Akademik Personel | 23 Kasım 2017, Perşembe

Akademisyenden Otizimli Çocuklarla İlgili Kitap

31 Mart 2017
Akademisyenden Otizimli Çocuklarla İlgili Kitap
       

Otizm Spektrum Bozukluğu hala çoğu insan tarafından anlaşılamayan bir konudur. Bu nedenle dünya çapında otizm farkındalığını arttırmak ve bu konuda bireyleri bilgilendirmek amacıyla birçok etkinlik ve toplantı yapılmaktadır. Hatta Birleşmiş Milletler tarafından 2 Nisan ‘Dünya Otizm Farkındalık Günü’ olarak ilan edilmiştir.

 

Otizm anlaşılması zor, karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluk olarak birçok film ve kitaba da konu olmuştur. Yakın zamanda okuma fırsatı bulduğum ‘Bu Gezegende Otizm Var‘ kitabı otizmli çocuğa sahip annelerin neler hissettiğini ve bu durumla nasıl başa çıktıklarını anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda otizmin ne olduğunu ve otizmli bireylere nasıl yaklaşılması gerektiğini oldukça sade ve anlaşılır bir dille açıklıyor.

 

Bu Gezegende Otizm Var kitabının yazarı Yrd. Doç. Dr. Özge ELİÇİN ile ilgi çekici bir röportaj gerçekleştirdik.

 

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümünde öğretim üyesiyim. Amacımız özel gereksinimli bireylerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak üzere öğretmen yetiştirmek ve bu alanda öğretmen ve ailelere de destek vermektir. Maalesef bu yolda hem biz akademisyenler, hem alanda görev yapan öğretmenler hem de aileler bir takım zorluklarla karşılaşıyoruz.

 

Karşılaştığınız bu zorluklar nelerdir?

Bu zorluklar karşılaşılan yetersizliğin anlaşılması, doğru yönlendirme yapılması, tanı koyma ve uygun eğitim hizmetlerinden yararlanma gibi konu başlıkları altında değerlendirilebilir. Her yetersizliğin hem bireye hem aileye getirdiği zorluklar vardır ama Otizm Spektrum Bozukluğu gizemini sürdüren ve her bireyde etkisini değişik derecelerde gösteren bir bozukluktur.

 

Otizm tam olarak nedir?

Otizm Spektrum Bozukluğu en temel tanımıyla yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluktur. Erken dönemde fark edilmesi ve eğitim ortamlarından en hızlı şekilde yararlanılması önemlidir.

Nedeninin hala tam olarak anlaşılmadığı bu bozukluk, otizmli çocuklarda bir takım ortak özellikler barındırsa da her çocuğun farklı davranış problemleri olabiliyor. Bu da otizmli çocuğun hem kendisi için hem ailesi için yıpratıcı olabiliyor.

 

Otizm ile ne zaman ilgilenmeye başladınız?

Ben Tohum Otizm Vakfı’nda otizmli çocukların öğretmeniydim akademisyen olmadan önce. Her nedense akademisyen olduktan sonra da otizmli çocuk aileleri ulaştı bana.

 

Kitabınızı yazmaya nasıl karar verdiniz?
Bu kitabı asıl yazmaya karar verdiğim yıl 2015-2016 eğitim-öğretim yılıdır. O yıl BTSO (Bursa Sanayi ve Ticaret Odası) ile Uludağ Üniversitesi arasında bir protokol imzalandı. Biz bu protokol ile Özel Eğitim Bölümü akademisyenleri olarak Bursa’da otizmli çocukların eğitim aldıkları bir okulda öğretmen ve ailelere eğitimler verdik. Bu sırada başka bir akademisyen arkadaşım doktora dersi kapsamında ailelerle bir çalışma yürütüyordu. Çalışma kapsamında ailelerden bir form doldurmaları istenmişti. Bu işlemler de benim aile eğitimi verdiğim döneme denk geldi. Ailelere sorulan sorular arasında “Otizmli çocuğa sahip olmak ….. hissettirdi” sorusu da vardı. Ailelerden bu boşluğu doldurmaları istenmişti. Arkadaşımın dağıttığı bu formları onun adına ben topladım ve kendisine iletmek üzere düzenliyordum ki en üstte yazan bir cümle dikkatimi çekti; “Otizmli çocuğa sahip olmak ağzında demir bir leblebi taşımaya benzer. Yutsan olmaz, çiğnesen olmaz, tükürsen olmaz. O demir leblebi ile yaşamayı öğrenmen gerekir.” Bunu gördükten sonra bu kitabı yazmaya karar verdim.

 

Kitabı yazarken nasıl hazırlandınız?

Akademik olarak işleyen bu süreç her ne kadar yoğun geçse de ben ailelerle özel olarak görüşmeler yaptım. Onların dilinden ve gözünden otizmli çocuğa sahip olmanın nasıl bir şeye benzediğini göstermek için elimden geleni yaptım. Yaklaşık elli beş anne ile görüştüm. Kimilerinden ses kaydı aldım, kimilerinin ise yazılarını aldım. Bunun öncesinde bir ön hazırlık yaptım. Örneğin “İlk otizm tanısı ne zaman kondu? Otizm nedir biliyor muydunuz? Aileniz bu durumu nasıl karşıladı?’’ gibi buna benzer bir soru havuzum vardı.

Yaptığım bu çalışma sonunda şunu söylemek isterim ki otizmli çocuğa sahip olmanın nasıl bir şeye benzediğini ancak otizmli çocuk aileleri bilebilir. Ben sadece bir pencere araladığımı düşünüyorum ve bu pencereden bakmak isteyenler benim kitabımda sadece tek bir öykü ile karşılaşacaklar. Ben görüştüğüm birçok anneden aldığım bilgiler ışığında bir öykü yazdım. Yani roman kahramanımın başından geçenleri birçok anneden aldığım bilgiler ışığında kurguladım.

 

Son olarak bu kitabı yazma amacınız nedir?

Sinemaya gitmenin ne demek olduğunu unutan, çocuğu otizm tanısı aldıktan sonra eş ve akrabalarından soyutlanan, bu dünyada yalnız kalan annelere ve babalara yalnız olmadıklarını, bunun yanı sıra otizmli çocuğu olmayan bireylere de bunun neye benzediğini göstermeye çalıştım. Bu alanda öğretmenlik yapan ve yapacak olan kişilere de destek vermek bir diğer amacım tabii ki. Umarım karşılıklı olarak birbirimizin hikâyesinden etkileneceğimiz daha çok insan girer hayatımıza. Umarım yazdığım bu öykü gönüllere dokunur.

 

       

BENZER HABERLER