reklam
reklam
Akademik Personel | 08 Aralık 2016, Perşembe

Akademi ve Reel Sektör Aynı Takımın Oyuncuları

26 Haziran 2014
Akademi ve Reel Sektör Aynı Takımın Oyuncuları
       

Dünya durmadan değişiyor. Her yeni gün, dünyanın merkezini farklı bir noktaya taşıyor. Adı üstünde, bilgi çağının sakinleriyiz. Artık en önemli üretim faktörü, toplumların gelişmesi ve yarına hazırlanmasındaki en büyük enerji kaynağı, bilgi.

 

Diğer taraftan bilgi sonsuz bir kaynak değil. Üretilmezse, güncellenmezse tükeniyor. Sermaye ve emek ise ancak bilgiyle birleşebildiği ölçüde katma değere dönüşüyor.

Haliyle böylesi dinamik bir süreçte güçlü olmanın ve ayakta kalabilmenin tek yolu var. O da bu değişimi yönetecek ve yönlendirebilecek bilgiye sahip olmak. Bu kural birey için de böyle, toplumlar ve ülkeler için de.

Demek ki asıl meselemiz olabildiğince hızlı şekilde bilgiye ulaşabilmek. Bu kaynağın adresi ise yüzyıllardır belli aslında. Üniversiteler fikirlerin asıl fabrikası. Ancak bilgi üreten üniversiteler ile onu satın almak için bekleyen sermayedarlar ve nitelikli personel istihdam etmek isteyen firmalar arasında köprüleri daha etkin çalıştırmak gerekiyor. Yani bilgiye hikmet katacak bir mekanizma kurabilmek çok önemli. “Onu hikmetli kılan nedir?” diye sorarsanız, tecrübe ve uygulama elbette.

Bunun için de özelikle firmalarımızın yanı başındaki hazineyi keşfetmeleri çok önemli. Şüphesiz ki belirli bir ölçeğin altında çalışan firmalar için ARGE laboratuarları açmak, temel bilimlerde araştırmalar yürütmek, birçok bilim adamını istihdam etmek mümkün değil. Her çalışanı sıfırdan alıp eğitmek de büyük bir zaman ve maliyet gerektiriyor. İşte üniversitelerimiz bu anlamda sanayimiz için bir fırsat.

 

Pratiğe dökülmeyen fikirlerin katkısı yok

Aynı şekilde pratiğe dökülemeyen fikirlerin katma değer anlamında hiç bir katkısı olmuyor. Faydalanılmayan bilgi, harcanmayan ve hiçkimseye hayrı dokunmayan bir defineye benziyor. Üniversitelerimiz çalışmalarını gerçek dünyaya taşımak, kampüs sınırlarını aşmak için reel sektöre kapılarını sonuna kadar açmalı. Şunu unutmamak lazım, maddi unsurların aksine bilgi paylaşıldıkça çoğalıyor.

Türkiye’ye baktığımızda bir yanda işsizlik sorunundan bahsediyoruz, diğer yanda firmalar kalifiye eleman bulamamaktan şikayetçi. Oysa çözüm kendi içimizde. Fakültelerde yetişen gençlerimizin piyasada bir karşılığı olmalı. Gençlerimizin emeği boşa harcanmamalı. Üniversiteler ve reel sektör aynı takımda olduğunu, aynı ekibin birer parçası olduğunu anlamalı. Çünkü başarı her zaman bir ekip işi.

Özellikle dışa bağımlılığı azaltmayı ve 10 yıldan kısa bir zamanda ihracat gelirlerini 500 milyar dolara taşımayı hedefleyen bir ekonomiysek hepimize bu konuda büyük iş düşüyor. Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için Türkiye’nin en önemli hedefi sanayileşmek ve ileri sanayili ülkelerin saffına katılmak. Bilgi toplumuna giden yol buradan geçiyor. Bu hedefimize ulaşmak için de artık yükte hafif pahada ağır ürünlere yönelmeliyiz, teknoloji ihraç etmeliyiz.

Bir örnek vermek gerekirse, bugün bir kilo betonun değeri 1 sent, bir kilo çimentonunsa 5 sent. Yani 1 dolar bile değil. Peki, bir kilogram üzerinden hesaplandığında otomobilin değeri ne kadar eder? 10 ile 100 dolar arasında. Yolcu uçağında bu rakam bin dolara kadar çıkıyor. Savaş uçağının bir kilosu ise neredeyse 10 bin dolar. İşte bu bilginin değeri. En üst basamaklara geldiğimizde mikroçipin kilosunun 1 milyon doları aştığını görüyoruz.

 

Farklı fikirlerden korkmayacağız

Tabi ki kolay bir iş değil. Dünya çapında itibar sahibi markalar ortaya koymaktan, Türkiye markasını çok daha yukarılara taşımaktan bahsediyoruz. Daha çok çalışacağız, daha çok sermayeye ihtiyaç duyacağız. Ancak hepsinden önemlisi daha çok araştırma yapacağız. Deyimin aksine, icatlar çıkaracağız. Yeniliklerden, farklı fikirlerden, projelerden korkmayacağız. Şaşırtacağız. Artık ülkeler için yeni bir sıralama ölçütü buluş yapma kapasitesi, yeni marka ve patent sayısı.

Bu anlamda kurucusu olduğumuz İstanbul Ticaret Üniversitesi aslında konunun iş dünyası açısından önemini ortaya koyuyor diye düşünüyorum. Önceliğimiz öğrencilerimizi reel sektörün ihtiyaç duyduğu niteliklerle donatmak. Bunun için uygulama merkezlerimiz, ülkede ilklere imza atan bölümlerimizin yanında, İstanbul Ticaret Odası Meclis ve Komite Üyelerimizle üniversitemiz arasında yakın bir bağ kurmaya gayret ediyoruz. Öğrenci koçluğu programından, ortaklaşa düzenlenen anket çalışmalarına, fuar organizasyonlarımızdan, meclis toplantılarımıza kadar gençlerimiz ve akademisyenlerimizle yan yana, omuz omuza hareket etmeye özen gösteriyoruz.

Ancak bu çaba halihazırda eğitim veren 180’i aşkın üniversitemizi kapsayacak şekilde genişletilmeli. Üniversitelerimiz birer kuluçka merkezi gibi çalışmalı. Reel sektörün en yakını olmalı. Buralarda eğitim gören 5,5 milyon gencimiz, 100 bini aşkın akademisyenimiz Türkiye’yi üst gelir sınıfına taşıyacak potansiyele sahip. Onları doğru alanlara yönlendirmek, üniversite laboratuarlarında pratik bilginin üretilmesini sağlamak özel sektörün ilgisine bağlı. İnanıyorum ki, akademi-reel sektör işbirliği 2023 Türkiye’sinin lokomotifi olacak.

Yazar: İbrahim Çağlar – İstanbul Ticaret Odası Başkanı – Hürriyet

 

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz