilimsel çalışmalarda ve yayınlarda bilim etiğine uymayan durumlarla da karşılaşılmaktadır.

Tez yaptıran hocaların niteliği kontrol edilmedikçe tez yapanın niteliğini kontrol etmek ne kadar etkin olabilir? Karşılıklı güven olmazsa nasıl bilim üretkenliği beklenebilir? Nerede ise her bilim kurumuna hiç uğramaması gereken politika girmiş ve ‘ahbap-çavuş’ ilişkilerini öğrenciler değil öğretim üyeleri, idareciler, aydın denenler yapabilmektedir. Ehliyet, dirayet ve liyakat dışında, köşe başlarına çok nitelikli olarak (üstün bilim adamı gibi) lanse edilenler getirilmektedir. Bu sistemin doğal sonucu olarak talebeler de ister istemez aynı telden çalmak zorunda kalabiliyorlar.

 

Çalışmada Yararlanılan Eserler

 

Erdem, A.R. (2012b). Bilim İnsanı Yetiştirmede Araştırma Eğitimi. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 2(3), 166-175.

Şen, Z. (2011). Bilimsel Araştırma Yaptırma İlkeleri. Bilim ve Felsefe Serisi, 3. Su Vakfı Yayınları.

 

Derleyen: Akademikpersonel.org

       

Yorumlar

  1. evr diyor ki:

    Bizde tezlerde genelde bir kuramsal çerçeve yazılıp, araştırmanın sonuçları o kuramlara göre yorumlanıyor. Ee so what? diyorsunuz sonunda. Anca o kuramı doğruluyorsunuz. Kuramsal çerçevenin amacı o konuda yapılmış geçmiş çalışmaları özetlemek değil mi? Öğrenci yaptığı çalışmayla o literatüre yeni bir şey katmalı. Amacı o kuramları tekrar tekrar doğrulamak veya taklitçilikle kopyalamak olmamalı.

  2. Mahmut diyor ki:

    Adam bir şekilde doçent olduktan sonra birkaç kaliteli doktora öğrencisine ve araştırma görevlisine yaslanıyor, makaleleri onlara yazdırıyor sonra ismini yazdırıyor, işleri onlara yaptırıyor ve bir de afrika ülkesinde bir dergiye yayın gönderiyor 5 sene içinde profesör.

  3. mustafa diyor ki:

    Ayrıca Zekai Şen hocamız biraz daha bilimsel bir yayına imza atsaydı keşke. İntihal ne kadar var? Etik sorunlar tam olarak nedir? Kaç tez uluslararası yayına döndü bunu bilmiyorsak bu konudaki olumsuz yorum neye dayanarak yapılıyor?
    Orjinal yayından bir alıntı “yazarın görebildiği kadarı ile maalesef tez yöneticilerinin büyük bir yüzdesi (%80-90’lara varan) yaptırdıkları tezleri gereği gibi okumamakta veya hiç okumadan sorumluluğu sadece YL veya DO yapana bırakmaktadır.”
    Bir diğeri de şu “ancak tezlerde yüksek oranda intihal ve etik sorunlar yaşandığı; tezlerin bilimsel katma değer sağlayacak yayınlara dönüşmede fazla bir etkisinin olmadığı söylenmektedir.” Yazarın gördükleri ve çevresinden duydukları bilimsel bir yayın olarak dergilerde yayınlanabiliyorsa evet benim de gördüğüm kadarıyla Türkiye’de bilim oldukça niteliksiz bir hal almıştır. Tam olarak aynı içerik olmasa da benzer bir başlıkta nasıl iyi bir yayın yapılır ile ilgili ilk gözüme çarpan örnek şu oldu: http://www.lifescied.org/content/10/3/239.full

  4. aktan diyor ki:

    Değerli Öğretim Üyesi,

    Alıntı: “Doktora yeterlilik sınavları, tıpkı TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi merkezi bir sınav olmalı ve alanlara göre sınav içeriği ayarlanmalıdır. Doktora öğrencisi, doktora tezine ister Harran’da, ister Ege de, ister Boğaziçi’ nde nerede olursa olsun standart bir seviyeyi yakalamış olarak başlayacak. Bugün Türkiye’de doktora yeterliliğin hiçbir standardı yoktur” şeklindeki yazınıza tamamen katılıyorum.

    Üniversitelere göre eğitim seviyesinin heterojen olması, iş veren gözünde de bazı üniversitelerin hakir görülmesine neden oluyor. Avrupa’dan örnek verecek olursak, Doğu Almanya’daki bir üniversite de, Achen Teknik Üniversitesi mezunu da Almanya’da iş aramaya aynı koşullarda başlıyorlar.

    Bizim ülkemizde eğitim kalitesi yok, üniversiteye göre eğitim seviyesi var.

  5. öğretim üyesi diyor ki:

    yeni yök kanununun taslağının hazırlanmasında bu konular geniş katılımlı açık oturumlarda ve yök ün forum sitesinde oldukça uzun süre tartışıldı. yüzlerce yorum yazıldı, fikir ortaya atıldı ve çok değerli önerilerde bulunuldu. dünyanın gelişmiş ülkelerindeki uygulamalar gündeme getirildi. ama ne yazıktır ki, bunca tartışma ve çalışmaya rağmen yrd. doç. ve doçentlerin ağırlık verdiği bu çalışmalardaki öneriler sayın YÖK BAŞKANI ve YÖK ÜYELERİ tarafından DİKKATE ALINMAMIŞTIR. Yeni YÖK TASLAĞINA KONULMAMIŞTIR. ben bu işte bir bit yeniğinin olduğu kanaatindeyim. bu ülke çağdışı bir YÖK kanunuyla yönetilmekte ve bu şekilde devam ettirilmek istenmektedir. ülkemiz sömürülmekte, eğitimin kalitesini artıracak adımlar özellikle atılmamakta, akademisyen niteliğini, özgürlüğünü, özlük haklarını iyileştirecek çalışmalar gündemden uzak tutulmakta ve idealistler körlenmekte veya beyin göçüne zorlanmaktadır. Diyoruzki Amerikada, Avrupanın ve dünyanın geri kalanının gelişmiş ülkelerinde akademik performans, atanma ve yükselme kriterleri, akademisyen özlük hakları ortak birtakım genel geçer uygulamalara ve özelliklere sahip bunları alın uygulayın. yetkililer yok efendim biz illa, Türkiyeye özgü bir sistem uygulayacağız diyorlar. bu işte problemin temel sebebi. kendilerine özgü dedikleri, torpil, adam kayırma, tembellik, siyasi eğilimlere göre karar verme, sözlü sınav ve mülakatlarla kadrolaşma şeklinde bir uygulama olduğunu görüyoruz. YÖK ün forum sitesinde ve video kaydı tutulmuş çalıştaylarında çok değerli öneriler olmuştu. bu ülkede Yüksek öğretimi iyileştirecek kudrete ve iktidara sahip birileri çıkarsa açsın onları okusun. herşey orada var. sadece birini buraya yazacağım. doktora yeterlilik sınavları tıpkı TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi merkezi bir sınav olmalı ve alanlara göre sınav içeriği ayarlanmalıdır. böylelikle doktora öğrencisi doktora tezine ister harran’da, ister ege de, ister boğaziçinde nerede olursa olsun standart bir seviyeyi yakalamış olarak başlayacak. bugün türkiyede doktora yeterliliğin hiçbir standardı yoktur, keyfi bir uygulamadır, vs.

Yorum Yaz